![]() |
Şehirliye anlatması zor Karamsarlık ve iç sıkıntısı hava ile birlikte sanki insanların yüreğine de çökmüştü. Halbuki baharın müjdecisi "yörük güzelleri" çiçeğe durmuştu, hastanemizin bahçesinde. Bahar gelmişti de sanırım yüzünü gösterecek güneşi bekliyordu. O gün öğleden sonra güneş sıcak yüzünü gösterir gibi oldu. Hastane ortamından kurtulup kaçma isteği ile işlerimi toparlayıp yakınımızdaki park alanına yöneldim. Ağaçların arasında amaçsızca bir süre yürüdüm. Islıkla kuşlara eşlik ettim. Park kalabalıktı ama kimsenin kimseyle ilgilendiği de yoktu. Boş banklardan birine oturup koltuğumun altındaki gazetenin yapraklarını çevirmeye başladım. Yaşlıca bir bey izin isteyerek bankın diğer ucuna oturdu. Cebinden çıkardığı ekmeği ufalayarak sağa sola atmaya başladı. Attığı kırıntılara gelen serçeler sunulan yemekten pay kapabilmek için çırpınıyordu. Serçelerin coşkuyla ekmeği ufalama çabaları o kadar güzeldi ki ürkütmemek için gazeteme döndüm. Bir süre sonra adamın kuşlara bir şeyler söylediğini daha doğrusu konuşmaya çabaladığını görünce ilgisiz kalamadım. Mırıl mırıl bir şeyler anlatıyordu kuşlara ancak tam duyamıyordum. Cebimdeki bisküvilerden birini ufalayıp ben de kuşların ziyafetine katkıda bulunmak istedim. Adam elimi tutarak engel oldu. - Onlar şekerli bisküvi değil mi? - Evet. - Şekerli bisküvi verme kuşlara! - Niçin? Onlara zarar mı verir? - Anlatması uzun sürer şimdi. Kuşlara iyilik yapmak istiyorsan şekerli bisküvi verme o kadar... Şaşırmıştım. Sert ve biraz kaba üslupla söylenen bu sözler merakımı uyandırmıştı. Bisküvileri cebime koydum. "Minicik kuşlara zararlıysa bizler de mi yemesek bu bisküvileri acaba?" diyecek oldum. Baştan aşağı dikkatlice süzdükten sonra "Şehirde doğup büyümüş birine benziyorsun. Sen yiyebilirsin. Sana zarar vermez" dedi. "Çattık" dedim içimden. Adam biraz kaçık diye düşünmeye başlamıştım. Sanki içimden geçenleri anlamış gibi başladı anlatmaya. - Beyim, ben köyde doğup büyüdüm. Şehirden hep uzak durdum. Ne zaman ki torunum dünyaya geldi onun hatırına kışları şehre, torunumun yanına geliyorum. Ama, şehirden nefret ediyorum. Bir türlü alışamadım. Biraz güneş açtığında hemen parka çıkıyorum. Şu, ilerde salıncakta sallanan kırmızılı kız da benim torunum. - Allah bağışlasın. Kaç yaşında? - 4 Yaşında. Seneye yuvaya gidecek inşallah. O zaman ben de onun başını beklemekten kurtulup kaçacağım bu şehirden. - Nedir seni rahatsız eden şehirde? Neden kaçıyorsun, burada her şey var? Anlatsam da anlamazsın gibilerden bir bakış attı. "Herşey var diye kaçıyorum zaten" dedi. Şaşırmaya devam ediyordum. "Nasıl yani?" gibilerden saçma sözcükler döküldü ağzımdan. - Şu kuşlara bir bak hele. Ekmek kırıntıları ile karınlarını doyurur ve şakırlar. Karınlarının doyması için kuru ekmek yeterlidir. Onlara şekerli bisküvi verirsen daha da severek yerler. Ama bisküvinin tadını alan kuru ekmeğe bakmamaya başlar. Bir süre sonra aç kalırlar. Dahası, şekerli bisküvi iştahlarını açar. Doysalar bile yemeğe devam ederler. Çatlayıncaya kadar yerler. İşte o yüzden engel oldum onlara bisküvi vermene. - Eeeeeeeeee? - Anlamıyor musun? İnsanlar da böyle. Şehirde her şeyden bol bol var. Şehre alışan bu kuşlar gibi oluyor. Ne yese doymuyor, köye dönse aç kalıyorlar. Şehir bozuyor insanları. Ben de şehir insanları gibi olmadan bir an önce gitmek istiyorum. - ................... - Dedim ya anlatması zor. Şehirde her şey bol bol var. "Bilir misin?" diye sürdürdü konuşmasını. - Çiçeğe ihtiyacından çok su verirsen boğulduğunu anlamadan yaşar ama yavaş yavaş kökleri çürür. Şehir insanları da böyle... Derin bir iç çekti. Cebinde kalan son ekmek kırıntılarını da saçtıktan sonra ayağa kalktı. Kaygılı gözlerle salıncakta sallanan torununa baktı. "Şehirliye anlatması zor" dedi. Ağır ağır yürüdü... Dr. Mehmet Uhri mehmetuhri Kaynak: Ekolay |
WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:17 AM. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.