Güncel olmayan bir tarayıcı kullanıyorsunuz. Bu web sitesini veya diğer web sitelerini doğru şekilde göstermeyebilir. Yükseltmeli veya bir alternatif tarayıcı kullanmalısınız..
Bu başlık altında Anthony Robbins'in İçindeki Devi Uyandır isimli kitabından alıntıları paylaşacağım. Hedeflerinize ve kişisel gelişiminize faydalı olmasını dilerim.
"Tutarlı bir insan, kadere inanır; kaprisli bir insan, şansa inanır."
BENJAMIN DİSRAELİ
Hepimizin rüyaları vardır... Hepimiz ruhumuzun derinliklerinde, bizde özel bir şeyler olduğuna, dünyada bir fark yaratabileceğimize, insanlarla özel bir biçimde ilişki kurabileceğimize, yaşadığımız dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğimize inanmak isteriz. Hayatımızın bir aşamasında, hepimizin içinde, arzu ettiğimiz ve hak ettiğimiz hayatın kalitesiyle ilgili bir vizyon mutlaka belirmiştir. Ama çoğumuz için o rüyalar gündelik koşuşturmanın ve kaygıların arasında öyle sislenmiştir ki, artık onlara ulaşabilmek için çaba göstermeyi bile kesmişizdir. Pek çok insan için, rüya artık silinmiştir ve onunla birlikte, kendi kaderimizi biçimlendirme irademiz de yok olmuştur. Kazanan kişi olabilmeyi getiren o güven duygusunu kaybetmiş pek çok kişi vardır. Benim hayatımın amacı, o rüyayı geri getirip gerçekleştirmek, her birimizin onu hatırlamasını ve kendi içinde uyumakta olan o sınırsız gücü uyandırmasını sağlamaktır.
Kendi rüyamı yaşamakta olduğumu ilk anladığım o günü hiç unutamam. Jet helikopterimle, Los Angeles'deki bir iş toplantısından, Orange County'deki seminerime uçuyordum.
Glendale kenti üzerinden geçerken gözüme büyük bir bina ilişti. Helikopteri durdurup o binanın üzerinde bir süre kaldım. Aşağıya bakarken, daha on iki yıl önce o binada odacı olarak çalıştığımı düşünüyordum!
O günlerde en büyük kaygım, 1960 modeli Volkswagen'imin, ofise kadar olan 30 dakikalık yolculuğa dayanıp dayanmayacağıydı. Hayatımın tek odağı, sağ kalmayı sürdürebilmekti. Kendimi yapayalnız ve korku içinde hissediyordum.
Ama helikopterimden o binaya bakarken, "On yıl ne büyük değişiklikler getirebiliyor!" diye düşünmekteydim. O zaman da rüyalarım vardı. Ama ben kendim o noktadayken, hiçbiri gerçek olamayacakmış gibi görünüyordu. Oysa bugün bakıyorum da, geçmiş başarısızlıklarım ve çaresizliklerim aslında bugünkü hayat düzeyimi yaratan anlayışın temelini atıyormuş, diyorum. Sahil yolu boyunca güneye doğru uçmayı sürdürürken, aşağıdaki dalgalarda oynaşan yunusları, sörf yapan insanları gördüm. O manzara, eşim Becky'nin de, benim de, hayatın en özel armağanlarından biri saydığımız manzaraydı. Sonunda Irvine'a vardım. Aşağıya baktığımda, semineri vereceğim yere gelen yolun üzerinde tampon tampona bir trafik yığılması gördüm. Kendi kendime, "Hay Allah, bu akşam bu kentte ne gibi bir gösteri olacaksa, bir an önce başlasa da benim seminere gelecek insanlar da vaktinde gelebilse" diye düşündüm.
Ama helikopter pistine inerken, karşımdaki tablonun farklı olduğunu anladım. Güvenlik kuvvetleri binlerce insanı, benim iniş yapacağım yerden uzak tutmaya çalışıyordu. Gerçeği o anda anladım. Gördüğüm trafik sıkışıklığı, benim seminerime gelen insanların yarattığı bir sıkışıklıktı! Biz 2000 kişinin katılmasını bekliyorduk, oysa karşımda 7000 kişi vardı.
Tuttuğumuz salon ise ancak 5000 kişi alabiliyordu! Pistten binaya yürürken çevremi yüzlerce insan sardı, hepsi beni kucaklamaya, bana çalışmalarımın hayatlarını nasıl değiştirdiğini söylemeye çalıştılar. Anlattıkları hikâyeler inanılacak gibi değildi. Bir anne bana, "hiperaktif" ve "eğitilemez" teşhisi konulmuş oğlunu tanıştırdı. Bu kitaptaki durum yönetimi ilkelerini uygulamış, oğlunu hem Ritalin ilacını almaktan kurtarmış, hem de California'ya getirip yeniden teste soktuğunda onun "dahî" olduğunu öğrenmişti! Bu yeni teşhisi bana söylerken yüzünü görmeliydiniz! Bir adam bana, bu kitapta okuyacağınız Başarı Şartlanması tekniklerini kullanarak kendini kokain alışkanlığından nasıl kurtardığını anlattı. Elli yaşlarında bir çift, on beş yıllık bir evliliğin sonunda, tam ayrılmak üzereyken, kişisel kurallar'la ilgili bilgileri öğrendiklerini anlattılar. Bir satış görevlisi, aylık gelirinin altı ay içinde 2000 dolardan 12.000 dolara nasıl yükseldiğini, bir işadamı da, kalite soruları ve duygusal yönetim ilkelerini uygulamakla şirketinin kazancını on sekiz ay içinde nasıl 3 milyon dolar artırdığını tarif etti. Genç ve güzel bir kadın, bana eski halinin bir fotoğrafını gösterdi, bu kitapta öğreneceğiniz ağırlık ilkelerini uygulayarak tam yirmi sekiz kilo vermişti.
O salondaki duygu yükü bana öyle dokunaklı geldi ki, sesim tıkandı, konuşamaz oldum. Dinleyicilerime bakıp karşımda gülümseyen, tezahüratta bulunan, sevgi dolu 5000 yüzü gördüğümde, gerçekten rüyamı yaşamakta olduğumu anladım! Bunca insanın, en çok istedikleri şeye ulaşabilmesini sağlayacak bilgilere, stratejilere, felsefelere ve becerilere sahip olduğumu hiç kuşkusuz bilmek, öyle harikulade bir duyguydu ki! Benliğimi bir imgeler ve duygular seli kapladı. Daha birkaç yıl önce başımdan geçmiş bir tecrübeyi hatırladım. California'nın Yenice kentindeki küçük bekâr dairemde tek başıma oturmuş, Neil Diamond'ın bir şarkısının sözlerini dinleyip ağlıyordum. Şöyle diyordu şarkı: "Karşımdaki boşluğa, benim, dedim. Kimse duymadı. Sandalye bile. Benim, diye bağırdım. Benim, dedim, Ben! Ve kendimi daha da yalnız hissettim, nedenini anlayamadım." O anda hayatımın hiç önemi yokmuş gibi hissediyordum. Dünyadaki olaylar kontrol ediyordu beni. Ayrıca, hayatımın değiştiği ânı da hatırlıyorum. Sonunda, "Yeter artık! Bende zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak bu sergilediğimden çok daha fazla şey olduğunu biliyorum!" dediğim ânı. İşte o anda bir karar verdim ve o karar hayatımı ebediyen değiştirdi. Gerçekten de, hayatımın her yönünü değiştirmeye karar vermiştim. Elimden gelebilecek olanlardan azına asla razı olmayacağım, demiştim. Bu kararın beni böyle inanılmaz bir güne getireceği kimin aklına gelirdi?
O geceki seminerime varımı yoğumu kattım. Sonunda salondan çıktığımda, insanlar büyük bir kalabalık halinde benimle birlikte helikoptere kadar yürüdü, beni geçirdi. Bu olayın beni çok heyecanlandırdığını söylemek, aslında olayı azımsamak olur. Yaratıcıma bu harikulade armağanı için şükrederken yanağımdan aşağıya bir gözyaşı damlası kayıyordu. Çimenlerin üzerinden kalkıp mehtaba doğru yükselirken, kendi kendimi çimdiklemek zorunda kaldım. Bütün bunlar gerçek olabilir miydi? Daha sekiz yıl önce çaresizlikler içinde mücadele eden, kendini yapayalnız hisseden, hayatını bir türlü yoluna koyamayan insan ben miydim? Şişman, meteliksiz, nasıl edip de sağ kalabileceğini bilemeyen bir adam! Yalnızca lise eğitimine sahip benim gibi bir genç, bu kadar çarpıcı değişiklikleri nasıl gerçekleştirebilirdi?
Cevabım çok basit: Bugün artık konsantrasyon gücü diye isim verdiğim ilkeye, koşum vurmayı başarmıştım. Tüm kaynaklarımızı hayatımızın bir tek alanına odakladığımız zaman, bir anda ne kadar büyük bir kapasiteye komuta eder duruma gelebileceğimizi, çoğu insanlar hiç bilmezler. Kontrollü odaklama, sizi engelliyormuş gibi gözüken her şeyi yarıp geçen bir lazer ışını gibidir. Herhangi bir alandaki gelişme üzerine sürekli odaklandığımız zaman, o alanı nasıl daha iyi hale getirebileceğimiz konusunda benzersiz farklılıklar geliştiririz. Çoğumuzun asıl istediğimiz şeyi elde edemeyişimizin nedenlerinden biri, doğrudan odaklanmayışımızdır. Gücümüzü hiçbir zaman tam anlamıyla konsantre etmeyişimizdir. Çoğu kişiler hayatta gelişigüzel yaşarlar, belli bir konunun hakkından gelmeye karar vermezler. Aslında bakarsanız, pek çok kişinin hayatta başarısız olmasının nedenini, önemsiz şeylerde ustalaşmak olarak görüyorum. Bence hayatın en önemli derslerinden biri, yaptığımız şeyleri neden yaptığımızı anlamayı öğrenmektir. İnsan davranışlarını biçimlendiren nedir? Bu sorunun cevapları, kendi kaderinizi biçimlendirmenin en önemli anahtarlarını sunacaktır.
Benim bütün hayatım, her zaman için, tek ve belli bir odağın gücüyle güdülmektedir: İnsanların hayat kalitesi arasındaki farkları yaratan nedir? Nasıl oluyor da çoğu olayda, sıfırdan başlamış, çok aşağılardan yükselmiş insanlar, hepimize ilham veren hayat biçimlerini her şeye rağmen yaratabilmişlerdir?
Bir de bunun tersine, imtiyazlı çevrelerde doğmuş olan, başarının her türlü kaynağını parmaklarının ucunda hazır bulan nice insan, neden şişman, çaresiz, kimyasal tiryakiliklerin kurbanı durumunda yaşar? Bazı insanların hayatını bir örnek, bazılarınınkini bir uyarı yapan şey nedir? İhtiras dolu, mutlu, güzel hayatlar yaratırken, beri yanda bazılarına da, "Hepsi bumuymuş?" dedirten o sır nedir?
Benim kendi tutkum, birtakım basit sorularla başladı.
"Hayatımın kontrolünü nasıl bir anda kendi elime alabilirim?
Fark yaratacak bir şeyi -kendime ve başkalarına kaderlerini biçimlendirmekte yardımcı olacak bir şeyi- nasıl bugün yapabilirim? Nasıl gelişebilirim, nasıl öğrenebilirim, nasıl büyüyebilirim, bu bilgileri nasıl edip de anlamlı ve zevkli bir şekilde paylaşabilirim?"
Daha çok erken yaşlarda, hepimizin dünyaya benzersiz katkılarda bulunmak için geldiğimize, hepimizin içinde bize özgü bir armağan bulunduğuna inanmıştım. Anlıyorsunuzdur, ben hepimizin içinde uyumakta olan bir devin varlığına inanıyorum. Hepimizin bir istidadı, bir yeteneği, kapısının açılmasını bekleyen bir dehası var. Bu belki resme ya da müziğe yönelik bir yetenektir. Belki sevdiklerinizle çok özel biçimde ilişkiler kurabilmektir. Belki bir satış dehası, bir onarım dehası, işinizde ya da mesleğinizde ileriye doğru uzanma dehası olabilir. Ben bizi yaratan gücün kimseyi kayırmadığı inancını seçmiş bir insanım. Hepimiz farklı yaratılmışızdır, ama hepimize hayatımızı dolu dolu yaşayacak eşit fırsatlar verilmiştir. Ben uzun yıllar önce, hayatımı önemli bir biçimde yaşayabilmek için, hayatımdan daha uzun süreli bir şeye yatırım yapmam gerektiğine karar vermiştim. Ben yok olduktan sonra varlığını sürdürecek bir şeye katkıda bulunmam gerektiğine karar vermiştim.
Bugün fikir ve duygularımı gerçek anlamda milyonlarca kişiyle paylaşmak gibi inanılmaz bir imtiyaza sahibim. Bunu bana kitaplarım, kasetlerim ve televizyon programlarım sağlıyor. Yalnızca son birkaç yıl içinde, kendim şahsen çeyrek milyon insanla ilgilendim. Kongremizdeki milletvekillerine, şirket başkanlarına, çeşitli ülkelerin cumhurbaşkanlarına, yöneticilere, annelere, satış elemanlarına, muhasebecilere, avukatlara, doktorlara, ruh hekimlerine, danışmanlara, profesyonel sporculara yardımcı oldum. Fobiklerle, klinik düzeyde depresyon geçirenlerle, birkaç kişilikli kimselerle, kendilerinde hiç kişilik olmadığına inanmış kimselerle uğraştım. Şimdi de bütün öğrendiklerim arasından en iyilerini, sizlerle paylaşmak gibi benzersiz bir imtiyaza erişmiş bulunuyorum. Bu fırsattan dolayı son derece heyecanlıyım ve içim minnetle dolu. Bütün bunların arasında, bireylerin elinde, hayatlarında istedikleri her şeyi bir anda değiştirebilecek gücün var olduğuna inanmayı da hep sürdürdüm. Rüyalarımızı gerçeğe çevirmek için ihtiyaç duyduğumuz kaynakların, bizim uyanıp doğal hakkımızı almamızı bekler durumda olduğunu öğrendim. Bu kitabı bir tek nedenle yazdım: Hayata bağlı olup, Tanrı'nın verdiği gücü daha iyi kullanmak isteyenler için bir uyandırma zili olarak işlev görmek istedim. Bu kitapta sizlere, gerek kendinizde ve gerekse başkalarında belirli, ölçülebilir, kalıcı değişiklikler yaratmanız için yardımcı olacak fikirler ve stratejiler bulunmaktadır.
Farkına varmışsınızdır, ben sizin gerçekte kim olduğunuzu bildiğime inanıyorum. Sizin ve benim birbirine benzer ruhlar olduğumuza inanıyorum. Sizi bu kitaba getiren, büyüme ve genişleme isteğinizdir. Elinizi görünmez bir kuvvet bu kitaba uzattırmıştır. Hayatınızda şu anda nerede bulunuyor olursanız olun, daha fazlasını istediğinizi biliyorum! Çok başarılı olmuş olsanız da, çok büyük sorunlarla yüzyüze bulunsanız da, içinizin derinliklerinde, hayat tecrübenizin şimdikinden çok daha büyük olabileceği konusunda bir inanç var. Sizin yazgınız, kendi benzersiz büyüklüğünüze yönelik. Belki sivrilmiş bir profesyonel olarak, belki öğretmen, işadamı, anne ya da baba olarak. En önemlisi, buna yalnızca inanmakla kalmıyorsunuz, eyleme de geçmişsiniz. Bu kitabı satın almanın yanında, şu anda pek değişik bir şey yapıyorsunuz onu okuyorsunuz! İstatistiklerin gösterdiğine göre, kitap satın alan insanlar içinde ilk bölümden sonrasını okuyanlar, yüzde 10'muş. Ne inanılmaz bir israf! Elinizde, hayatınıza dev değişiklikler getirebilecek dev bir kitap var. Ve belli ki siz de bu konuyu ikinci plana iterek kendi kendine kazık atacak tiplerden değilsiniz. Bu kitaptaki her bölümden yararlanarak, kendi potansiyelinizi en yükseğe çıkarma yeteneğinizi garantiye alacaksınız. Sizden bu kitabın tümünü okumanızı (yarıda bırakan kalabalıklara benzememenizi) istiyorum, ama onun dışında, bu kitaptaki öğretileri her gün, en basit şekilde öğrenmenizi de istiyorum. İstediğiniz sonuçları yaratabilmeniz için atmanız gereken en önemli adım budur.
Değişikliklerin herhangi bir değer taşıyabilmesi için, kalıcı ve tutarlı olmaları gerekir. Bir anlık değişiklikleri hepimiz yaşamışızdır ama sonunda balon gibi sönmüş, hayal kırıklığına uğramışızdır. Aslında pek çok kimselerin değişikliklere yüreklerinde korkuyla yaklaşmaları, bilinç altında o değişikliğin yalnızca geçici olduğuna inanmalarından kaynaklanmaktadır. Bunun en başta gelen örneği, perhize başlaması gereken bir insandır. Bu işi durmadan erteler, bunun da baş nedeni, değişikliği yaratmak için çekeceği onca zahmetlerin, ancak kısa dönemli bir ödül getireceğine inanmasıdır.
Ben ömrümün büyük bölümü boyunca, kalıcı değişikliklerin ilkelerini kovalamış bir insanım. Daha sonraki sayfalarda bunların pek çoğunu öğrenecek, ayrıca nasıl kullanılacaklarını da öğreneceksiniz. Ama şimdilik sizinle ele alacağımız konu, hepimizin birlikte, hayatlarımızda bir değişiklik yaratmak için hemen kullanabileceğimiz üç temel değişim ilkesidir.
Bu ilkeler basit olmakla birlikte, beceriyle uygulandıkları zaman son derece güçlüdürler. Kişilerin kendilerinde değişiklik yapmak istediklerinde, şirketlerin potansiyellerini geliştirmek için değişmek istediklerinde, ülkelerin dünyada kendilerine bir yer bulmak için değişmek istediklerinde kullanacakları, yine hep bu ilkelerdir. Hattâ dünya toplumu açısından, yerkürenin her yanında hayat kalitesini korumak için hepimizin uygulamak zorunda olduğu ilkelerdir bunlar.
BİRİNCİ ADIM: Standartlarınızı Yükseltin
Bir değişiklik yapmayı gerçekten istediğiniz zaman, ilk yapmanız gereken şey, standartlarınızı yükseltmektir. İnsanlar bana, sekiz yıl önce hayatımı değiştiren şeylerin aslında ne olduğunu sorduklarında, en önemlisinin, kendimden beklediklerimi değiştirmek olduğunu söylüyorum. Hayatımda artık kabul etmek istemediğim her şeyi bir liste halinde yazdım. Kabul etmeyeceğim, tahammül etmeyeceğim şeyleri... Ve ayrıca, ne olmak istiyorsam, onları...
Kendi standartlarını yükselten ve sonra o yeni standartlara göre yaşayan, daha azını kabullenmemeye karar veren bir yığın kadın ve erkeğin başlattığı hareketlerin ne gibi sonuçlar getirdiğini bir düşünün. Tarih bize bunu yapmış insanların etkileyici bir listesini sunmaktadır: Leonardo da Vinci, Abraham Lincoln, Helen Keller, Mahatma Gandhi, Martin Luther King, Jr., Rosa Parks, Albert Einstein, Cesar Châvez, Soichiro Honda ve standartlarını yükseltmek için harikulade güçlü adımlar atmış olan daha bir sürü insan...
Onların elinde var olan güç, sizin elinizde de vardır, ancak siz onu ele alma cesaretini gösterirseniz... Bir kuruluşu, bir şirketi, bir ülkeyi ya da dünyayı değiştirmek, kendinizi değiştirmekle ilgili o basit adımı atmakla başlar.
İKİNCİ ADIM: Sınırlayıcı İnançlarınızı Değiştirin
Standartlarınızı yükseltir, ama onlara ulaşacağınıza yine de inanmazsanız, kendinizi sabote etmiş sayılırsınız. Bu yolda bir çaba bile göstermeyeceksiniz demektir. Şu satırları okurken bile içinizde var olan o derin kapasiteden yararlanmanızı sağlayacak güven duygusundan yoksun kalacaksınız demektir.
İnançlarımız birer sorgulanmaz emirdir. Bize her şeyin nasıl olduğunu, neyin mümkün, neyin imkânsız olduğunu, neyi yapabilip neyi yapamayacağımızı onlar söyler. Her eylemimizi, her düşüncemizi, her duygumuzu onlar biçimlendirir. Sonuçta, hayatlarımızda gerçek ve kalıcı değişiklikler yaratabilmek için, önce inanç sistemimizi değiştirmek şarttır.Yeni standartlara ulaşmadan önce, içimizde onlara ulaşabileceğimiz ve kesin olarak ulaşacağımız konusunda bir güven duygusu geliştirmemiz gerekmektedir.
İnanç sisteminizin kontrolünü ele almadıkça, standartlarınızı istediğiniz kadar yükseltin, onları destekleyecek inancı içinizde bulamazsınız. Sizce Gandhi, şiddetsiz muhalefet kavramının gücüne varlığının her hücresiyle inanmasaydı, başarısı ne kadar olurdu? Ona kendi içindeki kaynaklara ulaşabilme, daha zayıf kimseleri engelleyebilecek zorlukların üstesinden gelebilme olanağını veren, inançlarının tutarlılığıydı. Güçlendirici inançlar... Bir güven duygusu... Tarihte gördüğümüz büyük başarıların arkasında yatan kuvvet her zaman budur.
ÜÇÜNCÜ ADIM: Stratejinizi değiştirin
Kararınızı yerine getirebilmek için, sonuç elde edecek stratejilerin en iyilerine ihtiyacınız vardır. Benim ana inançlarımdan biri, standartları yükseltip kendinizi inandırabildiğiniz zaman, stratejileri de kesinlikle kendi kendinize bulabileceğiniz yolundadır. Bir yolunu nasılsa bulursunuz. Bu kitabın asıl konusu da budur zaten. Size bir işi yapma konusunda stratejiler göstermektedir. Hemen söyleyebilirim: Her durumda uygulanabilecek stratejilerin en iyisi, kendinize bir rol modeli bulmaktır. Sizin istediğiniz sonuçları şimdiden elde etmiş birilerini bulup, onlardan bilgi edinmektir. O kişilerin neler yaptığını, kilit inançlarının neler olduğunu, nasıl düşündüklerini öğrenin. Bu sizi daha etkin kılmakla kalmayacak, aynı zamanda size çok da zaman kazandıracaktır, çünkü o zaman tekerleği yeni baştan icat etmek zorunda kalmayacaksiniz demektir. Akordunu yaparsınız, biçimini değiştirirsiniz, hattâ belki onu eskisinden iyi bir duruma bile getirebilirsiniz.
Bu kitap size, kaliteli değişimin üç ana ilkesinin her biri için gerekli bilgileri ve hevesi de verecektir. Standartlarınızı yükseltmenizi, şimdiki standartlarınızın ne olduğunu keşfettirerek ve onları nereye yükseltmek istediğinize karar verdirerek yapacaktır. Sizi varmak istediğiniz yerden geride tutan temel inançlarınızı değiştirmenize yardımcı olacak, bugün işinize yarayan inançlarınızı da güçlendirecektir. Ayrıca, elde etmek istediğiniz sonuçlara, daha bir zerafetle, daha hızlı ve daha randımanlı biçimde varabilmeniz için stratejiler geliştirmenize de yardımcı olacaktır.
Görüyorsunuz ya, hayatta ne yapacağını pek çok insan bilir, ama bildiğini yapan insanların sayısı çok azdır. Bilmek yetmez! Eyleme geçmeniz gerekir. Eğer bu kitap sayesinde bana fırsat tanırsanız, bu konuda sizin özel antrenörünüz olabilirim. Ne yapar antrenörler? Eh, ilk önce, size önem verirler. Belli bir uzmanlık alanına yıllarca odaklanmışlardır, daha hızlı sonuç alabilmenin en ince kilit noktalarını öğrenmişlerdir. Antrenörünüzün sizinle paylaştığı stratejileri uygulamakla, performansınızı hemen ve çarpıcı biçimde değiştirebilirsiniz. Bazen antrenörünüzün size söylediği şey pek yeni bir şey de olmayabilir. Beki size zaten bildiğiniz bir şeyi hatırlatıyor, onu uygulamaya davet ediyordur. İşte izin verirseniz sizin karşınızda oynamak istediğim rol bu olacaktır.
Size tam hangi konuda antrenörlük edeceğimi mi soruyorsunuz? Hayatınızın kalitesinde kalıcı iyileşmeler yaratmak için gücün farklı biçimlerde kullanılışını göstereceğim size. Siz ve ben birlikte, hayatın beş alanına, çoğumuzu etkilediğine inandığım beş alanına konsantre olup o alanlarda hakimiyet kazanacağız. O alanlar şunlardır:
Yalnız bu alana hakim olmak bile, diğer dördüne hakim olma yolunda size yolun kabasını aldıracaktır! Bir düşünün. Kilo vermeyi neden istiyorsunuz? Yalnızca vücudunuzda daha az yağ olsun diye mi? Yoksa o istenmeyen kiloları attıktan sonra kendinizi nasıl hissedeceğinizi düşünerek, kendinize daha çok enerji ve canlılık kazandırarak, başkalarına daha cazip göründüğünüzü hissederek güveninizi ve özsaygınızı göklere yükseltmek için mi? Yaptığımız her şey, kendimizi nasıl hissettiğimiz konusunda değişiklik yaratmak içindir. Ama yine de çoğumuz, bunu hızlı ve etkin biçimde yapabilme konusunda pek az eğitilmiş ya da hiç eğitilmemişizdir. Komutamız altındaki zekâyı çoğu zaman, kendimizi yararsız, duygusal durumlara sokmak için kullanmamız, her birimizin içinde zaten var olan bir yığın yeteneği unutmamız, şaşırtıcı bir şeydir.
Pek çoğumuz kendimizi, kontrol edemeyeceğimiz dış olayların insafına bırakırız, duygularımızın kontrolünü elimize almayız oysa o duygular, bizim kontrolümüzde olan şeylerdir. Bunu yapacağımız yerde, kısa dönemli sahte-çarelere başvururuz.
Dünya nüfusunun yalnızca %5'i ABD'de yaşarken, dünya kokaininin %50'sini bizim tüketiyor olmamız başka nasıl açıklanabilir? Şu anda milyarlarca dolara varan Milli Savunma bütçemizin, yılda alkole harcadığımız paraya eşit oluşunu nasıl açıklayabiliriz? Her yıl 15 milyon Amerikalının klinik düzeyde depresyon durumunda oluşunu, yazılan reçetelerin 500 milyon dolardan fazlasının Prozac adlı depresyon ilacıyla ilgili oluşunu nasıl açıklayabiliriz?
Bu kitapta, hep yaptığınız şeyleri neden yaptığınızı keşfedecek, en sık hissettiğiniz duyguların tetiğini nelerin çektiğini öğreneceksiniz. Ardından size adım adım uygulanacak bir plan verilecek, hangi duyguların güç verici, hangilerinin güç tüketici olduğunu teşhis edebileceksiniz ve her ikisini de kendi avantajınıza kullanarak duygularınızın size bir engel oluşturmayıp, tersine, en yüksek potansiyelinize ulaşmada işinize yarayacak bir araç olmasını sağlayacaksınız.
2. Fiziksel Hakimiyet:
Başlangıçtan beri hayallerinizde yaşattığınız her şeye sahip olmak, ama bunların zevkini çıkaracak sağlıktan yoksun kalmak, istenecek bir şey midir? Her sabah kalktığınızda kendinizi enerji dolu, güçlü, yeni bir günü göğüslemeye hazır hissediyor musunuz? Yoksa uyandığınızda dün geceki kadar yorgun, ağrılar ve sızılar içinde, her şeye yeniden başlamak zorunda olduğunuz için kızgın mı oluyorsunuz? Şimdi yaşamakta olduğunuz hayat biçiminiz, sizi bir istatistik olmaya mı götürecek? Her iki insandan biri koroner hastalığından, her üç insandan biri kanserden ölmektedir. On yedinci yüzyıl doktoru Thomas Moffett'in bir sözüne kulak verelim: "Kendi mezarlarımızı kendi dişlerimizle kazıyoruz," diyor, çünkü vücudumuza fazla yağlı, besleyici değeri az olan yiyecekler sokarak, bünyemizi sigaralarla, alkolle, ilaçlarla zehirleyerek, televizyonun karşısında hareketsiz oturarak yaşadığımıza inanıyor.
Bu ikinci hakimiyet dersi, fiziksel sağlığınızı kontrolünüz altına almanıza, yalnız iyi görünmekle kalmayıp aynı zamanda kendinizi gerçekten iyi hissetmenize, hayatınızın kontrolünü kendi elinizde hissetmenize, çevreye canlılık yansıtan ve kendi sonuçlarınızı elde etmenize izin veren bir vücuda sahip olmanıza yardımcı olacaktır.
3. İlişkilerde Hakimiyet:
Kendi dugularınıza ve fiziksel sağlığınıza hakim olduktan sonra, ilişkilere hakim olmaktan daha önemli bir şey... Doğrusu aklıma gelmiyor. Bunlar romantik, aile, iş ve sosyal hayat ilişkileri olabilir. Ne de olsa, öğrenmeyi, büyümeyi, başarılı ve mutlu olmayı herkes ister ama bunların hepsini tek başına yapmayı kim ister ki?
Bu kitaptaki üçüncü ana ders, kaliteli ilişkiler yaratmanın sırlarını ortaya serecektir -önce kendinizle, sonra da başkalarıyla-. Önce neye en çok değer verdiğinizi, beklentilerinizin neler olduğunu, hayat oyununu hangi kurallara göre oynadığınızı, bunun diğer oyuncuları nasıl etkilediğini öğreneceksiniz. Ondan sonra, bu çok önemli beceride hakimiyet kazandıkça, insanlarla en derin düzeyde ilişki kurmayı ve hepimizin istediği bir şeyle ödüllendirilmeyi de öğreneceksiniz. Hepimizin istediği o şey, bir katkıda bulunmuş olma duygusu, başkalarının hayatında bir fark yaratmış olma duygusudur. Ben kendi açımdan, en büyük kaynağın ilişkiler olduğunu belirledim, çünkü ihtiyacım olan her kaynağın kapısını açan odur. Bu konudaki hakimiyet, size büyümek ve katkıda bulunmak konusunda sınırsız kaynaklar kazandıracaktır.
Çoğu insanlar altmış beş yaşına vardıklarında ya meteliksizdirler ya da ölmüşlerdir! Oysa ileriye, emekliliğin altın yıllarına baktığımızda, aklımızdan geçen hiç de bu değildir.
Ama iyi bir planın desteklediği finansal refahı hak ettiğinize inanmadan, o değerli senaryonuzu nasıl gerçeğe dönüştürebilirsiniz? Bu kitaptaki dördüncü ana ders size, hayatın sonbaharında, hattâ şimdi bile, sağ kalabilme amacının
ötesine nasıl geçebileceğinizi öğretecektir. Bizler kapitalist toplumda yaşamak gibi bir talihe sahip olduğumuza göre, her birimizin hayallerimizi gerçekleştirme gücü var demektir. Yine de çoğumuz parasal baskıları sürekli olarak hissederiz, daha çok paraya sahip olmanın bu baskıyı hafifleteceği hayaline kapılırız. Bu, bizim kültürel yanılgımızdır. Size bir konuda güvence verebilirim: ne kadar çok paranız varsa, baskıyı o kadar çok hissedersiniz. İşin kilidi yalnız servet peşinde koşmak değil, bu konudaki inanç ve tutumlarınızı değiştirmek, bunu mutluluk için nihaî amaç olarak görmek yerine, bir katkıda bulunma imkânı olarak görmektir.
Bir parasal bolluk kaderini oluşturabilmek için, önce hayatınızda kıtlığını çektiğiniz şeylere neyin sebep olduğunu öğrenmeniz, sonra da servetinizi kazanacak ve sürekli olarak geliştirecek değer, inanç ve duyguları sürekli olarak yaşamanız gerekir. Ancak o zaman amaçlarınızı tanımlayabilir, rüyalarınızı mümkün olan en yüksek refah düzeyini elde edebilmeye dönük olarak biçimlendirebilirsiniz, içinizi huzurla doldurur, hayatın getireceği tüm olanaklara heyecanla bakmaya başlarsınız.
5. Zaman Hakimiyeti:
Şaheserlerin yaratılması zaman alır. Ama zamanı iyi kullanmayı kaçımız biliyoruz ki? Ben zaman yönetiminden söz etmiyorum. Zamanı fiilen elinize alıp çarpıtmaktan, biçimlendirmekten, düşmanınız olacağı yerde dostunuz olmasını sağlamaktan söz ediyorum. Bu kitabın size öğreteceği beşinci ana ders, önce kısa dönemli değerlendirmelerin nasıl uzun dönemli acılara yol açabileceğidir. Gerçek bir kararın nasıl verileceğini, çabucak elde etme arzunuzun nasıl yönetileceğini, bu yolla fikirlerinizin, yaratacaklarınızın, hattâ kendi potansiyelinizin olgunlaşmasına ve meyve vermesine nasıl olanak tanınacağını öğreneceksiniz. Onun ardından, kararınızı izlemeniz içingereken haritaları ve stratejileri nasıl tasarımlayacağınızı, büyük çapta eyleme geçme isteğinizle onu nasıl gerçekleştireceğinizi öğreneceksiniz. Aradaki zamanda sabırlı olmayı, gerektikçe yaklaşımınızı değiştirecek esnekliği gösterebilmeyi öğreneceksiniz. Zamana bir kere hakim oldunuz mu, insanların bir yıl içinde yapabileceklerini gözlerinde ne kadar büyüttüğünü, buna karşılık on yıl içinde yapabileceklerini nasıl da azımsadıklarını anlayacaksınız.
Ben bu dersleri sizinle, bütün cevapları ben bilirim, benim hayatım mükemmel ve sarsıntısız geçmiştir, diyebilmek için paylaşmıyorum. Benim de elbette çok zor dönemlerim oldu. Ama bunlar olurken, ben hep öğrenmeyi, sebat etmeyi, yıllar içinde sürekli olarak başarı sağlamayı öğrendim. Ne zaman karşıma bir zorluk çıksa, öğrendiklerimi kullanarak hayatımı yeni bir düzeye getirdim. Ve bu beş alandaki hakimiyetim, tıpkı sizin hakimiyetiniz gibi, hâlâ ilerlemeyi ve gelişmeyi sürdürüyor. Ayrıca benim hayat biçimimde yaşamak, sizin için uygun olmayabilir. Benim amaçlarım ve rüyalarım sizinkilere benzemeyebilir. Ama bence rüyaları gerçeğe çevirme konusunda, soyut'u alıp somut hale getirmek konusunda öğrendiklerim, her düzeyde kişisel ya da profesyonel başarıyı sağlamak için esastır. Ben bu kitabı bir eylem rehberi olarak yazdım. Hayatınızın kalitesini yükseltmeniz ve ondan alabileceğiniz zevkleri artırmanız için bir ders kitabı olmasını istedim, İlk kitabım olan Sınırsız Güç'ten tabii ki çok büyük gurur duyuyorum. O kitabın dünyanın her yanındaki insanların hayatlarına yaptığı etki de bana sevinç veriyor. Ama bence bu kitap da size birtakım yeni ve benzersiz kuvvet farklılıklarını öğretecek, bunlar hayatınızı bir sonraki düzeye ulaştırmanızda size yardımcı olacaktır.
Bu temel ilkelerin bazılarını yine gözden geçireceğiz, çünkü becerinin temeli tekrarlardır. Bu nedenle, bu kitabı tekrar tekrar okuyacağınızı, ara sıra geri dönüp yine elinize alacağınızı, içinizde zaten var olan şeyin tetiğini çekmek için zaman zaman ondan yararlanacağınızı umuyorum. Yine de, bu kitabı okurken unutmayın ki, içindeki her şeye inanmak, hepsini kullanmak zorunda değilsiniz. Size yararlı gözüken şeylere sarılın, onları hemen uygulamaya koyun. Büyük değişiklikleri yaratabilmek için bu kitaptaki stratejilerin hepsini uygulamak, sunulan araçların hepsini kullanmak zorunda değilsiniz. Ama hepsinin hayat değiştirme yolunda potansiyel özgünlükleri vardır, bir arada kullanıldıkları zaman da patlama sayılabilecek sonuçlar getirebilmektedirler.
Kitabın içi, arzuladığınız başarıyı elde etmek için kullanabileceğiniz stratejilerle, kültürümüzün bazı en güçlü ve en ilginç insanlarından alıp modellendirdiğim organizasyon ilkeleriyle doludur. Çok çeşitli insanlarla tanışmak, konuşmak, onları modellemek olanağını buldum. Bunlar büyük etki yapan, benzersiz karaktere sahip kimselerdi. Norman Cousins'dan Michael Jackson'a, Koç John Wooden'dan finans sihirbazı John Templeton'a, sanayi liderlerinden taksi şoförlerine kadar...
Daha sonraki sayfalarda, yalnız benim tecrübelerimden yararlanmakla kalmayacak, hayatımın son on yılı içinde topladığım binlerce kitabın, kasetin, katıldığım seminerlerin ve yaptığım röportajın getireceklerinden de yararlanacaksınız. Üstelik ben bu tempoyu hâlâ ömrümün her gününde, bir öğrenme ve büyüme seferinin parçası olarak sürdürmekteyim.
Kitabın amacı, yalnızca size hayatınızda belli bir değişikliği yaptırmak değil, hayatınızı yeni düzeylere yükseltmek için bir başlangıç noktası sunmaktır.
Kitabın odağı, global değişiklikler yaratmaktır. Bununla ne demek istiyorum? Eh, insan hayatında değişiklik yaratmayı öğrenebilir. Bir fobiyi yener, bir ilişkinin kalitesini yükseltir, her işi yarına bırakma huyunu tedavi edebilir. Bunların hepsi de çok değerli becerilerdir. Eğer Sınırsız Güç'ü okumuşsanız, çoğunu zaten öğrenmişsiniz demektir. Ama bu sayfaları okumayı sürdürürken, hayatınızda bazı kaldıraç noktaları bulunduğunu, o noktada ufacık bir değişiklik yapmakla, daha sonraki hayatınızın her yönünü birden değiştirebildiğinizi öğreneceksiniz.
Bu kitap size, şu an için yalnızca hayalini kurduğunuz bir hayatı yaratma, yaşama ve ondan zevk alma stratejilerini sunmaktadır.
Siz bu kitaptan birtakım basit, belirli stratejiler öğrenecek, bunları kullanarak, karşınıza çıkan zorluğun üzerine gidecek ve onu en az bir çabayla değiştirebileceksiniz. Örneğin, sık kullandığınız belli bir kelimeyi, kelime dağarcığınızdan çıkardığınız anda, hayatınızın duygusal haritasını değiştirebileceğinize inanmak size zor gelebilir. Bilerek ya da bilmeyerek kendinize sık sık sorduğunuz soruları değiştirmekle, neye odaklandığınızı değiştirebilir, dolayısıyla da hayatınızın her gününde giriştiğiniz eylemleri değiştirebilirsiniz. Ya da bir tek inancınızı değiştirmekle, mutluluk düzeyinizi büyük ölçüde değiştirebilirsiniz. İnanmak şimdi size ne kadar güç gelirse gelsin, bunu izleyen bölümlerde bütün bu tekniklerin de, daha başka pek çok tekniğin de ustası olmayı öğrenecek, bunlarla arzuladığınız değişiklikleri gerçekleştirebileceksiniz.
Sizinle aramızdaki ilişkiye büyük bir saygıyla başlıyorum. Birlikte bir yolculuğa çıkacağız, en derin, en gerçek potansiyellerimizi hayata geçireceğiz. Hayat bir armağandır. Bize imtiyazlar, fırsatlar ve sorumluluklar sunmaktadır, karşılığını da daha büyüyerek ödememizi beklemektedir.
Şimdi artık yolculuğumuza başlayalım ve ilk olarak şöyle bir alanı araştıralım...
KARARLAR:
GÜCE GİDEN YOL
"İnsan yaşamak için doğmuştur, yaşamaya hazırlanmak için değil."
BORIS PASTERNAK
Cimmy Carter'ın ABD Başkanı olduğu günleri hatırlıyor musunuz? Hani İmparatorluk kötü tokatlar atıyordu, Yoda'yla Pac Man kudurmuşlardı, Brooke Shields'le Calvin'lerinin arasından su sızmıyordu. İran'da Ayetullah Humeyni iktidara gelmiş, Amerikalıları rehin almıştı. Polonya'da, Danzig doklarında elektrikçi olarak çalışan Lech Walesa adında bir adam hiç düşünülemeyecek bir şey yaptı: Komünist rejime meydan okumaya karar verdi. Birlikte çalıştığı işçileri peşine takıp grev yaptı, yetkililer onu işyerine sokmamak istediklerinde, duvarın üzerinden aşıp girdi. O günden bu yana ne çok duvar yıkıldı, değil mi?
John Lennon'ın öldürüldüğü haberini duyuşunuzu hatırlıyor musunuz? Saint Helens dağının patlayıp alev püskürttüğünü, 150 mil karelik bir alanı dümdüz ettiğini? ABD hokey takımı, favori Sovyetleri yenip sonunda altın madalya kazandığında sevinmiş miydiniz? O sıralar yıl 1980'di. On yılı biraz geçmiş. (Kitabın basımı 90'lı yıllar.)
Bir an düşünün. Siz neredeydiniz o zaman? Nasıl biriydiniz? Arkadaşlarınız kimdi? Umutlarınız, rüyalarınız neydi? Birisi size, "On on beş yıl sonra nerede olacaksın?" diye sorsa, ne derdiniz onlara? O sıra öngördüğünüz yere vardınız mı?
On yıl ne de çabuk geçebiliyor, değil mi? Daha önemlisi, belki de kendimize şu soruları sormamız gerekir: "Ömrümün bundan sonraki on yılını nasıl yaşayacağım? İstediğim yarını yaratabilmek için, bugün nasıl yaşamalıyım? Bundan böyle ben neyi temsil edeceğim? Hayatımda şu an için önemli olan nedir, uzun vadede önemli olacak olan nedir? Nihaî kaderimi biçimlendirmek için ben bugün hangi adımları atmalıyım?"
Bakın, on yıl sonra siz -elbette ulaşacaksınız- ama esas mesele... Nereye? Kim olmuş olacaksınız? Nasıl yaşıyor olacaksınız? Ne gibi katkılarda bulunacaksınız? Hayatınızın bundan sonraki on yılını tasarımlama zamanı bugündür... O süre geçip gittikten sonra değildir. Şu ânı yakalamalıyız. Hepimiz yeni bir on yılın başlarında sayılırız, üstelik yirminci yüzyılın son yıllarına girmiş bulunuyoruz! Çok geçmeden yirmi birinci, yüzyıl gelmiş olacak. Yeni bir bin yıl. 2000 yılı, göz açıp kapayıncaya kadar burada olacak. O,zaman dönüp bu günlere baktığınızda, 1980'i hatırlıyormuş gibi olacaksınız. Acaba doksanlı yıllara bakarken memnun mu olacaksınız, yoksa şaşkın mı? Sevinçli mi, yoksa tedirgin mi?
1980'lerin başında ben on dokuz yaşında bir çocuktum. Kendimi yalnız ve çaresiz hissediyordum. Mâlî kaynak diye bir şeyim hiç yoktu. Bana başarı antrenörlüğü yapacak kimse de yoktu. Ne başarılı arkadaşlarım vardı, ne beni himaye edecek kimseler, ne de önümde açık seçik hedefler. Ne yapacağını bilmez, şişman bir çocuktum. Ama birkaç yıl içinde bir gücün varlığını keşfettim, onu kullanarak hayatımın hemen hemen her alanını değiştirdim. Bir kere o güce hakim olunca, bu sefer onu hayatımda bir devrim yaratmak için kullandım ve bir yıldan az bir zamanda başardım. Güven düzeyimi çarpıcı biçimde yükseltmek, dolayısıyla eyleme geçme yeteneğimi artırıp ölçülebilir sonuçlar elde etmek için kullandığım araç oydu. Yine onu kullanarak fiziksel sağlığımın kontrolünü de yeniden kendi elime aldım, on dokuz kiloyu üzerimden temelli attım. Bu sayede rüyalarımın kadınını kendime çekebildim, onunla evlendim, arzuladığım aileyi yarattım. Bu gücü kullanarak gelirimi ancak sağ kalabilecek düzeyden, yılda bir milyon doların üzerine çıkardım. Bu güç beni ufacık bir apartman dairesinden (mutfağı olmayan, beni banyo küvetinde bulaşık yıkamaya mecbur eden bir yerden) alıp, ailemin şimdi oturmakta olduğu eve, Del Mar Şatosu'na getirdi. Bu bir tek fark, kendimi yapayalnız ve önemsiz hissetmekten kurtarıp, dünyanın her yanındaki milyonlarca insana bir katkıda bulunma fırsatına kavuştuğum için minnet duymamı sağladı. Ve bugün de hayatımın her gününde, kişisel kaderimi biçimlendirmek için kullandığım güç yine o güçtür.
Sınırsız Güç kitabımda, hayatlarımızı biçimlendirmek için en güçlü yolun, kendimizi eyleme geçirmek olduğunu açık seçik ortaya koymuştum. İnsanların ürettikleri sonuçlar arasındaki fark, aynı durumlarda başkalarından farklı yaptıkları şeylerde düğümlenir. Farklı eylemler, farklı sonuçları getirir.
Neden? Çünkü her eylem, harekete geçirilmiş bir sebeptir, onun etkisi daha önceki etkilere katılır ve bizi belli bir yöne doğru iter. Her yön, bir nihaî hedefe gitmektedir ve işte o bizim kaderimizdir. Esas olarak, eğer hayatlarımızı kendimiz yönetmek istiyorsak, sürekli eylemlerimizin kontrolünü elimize almak zorundayız. Hayatlarımızı biçimlendiren, ara sıra yaptığımız şeyler değil, sürekli olarak yaptığımız şeylerdir. En önemli kilit soru şudur: Tüm eylemlerimizden önce yer alan nedir? Hangi eylemlere geçeceğimizi saptayan, dolayısıyla da bizi biz yapan, hayatımızın nihaî hedefini tayin eden şey nedir? Eylemin babası nedir?
Cevap tabii baştan beri îmâ ettiğim şey: Kararın gücü.
Hayatınızda olan her şey -çok sevindikleriniz de, çok zorlandıklarınız da dahil olmak üzere her şey- bir kararla başlamıştır. Benim inancıma göre, sizin de kaderiniz, karar anlarınızda biçimlenmiştir. Şu anda, her gün vermekte olduğunuz kararlar, hem bugün kendinizi nasıl hissettiğinizi, hem de doksanlı yıllarda ve daha sonra kim olacağınızı biçimlendirecektir.
Geçtiğimiz on yıla baktığınızda, belli bir anda vermiş olabileceğiniz farklı bir kararın, bugünkü durumunuzu kökten değiştirebilecek güçte olduğu noktaları görebiliyor musunuz? Bugünkü hayatınızı çok daha iyi ya da çok daha kötü yapabilecek karar noktalarını? Örneğin belki hayatınızı değiştirmiş olan bir kariyer kararı vermişsinizdir. Ya da belki o kararı verememişsinizdir. Belki bu on yıl içinde, evlenmeye ya da boşanmaya karar vermişsinizdir. Belki bir kaset, bir kitap satın almış, bir seminere katılmış, onun sonucunda inançlarınızı ve eylemlerinizi değiştirmişsinizdir. Belki çocuklarınız olmasına karar vermiş ya da kariyer yolunu seçerek onları ertelemiş olabilirsiniz. Belki bir eve ya da bir işe yatırım yapmaya karar vermişsinizdir. Belki jimnastik yapmaya, ülkenin başka bir tarafına taşınmaya, dünyanın çevresini dolaşmaya karar vermişsinizdir. Bu kararlar sizi hayatınızın bu noktasına nasıl getirdi? Son on yıl içinde acı ve çaresizlik duyguları hissettiniz, size haksızlık edildiği duygularına kapıldınız, umutsuzluklar duydunuz mu? Ben kesinlikle bunların hepsini yaşadım. Madem ki öyle, siz bu konularda ne gibi kararlar verdiniz? Kendinizi sınırlarınızın ötesinde zorladınız mı, yoksa vaz mı geçtiniz? Bu kararlar şimdiki hayat yolunuzu nasıl biçimlendirdi?
"İnsan rastlantıların yarattığı bir şey değildir; raslantılar insanın yarattığı şeylerdir."
BENJAMIN DISRAELI
Ben her şeyden çok, kaderimizi kararlarımızın biçimlendirdiğine inanırım, yoksa koşullarının biçimlendirdiğine değil. İmtiyazlı doğmuş bazı insanlar bulunduğunu siz de, ben de biliriz. Genetik avantajları, çevresel avantajları, aile avantajları ya da ilişkilerden doğan avantajları olanlar vardır. Ama sizin de benim de bildiğimiz bir başka şey de hayatlarında ne yapacakları konusunda yeni kararlar vermekle, tüm dezavantajlara rağmen kendi koşullarının ötesine doğru patlayarak sıçrayan kişilerle sık sık karşılaştığımız, onlarla ilgili şeyler okuduğumuz ve duyduğumuz gerçeğidir. O insanlar, insan ruhunun sınırsız gücünün örnekleri olmuşlardır.
Eğer karar verirsek, siz ve ben de hayatlarımızı bu ilham verici örneklere benzetebiliriz. Nasıl mı? Doksanlı yıllarda ve onun ötesinde nasıl yaşayacağımızla ilgili kararları şimdi vererek... Eğer nasıl yaşayacağınız konusunda karar vermezseniz, eh, o da bir karar sayılır, öyle değil mi? Kendi kaderinizi çizmek yerine, çevrenin yönetimine girmeye karar vermişsiniz demektir. Benim bütün hayatım bir tek günde değişti... O gün, hayatımda nelere sahip olmak istediğime değil, kim olduğuma ve nelere sahip olmaya adandığıma karar verdiğim gündü. Bu basit bir farktır, ama çok önemli bir farktır.
"Durun! Durun! Beni dinleyin! Biz koyun kalmak zorunda değiliz!" Bir an düşünün. Bir şeye ilgi duymakla, ona adanmak arasında bir fark var mı? Hem de nasıl! İnsanlar çoğu zaman, "Ah, daha çok para kazanabilmeyi ne kadar çok isterdim!" derler. Ya da, "Çocuklarımla daha yakın ilişkim olabilmesini isterdim," derler. Ya da, "Biliyor musunuz, dünyada bir fark yaratmayı çok isterdim" derler. Ama bu tür sözlerin adanmakla hiç ilgisi yoktur. Bu yalnızca bir tercihi belirtmektir. "Bunun olmasına ilgi duyuyorum ama bu konuda kendim bir şey yapmamak şartıyla" demektir. Kuvvet değildir bu! Zayıf bir duadır, üstelik olayı başlatmak için gereken inançtan bile yoksun bir duadır.
Oysa yalnız elde etmeye adanacağınız sonuçlar konusunda değil, nasıl bir insan olmaya adanacağınız konusunda da karar vermeniz gerekir. Bölüm 1'de konuştuğumuz gibi, kendinizle ilgili olarak kabul edilebilecek davranışlar için standartlar koymanız, sizin için önemli olan insanlardan da neler bekleyeceğinizi saptamanız gerekmektedir. Eğer hayatta neleri kabul edeceğiniz konusunda bir taban standart koymazsanız, hak ettiğinizin çok aşağısında davranışlara, tutumlara ve düzeysiz bir hayat kalitesine doğru kaymanın çok kolay olduğunu görürsünüz. Bu standartları koymak ve hayatınızda ne olursa olsun onlara göre yaşamak zorundasınız. Her şey ters gitse bile, düzenlediğiniz geçit töreninde yağmur yağsa, borsa çökse, sevgiliniz sizi terketse, ihtiyaç duyduğunuzda kimse size destek vermese bile, yine de hayatınızı en yüksek düzeyde yaşama kararına adanmışlığımız bozulmamalıdır. Ne yazık ki çoğu insanlar bunu hiç yapmazlar, çünkü tüm güçlerini özürler bulmaya yöneltirler. Amaçlarına ulaşamayışları ve istedikleri hayatı yaşayamamaları, ya anneleriyle babalarının onlara çocukluklarında davranış biçimindendir, ya gençliklerinde karşılarına hiç fırsat çıkmamış olmasındandır, ya iyi eğitim alma olanağını kaçırdıkları içindir, ya çok yaslı oldukları ya da çok genç oldukları içindir. Aslında bu özürlerin hepsi, İ.S.dir! (yani "İnanç Sistemi") Bunlar sınırlayıcı olmakla kalmaz, aynı zamanda yıkıcıdırlar.
Karar gücünü kullanmak, size, hayatınızın her yönünü bir anda değiştirme yolundaki her özrü aşma kapasitesini getirecektir. İlişkilerinizi, çalışma ortamınızı, fiziksel sağlamlık düzeyinizi, gelirinizi ve duygusal durumunuzu değiştirecektir. Mutlu ya da üzgün oluşunuzu, kaygılı ya da heyecanlı oluşunuzu, koşulların esiri ya da özgürlüğünüzün şampiyonu
oluşunuzu o saptayacaktır. O, bireyin de ailenin de topluluğun da, toplumun da, dünyamızın da içindeki değişim kaynağıdır.
Son birkaç yıl içinde Doğu Avrupa'da her şeyi değiştiren neydi? Orada yaşayan insanlar -yani sizin, benim gibi insanlar- bundan böyle neyi temsil edecekleri, neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez olduğu, neye artık tahammül etmeyecekleri konusunda yeni kararlar verdiler. Gorbaçov'un kararları elbette yolu açmaya yardımcı oldu, ama Lech Walesa'nın kararlılığı ve daha yüksek bir standarda adanmışlığı, büyük ekonomik ve siyasal değişikliklere giden o yolu asıl inşa eden güç oldu.
İşlerinden şikâyet edip duran insanlara sık sık, "Bugün neden işe gittiniz?" diye sorarım. Genellikle, "Mecburdum da ondan," diye cevap verirler. Sizin de, benim de, hatırlamamız gereken bir nokta vardır. Aslında hiçbir şeyi yapmaya mecbur değiliz. İşe gitmeye mecbur olmadığınız gün gibi ortadadır. Hele bugünkü dünyamızda! Belli bir günde, belli bir yerde çalışmak zorunda da değilsiniz. Son on yıldır yapmakta olduğunuz şeyi yapmak zorunda asla değilsiniz. Başka bir şey yapmaya karar verebilirsiniz. Yeni bir şey. Bu kararı hemen bugün verebilirsiniz. Şimdi, şu anda bir karar verebilirsiniz. Okula geri dönersiniz, dans etmeyi, şarkı söylemeyi öğrenirsiniz, mâlî kontrolünüzü elinize alırsınız, helikopterle uçmayı öğrenirsiniz, vücudunuzu bir ilham simgesi haline dönüştürürsünüz, meditasyona başlarsınız, NASA uzay kampına katılırsınız, Fransızca öğrenirsiniz, çocuklarınıza daha çok kitap okursunuz, çiçek bahçesinde daha çok zaman geçirirsiniz, uçağa atlayıp Fiji'ye gider, orada yaşamaya başlarsınız. Eğer gerçekten karar verirseniz, yapamayacağınız şey yoktur. Demek ki eğer şu anda içinde bulunduğunuz ilişkiden memnun değilseniz, onu değiştirme kararını şimdi verin. Şimdiki işinizi sevmiyorsanız, değiştirin. Kendinizle ilgili duygularınızdan memnun değilseniz, onları da değiştirin. İstediğiniz şey daha yüksek düzeyde bir fiziksel canlılık ve sağlıksa, onu da şimdi değiştirebilirsiniz. Bir an içinde, tarihi değiştiren o gücü yakalayıverirsiniz.
Ben bu kitabı, içinizdeki dev karar gücünü uyandırmanız ve doğuştan hakkınız olan sınırsız gücü, capcanlı hayatı, neşe dolu ihtirasları ele almanız için yazdım! Hayatınızı derhal değiştirecek yeni bir kararı şu anda verebileceğinizi bilmeniz gerekir. Bu değiştireceğiniz bir alışkanlığınızla, öğreneceğiniz bir beceriyle, insanlara muamele ediş biçiminizle, yıllardır konuşmadığınız birini aramakla ilgili olabilir. Belki kariyerinizi bir sonraki düzeye yükseltmek için temas etmeniz gereken biri olabilir. Belki şu anda vereceğiniz karar, her gün tatmaya hakkınız olan en olumlu duyguların zevkini çıkarmak ve onları geliştirmek olabilir. Daha fazla neşe, daha fazla eğlence, daha fazla güven ve daha fazla huzur yolunu seçmeniz mümkün müdür? Daha bu sayfayı çevirmeden önce, içinizde bekleyen o gücü kullanmaya başlayabilirsiniz. Sizi yeni, olumlu, güçlü bir yöne, büyüme ve mutluluk yönüne gönderecek olan yeni kararı verin.
Kendi varlığını bile amacına feda edebilen insan iradesine karşı hiçbir şey direnemez."
BENJAMIN DISRAELI
Hayatınız, yeni, tutarlı ve adanmış bir karar verdiğiniz anda değişir. Mesleği avukat, karakteri barışçı olan sessiz ve mütevazı bir adamın kararlılığıyla inancı yüzünden, koskoca bir imparatorluğun devrileceği kimin aklına gelirdi? Ama yine de Mahatma Gandhi'nin Hindistan'ı İngiliz yönetiminden kurtarma yolundaki o sarsılmaz kararı, dünyadaki güç dengesini ebediyen değiştiren hareketi başlatan güç olmuştur. Gandhi'nin amaçlarını nasıl gerçekleştirebileceğini hiç kimse anlayamıyordu. Ama o, vicdanına göre davranmaktan başka açık yol bırakmamıştı kendine. Başka hiçbir ihtimali asla kabul etmeyecekti.
John F. Kennedy'nin o gergin Küba Füze Krizi sırasında Nikita Kruşçev'le kapışıp Üçüncü Dünya Savaşı'nı önlemesinin kaynağı da karardı. Martin Luther King, Jr.'ın, artık yok sayılmaya razı olmayan bir halkın dertlerini ve umutlarını seslendirerek dünyanın dikkatini çekmesinin de kaynağı karardı. Donald Trump'ın finans dünyasının en yukarlarına meteor gibi yükselmesinin kaynağı karar olduğu gibi, sonradan korkunç biçimde düşüşünün kaynağı da karardı. Pete Rose'un kendi fiziksel yeteneklerini "Dünya Şöhretleri" düzeyine yükseltip, sonunda kendi 'hayatının rüyasını mahvetmesine yol açan da karardı. Kararlar hem sorunların, hem de inanılmaz sevinçlerle fırsatların kaynağı olabilmektedirler.
Görünmezi görünür kılma sürecinin kıvılcımı, bu güçte yatar. Gerçek kararlar, rüyalarımızı gerçeğe dönüştüren aracılardır. Bu gücün en heyecan verici yanı, zaten sizin içinizde oluşudur. Karar denilen şeyin o patlayıcı etkisi, yalnızca gerekli referanslara sahip, parasal ve ailesel avantajları olan bir avuç seçilmiş insana özgü değildir. Kralın elinde olduğu kadar, basit bir işçinin de elindedir. Şu anda bu kitabı elinde tutmakta olan sizlerin de elindedir. Eğer gerekli cesareti toplayabilirseniz, bundan sonraki saniyede, içinizde hazır bekleyen o gücü hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.
Kendinizin kişi olarak, şimdiye kadar sergilediğinizden çok daha büyük olduğunuza kesin karar vereceğiniz gün, bugün müdür? Hayatınızı ruhunuzun kalitesiyle eş düzeye getirmeye kesin karar vereceğiniz gün bugün müdür? O halde duyuruda bulunmaya başlayın. "Ben buyum. Hayatım budur. Yapacaklarım şunlardır. Hiçbir şey, kaderime ulaşmama engel olamaz. Kararım inkâr edilemez."
Son derece gururlu bir insanı düşünün. Rosa Parks adlı bir kadın. 1955 yılının bir gününde, Alabama'nın Montgomery kentinde otobüse binmiş ve oturduğu yeri (yasanın gereğine uygun olarak) bir beyaza vermeyi reddetmiş. Bu bir tek sessiz itaatsizlik hareketi, bir anda bir amaç yangınının kıvılcımını tutuşturmuş, olay kuşaklar boyunca bir hak mücadelesinin simgesi haline gelmiş. Vatandaşlık hakları hareketinin başlangıcı olmuş. Bir bilinçlenme ve uyanma süreci başlamış. Bugün eşitliğin, fırsatın ve adaletin, ırka, dine ve cinsiyete bakmaksızın tüm Amerikalılar açısından yeniden tanımlanmasıyla uğraşırken, hâlâ o sürecin içindeyiz. (90'lı yıllardan bahsediliyor.) Rosa Parks o otobüste yerini vermediği anda, geleceği mi düşünüyordu? Toplumun yapısını değiştirmekle ilgili ilâhî bir planı mı vardı? Belki. Ama daha büyük olasılıkla, ona o hareketi yaptıran, kendini daha yüksek bir standarda bağlaması olmuştur. Bir tek kadının kararı ne kadar da büyük hareketlerin kaynağı olmuş!
Eğer şu anda içinizden: "Böyle kararlar vermeyi çok isterdim, ama ben gerçek trajediler yaşadım" diye düşünüyorsanız, size Ed Roberts'in örneğini vereyim. Ed Roberts tekerlekli sandalyeye mahkûm, "sıradan" bir insanken, kendisini sınırlayan koşulların ötesinde yaşama kararıyla, birdenbire "olağanüstü" bir insan olmuştur. Ed on dört yaşından bu yana, boynundan aşağı felçlidir. Gündüzleri "normal" bir hayat sürebilmek için soluma cihazı kullanır, gecelerini de çelik ciğer içinde geçirir. Çocuk felcine karşı gerçek bir savaş vermiş, birkaç kere hayatını kaybetme tehlikesiyle karşılaşmış biri olarak, herhalde dikkatini kendi acılarına çevirebilirdi, ama o, başkaları için de fark yaratacak yolu seçti. Yaptığı, başardığı neydi? Son on beş yıldan beri, kendisine tepeden baktığını hissettiği bir dünyaya karşı verdiği mücadele, sakatların hayat kalitesinde nice zenginleşmelerin kaynağı oldu. Ed, fiziksel sakatların yetenekleriyle ilgili çok sayıda yanlış inanca karşı mücadele vererek genel kamuoyunu eğitti, kent sokaklarında tekerlekli sandalyelerin kaldırıma çıkabileceği rampaların yapılmasından, özel park yerlerine, sakatların tutunabileceği duvar çubukları konulmasına kadar pek çok şeyi gerçekleştirdi. Berkeley'deki California Üniversitesi'nden mezun olan ilk kadriplejik oldu, sonra da California Eyaletinde Rehabilitasyon Müdürü olarak görev yaptı, bu görevi üstlenen ilk sakat kişi olmasıyla da öncülüğünü sürdürdü.
Ed Roberts, önemli olanın nereden başladığınız değil, nereye varmak üzere karar verdiğiniz olduğu konusunda güçlü bir kanıttır. Giriştiği her eylem, bir tek güçlü ve adanmış karar ânının ürünüdür. Siz gerçekten karar verseniz, hayatınızda neler yapabilirdiniz?
Birçok insan der ki, "Öyle bir karar vermeye bayılırdım, ama hayatımı nasıl değiştirebileceğimden emin değilim." Bu insanlar, rüyalarını gerçekleştirmenin yolunu tam olarak bilememe korkusundan felç olmuşlardır. Sonuç olarak da, hayatlarını hak ettikleri şahesere dönüştürecek kararları hiçbir zaman alamazlar.
Şimdi ben size diyorum ki, nasıl sonuç yaratacağınızı en başında bilmek, o kadar da önemli değildir. Önemli olan, bir yolunu bulmaya karar vermektir. Nasıl bir yol olursa olsun. Sınırsız Güç kitabımda, "Nihaî Başarı Formülü" diye adlandırdığım bir şeyi açıklamıştım. O formül, sizi gitmek istediğiniz yere ulaştıracak basit bir süreçti:
1) Ne istediğinize karar verin.
2) Eyleme geçin.
3) Nelerin iyi sonuç verip nelerin vermediğini fark edin ve
4) Elde etmek istediğinize ulaşıncaya kadar, yaklaşımınızı değiştirin.
Bir sonuç üretmeye karar vermek, olayları harekete geçirir. Eğer istediğinizin ne olduğuna karar verir, kendinizi eyleme geçirirseniz, bundan bir şeyler öğrenip, yaklaşımınızı değiştirirseniz işte o zaman, o sonuca ulaşacak gidişi yaratabilirsiniz. Bir şeyi oldurmaya gerçekten adandığınız anda, bunu "nasıl" yapacağınız da kendini gösterecektir.
"Tüm inisiyatif ve yaratma eylemleriyle ilgili bir tek basit gerçek vardır: Kişi kendini gerçekten adadığı anda, "Kader" de harekete geçmektedir."
JOHANN /VOLFGANG VON GOETHE
Eğer karar vermek bu kadar basit ve güçlüyse, o zaman Nike'nin öğüdüne, "Haydi, yapın!" öğüdüne uyan insanlar neden o kadar fazla değil? Bence bunun en basit nedenlerinden biri, çoğumuzun gerçek bir karar vermenin ne demek olduğunu bilmeyişimiz. Tutarlı, adanmış bir kararın yaratabileceği değişim gücünü anlayamıyoruz. Sorunun bir bölümü, çoğumuzun uzun zamandan beri "karar" kelimesini pek gevşek bir anlamda kullanıyor olmamız, onu hemen hemen "dilek listesi" düzeyinde bir anlama indirgemiş olmamızdır. Karar vermek yerine, tercihlerimizi sıralıyoruz. "Sigarayı bırakmak istiyorum," demek yerine, bu konuda gerçek bir karar vermek, diğer tüm ihtimalleri kesen, durduran bir şeydir. Aslında "karar" kelimesinin de kök olarak "kesmek" le bir ilişkisi olduğundan hemen hemen eminim. Gerçek bir karar vermek, bir sonuç elde etmeye adanmak, kendinizi diğer tüm ihtimallerden koparmaktır.
Bir daha sigara içmemeye gerçek anlamda karar verdiğinizde, iş bitmiştir. Tamamdır artık! Sigara içme ihtimalini bir daha düşünmeyeceksiniz bile. Eğer karar gücünü herhangi bir zamanda bu şekilde kullanmış insanlardansanız, benim ne demek istediğimi hemen anlamışsınızdır.
Alkolikler de çok iyi bilir ki, yıllar boyunca bir tek kadeh içmemiş bile olsalar, eğer günün birinde bir kadeh içme konusunda kendini kandırmayı sürdürüyorsa, her şey nasılsa yeni baştan başlayacaktır. Gerçek bir karar verdikten sonra, o karar çok zor bir karar bile olsa, çoğumuz içimizde çok büyük bir rahatlama hissederiz. Sonunda çitin öte yanına geçtik, deriz. Açık seçik, tartışılmaz bir amaca sahip olmanın ne harika bir şey olduğunu da hepimiz biliriz. Bu tür açık seçiklik size güç verir. Açık seçiklik sayesinde, hayatınızda gerçekten istediğiniz sonuçları üretebilirsiniz.
Çoğumuz için zorluk, çoktan beri hiçbir karar vermemiş olduğumuz için bunun nasıl bir duygu verdiğini unutmuş olmamızdır. Karar verme kaslarımız gevşemiştir! Bazı insanlar akşam yemeğinde ne yiyeceklerine karar vermekte bile güçlük çekmektedirler.
O halde o kasları nasıl güçlendirebiliriz? Egzersiz yaptırarak! Daha iyi kararlar vermenin yolu, daha çok kararlar vermektir. Sonra her verdiğiniz karardan bir şeyler öğrenmeyi unutmayın. Kısa dönemde sonuç vermiyor gibi görünenlerden bile... Bunlar daha iyi değerlendirmeler yapabilme konusunda önemli farklara işaret ederler, gelecekteki kararlarınızı iyiye götürürler. Bilin ki karar vermek de, her beceri gibi, sık sık yaptıkça daha iyiye gidecektir. Ne kadar sık karar verirseniz, hayatınızın kontrolünün kendi elinizde olduğunu o kadar iyi anlayacaksınız. Gelecekteki alt edilecek zorlukları hevesle bekliyor olacaksınız, onları yeni farklılıklar yaratmak ve hayatınızı bir sonraki düzeye çıkarmak için birer fırsat olarak göreceksiniz.
Hayatınızın gidişini değiştirmede kullanabileceğiniz bir tek enformasyon parçasının, bir tek küçük farklılığın bile önemini ne kadar vurgulasam azdır. Enformasyon, kullanıldığı zaman güç verir. Benim gerçek karar kriterlerimden biri, peşinden eylem gelmesidir. İşin en heyecan verici yanı, bunun ne zaman karşınıza çıkacağını bilemeyişinizdir! Benim 700'den fazla kitap okuyuşum, kasetler dinleyişim, o kadar çok sayıda seminerlere gidişim, bir tek küçük farklılığın değerini anladığım içindir. Belki bu kitabın bir sonraki sayfasında ya da bir sonraki bölümünde olabilir. Hattâ belki zaten bildiğiniz bir şey bile olabilir. Ama her nedense, bu sefer aklınıza yer eder, kullanmaya başlarsınız. Unutmayın ki becerinin anası, tekrarlardır. Farklılıklar bize daha iyi kararlar verme gücünü getirir, o sayede de kendi istediğimiz sonuçları yaratabiliriz. Bu farklılıklara sahip olmamak, size büyük acılar getirebilir.
Örneğin, kültürümüzdeki ünlü kişilerin pek çoğu rüyalarına ulaşmışlardır, ama onun zevkini çıkarmanın yolunu henüz öğrenememişlerdir. Kendilerini doyumsuz hissettikleri için uyuşturuculara dönmektedirler. Bunun nedeni, kişinin amacına ulaşmasıyla kendi değerlerini yaşıyor olması arasındaki farklılığı gözden kaçırmalarıdır. Bunu daha sonraki sayfalarda öğreneceksiniz, insanların bilmediği, anlayamadığı bir başka küçük farklılık daha vardır ki, ilişkilerinde sürekli olarak acılara o da yol açabilir. Kurallar farklılığıdır bu. Onu da kendimizi tanıma süreci içinde inceleyeceğiz. Bazen bir farklılığı gözden kaçırmak, her şeyinizin kaybedilmesine yol açar.
Sürekli koşturarak yaşayan ama yağlı yiyecekler yiyen kişiler, damarlarını tıkamaları nedeniyle, kalp krizi ihtimalini artırırlar.
Ben hayatımın büyük bölümü boyunca, ünlü iş dünyası uzmanı Dr. W. Edwards Deming'in derin bilgi dediği şeyin peşinde koştum. Bana göre derin bilgi, anladığımız anda uygulamaya geçirip hayatımızın kalitesinde büyük iyileşmeler yaratabileceğimiz basit bir farklılık, strateji, inanç, beceri ya da araçtır. Gerek bu kitap, gerekse benim hayatım, evrensel uygulama alanına sahip, kişisel ve profesyonel hayatımızı iyileştirebilecek derin bilgileri aramaya adanmıştır. Ben sürekli olarak, bu bilgileri insanlara nasıl aktarsam da, kendi zihinsel, duygusal, fiziksel ve finansal kaderlerini biçimlendirecek gücü onlara kazandırsam diye düşünmekteyim.
"Kaderiniz karar anlarınızda biçimlenir."
ANTHONY ROBBINS
Hayatınızın her anında verdiğiniz üç karar, sizin kaderinizi kontrol etmektedir. Bu üç karar, nelere dikkat edeceğinizi, kendinizi nasıl hissedeceğinizi ve neler yapacağınızı, son olarak da ne katkılarda bulunup, kim olacağınızı ilgilendiren kararlardır. Eğer bu üç kararı kontrol etmezseniz, hayatınızın kontrolü sizin elinizde değil demektir. Bu kararları kontrol ettiğiniz zaman, kendi tecrübelerinizi biçimlendirmeye başlarsınız.
Kaderinizi kontrol eden üç karar şunlardır:
1. Nelere odaklanacağınıza karar vermek.
2. Bir şeyin sizin için ne anlam taşıdığına karar vermek.
3. İstediğiniz sonuçları yaratmak için ne yapacağınıza karar vermek.
Görüyorsunuz ya, kim olacağınızı saptayan şey, daha önce başınıza gelenler ya da şimdi başınıza gelmekte olanlar değildir. Daha çok, neye odaklanacağınız, her şeyin sizin için ne anlam taşıdığı ve bu konuda neler yapacağınızdır. Nihaî kaderinizi çizecek olan bunlardır.
Eğer sizin kendi alanınızda, sizden daha başarılı birileri varsa, bilin ki onlar bu kararları, aynı koşullar altındayken bile sizden farklı biçimde vermektedirler. Ed Roberts kesin olarak, kendi durumundaki başka insanlardan farklı şeylere odaklanmayı seçmiştir. Kendisinin bir fark yaratabilmesine yönelmiştir. Fiziksel durumu, onun gözünde, üstesinden gelinmesi gereken bir zorluktur. Ne yapacağına karar verirken, kendi durumundaki başka insanların hayatını daha kolaylaştıracak şeyleri seçmiştir. Fiziksel özürlü kişiler için hayat kalitesini yükseltecek biçimde, çevreyi değiştirmeye kendini adamıştır.
"İnsanların hayatlarını kendi çabalarıyla yükseltme yeteneğinden daha cesaret verici bir şey bilmiyorum."
HENRY DAVID THOREAU
Çoğumuz kararlarımızın büyük bölümünü bilinçli olarak vermeyiz. Özellikle bu çok önemli üç kararı! Bunun karşılığında da çok pahalı bir bedel öderiz. Aslına bakarsanız, çoğu insan benim "Niagara Sendromu" dediğim durumu yaşamaktadır. Bence hayat bir nehir gibidir. Çoğu insan bu nehre, sonunda nereye çıkacağına karar vermeden atlar. Böylece çok geçmeden akıntıya kapılırlar. Günlük olaylar, günlük korkular, günlük zorluklar... Nehrin çatal oluşturduğu yerlere vardıklarında, hangi tarafa gitmek istediklerine bilinçli biçimde karar vermezler, kendileri için hangi tarafın uygun olduğunu da düşünmezler. Kendilerini akıntıya bırakmakla yetinirler. Kendi değerleriyle yönetilmek yerine çevre tarafından yönetilen o insan kalabalığına katılırlar.
Sonuç olarak, kontrolün kendi ellerinde olmadığını hissederler. Böyle bilinçsiz bir durumda kalmayı sürdürürler. Tâ ki günün birinde kükreyen suların sesi onları uyandırana kadar... Bir de bakarlar ki, küreksiz bir kayığın içinde, Niagara Çavlanından beş metre gerideler. O anda, "Hay Allah!" derler, ama artık iş işten geçmiştir. Aşağıya düşeceklerdir. Bazen bu düşüş, duygusal bir düşüştür. Bazen fiziksel bir düşüştür. Bazen finansal bir düşüştür. Hayatınızda bugün yüzyüze olduğunuz güçlükler, büyük ihtimalle, nehrin yukarısındayken verilen iyi kararlarla önlenebilirdi.
Kudurgan bir nehrin sularına kapılmış durumdayken olayları nasıl tersine çevirebiliriz? Ya kürekleri suya daldırıp ters yönde deliler gibi kürek çekerek, ya da ileriyi planlamaya çalışarak. Gerçekten varmak istediğiniz yere doğru bir rota çizerek... Elinizde bir plan ya da harita bulundurup, yol üzerinde kaliteli kararlar verebilmeyi mümkün kılarak...
Belki bunu hiçbir zaman düşünmemiş olabilirsiniz ama beyniniz zaten kararlar vermenizi mümkün kılan bir iç sistem olarak yapılandırılmıştır. Bu sistem, görünmez bir güç olarak hareket eder, iyi ya da kötü tüm düşüncelerinizi, eylemlerinizi ve duygularınızı, hayatınızın her ânında yönlendirir. Hayatınızdaki her şeyi değerlendiriş biçiminizi kontrol eder. Onu yöneten de, büyük ölçüde bilinçaltınızdır.
İşin korkunç yanı, çoğu insan bu sistemi hiçbir zaman bilinçli olarak kurmuş değildir. Sistem yıllar içerisinde, türlü kaynaklar tarafından, hemen hemen kendiliğinden kurulur. Bu kaynaklar çok çeşitlidir: Anne-babalar, öğretmenler, arkadaşlar, televizyon, reklamlar ve genel olarak kültür... Bu sistemin beş bölümü vardır:
1) Kilit inançlarınız ve bilinç dışı kurallarınız
2) Hayat değerleriniz
3) Referans noktalarınız
4) Kendinize sürekli olarak sorduğunuz sorular
5) Her an hissettiğiniz duygusal durumlar
Bu beş unsurun sinerjisi etkisi, size bir eylemi yaptıran ya da yaptırmayan gücü harekete geçirir, geleceğe kaygılanmanızı ya da gelecekten korkmanızı, kendinizi seviliyor ya da sevilmiyor hissetmenizi, başarı ve mutluluk düzeyinizin ne olacağını dikte eder. Yaptığınız şeyi neden yaptığınızı ya da yapmanız gerektiğini çok iyi bildiğiniz bir şeyi neden yapmadığınızı o saptar.
Bu beş unsurdan herhangi birini değiştirmekle, yani ister kilit inançlar ve kurallar, ister değerler, ister referanslar, ister sorular ya da ister duygusal durum olsun, bir tanesini değiştirmekle, hayatınızda hemen güçlü ve ölçülebilir bir değişiklik yaratabilirsiniz. En önemlisi de, bu durumda etkilerle değil, nedenlerle savaşıyor olmanızdır. Unutmayın ki eğer sürekli olarak fazla yiyorsanız, bunun gerçek nedeni genellikle yiyeceğin kendisiyle ilgili değil, değerler sorunuyla ya da inançlar sorunuyla ilgilidir.
Bu kitapta adım adım size master sistem'inizi nasıl keşfedebileceğinizi göstereceğim, siz de o zaman kendi isteklerinizle tutarlı birtakım basit değişiklikleri yapmaya başlayacaksınız, geçmiş şartlanmalarınızın kontrolünde devam etmekten kurtulacaksınız.
Şu anda harikulade bir yolculuğa çıkmak üzeresiniz. Bu yolculukta kendinizin kim olduğunu, neyi neden yaptığınızı keşfedeceksiniz. Bu güç üstünlükleriyle, iş arkadaşlarınızın, eşinizin ve diğer sevdiklerinizin hangi karar sistemini kullandıklarını anlayacaksınız. Ve sonunda onların "hayranlık uyandırıcı" davranışlarını da çözebilecek, görebileceksiniz!
Esas iyi haber, hayatımızın herhangi bir ânında bilinçli kararlar vererek bu sistemi alt edebileceğimizdir. Geçmişteki şartlanmamızın, bugünümüzü ve yarınımızı kontrol etmesine izin vermek zorunda değiliz. Bu kitapla, inanç ve değerlerinizi sistematik olarak yeniden organize edebilir, kendinizi yeni baştan icat edebilir, tasarımladığınız hayatta, kendi istediğiniz yöne doğru yönelebilirsiniz.
"Cesaretimi kaybetmiyorum, çünkü vazgeçilen her yanlış girişim, ileri doğru atılmış yeni bir adımdır."
THOMAS EDISON
Karar gücünü gerçek anlamda kullanma yolunda son bir engel daha vardır. O da, yanlış kararlar verme korkumuzu yenmektir. Hayatta hiç kuşkusuz yanlış kararlar da vereceksiniz. İşleri yüzünüze gözünüze bulaştırdığınız da olacaktır! Ben de her zaman mutlaka en doğru kararları vermiş değilimdir. Ama zaten öyle bir şey beklemiyordum. Gelecekte de her zaman en doğru kararları verecek değilim. Ama ben, verdiğim karar ne olursa olsun, esnek olmaya, sonuçlara bakıp onlardan ders almaya, o dersleri, gelecekteki daha iyi kararlar için kullanmaya karar verdim.
Unutmayın: Başarı aslında doğru düşünmenin ürünüdür. Doğru düşünme tecrübelerden gelir. Tecrübeler ise kötü düşünmenin sonuçlarıdır! Size kötü ya da acı tecrübe gibi görünen şeyler, genellikle en önemlileridir.
Hatâlarımızdan ders almaya yönelmeli, dövünmekle zaman harcamamalıyız, çünkü öyle yaparsak, gelecekte de aynı hatâları tekrarlarız.
Kişisel tecrübe kuşkusuz çok önemli bir şeydir, ama bir rol modeline sahip olmanın da ne kadar değerli olduğunu düşünmek gerekir. Sizden önce o tehlikeli sularda yolculuk etmiş olan biri, size izleyebileceğiniz bir harita verebilir. Finans konularınız için bir rol modeliniz, ilişkileriniz için bir rol modeliniz, sağlığınız için bir rol modeliniz, mesleğiniz için bir rol modeliniz, hayatınızın geliştirmek istediğiniz her yönü için bir rol modeliniz olabilir. Bu kişiler sizi yıllar sürecek acılardan kurtarabilir, uçurumlara yuvarlanmanızı engelleyebilirler.
Bazen de nehrin üzerinde kendinizi yalnız bulur, önemli kararları kendi kendinize vermek zorunda kalırsınız. Bu konudaki iyi haber, eğer tecrübelerinizden ders almaya hazır ve istekliyseniz, zorluk dönemi diye nitelendirdiğiniz dönemlerin bile size çok değerli bilgiler getirdiğini, ilerdeki kararlarınızda kullanabileceğiniz kilit farklılıklar sunduğunu görebilmektir.
Hangi başarılı insana sorsanız, size aynı şeyi söyleyecektir -tabii eğer dürüst davranıyorsa!- Benim sizden başarılı olmam, sizden daha çok sayıda kötü kararlar vermiş olduğumdandır, diyecektir. Seminerlerime gelen insanlar genellikle bana, "Belli bir becerinin ustası olmak acaba ne kadar zamanımı alır?" diye sorarlar. Benim onlara hemen verdiğim cevap, "Siz ne kadar zaman almasını istiyorsunuz?" sorusudur. Eğer siz günde on yeni eylem kararı alıyorsanız ve bu oranda da öğrenme tecrübesi biriktiriyorsanız, beri yanda başka biri ayda bir tek yeni eylem kararı alıyorsa, o zaman on aylık tecrübeyi bir günde biriktiriyorsunuz demektir. Çok geçmeden o becerinin ustası olursunuz -ve ne gariptir ki- size o zaman "istidatlı ve şanslı" derler.
Ben topluluk önünde konuşma becerisini çok iyi öğrendim, çünkü haftada bir kere değil, günde üç kere konuşmalar yaptım. Beni dinleyecek birilerini bulduğum anda, hazırdım. Kuruluşumda çalışan diğer insanlar yılda kırk sekiz konferans vermek üzere planlar yaparken, ben o kadar konferansı iki haftada veriyordum. Bir ay dolduğunda, iki yıllık tecrübe biriktirmiştim. Bir yılın sonunda tecrübem on yıllık olcaktı. İş arkadaşlarım, böyle bir yetenekle doğduğum için ne kadar "şanslı" olduğumu söyleyip duruyorlardı. Onlara da şu anda size söylediğim şeyi söylemeye çalıştım. Ustalaşmak, siz ne kadar sürdürmek isterseniz, o kadar sürer. Bu arada, acaba verdiğim konferansların hepsi harika mıydı? Hiç de değildi! Ama her tecrübeden ders almayı iş edindim, bu beni ustalaştırdı, sonunda herhangi boyda bir salona girdiğimde, her meslekteki insanlara gerçek anlamda ulaşabilmeyi başardım.
Ne kadar hazırlıklı olursanız olun, size bir konuda daha garanti vermek isterim: Eğer hayat nehrinin üzerindeyseniz, mutlaka birkaç sert kayaya da çarpacaksınız demektir. Bu karamsarlık değil, gerçekçilik aslında. İşin kilidi şurada: Kayığınız karaya oturduğu zaman, kendinizi "başarısız" bulup dövüneceğiniz yerde, hayatta başarısızlık diye bir şey olmadığını hatırlayın. Var olan yalnızca sonuçlardır. Eğer istediğiniz sonuçları elde edemedinizse, bu tecrübeden bir şeyler öğrenin ki ilerde daha iyi kararlar verebilmek için elinizde referanslarınız olsun.
"Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol açacağız."
ANİBAL
Uzun dönemli mutluluğunuzu garantiye almak için vermeniz gereken en önemli kararlardan biri, hayatın size getirdiği şeyi o anda kullanmaya karar vermektir. Eğer;
1) Kesinlikle başarmak istediğiniz şeyin ne olduğuna açık seçik karar vermişseniz,
2) Büyüp çapta eyleme geçmeye istekliyseniz,
3) Nelerin iyi sonuç getirip nelerin getirmediğine dikkat ediyorsanız ve
4) İstediğinizi elde edinceye kadar, hayatın belli anlarda karşınıza çıkardıklarını hemen kullanarak, yaklaşımınızı değiştirmeyi sürdürüyorsanız, o zaman elde edemeyeceğiniz hiçbir şey yok demektir.
Büyük çapta başarılı olan herkes bu dört adımı atmış, Nihaî Başarı Formülü'nü uygulamıştır. Benim en sevdiğim "Nihaî Başarı" hikâyelerinden biri, Bay Soichiro Honda'nın hikâyesidir. Tahmin edeceğiniz gibi, Bay Honda, kendi adıyla anılan kuruluşun kurucusudur. Ne kadar büyük olursa olsun bütün şirketler gibi, Honda Şirketi de bir kararla ve sonuç elde etmeye dönük ihtiraslı bir arzuyla başlamıştır.
1938 yılında, Bay Honda henüz okulda öğrenciyken, sahip olduğu her şeyi bir küçük atölyeye yatırmış, piston ringleri konusunda kendi kafasında var olan fikri geliştirmeye koyulmuştur. Çalışmalarını Toyota Şirketine satmak istediği için gece gündüz çalışmış, dirseklerine kadar yağlara batmış, o atölyede yatıp kalkmış, sonuç alacağına olan inancını hiçbir zaman yitirmemiştir. İşini sürdürebilmek için karısının mücevherlerini bile rehine koymak zorunda kalmıştır.
Ama sonunda piston ringlerini tamamlayıp Toyota'ya sunduğunda, bunların Toyota standartlarına uymadığı söylenmiştir. Onu gerisin geri iki yıllığına okula yolladıklarında, öğretmenleriyle arkadaşları ona gülüp durmuş, tasarımlarının çok saçma şeyler olduğunu söylemişlerdir. Ama o, bu tecrübenin acısına odaklanacağı yerde, amacına olan konsantrasyonunu sürdürmüştür.
İki yıl daha geçtiğinde, Toyota ona hayalindeki anlaşmayı sunmuştur. İhtirasıyla inançlarının sonuç verişi, ne istediğini bildiği, eyleme geçtiği, nelerin iyi sonuç verdiğine dikkat ettiği, istediğine ulaşıncaya kadar yaklaşımını sürekli değiştirdiği içindir. Ama o sırada ortaya yeni bir sorun çıkmıştır. Japon hükümetinin savaşa hazırlandığı günlerdir o günler. Fabrikasını kurmak için ihtiyacı olan betonu ona vermemişlerdir. Peki, o vaz mı geçmiştir o zaman? Hayır. Bunun ne büyük haksızlık olduğuna mı konsantre olmuştur? Rüyasını ölmüş mü saymıştır? Asla. Yine tecrübelerini kullanmaya karar vermiş, başka bir strateji geliştirmiştir.
Ekip arkadaşlarıyla birlikte, kendi betonlarını yapabilecekleri yeni bir süreç geliştirmiş, fabrikasını öyle kurmuştur. Savaş sırasında o fabrika iki kere bombalanmış, imalât tesislerinin önemli bölümleri mahvolmuştur. Honda'nın cevabı ne olmuştur o zaman? Ekibini toplamış, ABD ordusunun fırlatıp attığı benzin tenekelerini biriktirmeye koyulmuştur. Bunlara, "Başkan Truman'ın Armağanları" diye isim takmıştır, çünkü niyeti o tenekeleri kendi imalâtında ham madde olarak kullanmaktır. Savaş sırasında Japonya'da bu tür maddeler bulunamamaktadır, îonunda bütün bunları arkasında bıraktığında, bu sefer de bir deprem, fabrikasını yerle bir etmiştir. Honda da o sırada piston operasyonunu Toyota'ya satmaya karar vermiştir.
İşte size, başarı konusunda güçlü kararlar vermiş birinin hikâyesi. Yaptığı işe yönelik ihtirası ve inancı olan bir adam. Çok da güçlü bir stratejiye sahipti. Büyük çapta eyleme geçiyordu. Yaklaşımını habire değiştiriyor, ama yine de kendini adadığı sonuçları üretemiyordu. Ama sebat etmeye karar
vermişti.
Savaştan sonra Japonya'da korkunç bir benzin kıtlığı başladı. Bay Honda, ailesi için yiyecek alışverişine bile arabasıyla gidemez oldu. Sonunda çaresizlik içinde, Bisikletine küçük bir motor taktı. Hemen ardından komşuları, "Bize de böyle motorlu Bisiklet yapar mısın?" demeye başladılar. Bir iki derken sonunda Bay Honda'nın elindeki motorlar tükendi. O zaman, yeni icadı için motor yapacak bir fabrika kurmaya karar verdi ama ne yazık ki elinde sermaye yoktu. Tıpkı daha önce yaptığı gibi, bu sefer de ne yapıp yapıp bir yolunu bulmaya karar verdi!
Japonya'daki 18.000 Bisikletçi dükkânına birer mektup yazdı, icadının getireceği hareketlilikle Japonya'ya yeniden hayat verebileceklerini söyledi, içlerinden 5000 tanesi ona istediği sermayeyi vermeye razı oldu. Yine de, yaptığı motorlu Bisikleti ancak azimli Bisikletseverlere satabiliyordu, çünkü bunlar çok kocaman, çok ağır şeylerdi. Bunun üzerine son bir değişiklik daha yaptı, çok daha hafif, küçük bir motorlu Bisiklet modeli yarattı. Adını "Süper Cub" olarak seçti, bir gece içinde başarıya ulaştı, kendisine İmparatorluk Nişanı verildi.
Daha sonra motorlu Bisikletlerini Avrupa ve Amerika'nın yeni kuşak çocuklarına yönelik olarak ihraç etmeye girişti, yetmişli yıllarla da, o kadar tutulan otomobilleriyle ortaya çıktı. Bugün Honda Şirketi, ABD ve Japonya'da 100.000 kişi çalıştırmaktadır, Japonya'nın en büyük oto üreticilerinden biri sayılmaktadır, ABD içindeki satışları da Toyota'dan fazladır.
Bu başarı, bir tek adamın, koşullar ne olursa olsun, bir karara sürekli bağlı kalıp onu uygulamaktaki değeri ve gücü anlaması sayesinde gerçekleşmiştir.
Aşağıda bazı inanılmaz başarıya ulaşmış kitaplarla ilgili gerçek "red" cevaplarını bulacaksınız.
Hayvanlar Çiftliği-George Orwell
"ABD'de hayvan hikâyeleri asla satılmaz."
Anne Frank'in Hatıra Defteri-Anne Frank
"Benim görebildiğim kadarıyla, kızda kitabı "merak" düzeyinin üzerine çıkaracak özel bir gözlem ve duygu gücü yok.
Sinekler Tanrısı-William Golding
"Kanımızca çok gelecek vadeden bir fikir ama işleyiş biçiminizde, tam da başarılı sayılmazsınız.
Lady Chatterley'in Aşığı-D.H. Lawrence
"Bu kitabı, kendi iyiliğiniz için, hiç yayınlamayın."
Hayat Şehveti-Irving Stone
"Bir ressamla ilgili, upuzun, sıkıcı bir roman."
Bazen bir karar verip eyleme geçtiğinizde, kısa dönemde işlerin sonuç vermiyor gibi görünebileceğini Honda biliyordu.
Başarıya ulaşmak için, insanın uzun dönemli odağa ihtiyacı vardır. Kişisel hayatımızda karşımıza çıkan zorlukların çoğu, örneğin sürekli olarak çok yememiz, içki içmemiz, sigara içmemiz, pes edip rüyalarımızdan vazgeçmemiz, hep kısa dönemli odaklanmaktan kaynaklanır. Başarı ve başarısızlık, bir gecelik tecrübeler değildir. İnsanları başarısızlığa sürükleyen, yol üzerinde verdikleri bir yığın küçük kararlardır. İzlememektir. Eyleme geçmemektir. Sebat etmemektir. Zihinsel ve duygusal durumumuzu yönetememektir. Bunun tersine, başarı da yine küçük kararlar vermenin sonucudur: Kendinize daha yüksek standartlar uygulama kararı, katkıda bulunma kararı, çevrenin sizi kontrol etmesine izin vermektense kendi zihninizi besleme kararı... İşte bu küçük kararlar, bizim başarı dediğimiz hayat tecrübesini yaratmaktadır. Başarıya ulaşan hiçbir kişi ya da kuruluş, bunu yakın dönem bakışıyla sağlamış değildir.
Ulusal çapta düşünürsek, şu sıra mücadele etmekte olduğumuz zorlukların çoğu, verdiğimiz kararların potansiyel sonuçlarını düşünmeyişimizden kaynaklanmış şeylerdir. Krizlerimiz, örneğin S&L skandalı, ödemeler dengesi açığı, bütçe açığı, eğitim bozulması, uyuşturucu ve alkol sorunları, hep kısa dönemli düşünmekten doğmuştur. İşte bu, Niagara Sendromu'nun en belirgin örneğidir. Kükreyen nehrin üzerinde ilerlerken, eğer dikkatiniz, ilk karşınıza çıkacak kayaya çarpmaktan kaçınmaya dönükse, uzağı göremeyeceğiniz için çavlana yuvarlanmaktan kurtulamazsınız.
Biz toplum olarak, çabucak gelecek mutluluklara öylesine odaklanıyoruz ki, bulduğumuz kısa dönem çözümleri genellikle uzun dönem sorunlarının nedeni oluyor. Çocuklarımız okulda düşünecek, ezberleyecek, öğrenecek kadar uzun süre dikkat etmekte zorluk çekiyorlar ve bunun bir nedeni de sürekli olarak çabuk zevklere yönelmemiz, bunun tiryakisi olmamızdır. Video oyunları, televizyon reklamları gibi şeyler tiryakilik yaratmaktadır. Ulus olarak, fazla kilolu çocukların oranı bizim ülkemizde en yüksektir, tarihte de bu oran hiçbir zaman bizim ülkemizdeki kadar yüksek olmamıştır. Nedeni yine hızlı çözüm peşine düşmemizdir. Sosisli sandviç ve hamburger, suda kendiliğinden eriyen muhallebi, mikrodalga fırında pişmiş kekler gibi.
İş hayatında bu tür kısa dönem bakışı çok tehlikeli olabilir. Exxon Valdez olayı, bir tek küçük kararla kaçınılabilecek bir şeydi. Exxon tankerlerine çift gövde yerleştirebilirdi. Bu pro-aktif karar, çarpışma durumunda petrolün sızıp yayılmasını önleyebilirdi. Ama petrol şirketi bunu yapmamayı seçti, uzun vadeli kâr yerine hızlı kârı seçti. Çarpışma ve sızma sonucunda Exxon, 1.1 milyar dolarlık bir tazminat ödemek zorunda kalacak, bunu sırf verdiği ekonomik zararları karşılamak için ödeyecek. Ama buna, Alaska ve çevre bölgelere verilen o kalıcı ekolojik zararlar dahil bile değil.
Kendinizi uzun vadeli sonuçlara adamaya karar vermek, kısa dönemli çözümlere heves etmemek, hayatınız boyunca alacağınız kararların en önemlilerindendir. Bunu yapmamak, yalnız büyük finansal ve toplumsal acılara yol açmakla kalmaz, bazen sonunda insana kişisel acılar da getirebilir.
Adını belki duymuş olabileceğiniz bir genç, ünlü müzisyen olma rüyasını daha fazla ertelemek istemediğine karar vererek okuldan belge almıştı. Ama rüyası o kadar da çabuk gerçekleşmedi. Yirmi iki yaşına geldiğinde, yanlış bir karar verdiğinden korkmaya başlamıştı. Belki de onun müziğini hiçbir zaman, hiç kimse sevmeyecekti. Barlarda piyano çalıyordu, cebinde meteliği yoktu. Evsiz de kaldığı için geceleri çamaşırhanelerde sabahlıyordu. Büsbütün parçalanmasını önleyen tek şey, romantik ilişkisiydi. Ama o sırada, sevgilisi de onu bırakmaya karar verdi. Kızın gidişi, onu uçuruma iten son etken oldu. Bir daha onun kadar güzel bir kadın bulamayacağına odaklandı. Bu durum ona bir tek şeyi ifade ediyordu: Hayatı artık bitmişti. İntihar etmeye karar verdi. Bereket versin bunu yapmadan önce elindeki opsiyonları yeniden bir düşündü, akıl hastanesine yatmayı seçti. Orada geçirdiği zaman içinde, esas sorunların ne olduğu konusunda bazı referanslar edindi. Sonradan sık sık, "Ahh, bir daha asla o kadar aşağıya kaymayacağım" derdi. Bugün ise, "Attığım en iyi adımlardan biriydi, çünkü ne olursa olsun, ben artık hiçbir şey için kendine acıma yolunu seçmem" diyor. "Bana olabilecek hiçbir şey, başka insanlarda gördüğüm bazı sorunların çapına ulaşamaz." Adanmışlığını diriltip uzun vadeli rüyasını yeniden kovalamaya başladı ve sonunda istediğine ulaştı. Adını mı bilmek istiyorsunuz? Billy Joel...
Milyonlarca hayranı tarafından tapılan, süper model Christie Brinkley'le evlenen bu adamın, bir zamanlar müziğinin kalitesinden kuşku duyduğuna, giden sevgilisi kadar güzel bir kız bulamayacağına kaygılandığına inanabiliyor musunuz?
Unutulmaması gereken nokta, kısa dönemde imkânsız görünen şeyin, uzun dönemde fenomen sayılacak bir başarıya ve mutluluğa dönüşebilmesidir. Billy Joel'in kendini depresyondan kurtarması, hayatımızın her ânında hepimizin kontrolünde bulunan üç karar sayesinde olmuştur: Neye odaklanmak?, olup bitenler ne kadar anlam taşıyor?, bir de bizi sınırlıyor gözüken zorluklara rağmen neler yapmak gerek? Standartlarını yükseltip onları yeni inançlarıyla desteklemiş, uygulaması gerektiğine inandığı stratejileri de uygulamıştır.
Zor zamanlarımda bana dayanma gücü veren inançlarımdan biri de şudur:
"Tanrı'nın bir şeyi ertelemesi, reddetmesi demek değildir." Çoğu zaman, kısa dönemde imkânsız görünen bir şey, eğer sebat ederseniz uzun dönemde çok mümkün hale gelebiliyor. Başarıya ulaşabilmek için, kendimizi sürekli uzun döneme dönük düşünecek biçimde disipline almalıyız. Ben kendime bu gerçeği hatırlatabilmek için, hayatın parlak ve gamlı dönemlerini, bir bakıma mevsimlere benzetirim. Hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez, çünkü hayatın tümü bir ekim-hasat-dinlenme ve yenilenme döngüsüdür. Kış da sonsuz değildir. Bugün karşınızda zorluklar varsa bile, ilkbahar gelmeyecek sanamazsınız. Bazı kimseler için kış demek, kış uykusu demektir. Diğer bazıları için, kızağa atlayıp kaymak demektir! Mevsimin bitmesini beklemek her zaman mümkündür ama neden onu unutulmayacak bir, zaman dilimi haline getirmeyelim ki?
Bu bölümü şöyle bir toparlayabilmek için, yaşadığınız sürece hayat tecrübenizi biçimlendiren karar gücüne koşum vurabilmenizi sağlayacak altı hızlı anahtar vermek istiyorum.
1. Karar vermenin gerçek gücünü unutmayın. Tüm hayatınızı değiştirmek için her an kullanabileceğiniz bir araçtır o güç. Yeni bir karar verdiğiniz anda, yeni bir sebebi, etkiyi, yönlendirmeyi ve hayat hedefini devreye sokuyorsunuz. Aslında hayatınızı değiştirmeye, o yeni kararı verdiğiniz anda başlıyorsunuz. Kendinizi zor durumda hissettiğinizde, elinizde bir seçenek olmadığına inandığınızda, her şey kendiliğinden "bana" oluyor dediğinizde, bunu durdurmak için bir durup karar vermeniz yeter. Unutmayın ki bir kararın gerçek olup olmadığı, yeni eylemlere geçmenizle ölçülebilir. Eğer eylem yoksa, aslında karar vermemişsiniz demektir.
2. Herhangi bir şeyi başarmanın en zor adımı, adanmak, gerçek bir karar vermektir, bunu unutmayın. Adanmışlığınızı uygulamak genellikle kararın kendisinden çok daha kolaydır. Bu nedenle, kararlarınızı zekice verin, ama çabuk verin. Onu nasıl uygulayacağınızı, uygulamaya gücünüzün yetip yetmeyeceğini uzun süre düşünüp durmayın. İstatistiklerin gösterdiğine göre en başarılı insanlar kararlarını çabucak verebilmektedirler, çünkü değer sistemleri kafalarında nettir ve hayatlarında ne istediklerini bilirler. Aynı araştırmaların gösterdiğine göre, kararlarını değiştirme konusunda bu insanlar ya çok yavaş davranmakta, ya da hiç değiştirmemektedirler. Buna karşılık başarısızlıklara uğrayan insanlar kararlarını çok yavaş vermekte ve çabucak fikir değiştirmekte, bir ileri bir geri sıçrayıp durmaktadırlar. Siz karar verin, o kadar! Karar vermenin de kendi başına bir eylem olduğunu anlayın. Kararın iyi bir tanımı, "değerlendirilen enformasyon" olabilir. Gerçek anlamda bir karar verdiğinizi, o karardan eylemler fışkırdığında anlarsınız. Bir sebebi harekete geçirmiş olursunuz. Genellikle bir karar vermenin etkisi, daha büyük bir amacı yaratmaya katkıda bulunur. Benim kendim için koyduğum kritik bir kural vardır: Karar verdiğin yerde dur, o kararı gerçekleştirmek için bir eylem yapmadan oradan ayrılma.
3. Sık sık kararlar verin. Ne kadar çok karar verirseniz, karar vermede o kadar başarılı olursunuz. Kaslar çalışa çalışa güçlenir. Karar verme kaslarınız da öyledir. O gücünüzün bağlarını hemen şu anda çözüp, ertelemekte olduğunuz bazı kararları verin. Bunun hayatınızda yaratacağı heyecana ve enerjiye inanamayacaksınız!
4. Kararlarınızdan ders alın. Bundan kaçmak olamaz. Ne yaparsanız yapın, bazen kötü kararlar da vereceksiniz. Böyle bir durumda, dövünmeye başlamak yerine, bir şeyler öğrenin. Kendinize, "Bunun iyi yanı neresi? Bundan ne öğrenebilirim?" diye sorun. Bu başarısızlık belki de kılık değiştirmiş bir armağandır, çünkü onu gelecekte daha iyi kararlar verme işinde kullanabilirsiniz. Kısa dönemli engeli düşünmek yerine, size zaman kazandıracak, paradan, acıdan tasarruf sağlayacak, gelecekte başarıya ulaşmanızı garantileyecek dersleri öğrenin.
5. Kararlarınıza bağlı kalın, ama yaklaşımlarınızda esnek olun. Örneğin bir kere insan olarak nasıl biri olacağınıza karar verdikten sonra, bunu yapmanın yollarından birine bağlanıp kalmayın. Siz sonucun peşindesiniz. İnsanlar bazen hayatlarında ne istediklerine karar verirken, o anda bildikleri yolların en iyisini de birlikte seçerler... Bir harita oluştururlar. Ama alternatif yollara açık olmazlar. Yaklaşımınızda katılaşmayın. Bir esneklik sanatı geliştirin.
6. Kararlar vermekten zevk alın. Bir anda vereceğiniz bir kararın, hayatınızı ebediyen değiştirebileceğini bilin. Bu karar, kuyrukta önünüzde duran insanla, uçakta yanınızda oturan kişiyle, bir sonra edeceğiniz ya da size gelecek telefonla, ilk göreceğiniz filmle ya da okuyacağınız kitapla ilgili olabileceği gibi, bazen bir sayfa çevirmekle sel kapaklarını açıverirsiniz, hep bekleyip durduğunuz şeyler gelip yerine oturuverir. Hayatınızın gerçekten ihtiras dolu olmasını istiyorsanız, bu beklenti tutumu içinde yaşamanız gerekir.
Yıllar önce ben, o sıra küçük saydığım bir karar vermiştim, ama o karar hayatımı biçimlendirdi. Colorado'nun Denver kentinde bir seminer düzenlemeye karar vermiştim. O seminer, Becky adlı bir bayanla tanışmama yol açtı. Şimdi soyadı Robbins oldu. Kendisi kesinlikle hayatımın en büyük armağanlarından biri. Aynı yolculukta, ilk kitabımı yazmaya karar verdim. Bugün o kitap dünyanın çeşitli yerlerinde on bir dilde basıldı. Birkaç gün sonra, Teksas'ta bir seminer yapmaya karar verdim. Kendi programımı doldurabilmek için bir hafta uğraştıktan sonra, promosyonu yapan kuruluş bana parayı ödemedi, sahibi kentten kaçtı. Konuşmak için en uygun kişi, o adamın tuttuğu halkla ilişkiler görevlisiydi. O da benzer dertleri olan bir kadındı. O kadın benim edebiyat ajanım oldu, ilk kitabımın yayınlanmasını sağladı. Sonuçta, bu olayları sizinle paylaşma fırsatını buldum işte. Bir zamanlar kendime bir ortak almaya da karar vermiştim. Bu kişinin karakterini önceden sorup soruşturmamak, verdiğim kötü kararlardan biri oldu. Bir yıl içinde çeyrek milyon doları zimmetine geçirdi, şirketimi 758.000 dolar borca soktu. Ben bu arada yollara düşmüş, 200 seminer yapıyordum. Bereket versin bu kötü kararımdan ders aldım, daha iyi bir karar vermeyi başardım. Çevremdeki tüm uzmanlar, benim için en iyi yolun iflâs ilan etmek olduğunu söylerken, ben olayları tersine çevirmek için bir yol bulmaya karar verdim, hayatımın en büyük başarılarından birine ulaştım. Şirketi yepyeni bir düzeye çıkardım. O tecrübeden öğrendiklerim yalnız uzun vadeli iş başarılarımı yaratmakla kalmadı, aynı zamanda bu kitapta öğreneceğiniz Nöro Asosiyatif Şartlanma ve Kader Teknolojileri ile ilgili nice farklılıkları ve üstünlükleri bana sağladı.
"Hayat ya cesur bir tecrübedir ya da hiçbir şey değildir."
HELEN KELLER
O halde bu bölümden öğrendiğiniz en önemli farklılık nedir?
Kaderinizi saptayan şeyin, şartlar değil, sizin kararlarınız olduğunu bilin. Hayatınızın her gününde nasıl düşündüğünüzü ve neler hissettiğinizi değiştirmenin teknolojilerine girmeden önce, şunu unutmamanızı istiyorum. Eninde sonunda, eğer kullanmaya karar vermeyecekseniz, bu kitapta okuduğunuz her şey değersizdir, okuduğunuz diğer tüm kitaplar, dinlediğiniz tüm kasetler de değersizdir. Gerçekten adanmışlık taşıyan bir kararın, hayatınızı değiştirecek güç olduğunu unutmayın. O güç sizde zaten vardır, hangi anda kullanmaya karar verirseniz, sizindir. Karar vermiş olduğunuzu kendinize şimdi kanıtlayın. Ertelemekte olduğunuz bir ya da iki kararı verin. Biri çok kolay bir karar olsun, diğeri biraz daha zor olsun. Neler yapabileceğinizi gösterin kendinize. Şu anda, durun. En azından, ertelemekte olduğunuz bir konuda bir tane açık seçik ve net karar verin, onu gerçekleştirme yolunda ilk eylemi yapın sonra da sebat edin! Böyle yapmakla, tüm hayatınızı değiştirecek olan o kası güçlendirmeye başlamış olacaksınız.
Siz de ben de biliyoruz ki, geleceğinizde de bazı zorluklar olacaktır. Ama Lech Walesa'nın duvarları aşabilmesi gibi, Doğu Avrupa'nın bunu öğrenmesi gibi, eğer siz de duvarları aşmaya karar vermişseniz, bilin ki, üstünden de atlayabilirsiniz, içinden de geçebilirsiniz, altından tünel de kazabilirsiniz, o duvarda bir kapı da bulabilirsiniz. Bir duvar ne kadar zamandan beri var olmuş olursa olsun, insanoğlunun onu ortadan kaldırma azmine karşı asla direnemez.
İnsan ruhu, gerçekten de fethedilemeyecek bir varlıktır. Ama kazanma iradesi, başarma iradesi, kişinin kendi hayatını biçimlendirme iradesi, kontrolü eline alma iradesi, ancak hiçbir zorluğun, sorunun ya da engelin önünüzde duramayacağına karar verdiğiniz zaman koşum altına alınabilir. Hayatınızın şartlar tarafından değil, kendi kararlarınız tarafından biçimlendirileceğine bir kere karar verdiniz mi, hayatınız o andan itibaren değişmiş demektir ve siz de çok özel bir şeyin kontrolünü elinize almışsımzdır demektir. Neyin mi? Buyurun...
"İnsanlar mizahla ihtirasın egemenliği altında, aralıklı mantık dönemleri halinde yaşarlar.
SIR THOMAS BROWNE
W.Y. LAY yer aldığında, kadın daha yarım saattir koşu yapıyordu. Birdenbire bir düzine erkek çocuk, çalıların arasından fırlayıp olanca hızlarıyla ona doğru koştular. O daha neler olup bittiğini anlamaya vakit bulamadan üzerine atılıp çalıların arasına çektiler, bir kurşun boruyla dövmeye başladılar. Çocuklardan biri yüzünü kan içinde kalıncaya kadar tekmeledi. Sonra ırzına geçtiler, ters ilişkide bulundular, öldü diye bırakarak gittiler. Birkaç yıl önce New York'un Central Park'ında yer almış olan bu akla sığmaz saldırıyı duymuşsunuzdur, eminim. Olayın olduğu gece ben New York'taydım. Yalnız saldırının vahşetinden değil, özellikle saldırganların kim olduğunu öğrenmekten ötürü afallamış durumdaydım. Çocuktu bunlar. Yaşları 14'le 17 arasında değişiyordu.
Genel kalıba uymayan yanları, yoksul olmadıkları gibi, birbirine kötü davranan ailelerden gelmiş de olmayışlarıydı. Özel okul çocuklarıydı bunlar. Küçükler liginde oynayan, tuba dersleri alan çocuklardı. Uyuşturucunun delirttiği, ya da ırkçılığın motive ettiği çocuklar da değildi. 28 yaşındaki bu kadına saldırmışlardı, üstelik onu öldürmelerine ramak kalmıştı ve bunu bir tek nedenden ötürü yapmışlardı: Eğlenmek... Bu kararlaştırdıkları eyleme bir ad bile vermişlerdi. "Vahşileşme" diyorlardı ona.
Bu olayın olduğu yerden 250 mil ötede, ülkemizin başkentinde, National Havaalanı'ndan kalkış yapan bir jet yolcu uçağı, kör edici bir tipide Potomac Köprüsü'ne çarptığında, köprüde iş saati bitimi trafiği pek yoğundu. Trafik durdu, acil kurtarma ekipleri derhal oraya yollandı, köprünün üzeri bir kaos ve panik kâbusuna dönüştü. İtfaiyecilerle sağlık görevlileri durumun korkunçluğu karşısında neye uğradıklarını şaşırdılar, kaza kurbanlarını kurtarabilmek için defalarca Potomac'a dalışlar yaptılar. Sudaki adamlardan biri, kendisine atılan can yeleklerini sürekli olarak başkalarına veriyordu. Pek çok hayat kurtardı ama kendisininkini kurtaramadı. Kurtarma helikopteri sonunda ona ulaştığında, buzlarla kaplı suların altına batmıştı. Bu adam hiç tanımadığı o insanları kurtarmak için kendi hayatını vermişti! Acaba başka insanların hayatına bu kadar yüksek bir değer biçmesinin nedeni neydi? Daha önce ömründe görmediği bu insanların hayatı için kendi hayatını vermeye neden böyle bir istek duymuştu?
İyi yetişmiş bir insanın hiç pişmanlık duymaksızın vahşileşmesi, beri yanda bir başkasının yabancı insanları kurtarmak için kendi hayatını vermesi acaba nedendir? İnsanı kahraman yapan, alçak yapan, suçlu yapan, katkıda bulunan biri yapan şey nedir? İnsan eylemleri arasındaki farkı saptayan şey nedir?
Ömrüm boyunca hep bu soruların cevabını aramışımdır. Kesin olarak görebildiğim bir tek şey var, insanlar rastgele yaratıklar değil. Biz her yaptığımızı, bir nedenden ötürü yapıyoruz. Belki o nedeni bilinçli olarak fark etmiyoruz ama tüm insan davranışlarının gerisinde kesinlikle tek bir güdücü güç var. Bu güç hayatımızın her yönünü etkiliyor, ilişkilerimize de, mâlî konularımıza da, vücutlarımıza da, beynimize de ulaşıyor.
Sizi şu anda bile kontrol etmekte olan, ömrünüzün sonuna kadar da kontrol edecek olan o güç nedir? ACI VE ZEVK! Siz ve ben, yaptığımız her şeyi, ya acıdan kurtulma ihtiyacımızdan ötürü ya da zevke kavuşma arzumuzdan ötürü yaparız. İnsanların sık sık, hayatlarında gerçekleştirmek istedikleri değişikliklerden söz ettiklerini duyarım. Ama bu söylediklerini yapamazlar. Eyleme geçmeleri gerektiğini bildikleri için de kendilerine kızar, öfkelenirler, ama bir türlü eyleme geçemezler. Bunun bir tek temel nedeni vardır: Onlar hep davranışlarını değiştirmeye çalışmaktadırlar, oysa o bir etkidir. Aslında onun altında yatan sebebe yönelmeleri gerekir.
Acı ve zevk güçlerini anlamak ve onları kullanmak, kendiniz ve sevdikleriniz için istediğiniz değişiklikleri kalıcı biçimde yaratmanızı sağlayacaktır. Bu gücü anlayamamak, sizi (geleceğinizi) tepkiler halinde yaşamak zorunda bırakır. Bir hayvan ya da bir makine gibi... Belki bu sözler, durumu fazla basitleştirmişim gibi görünebilir ama bir düşünün de bakın, yapmanız gerektiğini bildiğiniz bazı şeyleri neden yapmıyorsunuz? Her şeyi ertelemek aslında nedir? Yapmanız gerektiğini bildiğiniz bir şeyi, yine de yapmamaktır. Neden peki?
Cevabı basit: Benliğinizin bir düzeyinde, şimdi eyleme geçmenin, ertelemekten daha fazla acı vereceğini biliyorsunuz. Ama bazen de bir şeyi öyle çok ertelersiniz ki, birdenbire üzerinizde onu yapmanın baskısını hissedersiniz, yapayım da bitsin, dersiniz. Bu size hiç oldu mu? Nedeni nedir peki? Acıyla zevki sağladığınız şeyleri değiştirdiniz. Birdenbire, eyleme geçmemek, ertelemekten daha acılı oldu. 14 Nisan dolaylarında nice Amerikalının yaşadığı olay budur!
"Gereğinden erken acı çeken adam, gereğinden fazla acı çekmiş olur."
SENECA
Sizi hayallerinizin erkeğine ya da kadınına yaklaşmaktan alıkoyan nedir? Yıllardır planladığınız o yeni işi kurmaya başlamanızı engelleyen nedir? O perhizi neden sürekli erteliyorsunuz? Tezinizi hazırlayıp bitirmekten neden kaçıyorsunuz? Mâlî yatırım portföyünüzün kontrolünü neden ele almadınız? Hayatınızı tam istediğiniz hale getirmek için gerekenleri yapmanıza ne engel oluyor? Bütün bu eylemlerin size yararı olacağını, hayatınıza kesinlikle zevk getirebileceğini bildiğiniz halde, eyleme geçmeyi başaramıyorsunuz, çünkü o an için gerekeni yapmaya daha çok acı bağlıyor, fırsatı kaçırmaya daha az acı bağlıyorsunuz. Ya o insana bir yaklaşımda bulunur da hayır cevabını alırsanız? Yeni işi kurmaya çalışıp başarısızlığa uğrar, şimdiki işinizin güvencesini de kaybederseniz? Ya perhize başlayıp aç kalarak bir yığın acı çektikten sonra, sonunda yine kilo almaya başlarsanız? Ya yatırım yapıp paraları kaybederseniz? Hiç denememek daha iyi değil mi?
Çoğu kişi için, kaybetme korkusu, kazanma arzusundan çok daha büyüktür. Hangisi sizi daha ilerilere doğru güder? Son beş yılda kazandığınız 100.000 doları birinin çalmasını engellemek mi, yoksa gelecek beş yılda 100.000 dolar kazanma potansiyeli mi? Aslına bakılırsa, çoğu insanın ellerindekini kaybetmemek için gösterdiği çaba, hayatlarından kendi istediklerini alabilmek için gerekli risklere girme yolunda gösterdiği çabadan daha fazladır.
"Başarının sırrı, acıyla zevkin sizi kullanmasına izin vermektense, acıyla zevki kendiniz kullanmayı öğrenmektir. Bunu yaparsanız, hayatınızın kontrolünü elinize alırsınız. Yapmazsanız, hayat sizi kontrol eder."
ANTHONY ROBBINS
Genellikle, bizi güden bu iki güç tartışılırken ortaya ilginç bir soru atılır: İnsanlar neden acıyı çekiyor da, yine de değişemiyor? Çünkü henüz yeterince acı çekmiş olmuyorlar; benim duygusal eşik dediğim yere daha varmamış oluyorlar.
Eğer zararlı bir ilişki içine girmişseniz ve sonunda gücünüzü kullanmaya karar vermişseniz, eyleme geçip hayatınızı değiştirecekseniz, besbelli artık dayanmak istemediğiniz bir acı düzeyine vardığınız içindir. Hepimize zaman zaman olmuştur, "Yeter artık - bir daha asla - bu şimdi değişmek zorunda," demişizdir.
İşte o an, acının dostumuz olduğu o sihirli andır. Bizi yeni eylemlere geçip yeni sonuçlar üretmeye iter. Eğer o anda, değişikliğin hayatımıza zevk getireceğini de görürsek, eyleme geçmeye daha büyük bir güçle sarılabiliriz. Bu süreç yalnız ilişkiler için geçerli bir şey değildir. Belki fiziksel durumunuzla ilgili olarak böyle bir eşiğe ulaşmışsınızdır. Uçağın koltuğuna sığamadığımz için, durum artık canınıza tak demiştir. Elbiselerinizi giyemez olmuşsunuzdur, bir kat merdiven çıkmak soluğunuzu tıkamaya başlamıştır. Sonunda, "Yeter artık," demiş ve bir karar vermişsinizdir. Nedir o kararı motive eden? Hayatınızdaki acıyı çıkarıp atmak, yeniden zevki getirmektir; gururun zevkini, rahatlığın zevkini, özsaygının zevkini, tasarımladığınız gibi yaşamanın zevkini elde etmektir.
Tabii acının ve zevkin çok çeşitli düzeyleri vardır. Örneğin bir küçük düşme duygusu yaşamak, duygusal acının oldukça yoğun bir biçimidir. Bir rahatsızlık durumu da acıdır. Can sıkıntısı da öyle. Elbette ki bunların bazılarında yoğunluk daha azdır ama yine de karar verme denkleminde etkileri vardır. Aynı şekilde, zevk de bu süreçte etkilidir. Bizi güden güç, çoğu eylemlerimizin daha iyi bir gelecek getireceğine inanmaktan, bugünkü çalışmaların gösterilen çabaya değeceğine, zevkli ödüllerin yakında olduğuna inanmaktan gelir. Ama tabii zevkin de çeşitli düzeyleri vardır. Örneğin zevkten kendinden geçmek, tabii ki çok yoğundur. Ama bazen rahatlığın zevki onu alt edebilir. Her şey kişinin perspektifine göre değişir.
Örneğin, diyelim ki öğle paydosundasmız, bir parkta yürüyüş yapıyorsunuz, hoparlörden bir Bethooven senfonisi yayınlanıyor. Durup dinler misiniz? Bu ilk önce, klasik müziğe ne anlam verdiğinize bağlı. Bazı kimseler Eroica Senfonisinin ezgilerini dinleyebilmek için işi gücü bırakırlar. Onlara göre, Beethoven eşittir katıksız zevk. Ama bazıları için de klasik müzik dinlemenin verdiği heyecan, duvardaki boyanın kurumasını seyretmekten gelen heyecan kadardır. O müziğe tahammül etmek, bir miktar acıyı temsil eder. Hızlı adımlarla parkı geçer, işe dönerler. Ama klasik müzik sevenlerin bazıları bile, durup dinlemeye karar vermeyecektir. Belki işe geç kalmanın vereceği acı, zaten bildikleri ezgiyi dinlemenin getireceği zevkten fazladır. Ya da belki günün ortasında parkta durup müzik dinlemenin zaman ziyanı olduğu yolunda bir inançları vardır. Böyle uygunsuz bir şey yapmanın vereceği acı, müziğin getireceği zevkten fazla olacaktır. Hayatımızın her günü bu tür psişik pazarlıklarla doludur. Biz sürekli olarak, öneri halindeki eylemlerimizi, bize getirecekleri etkiyle ölçer, tartarız.
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Gizliliğinize değer veriyoruz
Bu sitenin çalışmasını sağlamak için temel çerezleri ve deneyiminizi geliştirmek için isteğe bağlı çerezleri kullanıyoruz.