- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
UFO raporlarında tarif edilen bu canlıların çoğu insana benziyordu:
Narin vücutlu, kocaman kafalı uzaylıların genelde masum ve sevimli
görünüşleri vardı.Dünya üzerindeki biyolojik yaşam biçimlerinin dışında, daha farklı
türlerin de bulunabileceğini savunan Werner Arber, Uzay'da, doğa için
gerekli olan ikinci bir maddenin de varlığına dikkat çekiyor: Karbon.
Bu kimyasal madde, atomlarını, diğerlerine göre, çok daha kolay
birbirine ekleyerek, karmaşık biyokimyasal strüktürlere karşı koruyucu
bir kalkan haline getirebilmekte.Bazı canlılar, teorik olarak silisyum bazında da yaşayabilirler. Fakat
Isaac Asimov'un The Talking Stone adlı bilimkurgu eserinde,
radyoaktif atıkları ile beslenen silisyum yaratığına benzer canlıların
oluşmasının mümkün olmadığını açıklıyor, Amerikalı astronom ve biyolog
Seth Shostak. Silisyum, Yeryüzü'nde bol miktarda mevcut, örneğin kum olarak. Ama buna
rağmen Dünya'da bu maddeden herhangi bir canlı oluşmamış.Shostak'a göre, evrim süreci içinde bazı organların işlevleri gitgide
daha fazla önem kazanmaya başlamış. Örneğin olası bir tehlikeyi, daha
çabuk algılayan gözler gibi. İşte bu yüzden birçok hayvanda da olduğu
gibi, gözler beynin çok yakınındadırlar. Yani Evren'deki olası
komşularımızın da gözleri ve dolayısıyla kafaları olmalı.Shostak diğer gezegenlerdeki yaşamın, suyun içinde sürdüğünü
düşünmüyor. Gerçi diğer gezegenlerde de yaşamın ilk tohumları denizde
ortaya çıkabilir, ama daha gelişkin biçimlerinin karada oluşması daha
mantıklı. Çünkü okyanuslarda yaşayan canlıların gelişkin bir beyine
ihtiyaçları yok. Burada hareket etmek çok kolay, ısı hemen hemen hiç
değişmez ve iklim her zaman aynı.Tabii bu tür spekülasyonları kabul etmeyenler de var. Örneğin evrim
biyoloğu Heinrich Eben gibi. İnsan, varoluşunun nedenini, anlaşılmayan
tesadüfler zincirine borçludur. Akıllı hayvan türleri daha dirençli
olduklarından, daha uzun süre yaşayabiliyorlar. Bu mantığa göre,
bakteriler de en az insanlar kadar zekiler.Eğer Evren'de başka canlılar yaşıyorsa, bunların çoktan Dünya'yı
ziyaret etmeleri gerekiyordu. Çünkü Samanyolu'nda, Güneş'ten çok daha
yaşlı yıldızlar bulunmakta; ve eğer burada gerçekten de bir uygarlık
varsa, bu milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış olması gerekir; ve bu
uygarlığın fertleri bu kadar zaman içinde muhakkak Dünya'yı ziyaret
etmek isteyeceklerdi.Diğer kelimelerle açıklayacak olursak, zeki ve akıllı canlılar uzun
süre yaşamlarını sürdürebilmeleri için çok fazla agresif yaşıyorlar.
Yani Uzay'ı fethetmelerinden çok önce, ya biyosferi bozuyorlar ya da
birbirlerini ortadan kaldırıyorlar.Ama ne olursa olsun, Dünya'mızın dışında tek bir mikroorganizmanın
bile bulunması, tüm zamanların en büyük keşfi olarak kabul edilebilir,
diyen Avustralyalı fizikçi, insanların, diğer gezegenlerdeki canlıların
kesin varlığını öğrenebileceklerine asla inanmıyor.
Narin vücutlu, kocaman kafalı uzaylıların genelde masum ve sevimli
görünüşleri vardı.Dünya üzerindeki biyolojik yaşam biçimlerinin dışında, daha farklı
türlerin de bulunabileceğini savunan Werner Arber, Uzay'da, doğa için
gerekli olan ikinci bir maddenin de varlığına dikkat çekiyor: Karbon.
Bu kimyasal madde, atomlarını, diğerlerine göre, çok daha kolay
birbirine ekleyerek, karmaşık biyokimyasal strüktürlere karşı koruyucu
bir kalkan haline getirebilmekte.Bazı canlılar, teorik olarak silisyum bazında da yaşayabilirler. Fakat
Isaac Asimov'un The Talking Stone adlı bilimkurgu eserinde,
radyoaktif atıkları ile beslenen silisyum yaratığına benzer canlıların
oluşmasının mümkün olmadığını açıklıyor, Amerikalı astronom ve biyolog
Seth Shostak. Silisyum, Yeryüzü'nde bol miktarda mevcut, örneğin kum olarak. Ama buna
rağmen Dünya'da bu maddeden herhangi bir canlı oluşmamış.Shostak'a göre, evrim süreci içinde bazı organların işlevleri gitgide
daha fazla önem kazanmaya başlamış. Örneğin olası bir tehlikeyi, daha
çabuk algılayan gözler gibi. İşte bu yüzden birçok hayvanda da olduğu
gibi, gözler beynin çok yakınındadırlar. Yani Evren'deki olası
komşularımızın da gözleri ve dolayısıyla kafaları olmalı.Shostak diğer gezegenlerdeki yaşamın, suyun içinde sürdüğünü
düşünmüyor. Gerçi diğer gezegenlerde de yaşamın ilk tohumları denizde
ortaya çıkabilir, ama daha gelişkin biçimlerinin karada oluşması daha
mantıklı. Çünkü okyanuslarda yaşayan canlıların gelişkin bir beyine
ihtiyaçları yok. Burada hareket etmek çok kolay, ısı hemen hemen hiç
değişmez ve iklim her zaman aynı.Tabii bu tür spekülasyonları kabul etmeyenler de var. Örneğin evrim
biyoloğu Heinrich Eben gibi. İnsan, varoluşunun nedenini, anlaşılmayan
tesadüfler zincirine borçludur. Akıllı hayvan türleri daha dirençli
olduklarından, daha uzun süre yaşayabiliyorlar. Bu mantığa göre,
bakteriler de en az insanlar kadar zekiler.Eğer Evren'de başka canlılar yaşıyorsa, bunların çoktan Dünya'yı
ziyaret etmeleri gerekiyordu. Çünkü Samanyolu'nda, Güneş'ten çok daha
yaşlı yıldızlar bulunmakta; ve eğer burada gerçekten de bir uygarlık
varsa, bu milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış olması gerekir; ve bu
uygarlığın fertleri bu kadar zaman içinde muhakkak Dünya'yı ziyaret
etmek isteyeceklerdi.Diğer kelimelerle açıklayacak olursak, zeki ve akıllı canlılar uzun
süre yaşamlarını sürdürebilmeleri için çok fazla agresif yaşıyorlar.
Yani Uzay'ı fethetmelerinden çok önce, ya biyosferi bozuyorlar ya da
birbirlerini ortadan kaldırıyorlar.Ama ne olursa olsun, Dünya'mızın dışında tek bir mikroorganizmanın
bile bulunması, tüm zamanların en büyük keşfi olarak kabul edilebilir,
diyen Avustralyalı fizikçi, insanların, diğer gezegenlerdeki canlıların
kesin varlığını öğrenebileceklerine asla inanmıyor.
