- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Alacaklının TemerrüdüBununla ilgili koşullar Borçlar
Kanunu'nun (BK) 90. maddesinde düzenlenmiştir. Bu konuda aranan koşullar
şunlardır: Her şeyden önce borçlu tarafından borcun ifası, borç ilişkisinde
öngörülen zamanda ve yerde gerçek ve eylemli (fiili) olarak, yani usulü
dairesinde alacaklıya önerilmiş olmalıdır.İfanın gerçekleşmesi için
alacaklının yapması gereken işler varsa ve alacaklının bu işleri savsaklaması
nedeniyle borçlu edimini yerine getiremiyorsa, yine alacaklının temerrüdü söz
konusu olur. Örneğin, edime ilişkin bazı özelliklerin alıcı tarafında
belirlenmesi gerekiyorsa ya da bir yapı yapılmasına ilişkin istisna
sözleşmesinde inşaat ruhsatı alma yükümü alacaklıya aitse ve alacaklı bu işleri
yerine getirmezse, yine sonuç olarak alacaklı temerrüde düşmüş olur.Bu
koşulların dışında borcun ifasının imkân dahilinde bulunması da zorunludur.
Başka bir deyişle, ifanın imkânsızlığı alacaklının temerrüdünü engeller. Ayrıca
alacaklı kendisine sunulan edimi haklı bir neden olmaksızın reddetmiş
bulunmalıdır. Alacaklının temerrüdünün doğurduğu sonuçlar
şöylebelirlenebilir:Tevdi: Borçlu, alacaklının temerrüdü halinde,
alacaklıya vereceği şeyi uygun bir yere tevdi ederek, sorumluluktan
kurtulabilir. (BK m. 91) Alacaklının borçlanılan şeyi nereye tevdi edeceğini ifa
yerindeki yargıç tayin eder. Yani borçlu, yargıca başvurarak tevdi yerinin
tayinini ister. Eğer verilecek şey ticari eşya niteliğindeyse, yargıç kararı
olmaksızın da bunu bir ardiyeye tevdi edebilir. Tevdi gerçekleştiğinde borçlu,
şeyin hasara uğramasından ve tevdi giderlerinden sorumlu olmaz. Borçlu tevdi
ettiği şeyi geri alacak olursa, o zaman alacak bütün bağımlı haklarla birlikte,
kesintiye uğramaksızın varolmaya devam eder. Satmak hakkı: Borcun
konusunu oluşturan mal, özellikleri, niteliği gereği çok masraflı ise, borçlu
önce alacaklıyı bu konuda uyararak ve uyarıdan (ihtardan) sonra satış için
yargıçtan izin alarak söz konusu malı alenen sattırabilir. Malın değeri
belirliyse ve satış giderini kaldırmayacak ölçüde azsa, o takdirde açık artırma,
hatta ihtar bile yapılmaksızın satış mümkündür. Borçlu satım bedelini tevdi
ederek borcundan kurtulabilir. Sözleşmeden dönme: Edimin konusu bir
yapma borcu ise, bu takdirde tevdi olanağı bulunmadığından, borçlu sözleşmeden
dönebilir (akdi feshedebilir). (BK m. 94) Sözleşmeden dönme halinde, BK'nın
106-108. maddeleri arasında düzenlenen borçlunun temerrüdü ile ilgili hükümler
burada da örnekseme yoluyla uygulanır. Bu temel sonuçların dışında,
alacaklının temerrüdü halinde aşağıdaki hükümler de meydana gelir: Alacaklı
temerrüde düştüğü andan itibaren, mal borçlunun kusuru olmadan hasara uğrar ya
da telef olursa, bundan doğan zarara alacaklı katlanır. Temerrüt tarihinden
itibaren, edim için borçlunun yapacağı giderler, özellikle şeyin korunma
giderleri alacaklıya ait olur. Eğer alacaklıya ifa öneren borçlu, daha önce
borçlu temerrüdüne düşmüş bulunmaktaysa, bu öneriyle birlikte temerrütten
kurtulur ve temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi işlemez.İfa,
alacaklının reddi gerçekleşmeden de imkânsız hale gelebilir. (BK m. 95) Buna
göre:İfa alacaklının şahsına bağlı bir sebeble ona önerilmezse,
Borçlu, alacaklının şahsını bilemiyorsa, borçlu alacaklının temerrüdünde
tanınan tevdi ve sözleşmeden dönme olanaklarından yararlanabilir. Bu
hallere örnek olarak, alacaklının gaip olması, temyiz kudretini yitirmiş
bulunması ve kendisine bir kanuni temsilci atanmamış bulunması, alacaklının
ölmesi üzerine gerçek mirasçının çekişmelere meydan vermesi, birden fazla
kişinin gerçek alacaklı olduklarını iddia etmeleri gibi olaylar
verilebilir.Borçlunun TemerrüdüBorçlu, borcun konusunu oluşturan
edimi borç ilişkisinde öngörülen zamanda yerine getirmediği takdirde temerrüde
(gecikmeye) düşer. Bu duruma borçlunun temerrüdü (gecikmesi, direnmesi) denir;
geciken borçluya da mütemerrit borçlu adı verilir.Temerrüt faizinin
ödenmesinin kusura bağlı olmadığını yinelemekle yetinelim. Temerrüdün alacaklı
yönünden doğurduğu hükümleri, daha doğrusu alacaklıya sağladığı yetkileri de
açıklamak gerekir.Borçlar Kanunu, tam iki taraflı sözleşmelerde
alacaklıya daha geniş haklar vermiş ve borçlunun durumunu daha da
ağırlaştırmıştır. Genel olarak alacaklı aynen ifa ve gecikmeden doğan zararın
tazmini ve para borçlarında ayrıca temerrüt faizi isteyebilirken, tam iki
taraflı sözleşmelerde ek bazı haklara sahip kılınmaktadır. (BK m.
106-108)Alım, satım, hizmet, kira, istisna gibi tam iki taraflı bir
sözleşmede, temerrüt olayının gerçekleşmesinden sonra, alacaklının, ek
olanaklardan yararlanabilmesi için borçluya borcunu ifa için bir süre (mehil)
vermesi gerekir. Mehil uygun olmalıdır. Uygunluk her somut olayın özelliklerine
göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.Mehil, temerrüt için aranan ihtarla
birlikte yapılabilir. BK'nın 107. maddesi hükmüne göre, borcun kesin olarak
belirli bir zamanda ödeneceği kararlaştırıldığı takdirde ya da ifanın artık
anlam ve faydasını yitirdiği durumlarda mehil tayinine gerek kalmaz. Mehile
karşın ifanın borçlu tarafından yerine getirilmediği durumlarda alacaklının
sahip bulunduğu yetkiler şunlardır:Alacaklı, aynen ifa ve gecikme
tazminatını, tüm temerrüt hallerinde olduğu gibi isteyebilir. Alacaklı,
ifadan vazgeçtiğini mehil bittiğinde derhal borçluya bildirerek, ifa etmemeden
doğan zararın giderilmesini isteyebilir. Buna alacaklının ifa çıkarı
(menfaati) denir ve bu olasılıkta borç ilişkisi varlığını sürdürür. Bu
bildirim, mehil tayini ile ilgili ihbar ile birlikte de yapılabilir.
Alacaklı, mehil sonunda sözleşmeden dönebilir ve sözleşmeye duyduğu
güven nedeniyle uğradığı zararı (menfi zararı) talep edebilir. (BK m. 108/II)
Dönme yerine yasa ve uygulama fesih terimine ağırlık vermektedir. Dönme
(fesih) beyanı ile birlikte borç ilikisi ortadan kalktığından, taraflar
verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade ile yükümlüdür. (BK
m.108/I) BK'nın 106-108. maddelerinde yer alan hükümler, bu konuda özel
hükümler öngörülmemişse uygulama alanı bulacaktır. Örneğin satım sözleşmesinde,
malı teslim etmiş olan satıcının, semeni (satış bedelini) tediyede temerrüde
düşen alıcıya karşı bu hakkını ayrıca saklı tutmamışsa, sözleşmeden dönemeyeceği
örgörülmüştür. (BK mü 211/III)Kısmi temerrüt durumunda ise, BK'nın
106-108, maddeleri hükümleri sadece gecikmeli bölüm için uygulama alanı
bulabilecekir. Bu husus, Türk Ticaret Kanunu'nun 25/I. maddesinden
anlaşılmaktadır.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiZoraki KabulZihniyetZevk-Gerçeklik İlkesiYansımalı DüşünceYafes ve Sam KompleksiVücut ŞemasıVerbalizmVaroluşun EstetiğiÜst İletişimUyuz Keçi EtkisiUyumUlyses MetaforuTutum ÖlçekleriTutum DeğişimiTutumTutuklular İkilemiTransaksiyonel SüreçTransaksiyonel Analiz
Kanunu'nun (BK) 90. maddesinde düzenlenmiştir. Bu konuda aranan koşullar
şunlardır: Her şeyden önce borçlu tarafından borcun ifası, borç ilişkisinde
öngörülen zamanda ve yerde gerçek ve eylemli (fiili) olarak, yani usulü
dairesinde alacaklıya önerilmiş olmalıdır.İfanın gerçekleşmesi için
alacaklının yapması gereken işler varsa ve alacaklının bu işleri savsaklaması
nedeniyle borçlu edimini yerine getiremiyorsa, yine alacaklının temerrüdü söz
konusu olur. Örneğin, edime ilişkin bazı özelliklerin alıcı tarafında
belirlenmesi gerekiyorsa ya da bir yapı yapılmasına ilişkin istisna
sözleşmesinde inşaat ruhsatı alma yükümü alacaklıya aitse ve alacaklı bu işleri
yerine getirmezse, yine sonuç olarak alacaklı temerrüde düşmüş olur.Bu
koşulların dışında borcun ifasının imkân dahilinde bulunması da zorunludur.
Başka bir deyişle, ifanın imkânsızlığı alacaklının temerrüdünü engeller. Ayrıca
alacaklı kendisine sunulan edimi haklı bir neden olmaksızın reddetmiş
bulunmalıdır. Alacaklının temerrüdünün doğurduğu sonuçlar
şöylebelirlenebilir:Tevdi: Borçlu, alacaklının temerrüdü halinde,
alacaklıya vereceği şeyi uygun bir yere tevdi ederek, sorumluluktan
kurtulabilir. (BK m. 91) Alacaklının borçlanılan şeyi nereye tevdi edeceğini ifa
yerindeki yargıç tayin eder. Yani borçlu, yargıca başvurarak tevdi yerinin
tayinini ister. Eğer verilecek şey ticari eşya niteliğindeyse, yargıç kararı
olmaksızın da bunu bir ardiyeye tevdi edebilir. Tevdi gerçekleştiğinde borçlu,
şeyin hasara uğramasından ve tevdi giderlerinden sorumlu olmaz. Borçlu tevdi
ettiği şeyi geri alacak olursa, o zaman alacak bütün bağımlı haklarla birlikte,
kesintiye uğramaksızın varolmaya devam eder. Satmak hakkı: Borcun
konusunu oluşturan mal, özellikleri, niteliği gereği çok masraflı ise, borçlu
önce alacaklıyı bu konuda uyararak ve uyarıdan (ihtardan) sonra satış için
yargıçtan izin alarak söz konusu malı alenen sattırabilir. Malın değeri
belirliyse ve satış giderini kaldırmayacak ölçüde azsa, o takdirde açık artırma,
hatta ihtar bile yapılmaksızın satış mümkündür. Borçlu satım bedelini tevdi
ederek borcundan kurtulabilir. Sözleşmeden dönme: Edimin konusu bir
yapma borcu ise, bu takdirde tevdi olanağı bulunmadığından, borçlu sözleşmeden
dönebilir (akdi feshedebilir). (BK m. 94) Sözleşmeden dönme halinde, BK'nın
106-108. maddeleri arasında düzenlenen borçlunun temerrüdü ile ilgili hükümler
burada da örnekseme yoluyla uygulanır. Bu temel sonuçların dışında,
alacaklının temerrüdü halinde aşağıdaki hükümler de meydana gelir: Alacaklı
temerrüde düştüğü andan itibaren, mal borçlunun kusuru olmadan hasara uğrar ya
da telef olursa, bundan doğan zarara alacaklı katlanır. Temerrüt tarihinden
itibaren, edim için borçlunun yapacağı giderler, özellikle şeyin korunma
giderleri alacaklıya ait olur. Eğer alacaklıya ifa öneren borçlu, daha önce
borçlu temerrüdüne düşmüş bulunmaktaysa, bu öneriyle birlikte temerrütten
kurtulur ve temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi işlemez.İfa,
alacaklının reddi gerçekleşmeden de imkânsız hale gelebilir. (BK m. 95) Buna
göre:İfa alacaklının şahsına bağlı bir sebeble ona önerilmezse,
Borçlu, alacaklının şahsını bilemiyorsa, borçlu alacaklının temerrüdünde
tanınan tevdi ve sözleşmeden dönme olanaklarından yararlanabilir. Bu
hallere örnek olarak, alacaklının gaip olması, temyiz kudretini yitirmiş
bulunması ve kendisine bir kanuni temsilci atanmamış bulunması, alacaklının
ölmesi üzerine gerçek mirasçının çekişmelere meydan vermesi, birden fazla
kişinin gerçek alacaklı olduklarını iddia etmeleri gibi olaylar
verilebilir.Borçlunun TemerrüdüBorçlu, borcun konusunu oluşturan
edimi borç ilişkisinde öngörülen zamanda yerine getirmediği takdirde temerrüde
(gecikmeye) düşer. Bu duruma borçlunun temerrüdü (gecikmesi, direnmesi) denir;
geciken borçluya da mütemerrit borçlu adı verilir.Temerrüt faizinin
ödenmesinin kusura bağlı olmadığını yinelemekle yetinelim. Temerrüdün alacaklı
yönünden doğurduğu hükümleri, daha doğrusu alacaklıya sağladığı yetkileri de
açıklamak gerekir.Borçlar Kanunu, tam iki taraflı sözleşmelerde
alacaklıya daha geniş haklar vermiş ve borçlunun durumunu daha da
ağırlaştırmıştır. Genel olarak alacaklı aynen ifa ve gecikmeden doğan zararın
tazmini ve para borçlarında ayrıca temerrüt faizi isteyebilirken, tam iki
taraflı sözleşmelerde ek bazı haklara sahip kılınmaktadır. (BK m.
106-108)Alım, satım, hizmet, kira, istisna gibi tam iki taraflı bir
sözleşmede, temerrüt olayının gerçekleşmesinden sonra, alacaklının, ek
olanaklardan yararlanabilmesi için borçluya borcunu ifa için bir süre (mehil)
vermesi gerekir. Mehil uygun olmalıdır. Uygunluk her somut olayın özelliklerine
göre ayrı ayrı değerlendirilmelidir.Mehil, temerrüt için aranan ihtarla
birlikte yapılabilir. BK'nın 107. maddesi hükmüne göre, borcun kesin olarak
belirli bir zamanda ödeneceği kararlaştırıldığı takdirde ya da ifanın artık
anlam ve faydasını yitirdiği durumlarda mehil tayinine gerek kalmaz. Mehile
karşın ifanın borçlu tarafından yerine getirilmediği durumlarda alacaklının
sahip bulunduğu yetkiler şunlardır:Alacaklı, aynen ifa ve gecikme
tazminatını, tüm temerrüt hallerinde olduğu gibi isteyebilir. Alacaklı,
ifadan vazgeçtiğini mehil bittiğinde derhal borçluya bildirerek, ifa etmemeden
doğan zararın giderilmesini isteyebilir. Buna alacaklının ifa çıkarı
(menfaati) denir ve bu olasılıkta borç ilişkisi varlığını sürdürür. Bu
bildirim, mehil tayini ile ilgili ihbar ile birlikte de yapılabilir.
Alacaklı, mehil sonunda sözleşmeden dönebilir ve sözleşmeye duyduğu
güven nedeniyle uğradığı zararı (menfi zararı) talep edebilir. (BK m. 108/II)
Dönme yerine yasa ve uygulama fesih terimine ağırlık vermektedir. Dönme
(fesih) beyanı ile birlikte borç ilikisi ortadan kalktığından, taraflar
verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade ile yükümlüdür. (BK
m.108/I) BK'nın 106-108. maddelerinde yer alan hükümler, bu konuda özel
hükümler öngörülmemişse uygulama alanı bulacaktır. Örneğin satım sözleşmesinde,
malı teslim etmiş olan satıcının, semeni (satış bedelini) tediyede temerrüde
düşen alıcıya karşı bu hakkını ayrıca saklı tutmamışsa, sözleşmeden dönemeyeceği
örgörülmüştür. (BK mü 211/III)Kısmi temerrüt durumunda ise, BK'nın
106-108, maddeleri hükümleri sadece gecikmeli bölüm için uygulama alanı
bulabilecekir. Bu husus, Türk Ticaret Kanunu'nun 25/I. maddesinden
anlaşılmaktadır.
Afyon Jeotermal Merkezi Isıtma Sistemi, Ekonomisi Ve Hava Kirliliğini Önlemedeki KatkKserofitlik Ve Su Ekonomisi ÖkofizyolojisiZoraki KabulZihniyetZevk-Gerçeklik İlkesiYansımalı DüşünceYafes ve Sam KompleksiVücut ŞemasıVerbalizmVaroluşun EstetiğiÜst İletişimUyuz Keçi EtkisiUyumUlyses MetaforuTutum ÖlçekleriTutum DeğişimiTutumTutuklular İkilemiTransaksiyonel SüreçTransaksiyonel Analiz
