AŞKTA KİMLERİ ÇEKİYORUM VE NEDEN?

Işıldayan Safir

Administrators, Zerynthia
20
HD RANK
Katılım
6 Mart 2009
Mesajlar
5,993
Reaksiyon puanı
76
Puanları
0
Konum
Mutlulukya
love_is_in_the_air.jpg

Sen geliştikçe, kendini geliştirmiş insanları çekersin. Yok geliştirmezsen, her şeyi karşıdakinden beklersen, o seni sevsin, o her şeyi yapsın vs. hep aynı tarz insanları çekersin, sadece isimler değişir, hayatında kısır döngü oluşur.

Yarım insan yarım insanları çeker, tam insan tam insanları çeker…

Evrensel Aşkta 4 evrensel aşama vardır:

1- Tanıma Fenomeni: Daha ilk tanıştığın zaman dersin ki “Ben seni sanki ta yıllardır, asırlardır, ebediyyen tanıyor gibiyim.”

2- Zamansızlık Fenomeni: “Seni daha çok yeni tanıyorum ama sanki senden öncesi yok gibi geliyo bana. Senden önce zaman yok gibi. Sanki hep sen varmışsın gibi... Sanki hayat seninle başladı” duygusu...

3-Yeniden Birleşme: “Seninle her şey yerli yerine oturdu, her şey tam. Seninle olduğumdan beri artık kendimi bütün hissediyorum.” Bir oluyorsun. Daha doğrusu Bir’ken daha büyük BİR oluyorsun.

4- İhtiyaç Fenomeni: Hayatımda sen olmazsan hayatın ne anlamı var?” duygusu. Mantığın “hayat devam eder” diyor, ama bir yanın “inşallah aynı anda ölürüz” diyor. Çünkü o kadar dolu dolu, o kadar zengin, o kadar çoğalarak çoğaltarak yaşıyorsun ki... Ondan sonra 3 gün 5 gün fazla yaşasan ne olacak diye düşünüyorsun. Ama önemli bir şey var: İhtiyaçtan dolayı sevmiyorsun, sevdiğin için ihtiyaç duyuyorsun. Bu fark çok önemli...

Aşık olduğumuz insanı nasıl seçeriz? Asıl bu seçimi yapan kim? Bilinçaltımız 1. si Reptilyan dediğimiz bölüm: İçgüdüler, yeme-içme gibi bedensel fonksiyonları o kontrol eder. Limbik sistem: Ana rahmine düştüğümüz andan itibarenki duygularımız... Serebral Korteks (Neo Korteks): Mantık, akıl yürütme, yaratıcı fikirler, plan, program, kararlar...

Aşkta seçimi reptilyan bölümle limbik sistem (eski beyin) yapıyor. Neokorteks ne derse desin; saçma bulsa da, onaylamasa da eski beyin seçim yapıyor. Neye göre: Anne-babamızda bizim gördüğümüz olumlu ve olumsuz özelliklere göre. Çünkü o beyin çocuk beyni, içimizdeki çocuğun beyni. Çocuk ne ister? Anne baba tarafından sevilmek ister. Onun besini odur. Anne baba çocuğun bir çok ihtiyacını tatmin etmemiştir; harika anne baba da olsa. Hepimizde incinmeler var. Çocuğun dileği ne? O yaraları iyileştirmek...

Her ilişki ama her ilişki -ne kadar memnun olsak da olmasak da, acı çeksek de, rahatsız da etse- aslında içimizdeki çocuğun yaralarını iyileştirme süreci. Şimdi ben içimdeki çocuk olarak, bilinçaltımda annemle babamın olumlu ve olumsuz özelliklerini görüyorum. Ve ben yine farkında bile olmadan -bilinçsizce aynı ortamı yaratarak- (ki orada eski beyin ebeveynle sevgiliyi karıştırıyor, ikisini aynı insan sanıyor) dolayısıyla anneye, babaya benzer insanları hayatına çekiyor. Farkında bile olmadan... Sen belki annene benzeyen bir erkeği de kendine çekebilirsin, illa karşı cins ebeveynin özellikleri olması gerekmiyor. Neden? Bilinçaltında anneni babanı düzelterek, onların en mükemmel şekilde seni sevmesini sağlamak. Dolayısıyla biz anne babadan beklediğimiz şeyi (çocuğun anne babadan beklediği sevgiyi) bu kez partnerden bekliyoruz.

Eğer oturup şimdiye kadarki ilişki sürdürdüğünüz insanların bir listesini yaparsanız, hep benzer özelliklere sahip insanlar olduğunu fark edersiniz.

İlişkilerden örnek: Kadın çocukluğunda alkolik bir babadan dayak yiyerek büyümüştür. Onun kafasında (çocuk olarak) mutlaka baba onu sevmeli, ne olursa olsun. Kendisini sevilmeye layık biri olarak hissetmeye çalışıyor. Ama onun bilinçaltında sevgi=alkolik ve döven biri kaydı var. O yetişkin bir birey olduğunda sevgi istediğinde bilinçaltındaki kaydı neydi: Alkolik ve döven biri. Zaten annesini öyle görerek büyümüş. Bilinçaltında itina ile böyle birini çekiyor. Bu kişi 1000 kişilik bir salona girse, bir tek kişi bu özelliklere sahip osla onu bulur ve ona aşık olur. Sonra “kader” der. “Ne kadar kadersizim ki 3 kocadır boşadım, hepsi alkolik ve döven çıktı” Aslında bilinçaltındaki kayıtlar karşısına kader olarak çıkıyor. İlişkilerde daima biz içimizdeki yaraları iyileştirmek için ordayız. Umudumuz da karşımızdaki kişinin bizim yaralarımızı iyileştirmesi.

Bunu değiştirmek için: Öncelikle bu dünyada hiçbir insan bir ilişkiye “ben karşımdakini mutlu etmek için ilişkiye giriyorum” demez, her insan kendi mutlu olmak için o ilişkiye girer. Ama biz ne yapıyoruz? Sanıyoruz ki “o beni sevsin (anne babamızın bizi sevmesini istediğimiz gibi), hayatını bize adasın, bizi mutlu etmeye... Böyle bir şey yok. Ben yarım insansam ne bekliyorum? Karşımdaki gelsin, beni tamamlasın istiyorum. Hani o bütünleşme duygusu var ya. Hani bebekken “anne ve ben biriz” Bu kez “anne ve ben biriz” duygusunu farkında bile olmadan bilinçaltımda “sevgilim ve ben biriz” olarak yaşamak istiyorum. Annenin yerine sevgilimi koyuyorum.

Ne yapmamız gerekir derken: Yapmamız gereken şey; bu yaraları psikolojik sağaltımla tespit edip onlarla yüzleşmek gerek. Hep söylediğimiz bir formül vardır: Yüzleş, kucaklaş özgürleş. Önce sorunla yüzleşeceksin. Önce sen iyileştireceksin. Önce sen daha bütün bir insan haline geleceksin ki, sen bütün bir insan olarak başka bütün bir insanı hayatına çekebilsen. Çekim Yasası işte bu. Benzer frekanstaki insanlar geliyor hayatımıza çünkü.

Aşık olduğumuzda, aslında ilk başlangıçta, bizim kendi içimizde var olan ışığı karşımızdaki kişiye yansıtıyoruz. Aslında aşık olduğumuz kişide gördüğümüz özellikler bizde var. Ama bunun farkında değiliz. Potansiyel... Henüz açığa çıkmamış. Ama biz bu özelliklerin onda olduğunu “sanarak” ondan ayrılmak istemiyoruz. -Biz aslında kendimizden ayrılmak istemiyoruz yani o farketmediğimiz kendi boyutumuzu keşfetsek bütünleşme yolunda ilerleyeceğiz. Yani o içimizdeki ben’le bütünleşme... “Sen gidersen ben hiçim” diyoruz.

Sonra ne oluyor? Aşk, ilişki başlar. Bir süre sonra iki taraf birbirinin güvenini kazanır: “Biz bir çiftiz” duygusu. Bu ister sevgili boyutunda olsun, ister evlilik boyutunda. İki taraf da birbirine güveniyor ya, şimdi zamanı gelmiştir: İki taraf da aynı şeyi söyler: “Bak, ben şimdiye kadar iyi kız oldum/iyi oğlan oldum. Hep istediğin gibi davrandım. Şimdi artık ödül bekliyorum. Ödül ne: “Benim bilinçaltımda varolan beklenti hiyerarşilerinin senin tarafından doyuma ulaştırılması...” İki taraf da aynı şeyi söylüyor. Ama direk söylemiyor da, iki taraf da diğerinin zihin okumasını istiyor. “Beni bu kadar seviyorsa, söylemeden ne istediğimi bilmeli..”

Sonra bizim kafamızdan geçirdiğimiz beklentilerimize yanıt almadığımızda ne oluyor? İki taraf da bir kenara çekliyor. İlk zamanlarda hep bir arada olmak istemeler, dokunmalar, onu 5 dakika görmek için 500 km gitmeler, sürekli telefonla konuşmalar, onu 5 dakika görmeyi ödül hissetmeler vardır.

Ama bu dönemde “iyi kız-iyi oğlan” döneminden sonra beklentiler devreye girdiğinde (anne babadan yeterince alınamayan sevgi-onay ilişkide karşılanamadığında) iki taraf da geri çekilmeye başlıyor. Ne oluyor o zaman: Dokunmalar azalıyor, sevişmeler azalıyor, tv izleme oranı artıyor, arkadaşlarla daha sık görüşülüyor, bilgisayarda daha sık zaman geçiriliyor.

Ve GÜÇ MÜCADELESİ başlıyor... Bu dönemde kendindeki-anne babadaki olumsuz özellikler (ama reddedilen-yok sayılan siyah gölge dediğimiz özellikler) partnerde görülmeye başlanıyor. Ve kavgalar çıkarılıyor; aslında “beni sev, beni sev” diyoruz. Tıpkı bebekken ağladığımız zaman annemizin meme vermesi gibi, ağlayarak kavga çıkararak sevgi-besin istiyoruz.

Biz çocukluk döneminde onay görmek için, kabul görmek için, sevilmek için, çevreden kabul görmek için birtakım özelliklerimizi bastırıyoruz. Geride kalanları da pek beğenmediğimiz için ne yapıyoruz? Maske geliştiriyoruz, imaj geliştiriyoruz=SAHTE BEN. Bu imaj “Bak ben ne kadar değerliyim? Bak ben ne kadar sevilmeye layığım” imajı... Sahte bir imaj... İmaj sahte bir şeydir zaten. Ama bu imajın bir de beğenmediğimiz tarafları var, reddettiğimiz o yanları çuvala dolduruyoruz. Ona da “yadsıma” diyoruz. Başkalarında sıkça gördüğümüz ve beğenmediğimiz özellikler, aslında bizde olan ama kabul etmediğimiz özelliklerdir. Eğer ben çoğu insanın kıskanç olduğunu düşünüyorsam, aslında kıskanç olan benim... Ama ne yapıyorum? Ben kendimde kabul etmiyorum, onu çuvala tıkıyorum, bastırıyorum. Bunun gibi özelliklere biz “siyah gölge” diyoruz. Bir de o aşık olduğum kişide gördüğüm olumlu özellikler de benim “beyaz gölgem” farkında bile olmadığım... Bu kez “o özellikler bende değil, onda var” sandığım için ne yapıyorum? Bu kez kaybetme korkusuna giriyorum. “O giderse ben bir hiçim” Yani o bir yansıtma... Sevgilimizde, aşık olduğumuz kişide tüm olumlu özellikleri görüyoruz.

Bu güne kadar hayatımıza kim girdiyse girsin, iyi-kötü-orta, işe yarar yaramaz… Her bir insanı hayatımıza biz çektik. Çünkü o ilişkiden alacağımız bir ders var. Her dönemde daima kendi frekansımıza uygun insanları hayatımıza çekiyoruz. Bu ilişkinin sonuçlarından hiç memnun olmasak da...

Biz geliştikçe karşımıza gelişkin insanlar çıkar, yok gelişmezsek, “karşıdaki bizi sevsin-mutlu etsin” diye beklersek, hep sorunlu ilişkiler yaşarız, yalnızca isimler değişir... Kısır döngü sürer gider...

Ne zaman ki kendimizle yüzleşir, kucaklaşır ve ebevenlerimizden çocukluğumuzdan özgürleşiriz; o zaman biz TAM oluruz ve karşımıza da tam insanlar çıkar…

NİL GÜN

love_is_in_the_air.jpg
 
süper bi yazı bazı kısımlarına kesinlikle katılıyorum fakat bazı kısımlarıda bana uygun gelmedi:) ama yinede keyifle ve ilgiyle okudum ;)
 
Özellikle saplantılı aşk adını verdiğimiz birlikteliklerde,
aşkın şiddetinin kişide bulunan, yüzeye çıkartmadığı veya
görmezden gelerek bastırdığı "gölgesiyle" doğru orantılı olduğu bildiriliyor.
Yani gölge'nin karanlığı ne kadar fazlaysa, aşkın şiddeti de o kadar fazla hissediliyor.
Tabi bu insanı geliştiren değil, tüketen bir süreç...
 
çok güzel bir yazıydı paylaşım için teşekkürler
 
Çocuken annem pasif ve babam da oldukça otoriterdi doalyısıyla tam gerektiği gibi bir sevgi alamadım ve evet zerrythina dediğin gibi bunun etkilerini görüyorum. Ben tam gelişmediğim için hep beni sevsin mutlu etsin o kişi diye düşünüyorum ama dediğin gibi ya o bütünleşme duygusu ne olacak?.. O yüzden hayatıma sevgisiz kişileri çekiyorum.
Peki bu durumu mu nasıl değiştirebilirim, olumlamalarla mı, bunun için eskiden hayaller kurardım kendimi küçük bir çocuk olarak düşünürdüm, çok zor... :(
 
sevgisiz kişileri çekiyorum derken ne demek istedin :)
belki kendime sorduğum sorunun cevabı bu olabilir
 
Yani güzel sevgi tam bir aşk yaşayacağım kişileri çekmiyorum demek istemiştim... :)
 
Sen karşındaki kişiye sevgini verebiliyor musun peki? Elinden geleni yaptığına inanıyor musun?
 
Hımm şey aslında kendimi açmak konusunda da çok iyi deilim biras içime kapalıyım...
 
Hımm şey aslında kendimi açmak konusunda da çok iyi deilim biras içime kapalıyım...

Korkuların, kendinde sevmediğin ya da güvenmediğin bazı şeyler var o zaman. Onları nelerse bir yere yazmanı, ardından bunlara uygun olumlamalar bularak gün içerisinde tekrar etmeni öneririm.

Karşına çıkan insanların hepsi aslında sana aynalık yapan insanlar... Kendinden esirgediğin şeyler varsa eğer bunları karşındaki insanlardan bekleme. Önce sen kendine hakettiğin değeri ver, kendini sev.
 
Okurken tam Nil Gün 'ün anlatım tarzı diyordum ki altına Nil Gün'den alıntı olduğun yazmışsın :)

Yazı için çok teşekkürler Zerynthia

O halde ben hayran olunası bi insanım , çok güzel bakıyorum, ay çok şekerimmmm diyorum;madem karşımdaki beni yansıtıyor dimi ama ;) Pohpohliim bu vesile ile kendimi.y789 Hayat bana güzel.
 
Bu yazıyı okumak tüm ilişkilerimi düşünmeye itti.Ve düşününce her bir kelimesinin doğru olduğunu fark ettim. Gerçekten mükemmel bir şekilde anlatılmış, çok teşekkürler :)
Ancak aklıma takılan şey; kendimizle yüzleşme bölümü. Ve yüzleştik ve sorunu bulduk diyelim. Sonraki adım ne olmalı?
 
Okurken tam Nil Gün 'ün anlatım tarzı diyordum ki altına Nil Gün'den alıntı olduğun yazmışsın :)

Yazı için çok teşekkürler Zerynthia

O halde ben hayran olunası bi insanım , çok güzel bakıyorum, ay çok şekerimmmm diyorum;madem karşımdaki beni yansıtıyor dimi ama ;) Pohpohliim bu vesile ile kendimi.y789 Hayat bana güzel.

Öylesin tabii. :)

Bu yazıyı okumak tüm ilişkilerimi düşünmeye itti.Ve düşününce her bir kelimesinin doğru olduğunu fark ettim. Gerçekten mükemmel bir şekilde anlatılmış, çok teşekkürler :)
Ancak aklıma takılan şey; kendimizle yüzleşme bölümü. Ve yüzleştik ve sorunu bulduk diyelim. Sonraki adım ne olmalı?

Aslında bu yazılar yaşanmışlıkların ürünü olarak ortaya çıksa da buralardan belli kalıplar oluşturmaya çalışmamak lazım. Yani zaten sorunu buldun diyelim. Sonraki adım çözüme yönelik olmalıdır. O da senin vereceğin karar... Ama şu şekilde davranmak gerekir ya da şöyle yapılmalıdır demek doğru bir yaklaşım olmaz bana göre. Unutmamamız gerekir ki her birimiz bu hayat yolunda farklı deneyimler yaşayarak yürüyoruz.

Sevgilerimle.
 
çok güzel bir paylaşım şimdi bende kendi ilişkim hakkında düşünüyorum acaba soeunlu olan benmiyim hep sorunlu kişileri çekiyorum..
 
harika bir yazı.

hani dersin ya sevdiğine "sen de beni sana çeken birşey var " diye ama bulamazsın ne olduğunu ...o an bakışları evet evet bakışları...sonra sesi .hımmm duruşu ....yüzü ....bu böyle gider tabi..............

çok doğru bir yaklaşım bu yazıda okuduklarım ....
biz yaşadıklarımızdan sıyrılmayı bilemediğimiz için hep eksik görüyoruz ve AŞK dediğimiz kavramı kendimizde değil karşıdan bekliyoruz ...

AŞK bizim isteğimizle oluşuyor,şekilleniyor ...AŞK bir oyun hamuru aslında y789.bozup bozup yeniden şekillendiriyoruz ...

düşünüyorum da bencilim ben...blook
 
çok güzel bir paylaşım şimdi bende kendi ilişkim hakkında düşünüyorum acaba soeunlu olan benmiyim hep sorunlu kişileri çekiyorum..

Sevgili busesu, ttli3

Kurduğun cümle bile bir sebep aslında. "Hep sorunlu kişileri çekiyorum." Geniş zamanlı bir cümle en başta... Geçmişte böyleydi, şuanda da böyle ve gelecekte de böyle olacak mesajı veriyor. Hayatına hep sorunlu kişileri çektiğine inanıyorsan her zaman bu inancına uygun kişileri yaşamına çekmeye devam edersin. İlk olarak bu cümleyi değiştirerek başlatabilirsin aşk hayatındaki dönüşümü.

Sevgiler. actionsmile
 
:) yazı tek klimeyle muhteşem.sevgili yada arkadaş hayatıma hep sevgime ihtiyaç duyanları çekmişimdir.Aradan yıllar geçtiğinde bile hani o klişe sözcük vardır ya;kimse senin gibi sevmiyor.Yıllarca bu soruyu sordum.Ben nasıl seviyordum ki? Sonunda buldum.Kendimden vazgeçerek.Onları daha fazla değerli kılarak,ben i silerek.Bu hatayı geç farketmek hem de çok geç kendimi neredeyse akılsız ilan etmeme sebep oluyordu.Hatta itiraf edim oldu.Yeni öğreniyorum, katıksız sevgi sadece evlada duyulabiliyor ama bunu ömür yarıyı geçip,artık yapılacak birşey kalmadığında anladım.A bu arada yapılacak şeyler arasında sunulanları daha net görmeye başladığımı saymıyorum.Onu başarmaya başladım.
 
Bu çok çok faydalı paylaşım için teşekkür ederim zerythina
Nil Gün'ün bir kitabındansa eğer bu alıntı,kitabın ismini öğrenmek istiyorum.
Tekrar teşekkürler..
 
O0Begenerek tam 2 kez okudum... Harika bir yazi, Nil Gun klasiklerinden biri daha956k
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst