- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Kepler'e gelinceye dek Copernicus sistemine dayanaksız bir hipotez, ya
da, işe yarar matematiksel bir araç gözüyle bakılıyordu. Kepler, sistemin kimi
düzeltmelerle bilimsel doğruluğunu kanıtlamakla kalmadı, astronomiye mekanik bir
kimlik kazandırdı.Gençlik coşkusuyla işe koyulduğunda amacı mistik
inancı doğrultusunda, göksel alemin müzikal uyumunu geometrik olarak
belirlemekti; çalışmasını noktaladığında, astronomi matematiksel düzenlemenin
ötesinde fiziksel bir gerçeklik kazanmıştı. Ders kitaplarında daha çok üç
yasasıyla bilinen Kepler, uzay fiziğinde sonraki kimi önemli buluşların
ipuçlarını da ortaya koymuştu. Bunların başında eylemsizlik ilkesiyle çekim
kavramı gösterilebilir. Johannes Kepler güney Almanya'da Weil kentinde
dünyaya geldi. Dört yaşında geçirdiği ağır çiçek hastalığı görme duyumunu
zayıflatmış, ellerinde sakatlığa yol açmıştı. Macera arayan sarhoş bir baba ile
akıl dengesi bozuk bir annenin çocuğu olmasına karşın, Kepler'in öğrencilik
yılları parlak geçer. Ruhsal güvensizlik içinde büyüyen Kepler, önce teolojiye
yönelir; ancak üniversite öğreniminde bilim ve matematiğin büyüleyici etkisinde
kalır; sonunda Copernicus sistemini benimsemekle kalmaz, sistemin doğruluğunu
ispatlamak tutkusu içine girer.Daha yirmiüç yaşında iken Graz
Üniversitesi'nin çağrısını kabul ederek astronomi profesörü, ardından kraliyet
matematikçisi görevlerini yüklenir. Ne var ki, rahat bir çalışma ortamı bulduğu
Graz'da kalması fazla sürmez; dinsel çekişmede yenik düşen protestan azınlıkla
birlikte kenti terk etmek zorunda kalır.Kepler işsiz kalmıştır, ama bu
ona meslek yaşamının belki de en büyük şans kapısını açar: ötedenberi
çalışmalarına hayranlık duyduğu Danimarka'lı ünlü astronom Tycho Brahe'nin
asistanı olur. Gerçi kişilik yönünden ustası ile uyum kurması kolay olmayacaktı;
üstelik Tycho tanrısal düzene aykırı saydığı güneş-merkezli sisteme karşıydı.
Ona göre gezegenler güneşin, güneş de dünyanın çevresinde dönmekteydi. Ne ki,
çok geçmeden usta yaşamını yitirir (1601); gözlemeviyle birlikte yılların yoğun
emeğiyle toplanmış son derece güvenilir gözlem ve ölçme verilerine Kepler sahip
çıkar. Kepler'in resmi görevi astroloji almanakları hazırlamaktı. Zaten
yetersiz olan maaşı çoğu kez ödenmiyordu bile. Soyluların yıldız falına bakarak
geçimini sağlıyordu. Astronomlar için ek kazanç kaynağı gözüyle bakıp bir bakıma
küçümsediği astrolojiye inanmadığı da kolayca söylenemez. Yukarda da
belirttiğimiz gibi, Kepler'in amacı göksel mimarlık dediği düzende aradığı
matematik uyumu kurmaktı. Graz'dan ayrılmadan önce yayımlanan Göksel Gizem adlı
kitabında, gezegenlerin devinimlerini geometrik çizgi ve eğrilerle belirleme
yoluna gitmiş, o zaman bilinen altı gezegene ait yörüngelerin, belli bir sıra
içinde içice yerleştirilen beş düzgün geometrik nesnenin oluşturduğu altı
aralığa denk düştüğünü ispata çalışmıştı (Yetkin nesne denen bu çok yüzlü
cisimler şunlardır
1) dört eşkenar üçgen yüzlü (piramit),
(2) altı
kare yüzlü (küp),
(3) sekiz eşkenar üçgen yüzlü,
(4) oniki eşkenar beşgen
yüzlü,
(5) yirmi eşkenar üçgen yüzlü.Bilindiği gibi iki boyutlu
düzlemde istenilen sayıda çokgen şekil çizilebilir; oysa üç boyutlu uzayda
yalnızca sıraladığımız bu beş çok yüzlü düzgün nesne oluşturulabilir). Antik
çağdan beri bilinen bu beş nesnenin gizemli bir niteliği olduğu inancı pek de
yersiz değildi. Gerçekten, yetkin simetrik olan bu nesnelerin her biri tüm
köşelerinin dokunduğu bir küre içine yerleştirilebilir. Aynı şekilde, her biri
tüm yüzlerinin orta noktasına dokunan bir daireyi
çevreleyebilir.Örneğin, Satürn yörüngesini içeren küreye bir küp
yerleştirilecek olsa Jüpiter'in küresi bu küpün içine; ya da, Jüpiter'in
küresine bir piramit (dört eşkenar üçgen yüzlü nesne) yerleştirilecek olsa
Mars'ın küresi bu piramitin içine tıpatıp uyacaktır. Aynı düzenleme geriye kalan
gezegen yörüngeleriyle çok yüzlü düzgün nesnelerle de gerçekleşmektedir. Kepler
en büyük coşkusunu bu düzenlemeye yönelik araştırmasında yaşamıştır.
Düzgün geometrik nesnelerle gezegen yörüngeleri arasında varsayılan
ilişki olgusal temelden yoksundu kuşkusuz; ama, gezegenlere ait yörünge
büyüklükleri arasında bir tür korelasyon olduğu düşüncesinde bir gerçek payı
vardı. Nitekim Kepler'in yirmi yıl sonra formüle ettiği üçüncü yasası bu
düşünceden kaynaklanmıştır. Tycho'nun gözlemevine yerleşen kepler,
gençliğinin çoğu akıl-dışı saplantılarından tümüyle kurtulmazsa da, giderek daha
olgun, olgusal verilere daha bağlı bir kimlik kazanır. Tycho'nun ona verdiği
görev gezegen yörüngelerini belirlemeye yönelikti; incelemeye koyulduğu ilk
yörünge de beklentiye en çok aykırı düşen Mars'ın gözlemlenen
yörüngesiydi.Kepler, yoğun bir uğraşa karşın yıllarca, gözlem
verileriyle uyum kurmaya çalıştığı çembersel yörünge arasındaki farkı
gideremedi. Bu demekti ki, çembersel yörünge beklentisinde bir yanlışlık
olmalıydı. Ne var ki, göksel düzeyde yetkinlik arayışı içinde olan Kepler bu
olasılığı bir türlü içine sindiremiyordu. Çembersel olmayan bir yörünge (ki,
Kepler için bu bir pislikti) nasıl düşünülebilirdi? Ama olgular da bir yana
itilemezdi! Bu tür açmazların etkisinde Kepler zamanla astronomide
geometrik uyum arayışından fiziksel etki arayışına girer. Copernicus için
güneşin merkez konumu salt matematiksel bir belirlemeydi; oysa Kepler buna
fiziksel bir gerçeklik tanıma gereğini duymaya başlar. Tüm gezegen yörünge
düzlemlerinin güneşin merkezinden geçmesi olayı, bu yönelişi doğrulayıcı
nitelikteydi. Mars'ın yörüngesi üzerindeki çalışması bir olguyu daha gün ışığına
çıkarmıştı: gezegenin yörüngesi üzerindeki hızının değişik noktalarda değişik
olduğu gerçeği.Öyle ki, gezegenin güneşe yaklaştığında hızı artmakta,
uzaklaştığında hızı azalmaktaydı. Kepler bu ilişkiyi ikinci yasasında şöyle dile
getirir: güneş ile gezegen arasındaki yarıçap vektörü yörünge düzleminde eşit
zamanlarda eşit alanlar süpürür. Yaptığı tüm ölçmelerin doğruladığı bu ilişki de
çembersel yörünge beklentisiyle bağdaşmamaktaydı.Kepler ister istemez
başka bir yörünge biçimine yönelmek zorundaydı. Gözlemler yörüngenin elips
biçiminde olduğunu ortaya koyuyordu. Mars'ın yörüngesine ilişkin bu buluşunu
Kepler daha sonra birinci yasası olarak tüm gezegenler için genelleme yoluna
gider: Her gezegen, bir odağında güneşin yer aldığı bir elips çizerek
devinir.Kepler ilk iki yasasını, 1609'da yayımlanan Yeni Astronomi adlı
kitabında ortaya koymuştu. Üçüncü yasasını aradan dokuz yıl geçtikten sonra
oluşturur: Bir gezegenin yörüngesini tamamlamada geçirdiği sürenin karesi,
güneşe olan ortalama uzaklığının küpüyle orantılıdır. Buna göre, gezegenin
periyodik süresini T ile, yörüngesinin ortalama yarı çapım r ile gösterirsek,
oranı tüm gezegenler için aynıdır.
Harmonik yasa diye bilinen bu ilişki, yörüngelerini tamamlama süresi
bakımından gezegenlerin mukayesesine olanak vermektedir.Daha da
önemlisi, ilişkinin ilerde Newton'un formüle ettiği yerçekimi yasasına sağladığı
ipucudur. Oysa Kepler bu son buluşuna, gençlik yıllarından beri arayışı içinde
olduğu küreler uyumunun formülü gözüyle bakıyordu. Uyumsuz bir evrenin onun
için bir anlamı yoktu. Güneş gezegenleri yönetme gücüne sahipse, göksel
devinimlerin formülünde dile gelen
türden bir ilişki içermesi gerekirdi. Kepler'in gerçeği bulma yolunda
verdiği çabanın bir benzerini bilim tarihinde göstermek güçtür. Şu sözlerinde
derin araştırma tutkusu az da olsa yansımaktadır: Çalışmamın karmaşık görünen
sonuçlarını izlemede zorlanıyorsanız, bana kızmayınız; çektiğim sıkıntılar için
bana acıyınız. Sunduğum her sonuca yüzlerce kez yinelediğim sınama ve
hesaplamalarla ulaştım. Sadece Mars'ın yörüngesini belirlemem beş yılımı aldı.
Copernicus gibi Kepler de Pythagoras'dan kaynaklanan sayı mistisizminin
etkisindeydi. Evrenin geometrik bir düzenlemeyle kurulduğu inancını hiç bir
zaman yitirmedi. Onun gözünde güneş tanrısal bir güçtü. Güneş sisteminde
yalnızca altı gezegenin bulunmasına (Uranüs, Neptün ve Plüton henüz
bilinmiyordu) koşut olarak geometride yalnızca beş düzgün çok yüzlü nesneye
olanak olması rastlantı değil, merak konusu bir gizemdi. Astronominin temelini
oluşturan üç yasası bu gizemin büyüsünde ömür boyu sürdürdüğü çalışmanın bir
bakıma yan ürünüdür.Kepler'in kendisi gibi dönemin bilim çevrelerinin de
(bu arada Galileo'nun) bu yasaları yeterince önemsediği söylenemez. Newton'un
bir başarısı da, Kepler'in kitaplarında adeta gömülü kalan bu yasaların gerçek
önemini kavramış olmasıdır. Kepler asıl hayal ettiği şeyi (göksel
kürelerin müzikal uyumunu) belki gerçekleştiremedi; ama gerçekleştirdiği şey ona
bilim tarihinde Astronominin Prensi unvanını kazandırmaya yetti.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
da, işe yarar matematiksel bir araç gözüyle bakılıyordu. Kepler, sistemin kimi
düzeltmelerle bilimsel doğruluğunu kanıtlamakla kalmadı, astronomiye mekanik bir
kimlik kazandırdı.Gençlik coşkusuyla işe koyulduğunda amacı mistik
inancı doğrultusunda, göksel alemin müzikal uyumunu geometrik olarak
belirlemekti; çalışmasını noktaladığında, astronomi matematiksel düzenlemenin
ötesinde fiziksel bir gerçeklik kazanmıştı. Ders kitaplarında daha çok üç
yasasıyla bilinen Kepler, uzay fiziğinde sonraki kimi önemli buluşların
ipuçlarını da ortaya koymuştu. Bunların başında eylemsizlik ilkesiyle çekim
kavramı gösterilebilir. Johannes Kepler güney Almanya'da Weil kentinde
dünyaya geldi. Dört yaşında geçirdiği ağır çiçek hastalığı görme duyumunu
zayıflatmış, ellerinde sakatlığa yol açmıştı. Macera arayan sarhoş bir baba ile
akıl dengesi bozuk bir annenin çocuğu olmasına karşın, Kepler'in öğrencilik
yılları parlak geçer. Ruhsal güvensizlik içinde büyüyen Kepler, önce teolojiye
yönelir; ancak üniversite öğreniminde bilim ve matematiğin büyüleyici etkisinde
kalır; sonunda Copernicus sistemini benimsemekle kalmaz, sistemin doğruluğunu
ispatlamak tutkusu içine girer.Daha yirmiüç yaşında iken Graz
Üniversitesi'nin çağrısını kabul ederek astronomi profesörü, ardından kraliyet
matematikçisi görevlerini yüklenir. Ne var ki, rahat bir çalışma ortamı bulduğu
Graz'da kalması fazla sürmez; dinsel çekişmede yenik düşen protestan azınlıkla
birlikte kenti terk etmek zorunda kalır.Kepler işsiz kalmıştır, ama bu
ona meslek yaşamının belki de en büyük şans kapısını açar: ötedenberi
çalışmalarına hayranlık duyduğu Danimarka'lı ünlü astronom Tycho Brahe'nin
asistanı olur. Gerçi kişilik yönünden ustası ile uyum kurması kolay olmayacaktı;
üstelik Tycho tanrısal düzene aykırı saydığı güneş-merkezli sisteme karşıydı.
Ona göre gezegenler güneşin, güneş de dünyanın çevresinde dönmekteydi. Ne ki,
çok geçmeden usta yaşamını yitirir (1601); gözlemeviyle birlikte yılların yoğun
emeğiyle toplanmış son derece güvenilir gözlem ve ölçme verilerine Kepler sahip
çıkar. Kepler'in resmi görevi astroloji almanakları hazırlamaktı. Zaten
yetersiz olan maaşı çoğu kez ödenmiyordu bile. Soyluların yıldız falına bakarak
geçimini sağlıyordu. Astronomlar için ek kazanç kaynağı gözüyle bakıp bir bakıma
küçümsediği astrolojiye inanmadığı da kolayca söylenemez. Yukarda da
belirttiğimiz gibi, Kepler'in amacı göksel mimarlık dediği düzende aradığı
matematik uyumu kurmaktı. Graz'dan ayrılmadan önce yayımlanan Göksel Gizem adlı
kitabında, gezegenlerin devinimlerini geometrik çizgi ve eğrilerle belirleme
yoluna gitmiş, o zaman bilinen altı gezegene ait yörüngelerin, belli bir sıra
içinde içice yerleştirilen beş düzgün geometrik nesnenin oluşturduğu altı
aralığa denk düştüğünü ispata çalışmıştı (Yetkin nesne denen bu çok yüzlü
cisimler şunlardır
(2) altı
kare yüzlü (küp),
(3) sekiz eşkenar üçgen yüzlü,
(4) oniki eşkenar beşgen
yüzlü,
(5) yirmi eşkenar üçgen yüzlü.Bilindiği gibi iki boyutlu
düzlemde istenilen sayıda çokgen şekil çizilebilir; oysa üç boyutlu uzayda
yalnızca sıraladığımız bu beş çok yüzlü düzgün nesne oluşturulabilir). Antik
çağdan beri bilinen bu beş nesnenin gizemli bir niteliği olduğu inancı pek de
yersiz değildi. Gerçekten, yetkin simetrik olan bu nesnelerin her biri tüm
köşelerinin dokunduğu bir küre içine yerleştirilebilir. Aynı şekilde, her biri
tüm yüzlerinin orta noktasına dokunan bir daireyi
çevreleyebilir.Örneğin, Satürn yörüngesini içeren küreye bir küp
yerleştirilecek olsa Jüpiter'in küresi bu küpün içine; ya da, Jüpiter'in
küresine bir piramit (dört eşkenar üçgen yüzlü nesne) yerleştirilecek olsa
Mars'ın küresi bu piramitin içine tıpatıp uyacaktır. Aynı düzenleme geriye kalan
gezegen yörüngeleriyle çok yüzlü düzgün nesnelerle de gerçekleşmektedir. Kepler
en büyük coşkusunu bu düzenlemeye yönelik araştırmasında yaşamıştır.
Düzgün geometrik nesnelerle gezegen yörüngeleri arasında varsayılan
ilişki olgusal temelden yoksundu kuşkusuz; ama, gezegenlere ait yörünge
büyüklükleri arasında bir tür korelasyon olduğu düşüncesinde bir gerçek payı
vardı. Nitekim Kepler'in yirmi yıl sonra formüle ettiği üçüncü yasası bu
düşünceden kaynaklanmıştır. Tycho'nun gözlemevine yerleşen kepler,
gençliğinin çoğu akıl-dışı saplantılarından tümüyle kurtulmazsa da, giderek daha
olgun, olgusal verilere daha bağlı bir kimlik kazanır. Tycho'nun ona verdiği
görev gezegen yörüngelerini belirlemeye yönelikti; incelemeye koyulduğu ilk
yörünge de beklentiye en çok aykırı düşen Mars'ın gözlemlenen
yörüngesiydi.Kepler, yoğun bir uğraşa karşın yıllarca, gözlem
verileriyle uyum kurmaya çalıştığı çembersel yörünge arasındaki farkı
gideremedi. Bu demekti ki, çembersel yörünge beklentisinde bir yanlışlık
olmalıydı. Ne var ki, göksel düzeyde yetkinlik arayışı içinde olan Kepler bu
olasılığı bir türlü içine sindiremiyordu. Çembersel olmayan bir yörünge (ki,
Kepler için bu bir pislikti) nasıl düşünülebilirdi? Ama olgular da bir yana
itilemezdi! Bu tür açmazların etkisinde Kepler zamanla astronomide
geometrik uyum arayışından fiziksel etki arayışına girer. Copernicus için
güneşin merkez konumu salt matematiksel bir belirlemeydi; oysa Kepler buna
fiziksel bir gerçeklik tanıma gereğini duymaya başlar. Tüm gezegen yörünge
düzlemlerinin güneşin merkezinden geçmesi olayı, bu yönelişi doğrulayıcı
nitelikteydi. Mars'ın yörüngesi üzerindeki çalışması bir olguyu daha gün ışığına
çıkarmıştı: gezegenin yörüngesi üzerindeki hızının değişik noktalarda değişik
olduğu gerçeği.Öyle ki, gezegenin güneşe yaklaştığında hızı artmakta,
uzaklaştığında hızı azalmaktaydı. Kepler bu ilişkiyi ikinci yasasında şöyle dile
getirir: güneş ile gezegen arasındaki yarıçap vektörü yörünge düzleminde eşit
zamanlarda eşit alanlar süpürür. Yaptığı tüm ölçmelerin doğruladığı bu ilişki de
çembersel yörünge beklentisiyle bağdaşmamaktaydı.Kepler ister istemez
başka bir yörünge biçimine yönelmek zorundaydı. Gözlemler yörüngenin elips
biçiminde olduğunu ortaya koyuyordu. Mars'ın yörüngesine ilişkin bu buluşunu
Kepler daha sonra birinci yasası olarak tüm gezegenler için genelleme yoluna
gider: Her gezegen, bir odağında güneşin yer aldığı bir elips çizerek
devinir.Kepler ilk iki yasasını, 1609'da yayımlanan Yeni Astronomi adlı
kitabında ortaya koymuştu. Üçüncü yasasını aradan dokuz yıl geçtikten sonra
oluşturur: Bir gezegenin yörüngesini tamamlamada geçirdiği sürenin karesi,
güneşe olan ortalama uzaklığının küpüyle orantılıdır. Buna göre, gezegenin
periyodik süresini T ile, yörüngesinin ortalama yarı çapım r ile gösterirsek,
oranı tüm gezegenler için aynıdır.
Harmonik yasa diye bilinen bu ilişki, yörüngelerini tamamlama süresi
bakımından gezegenlerin mukayesesine olanak vermektedir.Daha da
önemlisi, ilişkinin ilerde Newton'un formüle ettiği yerçekimi yasasına sağladığı
ipucudur. Oysa Kepler bu son buluşuna, gençlik yıllarından beri arayışı içinde
olduğu küreler uyumunun formülü gözüyle bakıyordu. Uyumsuz bir evrenin onun
için bir anlamı yoktu. Güneş gezegenleri yönetme gücüne sahipse, göksel
devinimlerin formülünde dile gelen
türden bir ilişki içermesi gerekirdi. Kepler'in gerçeği bulma yolunda
verdiği çabanın bir benzerini bilim tarihinde göstermek güçtür. Şu sözlerinde
derin araştırma tutkusu az da olsa yansımaktadır: Çalışmamın karmaşık görünen
sonuçlarını izlemede zorlanıyorsanız, bana kızmayınız; çektiğim sıkıntılar için
bana acıyınız. Sunduğum her sonuca yüzlerce kez yinelediğim sınama ve
hesaplamalarla ulaştım. Sadece Mars'ın yörüngesini belirlemem beş yılımı aldı.
Copernicus gibi Kepler de Pythagoras'dan kaynaklanan sayı mistisizminin
etkisindeydi. Evrenin geometrik bir düzenlemeyle kurulduğu inancını hiç bir
zaman yitirmedi. Onun gözünde güneş tanrısal bir güçtü. Güneş sisteminde
yalnızca altı gezegenin bulunmasına (Uranüs, Neptün ve Plüton henüz
bilinmiyordu) koşut olarak geometride yalnızca beş düzgün çok yüzlü nesneye
olanak olması rastlantı değil, merak konusu bir gizemdi. Astronominin temelini
oluşturan üç yasası bu gizemin büyüsünde ömür boyu sürdürdüğü çalışmanın bir
bakıma yan ürünüdür.Kepler'in kendisi gibi dönemin bilim çevrelerinin de
(bu arada Galileo'nun) bu yasaları yeterince önemsediği söylenemez. Newton'un
bir başarısı da, Kepler'in kitaplarında adeta gömülü kalan bu yasaların gerçek
önemini kavramış olmasıdır. Kepler asıl hayal ettiği şeyi (göksel
kürelerin müzikal uyumunu) belki gerçekleştiremedi; ama gerçekleştirdiği şey ona
bilim tarihinde Astronominin Prensi unvanını kazandırmaya yetti.
Siyaset, Bilim Ve Tarih Bilinci (Doğan Özlem )The Benefits Of TreesEnerji TasarrufuAlternatif Ucuz Enerji KaynaklarıErozyonun Tanımı Ve ÇeşitleriDünyamızın HareketleriDoğalgazDeve KuşlarıTeknolojik CellatlarımızKüresel IsınmaÇimento İşkolu Ve SorunlarıAtmosferin Başlıca Gaz KirleticileriNükleer EnerjiYapay KristallerHyrogen Fuel The Fuel Of FutureKentiçi Ulaşımı Ve Çevre SorunlarıPrcı HakkındaÇevre Kirliliği Ve SonuçlarıSivil SavunmaUluslararası Hukuk Ve Çevre
