- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bakır tencerelerin, kullanış ve dayanma bakımından iyi olmalarına karşın
sık sık kalaylanmaları gerekir. Alüminyum tencerelerin sakıncalı yanlan ise
kesif soda ve alkali eriyiklerin alüminyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk
farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks)
olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının
açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz. Düdüklü tencerelerin yan
yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapaklan ise ilginçtir. Çevrilince
tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.
Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı,
istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap
vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı
kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder.
Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır. Düdüklü tencerenin
pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek
tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile
doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük
sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun
kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir. Normal tencere
ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit
kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı
kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100
derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.
Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden
çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek,
vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı
et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.
Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı
Londra'da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek
o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35
yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde
emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir. Papin, gazlarla ilgili
ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle'nin asistanıdır ve
kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama
noktasını yükselten bu buluşunu 1679'da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar
pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış,
hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile
kullanılmıştır. Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar
olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye
hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda
kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına
yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.
'Bir ordu midesi üzerinde hareket eder' diye bir vecizenin sahibi olan
Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu
sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert,
Papin'in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere
yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
sık sık kalaylanmaları gerekir. Alüminyum tencerelerin sakıncalı yanlan ise
kesif soda ve alkali eriyiklerin alüminyum üzerine olan etkileridir. Sıcak-soğuk
farkından etkilenip çatlasalar da en sağlıklı tencereler cam (payreks)
olanlarıdır. Pişirme sırasında içleri görülebildiğinden sık sık kapaklarının
açılması gerekmez, yiyeceğin vitamini kaçmaz. Düdüklü tencerelerin yan
yüzleri basınca dayalı malzemeden yapılır. Kapaklan ise ilginçtir. Çevrilince
tencerenin ağzını içten sıkı sıkı kapatırlar ve buharın kaçmasına mani olurlar.
Düdüklü tencerenin kapağında herhangi bir patlama tehlikesine karşı,
istenen basınca, dolayısıyla pişme derecesine göre ayarlanabilen bir subap
vardır. Basınç ayarlananın üstüne çıkınca subap açılır, buhar buradan dışarı
kaçar, hızla çıkan buharın çıkardığı düdük sesi de etrafı olaydan haberdar eder.
Düdüklü tencere ismini de bu nedenle almıştır. Düdüklü tencerenin
pişirme prensibinde suyun kaynama özelliği yatar. Su 100 derecede kaynar demek
tek başına doğru bir ifade değildir. Kaynama sıcaklığı atmosfer basıncı ile
doğrudan ilgilidir. Basınç atmosfer basıncından düşükse, su daha düşük
sıcaklıklarda da kaynayabilir veya basınç atmosfer basıncından yüksekse suyun
kaynaması için daha yüksek sıcaklıklar gerekir. Normal tencere
ısıtıldığında su 100 derecede kaynar ve tüm su kaynayana kadar bu sıcaklık sabit
kalır, yemek de bu sıcaklık da pişer. Düdüklü tencerede ise buhar dışarı
kaçamadığından tencerenin içindeki basınç gittikçe artar, dolayısıyla su 100
derecede kaynamaz, tenceredeki sıcaklık 130 dereceye kadar çıkar.
Böylece pişirilmesi istenen besinlerin ısısı suyun kaynama derecesinden
çok daha yükseğe çıkar. Bu yüksek sıcaklık yiyeceğe süratle nüfuz ederek,
vitamin ve minerallerini kaybetmeden daha çabuk pişmesini sağlar. Bundan dolayı
et haşlaması en çok yarım saatte, kuru sebzeler yirmi dakikada pişebilirler.
Gelelim düdüklü tencerenin öyküsüne. 1682 yılının 12 Nisan akşamı
Londra'da bir evde kraliyet sosyetesinden bir grup yemek yiyeceklerdir. Bu yemek
o güne kadar yenmiş yemeklerden farklıdır çünkü davetlilerden Fransız mucit, 35
yaşlarındaki Deniş Papin, yemeği son buluşu olan, her tarafı kapalı, üzerinde
emniyet vanası olan bir kap içinde pişirecektir. Papin, gazlarla ilgili
ana kanunları formüle eden İrlandalı fizikçi Robert Boyle'nin asistanıdır ve
kabın içindeki buhar basıncını arttırarak, yemeğin sıvı kısmının kaynama
noktasını yükselten bu buluşunu 1679'da gerçekleştirmiştir. Yemekte bulunanlar
pişen etten o kadar memnun olmuşlardır ki, bu buharlı tencere süratle yayılmış,
hemen hemen bütün yiyeceklerin hatta pasta ve pudinglerin pişirilmelerinde bile
kullanılmıştır. Her icadın ilkinde olduğu gibi, bunda da bazı aksamalar
olmuş, emniyet valfı sık sık tutukluk yapmış, güzel bir akşam yemeği yemeye
hazırlananlar, tencere patlayınca yiyecekleri duvarlarda seyretmek zorunda
kalmışlardır. Bu patlamalar düdüklü tencerenin neredeyse 150 yıl unutulmasına
yol açmıştır. Tekrar popüler olması ise Napoleon Bonaparte sayesinde olmuştur.
'Bir ordu midesi üzerinde hareket eder' diye bir vecizenin sahibi olan
Napoleon askerlerine yiyecek ikmalini sağlıklı yapamamaktan şikayetçi idi. Bu
sorunu çözmek için parasal ödül vaat etmesi üzerine Fransız şef Nicholas Appert,
Papin'in buluşunu geliştirerek günümüzdekine benzer pratik bir düdüklü tencere
yapmış ve tekrar yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır.
Ü-V-Y-ZŞ-T-USP-RN-O-ÖMJ-K-LH-I-İGE-FC-Ç-DBAY-ZU-Ü-VŞ-TSP-RO-ÖN
