![]() |
TELKİNİN YAŞAMIMIZDAKİ YERİ Aklın görevi duygusal yanımızın huzurunu sağlamaktır. Çevremiz ile kurduğumuz tüm ilişkiler bizlerde bir iz bırakır. Bu iz direk duygusal bir izdir. İşte bu sebeple de insan aynı zamanda da bir telkin varlığıdır.İnsan doğumundan itibaren bir öğrenme süreci içine girer. Önce mimikleri takip eder. Ve henüz konuşmayı bilmediği için çevresinden gelen hareketler, seslerin tonu, yüz ifadeleri onun için bir anlam kazanmaya başlar. Zamanla birlikte de kelimelerin anlamlarını çözer. Böylece konuşan ve kelimelerle anlaşan bir insan haline gelir. Onun için tüm çevresi ile kurduğu kontaklar bir öğrenme vasıtasıdır. Çevresi geliştikçe ilişkide olduğu insanların sayısı artar. Dolayısıyla onlardan etkilenir. Düşünce melekelerinin gelişmesiyle birlikte de kendi kendine içsel konuşmaları onun karşılaştığı durumlarla ilgili tavırlar belirlemesine ve bazı kararlar vermesine sebep olur. Bu kararlar onun kanunlarıdır. Kanunlarını işlettikçe onlardan vazgeçemez bir hale gelir.Kişinin kendi kendine geliştirdiği bu kanunları onun kişiliğini, davranışlarını şekillendirir. Yaşamda karşılaştığı güçlükler bazı durumlarda ona acı verir. O bu acılardan vazgeçmek isterse eski kararlarının yerine yenilerini koyabilir. Elbet ki bu bir öğrenme sürecini de beraberinde getirir. Böylece insan devamlı gelişen düşüncesinde serbest bir akıl varlığıdır. Düşünce aklın bir ürünüdür ama durduk yerde çalışmaz. Düşünceyi çalıştıran duygulardır. Herhangi bir duygulanım olmaksızın kişi düşünmek gibi bir işe kalkışmaz.Bu sebeple de insan hayatında duygunun yeri ve önemi çok fazladır. Duyguların iş gördüğü yanımıza gönül diyecek olursak insan hem bir gönül hem de bir akıl varlığıdır. Ayrıca bir de zeka dediğimiz "ortama uyum kabiliyetimiz ve problemleri çözme" yanımız vardır. Bu yanı harekete geçiren ise şartlardır. Ortamın şartları neyi gerektiriyorsa kişi kendi zekasında kayıtlı olan problem çözme yolunu çalıştırır. Bazen onun bu çözümü yeterli gelmez ve kişi daha rahat, daha güzel bir çözüme ihtiyaç duyar. Çünkü gönlü, yani duygu yanı rahat ve huzurlu değildir. İşte ondaki bu huzursuzluk onu bir arayışa yönlendirir ve aklından yardım ister. Akıl, düşünce denilen işlevle çalışmaya başlar. Tecrübeleri, öğrendiği bilgiler ve hatta yetmezse yeni arayışlarla mutlu ve huzurlu olabileceği bir çözüm bulma işine girişir. Aklın görevi duygusal yanımızın huzurunu sağlamaktır. Çevremiz ile kurduğumuz tüm ilişkiler bizlerde bir iz bırakır. Bu iz direk duygusal bir izdir. Hoşlanmak ya da hoşlanmamak gibi. İşte bu sebeple de insan aynı zamanda da bir telkin varlığıdır. Telkinlere tamamen açık bir özelliğimiz var. "Elini sobaya uzatma, yanarsın" bir telkin olduğu gibi, "Hayatın gerçek tadı" sözcüğü bile bir telkindir.Telkinlerde amaç kişinin içinde bulunduğu durumdan istifade ederek onun ne kadar mutsuz olduğunu ona hissettirip daha mutlu, huzurlu olacağı yeni durumu ona göstermektir. Reklamlar işte tamamen bu amaçla hazırlanır.Görüldüğü gibi telkinin hayatımızda muazzam bir etki gücü vardır. Fakat duygusal yanımızda tam tersi etki yaratacak telkinler de vardır. Örneğin bir anne ya da baba çalışmayan çocuğuna "Çalışsana" diye bir söz söylediğinde aslında hiç farkında bile olmadan; "Sen ne güzel tembel tembel keyifli bir haldesin, keyfini boz ve seni sıkan sıkıntılı çalışma haline gir" demektedir. Hangi çocuk ya da genç bu isteğe sıcak bakar? Oysa anne aile çocuğuna çalışması durumunda kazanacağı başarıyı , alacağı övgüyü, duyacağı huzur ve mutluluğu anlatarak bu isteğini iletse başarılı olur.Huzur ve mutluluk isteği hepimizin içinde devamlı vardır. Doğru kullanılan telkin ile en dirençli insanlar bile kararlarından vazgeçebilirler.Bunlara kökleşmiş yanlış inanışlar denilebilir. Çünkü insan her türlü zorluğun üstesinden isterse gelebilecek, gelişmeye açık, bir varlıktır. O daima daha mutlu daha huzurlu olabileceği durumları arar. Fakat bazen böyle köklü inanışlar birden bire kırılamaz. Bir direnç oluşur. Bu direnç bir buz dağı gibi gelişimin önünü keser. O buz dağı sevginin sıcaklığı ile eritilebilir. Çocuklarımıza anne babanın yerine, çok sevilen bir dayı, hala, teyzenin daha etkili olmasının ilk sebebi budur. Anne babadan o sıcaklığı göremeyen bir çocuk bir yakın akrabadan o sıcaklığı görebilir. Psikolog ya da pedagogların çocuklarla daha iyi iletişim kurmalarında da aynı sebep yatar. Bu sıcak ve ön yargısız sevgi dolu yaklaşımlarda buz dağı erir ve yapılan telkinler çok daha etkili olur.Telkin yöntemiyle, kişilerin irade güçleri, kendilerine güvenleri arttırılarak, gönülleri benimsedikleri yanlış bilgilerden kurtarılıp, akıldan gönüle damla damla akıtılan doğru bilgilerle donatılır. Bu yöntemle;Anne adaylarının hamilelik döneminde doğum korkuları giderilir, rahat ve kolay doğum yapmaları sağlanır.Doğum sonrası aldıkları kilolardan kurtulmak için, her pazartesi rejime başlayıp,iradesine hakim olamadığından bir türlü sonunu getiremeyen anneler istedikleri kiloya 3-6 ay arasında ulaşabilir.Sigarayı bırakmak isteyip bir türlü bırakamayanlar , rahatlıkla bırakabilirler. Bugüne kadar 1000 den fazla kişi bu zorlu işi başarmıştır.Korkuları, fobileri, sıkıntıları, kaygıları olan kişilerin, günlük streslere karşı güç kazanmaları, zihni kavrayışlarının artması, unutkanlık, yorgunluk gibi yaşama sevincinden uzaklaştıran negatif hallerden kurtulmaları sağlanarak yaşama sevinçleri güçlendirilir. Motivasyon güçleri artarak kendilerine olan inançları ve güvenleri sağlanır.Kolej sınavlarına veya üniversite sınavlarına hazırlanan gençlerin sınav kaygılarından, heyecanlarından kurtulmaları sağlanır.Madem ki insanoğlu olarak bizlerde böyle değişmeye açık ve işlenebilir bir taraf vardır, ondan doğru istifade bize hayat yolunda hız kazandırır. Mutluluk ve huzur sağlar. Hangimiz bu mutluluk ve huzurdan uzak kalmak isteriz ki? Kaynak: Hekimce |
WEZ Format +3. Şuan Saat: 10:29 AM. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2025, Jelsoft Enterprises Ltd.