- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Bir çoğumuz apansız şimşek çaktığında, ya da beklenmedik bir
çığlık duyduğumuzda yerimizden sıçrarız. Bu davranış bir tehlike karşısında
olduğumuz düşüncesinden doğmamakta, doğrudan oluşmaktadır. Düşünmek için zaman
da yoktur zaten. Karanlıktan aydınlığa çıktığımızda gözlerimiz elimizde olmadan
kamaşır; sert bir hareketle yüzyüze geldiğimizde irkiliriz. Nefes borumuza küçük
bir yemek kırıntısı kaçtığında öksürmeye, üşüdüğümüzde titremeye başlarız.
İstenç dışı oluşan bu tür davranışlara refleks denir. Yeni doğan çocuğun
ağlaması tipik bir reflekstir; herhangi bir öğrenme ya da koşullanma
gerektirmez. Refleks, insana özgü bir davranış değildir; daha çok hayvanların
sergilediği doğal bir tepkidir. Davranışlarımızın küçük bir bölümünü kapsayan
doğal tepkilerimizi değiştiremeyiz. Oysa sosyal ilişkiler içinde kazandığımız
davranışlarımızın genellikle basit bir etki - tepki tekdüzeliği içinde kaldığı
söylenemez; bunlar arasında refleks görünümünde olanlar bile değişime açıktır.
Bu, bir ölçüde hayvanlar için de doğrudur.Sirk hayvanlarının bizi
eğlendiren, çoğu kez hayrete düşüren becerileri refleks dediğimiz doğal
tepkiler değil, öğrenilmiş davranışlardır. Bir aslan ancak belli bir eğitim
sürecinden sonra ateş çemberinden atlayarak geçer. Ayının tef eşliğinde
dansetmesi, köpeğin iki ayağı üstünde durması ya da sahibinin fırlattığı topu
kapıp getirmesi doğal tepki değil, kazanılan birer alışkanlıktır. Bir beceri,
yerleşik bir alışkanlığa dönüşünce, düşünme gerektirmeyen refleks türünden bir
davranış haline gelir, belli bir uyarıyla istenç dışı olarak açığa
çıkar.Örneğin, sorulduğunda adımızı hemen söylememiz; iki kere iki kaç
eder sorusunu dört diye yanıtlamamız; telefon çaldığında ahizeyi kaldırır
kaldırmaz alo dememiz; gömleğimizi iliklememiz, ayakkabı bağını bağlamamız,
vb. davranışlarımız düşünme gerektirmeyen refleks türünden
hareketlerdir.İlk bakışta, doğuştan sahip olduğumuz reflekslerle,
sonradan kazandığımız yüzme, konuşma, dansetme gibi becerilerimizi ayırmak kolay
değildir. Bu tür alışkanlıkların oluşumuyla ilk ilgilenen bilimadamı, Rus
fizyologu Ivan Pavlov olmuştur. Bir köy papazının oğlu olan Ivan, daha
küçük yaşta okumaya, öğrenmeye olağanüstü ilgi gösteriyordu. Çocuğun bu ilgisini
farkeden ailesi, onun iyi bir eğitim alması yolunda adeta seferber oldu. Orta
öğretim yıllarında, seminerine katıldığı bir öğretmeninin teşvikiyle, Ivan
bilime yöneldi ve araştırma merakı giderek onda yaşam boyu sürecek bir tutkuya
dönüştü.Genç araştırmacı liseyi bitirir bitirmez St. Petersburg
Üniversitesi Doğa Bilimleri Fakültesi'ne başvurdu. Fizyolojiye duyduğu özel ilgi
nedeniyle yüksek öğrenimini tıp alanında tamamladı, ama hekim olarak çalışmadı.
Tek amacı kendi eliyle kurduğu bir laboratuvarda araştırmalarını sürdürmekti.
Ancak parasal olanakları kısıtlıydı. Sonunda özel bir klinikle ortaklaşa küçük
bir laboratuvar kurmayı başardı.Pavlov, donanımı yetersiz olan bu yerde
tek başına çalışmaya koyuldu. Uzun süre bir asistan bile tutamadı. Ne var ki,
genç bilimadamı kararlıydı. Çok geçmeden deneyleriyle bilim çevrelerinin
dikkatini çekmeyi başardı ve böylece Tıp Akademisi'ne profesör olarak
atandı.Bir süre sonra da yeni kurulan Deneysel Araştırma Enstitüsü'nün
başkanlığına getirildi. Özellikle sindirim sistemi üzerindeki araştırmasıyla adı
uluslararası bilim çevrelerinde duyulan Pavlov, 1904'de Nobel Ödülü'nü kazandı.
İşlediği ana tez, sindirim dahil, bedensel tüm fonksiyonların sinir sisteminin
denetiminde olduğuydu (o zaman hormonların sindirim sürecindeki rolü henüz
bilinmiyordu). Son derece sabırlı, kendine güvenen, coşku dolu bir
bilimadamı olan Pavlov, eskiden beri ilgilendiği bir konuya dönmeye karar verdi.
Bu konu, onun daha sonra koşullanmış refleks adını vereceği, alışkanlığa bağlı
davranışlardı. Pavlov, sindirim sistemi üzerindeki çalışmalarında olduğu gibi,
bu yeni çalışmasında da denek (kobay) olarak köpekleri kullandı.
Bilindiği üzere, yiyecek (örneğin bir kemik ya da et parçası)
gördüklerinde köpeklerin ağızları sulanır, kimi hallerde salyaları akar. Aslında
bu doğal refleks, derece farkıyla insanlarda da görülen bir olaydır. Ayrıca
insanların ağzının sulanması için, doğrudan yiyecek görmeleri de
gerekmemektedir. Yatılı okul öğrencileri, öğle yemeği öncesi zilin çalmasıyla
ağızlarının nasıl sulandığını çok iyi bilirler. Pavlov, aynı
koşullanmanın köpeklerde de olup olmadığını ortaya koymak istedi. Yaptığı deney
basitti: Odasında tuttuğu köpeğe bir zil sesinden sonra yiyeceğini verdi. Bu
uygulama düzenli olarak birkaç hafta sürdürüldükten sonra köpeğin ağzının
sulandığını gördü. Hayvan doğrudan yiyeceğe gösterdiği refleksi artık zil sesine
de göstermekteydi. Başka bir deneyinde Pavlov, zil sesi yerine uyarıcı
olarak biri çembersel, diğeri oval biçimde iki ışık kullandı. Köpeğe, yiyeceğini
çembersel ışıktan sonra verip, oval ışıktan sonra vermemeye başladı. Bir
süre sonra köpeğin çembersel ışığa refleks gösterdiğini, oval ışığa ise
göstermediğini; ancak, oval ışığı çembersel ışığa dönüştürme süreci başlayınca,
hayvanın ayırdetme sıkıntısına düştüğünü ve çok geçmeden hırçınlaşarak sağa sola
koşup havlamaya başladığını saptadı (Neyse ki Pavlov, koşullanmayı çözme
yöntemiyle köpeği içine düştüğü bunalımdan kurtarmıştır!). Bu sonuç
kuşkusuz, hayvanların da insanlar gibi deneyimler yoluyla refleksler
kazanabilecekleri anlamına gelmektedir. Pavlov bu kadarla yetinmemiş ve
yine deneysel olarak, hayvanların da insanlar gibi koşullanmayla edinilmiş
reflekslerden kurtulabileceğini göstermiştir. Ağız sulanması refleksine dönelim:
Yukarıda belirtildiği üzere, refleksin kurulmasına yönelik ilk aşamada, yiyecek
verilmeden önce zil çalınmaktaydı. Bu aşamada köpeğin bir süre sonra zil sesiyle
yiyecek beklentisi içine düştüğünü biliyoruz. Koşullanmayı çözmeye
yönelik ikinci aşamada, zil çaldığı halde yiyecek verilmez; beklenti giderek
zayıflamaya yüz tutar; sonunda zil sesi etkisini yitirir, koşullanma kırılır.
Zil sesine karşın hayvanda refleks görülmez olur. Bu, hayvanlarda da koşullanmış
davranışın doğal reflekse dönüşmediği anlamına gelmektedir.Başka bir
deyişle, deneyimle kazanılan (ya da yitirilen) bir refleks, salt fizyolojik bir
olay değil, kimi ruhsal yetileri de içeren, psikolojik bir davranıştır.
Pavlov'un ulaştığı bu sonucun, yüzyılımızın ilk yarısında büyük bir atılım içine
giren Davranış Psikolojisi dediğimiz Behaviorism'e yol açtığı söylenebilir.
Sindirim sistemi üzerindeki çalışması Pavlov'a Nobel Ödülü'nü
kazandırmıştı; ama onu dünya ölçüsünde ünlü kılan, koşullanmış refleks çalışması
oldu. Bolşevik devriminden sonra Sovyetler Birliği Pavlov'a üstün bir saygınlık
tanır. Bu belki de onun yöntemiyle 'Halkların Marxist ideolojiye kolayca
koşullandırılabileceği beklentisinden ileri gelmiştir. Ivan Pavlov
köpekler üzerindeki deneyleriyle insan davranışlarını inceleyen psikologlara
gerçekten önemli bir ışık tutmuştu. Ne var ki, insan davranışlarının salt
koşullanmış reflekslere indirgenemeyeceği yetmiş yıllık Sovyet deneyiminin
sonuçsuz kalmasıyla açıklık kazanmıştır.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
çığlık duyduğumuzda yerimizden sıçrarız. Bu davranış bir tehlike karşısında
olduğumuz düşüncesinden doğmamakta, doğrudan oluşmaktadır. Düşünmek için zaman
da yoktur zaten. Karanlıktan aydınlığa çıktığımızda gözlerimiz elimizde olmadan
kamaşır; sert bir hareketle yüzyüze geldiğimizde irkiliriz. Nefes borumuza küçük
bir yemek kırıntısı kaçtığında öksürmeye, üşüdüğümüzde titremeye başlarız.
İstenç dışı oluşan bu tür davranışlara refleks denir. Yeni doğan çocuğun
ağlaması tipik bir reflekstir; herhangi bir öğrenme ya da koşullanma
gerektirmez. Refleks, insana özgü bir davranış değildir; daha çok hayvanların
sergilediği doğal bir tepkidir. Davranışlarımızın küçük bir bölümünü kapsayan
doğal tepkilerimizi değiştiremeyiz. Oysa sosyal ilişkiler içinde kazandığımız
davranışlarımızın genellikle basit bir etki - tepki tekdüzeliği içinde kaldığı
söylenemez; bunlar arasında refleks görünümünde olanlar bile değişime açıktır.
Bu, bir ölçüde hayvanlar için de doğrudur.Sirk hayvanlarının bizi
eğlendiren, çoğu kez hayrete düşüren becerileri refleks dediğimiz doğal
tepkiler değil, öğrenilmiş davranışlardır. Bir aslan ancak belli bir eğitim
sürecinden sonra ateş çemberinden atlayarak geçer. Ayının tef eşliğinde
dansetmesi, köpeğin iki ayağı üstünde durması ya da sahibinin fırlattığı topu
kapıp getirmesi doğal tepki değil, kazanılan birer alışkanlıktır. Bir beceri,
yerleşik bir alışkanlığa dönüşünce, düşünme gerektirmeyen refleks türünden bir
davranış haline gelir, belli bir uyarıyla istenç dışı olarak açığa
çıkar.Örneğin, sorulduğunda adımızı hemen söylememiz; iki kere iki kaç
eder sorusunu dört diye yanıtlamamız; telefon çaldığında ahizeyi kaldırır
kaldırmaz alo dememiz; gömleğimizi iliklememiz, ayakkabı bağını bağlamamız,
vb. davranışlarımız düşünme gerektirmeyen refleks türünden
hareketlerdir.İlk bakışta, doğuştan sahip olduğumuz reflekslerle,
sonradan kazandığımız yüzme, konuşma, dansetme gibi becerilerimizi ayırmak kolay
değildir. Bu tür alışkanlıkların oluşumuyla ilk ilgilenen bilimadamı, Rus
fizyologu Ivan Pavlov olmuştur. Bir köy papazının oğlu olan Ivan, daha
küçük yaşta okumaya, öğrenmeye olağanüstü ilgi gösteriyordu. Çocuğun bu ilgisini
farkeden ailesi, onun iyi bir eğitim alması yolunda adeta seferber oldu. Orta
öğretim yıllarında, seminerine katıldığı bir öğretmeninin teşvikiyle, Ivan
bilime yöneldi ve araştırma merakı giderek onda yaşam boyu sürecek bir tutkuya
dönüştü.Genç araştırmacı liseyi bitirir bitirmez St. Petersburg
Üniversitesi Doğa Bilimleri Fakültesi'ne başvurdu. Fizyolojiye duyduğu özel ilgi
nedeniyle yüksek öğrenimini tıp alanında tamamladı, ama hekim olarak çalışmadı.
Tek amacı kendi eliyle kurduğu bir laboratuvarda araştırmalarını sürdürmekti.
Ancak parasal olanakları kısıtlıydı. Sonunda özel bir klinikle ortaklaşa küçük
bir laboratuvar kurmayı başardı.Pavlov, donanımı yetersiz olan bu yerde
tek başına çalışmaya koyuldu. Uzun süre bir asistan bile tutamadı. Ne var ki,
genç bilimadamı kararlıydı. Çok geçmeden deneyleriyle bilim çevrelerinin
dikkatini çekmeyi başardı ve böylece Tıp Akademisi'ne profesör olarak
atandı.Bir süre sonra da yeni kurulan Deneysel Araştırma Enstitüsü'nün
başkanlığına getirildi. Özellikle sindirim sistemi üzerindeki araştırmasıyla adı
uluslararası bilim çevrelerinde duyulan Pavlov, 1904'de Nobel Ödülü'nü kazandı.
İşlediği ana tez, sindirim dahil, bedensel tüm fonksiyonların sinir sisteminin
denetiminde olduğuydu (o zaman hormonların sindirim sürecindeki rolü henüz
bilinmiyordu). Son derece sabırlı, kendine güvenen, coşku dolu bir
bilimadamı olan Pavlov, eskiden beri ilgilendiği bir konuya dönmeye karar verdi.
Bu konu, onun daha sonra koşullanmış refleks adını vereceği, alışkanlığa bağlı
davranışlardı. Pavlov, sindirim sistemi üzerindeki çalışmalarında olduğu gibi,
bu yeni çalışmasında da denek (kobay) olarak köpekleri kullandı.
Bilindiği üzere, yiyecek (örneğin bir kemik ya da et parçası)
gördüklerinde köpeklerin ağızları sulanır, kimi hallerde salyaları akar. Aslında
bu doğal refleks, derece farkıyla insanlarda da görülen bir olaydır. Ayrıca
insanların ağzının sulanması için, doğrudan yiyecek görmeleri de
gerekmemektedir. Yatılı okul öğrencileri, öğle yemeği öncesi zilin çalmasıyla
ağızlarının nasıl sulandığını çok iyi bilirler. Pavlov, aynı
koşullanmanın köpeklerde de olup olmadığını ortaya koymak istedi. Yaptığı deney
basitti: Odasında tuttuğu köpeğe bir zil sesinden sonra yiyeceğini verdi. Bu
uygulama düzenli olarak birkaç hafta sürdürüldükten sonra köpeğin ağzının
sulandığını gördü. Hayvan doğrudan yiyeceğe gösterdiği refleksi artık zil sesine
de göstermekteydi. Başka bir deneyinde Pavlov, zil sesi yerine uyarıcı
olarak biri çembersel, diğeri oval biçimde iki ışık kullandı. Köpeğe, yiyeceğini
çembersel ışıktan sonra verip, oval ışıktan sonra vermemeye başladı. Bir
süre sonra köpeğin çembersel ışığa refleks gösterdiğini, oval ışığa ise
göstermediğini; ancak, oval ışığı çembersel ışığa dönüştürme süreci başlayınca,
hayvanın ayırdetme sıkıntısına düştüğünü ve çok geçmeden hırçınlaşarak sağa sola
koşup havlamaya başladığını saptadı (Neyse ki Pavlov, koşullanmayı çözme
yöntemiyle köpeği içine düştüğü bunalımdan kurtarmıştır!). Bu sonuç
kuşkusuz, hayvanların da insanlar gibi deneyimler yoluyla refleksler
kazanabilecekleri anlamına gelmektedir. Pavlov bu kadarla yetinmemiş ve
yine deneysel olarak, hayvanların da insanlar gibi koşullanmayla edinilmiş
reflekslerden kurtulabileceğini göstermiştir. Ağız sulanması refleksine dönelim:
Yukarıda belirtildiği üzere, refleksin kurulmasına yönelik ilk aşamada, yiyecek
verilmeden önce zil çalınmaktaydı. Bu aşamada köpeğin bir süre sonra zil sesiyle
yiyecek beklentisi içine düştüğünü biliyoruz. Koşullanmayı çözmeye
yönelik ikinci aşamada, zil çaldığı halde yiyecek verilmez; beklenti giderek
zayıflamaya yüz tutar; sonunda zil sesi etkisini yitirir, koşullanma kırılır.
Zil sesine karşın hayvanda refleks görülmez olur. Bu, hayvanlarda da koşullanmış
davranışın doğal reflekse dönüşmediği anlamına gelmektedir.Başka bir
deyişle, deneyimle kazanılan (ya da yitirilen) bir refleks, salt fizyolojik bir
olay değil, kimi ruhsal yetileri de içeren, psikolojik bir davranıştır.
Pavlov'un ulaştığı bu sonucun, yüzyılımızın ilk yarısında büyük bir atılım içine
giren Davranış Psikolojisi dediğimiz Behaviorism'e yol açtığı söylenebilir.
Sindirim sistemi üzerindeki çalışması Pavlov'a Nobel Ödülü'nü
kazandırmıştı; ama onu dünya ölçüsünde ünlü kılan, koşullanmış refleks çalışması
oldu. Bolşevik devriminden sonra Sovyetler Birliği Pavlov'a üstün bir saygınlık
tanır. Bu belki de onun yöntemiyle 'Halkların Marxist ideolojiye kolayca
koşullandırılabileceği beklentisinden ileri gelmiştir. Ivan Pavlov
köpekler üzerindeki deneyleriyle insan davranışlarını inceleyen psikologlara
gerçekten önemli bir ışık tutmuştu. Ne var ki, insan davranışlarının salt
koşullanmış reflekslere indirgenemeyeceği yetmiş yıllık Sovyet deneyiminin
sonuçsuz kalmasıyla açıklık kazanmıştır.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
