Sır Sır’özünde, hayattan ne istiyorsak onu beklememiz gerektiğini, istemediğimiz şeyleri de beklememiz gerektiğini anlatan bir film
Bir film izledim ve hayatım değişti. Tam olarak değil belki ama değişmesini umuyorum, ummakla da kalmıyor, sonucu düşünüyorum,... Hayatımın iyi yönde değiştiği o anın hayalini gözümde canlandırıyor, o mutlu ben'e odaklanıyor ve bundan keyif alıyorum. Filimin bana öğrettiği bu işte.
Herkese öğretmeyi amaçladığı şey de bu. Adı The Secret, yani Sır. İsminin çağrıştırdığı gibi öyle alenen izlemek, sinemada vizyona girmesini beklemek, mısırları hattırı hutturu yerken doksan dakika harcamak üzere tasarlanmış bir şey değil. Efendim, bu film vizyonlara asla uğramayacak, üstelik sadece ya bir defalığına 5 dolar vererek sitesinden izleyebileceksiniz (thesecret.tv) ya da Amazon'dan dvd olarak 30 dolara siparişini vereceksiniz. Veyahut benim gibi şanslı olacak, filmi izleyen bir yakınınızın size hediye etmesi sayesinde hayatınıza yeni bir pencere açacaksınız.
The Secret ilk olarak geçtiğimiz nisan ayında Avustralya'da duyuldu. Filmin sitesine girenler kısa tanıtımdan öyle etkilendiler ki, bir e-mail vasıtasıyla bilen bilmeyeni haberdar ederek, kısa sürede sadece tanıtım filiminin yüz binlerce kez izlenmesine yol açtılar. E, efendim sıra bize yeni geldi, dokuz ay sonra. Şimdi Türkiye'de de eminim birileri kulaktan kulağa konuşuyor artık: "The Secret'ı izledin mi? Hayır mı? Dur sana bir sır vereyim...".
Ben de filmi izleyen ve olumlu etkilenenlerden biriyim, bunu açık açık söylüyorum. Film, Rhonda Byrne isimli yazarın "The Science of Getting Rich" isimli yüzyıllık bir kitabı okuyarak birçok değerli düşünür, bilim adamının bilip uyguladığı ama asla kitlelere mal olmamış giz'in detaylarını bir araya getirerek film yapımcılarıyla irtibata geçmesiyle hayat buluyor. Edison, Eflatun, Galileo, Einstein gibi önemli isimlerin hayatlarında kullandıkları "çekim yasası"nın ne olduğunu anlatıyor 25 öğretmen...
Sakın sıkıcı bir belgeselden bahsettiğimi sanmayın, gözünüzü ekrandan alamayacağınız bir doğallık, hız ve cidden ruha dokunan hitap biçimleriyle yapıyorlar bunu. Çekim Yasası hepimizin aslında birer mıknatıs gibi olduğumuzu ve iyiyi, kötüyü kendimize çektiğimizi söylüyor. Dolayısıyla hayattan ne istiyorsak onu beklememiz gerektiğini, istemediğimiz şeyleri de beklememiz gerektiğini anlatıyor. Sürekli hastalığınızdan arkadaşlarınıza bahsederseniz hep hasta kalacaksınız, bunun gibi...
Öğretmenlerden biri olan Joe Vitale film boyu bize evreni bir katalog olarak görmemizi söylüyor. Bir mağazanın katalogunu düşünün ama içinde dilediğiniz her şey var. Dolayısıyla bu katalogdan kendiniz için ne seçerseniz seçin, sizin olması mümkün. Hepimiz hayatta bir şeyler istiyoruz evet, daha çok para, sağlık falan filan.... Ama çekim yasası sadece istemekle kaldığımız için başarısız olduğumuzu söylüyor ve film istediğimiz şeyleri kendimize çekmenin metodunu öğretiyor. Ve inanın, ben bu metodu sevdim, inanıyor ve uyguluyorum...
Çekim Yasası sözcüklerle çalışmıyor ey okuyucu... Bu yüzden bana mail atıp "Ay filmi çok merak ettim, nereden bulurum?" diye sormayın. Azıcık çaba... Derken filmi izleyin, sonra görüşelim...
Ece Arar |