Aşkın dinini ilan ediyorum ve o beni nereye götürürse götürsün orası benim imanım ve inancımdır.
İBN-İ ARABİ
Aşk sufinin yoludur. O sufi düşüncesinin temelini oluşturur. Su finin yaptığı her şey, aşktan kaynaklanır. Sufiler, Tanrı'nın aşkın kaynağı olduğunu bilirler. Aşk iki taraflıdır, merhametin yol ol duğu bir yerde, biz Tanrı'yı sevebiliriz o da bizi sevebilir. Tan rı'nın bizim üzerimizde merhameti olabilir; bizim Tanrı üstünde merhametimiz olamaz. Fakat Tanrı’nın yarattıkları üzerinde mer hametimiz olabilir ve bu da aşkla olur. Attar der ki, Sufi Rabia'ya şeytandan nefret edip etmediği sorulduğunda cevabı şöyle olur, "Tanrı'ya olan aşkımdan ondan nefret etmeye zaman kalmıyor."
Aşkta limitler ya da sınırlandırmalar yoktur. Bütün yasaklar ve sınırlar insan ürünüdür. Tanrı, aşkında ne yasak ne de sınır koyar. Bir Sufi için, aşk bilinmeze gidip değerli olmaktır, kendini tinsel gelişime adamaktır. Filozof Hegel der ki; "Bu aşk bura da bütün taraflardan bütün alanların içine genişleyen bir merke zi biçimlendirir.
Sufi doğal olarak her şeyi sever ve kutsal güzelliğin bütün yansımalarını görür. Aşk bilinmeyen bir ülkedir. Aşk her zaman her yerden çağırır; o sonsuz bir gökyüzü gibidir. Ona katılabilmek için her şeyi risk edinebilmelisin, yarı kalp ile aşk yeterli değildir. Sufi Rabi'a der ki “aşk kıyıları görünmeyen bir denizdir. Aslında hiç kıyıları da yoktur. Temkinli olanlar içine dalmazlar. Aşk içinde yüzmek zehir içtikten sonra onu tatlı bulmaktır.” Aşk ta kaybetmek değil sadece kazanmak vardır.
Bizim gibi yaratılanları sevmek bize Tanrı sevgisinin tadını verir. Aşk var olan en iyi ve en güzel duygudur. Derin aşk ise ya şadığın, hissettiğin ama açıklamakta zorlandığın bir şeydir. Mevlana'nın dediği gibi “Aşk hakkında yazmaya gelince, kalem ikiye bö lünüyor ve kağıt yırtılıyor.“ Bir sufi meseli bir dilencinin kraldan al ması yerine krala vermeyi isteyen kişidir. Hayal kırıklığına uğramış ve isteksiz bir şekilde çantasından bir buğday tanesini alır ve kra la verir. Eve döndüğünde, çantasında bir tane altın bulur. Bu me selin mesajı, Tanrı'nın bizden gelecek hiçbir şeye ihtiyacı olmadı ğıdır. Aksine iyi bir niyet ile verdiğimizde O, karşılığını bize kat kat verir. Bu da bize Tanrı'nın bize olan sevgisini gösterir. Şair Kabir bu mesele atfederek “bir zerre buğday vermenin karşılığı buysa her şeyimi vermemin karşılığı nedir?” demiştir.
Tanrı Hz Muhammed ile konuştuğunda aşk ile ilgili bir söylem vardır, "Ben kulumu sevdiğimde, onun duyduğu kulak, gördüğü göz, kavradığı el, yürüdüğü ayak olurum. Eğer benden bir şey is terse ona veririm; eğer korunmak isterse bunu ona sağlarım." Aşk sufinin yoludur. Aşk bizi nereye taşırsa taşısın, orası bi zim yolumuz, imanımız ve inancımızdır. Her şeyi sevdiğimiz zaman Tanrı'nın sevgisini üstümüze çekmiş oluruz.
Alıntı.
İBN-İ ARABİ
Aşk sufinin yoludur. O sufi düşüncesinin temelini oluşturur. Su finin yaptığı her şey, aşktan kaynaklanır. Sufiler, Tanrı'nın aşkın kaynağı olduğunu bilirler. Aşk iki taraflıdır, merhametin yol ol duğu bir yerde, biz Tanrı'yı sevebiliriz o da bizi sevebilir. Tan rı'nın bizim üzerimizde merhameti olabilir; bizim Tanrı üstünde merhametimiz olamaz. Fakat Tanrı’nın yarattıkları üzerinde mer hametimiz olabilir ve bu da aşkla olur. Attar der ki, Sufi Rabia'ya şeytandan nefret edip etmediği sorulduğunda cevabı şöyle olur, "Tanrı'ya olan aşkımdan ondan nefret etmeye zaman kalmıyor."
Aşkta limitler ya da sınırlandırmalar yoktur. Bütün yasaklar ve sınırlar insan ürünüdür. Tanrı, aşkında ne yasak ne de sınır koyar. Bir Sufi için, aşk bilinmeze gidip değerli olmaktır, kendini tinsel gelişime adamaktır. Filozof Hegel der ki; "Bu aşk bura da bütün taraflardan bütün alanların içine genişleyen bir merke zi biçimlendirir.
Sufi doğal olarak her şeyi sever ve kutsal güzelliğin bütün yansımalarını görür. Aşk bilinmeyen bir ülkedir. Aşk her zaman her yerden çağırır; o sonsuz bir gökyüzü gibidir. Ona katılabilmek için her şeyi risk edinebilmelisin, yarı kalp ile aşk yeterli değildir. Sufi Rabi'a der ki “aşk kıyıları görünmeyen bir denizdir. Aslında hiç kıyıları da yoktur. Temkinli olanlar içine dalmazlar. Aşk içinde yüzmek zehir içtikten sonra onu tatlı bulmaktır.” Aşk ta kaybetmek değil sadece kazanmak vardır.
Bizim gibi yaratılanları sevmek bize Tanrı sevgisinin tadını verir. Aşk var olan en iyi ve en güzel duygudur. Derin aşk ise ya şadığın, hissettiğin ama açıklamakta zorlandığın bir şeydir. Mevlana'nın dediği gibi “Aşk hakkında yazmaya gelince, kalem ikiye bö lünüyor ve kağıt yırtılıyor.“ Bir sufi meseli bir dilencinin kraldan al ması yerine krala vermeyi isteyen kişidir. Hayal kırıklığına uğramış ve isteksiz bir şekilde çantasından bir buğday tanesini alır ve kra la verir. Eve döndüğünde, çantasında bir tane altın bulur. Bu me selin mesajı, Tanrı'nın bizden gelecek hiçbir şeye ihtiyacı olmadı ğıdır. Aksine iyi bir niyet ile verdiğimizde O, karşılığını bize kat kat verir. Bu da bize Tanrı'nın bize olan sevgisini gösterir. Şair Kabir bu mesele atfederek “bir zerre buğday vermenin karşılığı buysa her şeyimi vermemin karşılığı nedir?” demiştir.
Tanrı Hz Muhammed ile konuştuğunda aşk ile ilgili bir söylem vardır, "Ben kulumu sevdiğimde, onun duyduğu kulak, gördüğü göz, kavradığı el, yürüdüğü ayak olurum. Eğer benden bir şey is terse ona veririm; eğer korunmak isterse bunu ona sağlarım." Aşk sufinin yoludur. Aşk bizi nereye taşırsa taşısın, orası bi zim yolumuz, imanımız ve inancımızdır. Her şeyi sevdiğimiz zaman Tanrı'nın sevgisini üstümüze çekmiş oluruz.
Alıntı.
