Eğer çekim yasası doğruysa

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan Muallim
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Muallim

New member
0
HD RANK
Katılım
20 Şubat 2010
Mesajlar
61
Reaksiyon puanı
0
Puanları
0
Çekim yasası (The Secret) içtenlikle imgelediğimiz şeylerin realize olması olarak özetlenebilir. Eğer bir şeyi yeterince istersek ve ona zaten sahip olduğumuz psikolojisi içine girersek isteğimizi tezahür ettireceğimizi vaad eder. Düşünce+Duygu=Çekim şeklinde formüle edilebilir. Secret formülatörleri bunun evrensel bir yasa olduğunu, her zaman ve her yerde geçerli olduğunu iddia ederler.

Ancak çekim yasasının bu ünlü kuralını hayatlarında uyguladıkları halde vaat edilen durumları kendilerine çekmeyen sayısız örnek vardır.

Örneğin aktörleri düşünün. Bir rolde ustalaşmak için bazen işi o kadar ileriye götürürler ki oynadıkları karakterin yaşamına yoğun bir şekilde dalarlar ve (fiziksel taklitin ötesinde) oynadıkları karakter gibi düşünmeyi ve hissetmeyi öğrenirler. Son olarak o karaktermiş gibi davranırlar. Eğer çekim yasası evrensel bir kanunsa aktörlerin canlandırdıkları karakterin hayat şartlarını kendilerine çekmeleri gerekmez mi?

Bir başka örnek sapıklar. İsteklerimizi gerçekleştirmenin yolu ona odaklanmak, onu sürekli düşlemek ve ilham geldiğinde eyleme geçmekse sapıklar neden istediklerini nadiren elde ederler? Sapıkların da kullandığı yöntem tam olarak bu değil mi? Birilerini kafalarına takarlar ve başka hiçbir şey düşünmezler. Bu kişiyle ilgili hayaller kurarlar ve zamanla ilham bularak ona yaklaşmaya çalışırlar. Ancak arzuladıkları kişiyi elde etmek yerine genellikle kendilerini hapiste bulurlar.

Bir diğer argümanımız hastalık hastaları.Bu takıntılı kişiler gerçekten hastalığı düşünürler. Yakalandıklarını hayal ettikleri hastalığa yakalanmış gibi davranırlar. Kendileri için hastalıkları bir gerçektir ve kesin olarak inanırlar. Duyguları, düşünceleri, inançları ve davranışları “tam bir uyum içinde” olmasına rağmen odaklandıkları hastalıkları hayatlarına çekmezler. Aslında psikiyatri literatüründe yer alan diğer obsesyonlar da argüman olarak kullanılabilir. Yine çeşitli delüzyon sahibi birçok insanın varlığını da göz önünde bulundurmak yerinde olacaktır. Bu kişilerde çeşitli hezeyanlar ortaya çıkar. Örneğin işkence gördüklerine, izlendiklerine, kendisine suikast düzenlendiğine, zehirlendiklerine, aldatıldıklarına, gözetlendiklerine ya da alay konusu olduklarına inanırlar. Ancak bu sanrıları çoğunlukla gerçekleşmez. Bu durum çekim yasası için ölümcül bir hata değil mi?

Dördüncü argümanımız tıbbi araştırmalar yapan hekimler. Bu araştırmacıların birçoğu, iş hayatlarının her gününü çeşitli hastalıkların tanı ve tedavisini düşünerek geçirirler. Bu konulara odaklanmalarına rağmen hastalıkları kendilerine çekmezler. Oysa The Secret formülatörleri odaklandığımız ve imgelediğimiz şeylerin realize olacağını söylüyor.
 
Çekim yasası (The Secret) içtenlikle imgelediğimiz şeylerin realize olması olarak özetlenebilir. Eğer bir şeyi yeterince istersek ve ona zaten sahip olduğumuz psikolojisi içine girersek isteğimizi tezahür ettireceğimizi vaad eder. Katılıyorum buna

''Ancak çekim yasasının bu ünlü kuralını hayatlarında uyguladıkları halde vaat edilen durumları kendilerine çekmeyen sayısız örnek vardır.'' Sen onları düşünmekle neden kafa yoruyorsunki,

Mesela bu konuda herhangi bir kişi hayatında birşeyi o kadar çok ister ki, bunu elde etmek için çekim yasasını kullanmaya karar verebilir. Çekim yasasını bir süre uygulamaya devam edip daha sonra istediği sonucu elde edemediğinde bunun işe yaramadığını düşünüp çekim yasasını uygulamaktan vazgeçebilir.

Halbuki çekim yasasını uygulamaya devam etse istediğini elde edicektir.

Neden biz telkinlerde istediğimiz sonucu elde etmek için 21 gün kuralına uymamız gerektiğini şimdi daha iyi anlıyor musun ? İstediğimiz sonucu elde etmek için

Arzu ettiğin şeyler, beklemekten vazgeçtiğin anda gerçekleşir. Bu, hayatın: “Sen bakarken soyunamıyorum.” deme şeklidir.

~Shutter Island~

Doktor örneğine gelicek olursak.. eğer senin dediğin gibi olsaydı. Bizler neden telkinin etkisini göstermesi için 21 gün bekleyelim kii ? Doktor örneği vermişssin.. şimdi doktor hastasına teşhis koyduğunda hasta yaşadığı travmatik veya herhangi bir nedenden dolayı hasta oldu.

Yani yaşadığı bir kötü olay onun bu hastalığını tetikledi ve hasta oldu. Doktor ise böyle bir olay yaşamadığından dolayı durduk yere hasta olmasına da anlam veremeyiz zaten..

Çekim yasası neye odaklanırsan onu çekersin hayatına.. sürekli düşünürsen daha çabuk çekersin. olumlu yada olumsuz yönde bilinçli yada bilinçsiz bir şekilde benim uyguladığım bir yöntem var ''olumlu düşünmenin gücü'' adlı kitabında şu formül çok işe yarıyor..

FORMÜL : DUA EDİN, RESMEDİN, GERÇEKLEŞTİRİN.

BENİM UYGULADIĞIM FORMÜL İSE :DUA EDİN, RESMEDİN, TEŞEKKÜR EDİN.

(Bu sayede takdir aldım, fazla ders bile çalışmadım ama yöntemi uyguladım, Birisini seviyordum ve o birisiyle çıktığını öğrendiğimde derinden üzülmüştüm ve hemen yine aynı formulü uygulamaya koyuldum.. Dua ediyordum, zihnimde tekrar tekrar hayırlısıyla ayrıldıklarını resmediyordum. ve ayrıldıklarını imgeledikten sonra gerçekleşmiş gibi şükrediyordum. 9 gün sonra ayrıldılar. )

Küçük ve basit bir örnek daha kardeşimden su istemiştim. ama getirmiceğini biliyordum ve sonra zihnimde kardeşimin suyu bana getirdiğini resmettim ve şükrettim aklıma olumsuz hiçbirşey getirmedim.. ve kardeşim suyu bana getimişti... :)
 
“Tıbbi araştırmalar yapan hekimler” örneğini tam anlatamadım galiba. Şöyle söyleyeyim: Dünyanın dört bir yanındaki tıp araştırmacıları çeşitli hastalıkların tanı ve tedavisi ve diğer tıbbi durumlar üzerine –tabiri caizse- kafa yoruyor, daha iyi tedavi yöntemleri bulmak için deneyler ve gözlemler yapıyorlar (hatta bu araştırmalardan elde edilen bulgular öylesine devasa boyutlara ulaştı ki son yüzyıl içinde ortalama insan ömrü neredeyse ikiye katlandı). Yani Secret mantığıyla bakacak olursak “hastalıklara odaklanıyorlar”. Bir başka deyişle “vizualize ediyorlar” –ki vizualize etmenin (gözünüzde canlandırmanın) çekim yasasını çalıştıracağı The Secret ve türevleri yayınlarda iddia ediliyor. Ancak dediğim gibi tıbbi durumları araştıranlar onlarca kanser türünü “vizualize” etmelerine rağmen herhangi bir hastalığı kendilerine çekmezler.

Ayrıca çeşitli delüzyon ve obsesyonlara sahip kişilerin duygu, düşünce, inanç ve davranışlarının “tam bir uyum içinde” olmasına rağmen bu sanrılarının gerçekleşmemesi yine çekim yasasının problemleri arasındadır.
 
bunun sebebi sanırım, olumlu düşüncelerin olumsuzlara oranla daha etkili olması. yani birkaç kez olumsuz düşünerek, korkarak onu kendinize hemen çekemezsiniz.böyle bir güzelliği var çekim yasasının!.. olumlu düşüncelerin,imgelemelerin etki süresi daha kısa kesinlikle!..bu arada yazınızı çok saçma bulduğumu söylemeliyim.
 
Yani delüsif, obsesif ve pesimist kişilerin hayallerindeki kötü senaryoların gerçekleşmemesini olumsuz düşüncelerin olumluya nisbeten daha zayıf olduğu varsayımına dayandırıyorsun. Eğer olumlu düşünseler hayallerini daha çabuk gerçekleştirirlerdi. Ama bu varsayım Çekim Yasası savunucularının “evren için hiçbir şey iyi ya da kötü, az ya da çok değildir. Sadece vardır, nötrdür” iddiasıyla çelişmiyor mu? Evren için iyi ya da kötü düşünce fark yaratmıyorsa gerçekleşme olasılığı eşit olması gerekir.

Sizin dediğiniz gibi olduğunu varsayarsak; olumlu düşünüp, güzel hayallere dalıp da sonradan hayal kırıklığına uğrayan insanlar yok mu? Ya da güvendiği kişilerden ihanet görenler? “Bu sefer doğru insanı buldum” deyip ilişkisi hüsranla sonlananlar?

Çekim yasası inançların maddeye etki edebileceği varsayımına dayanır (yeterince inanırsan şirinleri bile görebilirsin ^-^). Bu iddiayı baz alarak tarihsel olaylara bakmayı deneyin isterseniz.

Tarih seyri boyunca insanlar sayısız batıl inanca, mitlere ve efsanelere sahip olmuştur. Hem de bu mitlere içtenlikle inanmalarına, zihinlerinde “vizualize” etmelerine rağmen realiteye herhangi bir etki etmemiştir.

Örneğin bugün Amerika’da evenjalist/yaratılışçı Hıristiyan grup Dünya’nın 7000 yıl yaşında olduğuna ve insanlarla dinozorların aynı dönemde yaşadığına inanıyor. Ancak onların inançlarına rağmen hiçbir bilimsel bulgu bu inançları desteklemiyor. Örneğin dinozorlar dönemine ait bir insan fosili bulamıyoruz.

İnsanlar binlerce yıldır evrenin durağan/sabit olduğuna inanmıştır. Ancak bilindiği gibi bugün en geçerli model genişleyen evren (Big Bang) modelidir.

İnsanlar yaklaşık 1000 yıl boyunca Aristo ve Batlamyus’un Dünya merkezli evren modeline inanmış, hatta bu modeli dini inançlarıyla da bağdaştırmışlardır. Oysa astronomik bulgular bu modelin bir kenara koyulmasını gerektirmiştir.

Örnekler çoğaltılabilir. Tüm bu örnekler düşüncenin, inançların biz ne kadar kesinlikte inansak ve imgelesek de dış dünyaya etki edemeyeceğini gösteriyor. Kısacası gerçekler tektir, mutlaktır. Vizualizasyon veya imajinasyon gibi teknikler insanların kendisini iyi hissetmesini ve bu sayede mutlu olmalarını sağlayabilir ancak realiteye etki ettiğini söylemek gerçek dışıdır.
 
Daha önce yazdığım konu " ÇIKIŞ ANIM " gibi,
bu konu ile ilgili de yaşadığım bir deneyimi yakında paylaşıcam.

Nasıl başardığımı açık birşekilde anlatıcam...

Ön yargılarınızı bir kenara bırakarak, paylaştıklarıma bakarsanız yol katedersiniz diye düşünüyorum...
 
@namasteeee Pekala, yazıda belirttiğim unsurlara da değinirseniz sevinirim.

Bu arada yukarıda bahsettiğim argümantasyonumu geliştireyim:

Antik çağlardan beri dünyanın dört bir yanındaki insanların inandığı çok sayıda batıl inançlar, mitler ve efsaneleri bir düşünün. Eğer odaklandığımız ve imajine ettiğimiz şeyleri çekiyorsak neden bu insanların inandıkları şeyler realize olmadı.

Örneğin Hitler ve Nazi subayları… Bu hayalperest insanlar kendilerinin seçkin ve üstün ırk olduklarına ve Tanrı’nın kendilerini zafere ulaştıracaklarına inanıyorlardı. Ayrıca bu inançlarına sözde bilimsel bir temel de bulmaya çalışmışlardır. Örneğin Nazi Partisi iktidarda olduğu dönemlerde Atlantis’in ırksal ve arkeolojik kalıntılarını bulmak için İzlanda, Grönland, Orta Amerika ve Tibet’e kadar keşif heyetleri gönderildi. Dinsel ayinler sırasında gördükleri halüsinasyonlar da kendi davalarının doğruluğu yönündeki inançlarını pekiştiriyordu. Hatta bir takım tarihsel kişiliklerin rüyalarında kendilerine görünerek zorlu görevinde yol gösterdiklerini ileri sürüyorlardı. Nazi subayları arasında kendilerini bir takım tarihsel kişilerin reenkarnesi olarak görenler de vardır. Nazi partisinin iki numaralı adamı Heinrich Himmler bunlar arasındadır. Bu fantezi dünyasında yaşayan insanlar kendi davalarına öylesine inanmışlardır ki holokost ve öjeni gibi vahşetlerin uygulanması son derece normal kabul edilmiştir. Ancak Nazi hareketi tam bir fiyaskoyla sonuçlandı ve onların Aryan ırkıyla ilgili teorileri bugün “sözde bilim” başlığı altında inceleniyor.

Bu ve buna benzer tarihsel örnekler insanların imajine ettiği ve kesin olarak inandığı her şeyin gerçekleşmeyeceğinin çok açık bir kanıtıdır.
 
bunun sebebi sanırım, olumlu düşüncelerin olumsuzlara oranla daha etkili olması. yani birkaç kez olumsuz düşünerek, korkarak onu kendinize hemen çekemezsiniz.böyle bir güzelliği var çekim yasasının!.. olumlu düşüncelerin,imgelemelerin etki süresi daha kısa kesinlikle!..bu arada yazınızı çok saçma bulduğumu söylemeliyim.

Dikkat çekmek istediğim bir başka nokta bu konuyla ilgili. Burada bahsettiğim örnekler birkaç defa ya da belirli bir süre olumsuz düşünüp de gerçekleştiremeyen insanlar değil. Bu davranışı tabiri caizse bir huy, bir alışkanlık haline getiren kimselerdir. Çeşitli sanrılara ve obsesyonlara yahut paranoyalara sahip kişilerin bu saplantıları da neredeyse hiç realize olmaz. Bu durum çekim yasasının açıklamakta zorlandığı bir noktadır ki spiritualizm retoriğiyle örtbas edilemez.

Bir başka argüman olarak büyüklük sanrıları yaşayan kimseler verilebilir. Bu sanrıya psikiyatri literatüründe “megalomani” adı verilir. Batıda olduğu kadar İslam tarihinde de bu tür karakterler vardır. Çeşitli mistik deneyimleri sırasında ya da kullandığı halüsinojen maddelerin etkisiyle bir takım sanrılar yaşarlar. Kendisine zamanın mehdisi ya da peygamberi olduğunu söyleyen halüsinasyonlar görürler. Bazen de rüyasında gördüğü ruhani bir zat kendisine peygamber/mehdi/mesih olduğunu müjdeler. Bu sayede büyüklük sanrılarına kapılırlar. İslam topraklarındaki bazı batıl mezhepler bu tip sanrılı kişilerce oluşturulmuştur. Ancak bu kişilerin akıbetleri genellikle pek iç açıcı değildir. İç karışıklıklara sebep oldukları için çoğunlukla ya idam edilmiş ya da hapsedilmişlerdir. Batıdaki örnekleri için de aynı şey söylenebilir –ki zaten en ünlülerinden birine yukarıda temas ettik (bknz. Nazizm).

Çekim yasası evrensel bir yasa ise kendini büyük, değerli ve önemli hisseden bu insanların çabaları neden akamete uğramıştır? Çekim yasasının öngörülerinin gözlemler ve deneyimlerle uyuşmaması onun modern bir sofizmden başka bir şey olmadığını gösterir.​
 
Çekim yasası bir yaratım yasası ise neden antik çağlardan beri inanılan hiçbir efsane realize olmaz?

Bildiğiniz gibi tarih mitolojiler çöplüğüdür. Hatta bunların arasında öyleleri vardır ki bir zamanlar “bilimsel bir gerçek” ve “biyolojik bir kanun” olarak yüzyıllar boyunca okutulmuş ve bilim literatürünü işgal etmiştir. Bunların arasında Fransız biyolog Lamarck ile ünlenen “edinilmiş özelliklerin kalıtılması” örneğinden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle kavramın tanımına bakalım:

Edinilmiş özelliklerin kalıtımı bir canlının yaşamı boyunca meydana gelen değişikliklerin (örneğin kullanım sonucu kasların büyümesi gibi) döllerine aktarıldığına dair bir kalıtım teorisidir. Bu fikir eski Yunanlılar zamanından beri mevcut olmakla beraber, genelde Fransız tabiatçısı Jean Baptiste Lamarck'a atfen, Lamarkizm olarak değinilir.

Edinilmiş özelliklerin kalıtımı kavramının modern bir tanımı şöyledir: Ortamda meydana gelen ufak bir değişiklik, bu ortamda bulunan bir canlı türünün tüm (veya çoğu) üyelerinde bir değişikliğe neden olur; bu canlılar başlangıçtaki ortama geri konunca bu yeni özellik devam eder. Bu özellik kalıtılır bireylerin yavrularında da aynı görülür.[1]

Edinilmiş özelliklerin kalıtımı fikri eski çağlarda Hipokrat ve Aristo tarafından öne sürülmüştü ve Lamarck zamanında yaygın olarak kabul görmekteydi. Comte de Buffon, Lamarck'tan evvel, bu kavramı içeren, evrimle ilgili görüşlerini dile getirmiş ve Charles Darwin bile, Lamarck'tan sonra, edinilmiş özelliklerin kalıtımı hakkında kendi teorisi olan pangenezis teorisini geliştirmiştir. "Lamarkçı genetik" terimi ve Lamarck ile Darwin arasında bir çekişme olduğu fikri, 19. yüzyıl sonlarında, Weismann ve neo-lamarckçılar arasındaki çekişmeden doğmuş birer efsanedir. Edinilmiş özelliklerin kalıtımı kavramının yanlış olduğu nihayet 20. yüzyılın başlarında geniş kabul gördü. (Kaynak: tr.wikipedia.org)

20. yüzyıl başlarında Mendel genetiğinin bilimsel topluluklarda kabul görmesiyle birlikte Lamarckizm fikri terkedilmiştir. Yapılan bir dizi deney ve gözlem edinilmiş özelliklerin sonraki nesillere miras bırakılmadığını göstermiştir. Örneğin nesiller boyunca farelerin kuyruklarının kesilmesi sonraki nesillerin kuyruksuz doğması yol açmamıştır.

Ancak ideolojik çevreler (Marxistler) bir süre daha gerçeklere direnmeye devam etmişlerdir. Bu teze (Lamarckizme) o kadar inanmışlardır ki Sovyet Rusya’da 1930’larda “edinilmiş karakteristiklerin kalıtımı” fikri baz alınarak bir tarım programı hazırlanmıştır (bknz. Lisenko olayı). Tohumların bir süre soğuk suda bekletilirlerse soğuk çevrelerine göre evrilecekleri ve böylelikle daha verimli mahsül alınacağı öngörülmüştür. Rus köylülerine bu uygulama zorla empoze edilmiş ve çok sayıda tohum Sibirya steplerine ekilmiştir, fakat hepsi ziyan olmuştur. Ve bu uygulama Sovyet tarımını 40 yıl geriye götürmüştür.

Bu tarihsel verilerden sonra şimdi de Secret formülatörlerinin vaadlerine bakalım:

“İstediğiniz her şeyi elde edebilir, her şey olabilirsiniz.” “Seçtiğiniz şey ne olursa olsun ona sahip olabilirsiniz, hedefin büyüklüğü hiç önemli değil.”

“Hayatınıza giren her şeyi kendinize çeken siz kendinizsiniz. Bunu zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle, düşüncelerinizle yapıyor, zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz.”

“…tüm yaşantınız çekim yasası tarafından şekillendirilirken bu her şeye muktedir yasa düşünceleriniz aracığıyla işliyor. … yaratım sisteminin bir bütün olarak dayandırılabileceği en büyük ve en mutlak yasa… Düşüncelerinizle sadece kendi hayatınızı yaratmakla kalmayacak, onlar aracılığıyla dünyanın yaratımına da güçlü biçimde katkıda bulunacaksınız.

“Siz evrendeki en güçlü mıknatıssınız. İçinizde barındırdığınız manyetik güç yeryüzündeki her şeyden daha güçlü. Bu akıl sır ermez çekim gücünü yayan ise yine sizin düşünceleriniz.

Evren isteklerinizi yerine getirmek için kendisini yeniden düzenlemeye başlayacaktır.

“… yaşlanma.. zihnimizden kaynaklanır,… ebedi sağlık ve gençlik üzerinde odaklanın”

Eğer Secret bir yaratım yasası ise ve düşüncelerimiz/imgelerimiz/vizyonlarımız maddeye etki ediyorsa antik çağlardan beri insanların zihinlerinde varolan mistik imajların hiçbiri neden realize olmamıştır?
 
Sayın Muallim'in sorduğu soru çok mantıklı ve secret'a inananlar tarafından cevaplanması gerek diye düşünüyorum. Gündelik hayattan söz edecek olursak; -benim de merak ettiğim- milli maçlarda o kadar insan, aynı anda, kazanmayı istiyor. Bu istemin ne kadar fazla ve güçlü olduğuna hepimiz tanığız. Ama olmuyor, kazanamıyoruz. Secret bunun neresinde?
 
Çekim yasası için tamamen gerçek dışı diyordum ama yanıldığımı itiraf etmeliyim. Çekim yasası hakkında anlatılan deneyimlere bakılırsa Secret lehine epey önemli bir kanıt oluşturuyor, ve bunlar psikolojik yanılsamalar gibi görünmüyor. Bu durumda bu argümanda gerçeklik payı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de yukarıdaki sorularıma tatmin edici bir cevap bulamadım.

Çekim yasasına inanan (Fred Alan Wolf ve Brian Greene gibi) kuantum fizikçileri de The Secret'taki iddiaları tamamıyla desteklemiyorlar. Sadece isteyerek fiziksel evrene hayallerimizi gerçekleştirtmek düşüncesinden kendilerini uzak tutuyorlar.

Hastalık hastaları neden düşünceleriyle kendilerine bir hastalığı çekmez diye sormuştuk. Buna ek olarak olarak Amerikan Kanser Derneği Başkanı Dr. Richard Wender'in yorumuna yer vermek istiyorum:

"İnsanların kanseri düşünceleriyle çektiğine dair hiçbir kanıt yoktur." (Dr. Richard Wender, 23 Mart 2007, Nightline)
 
The Secret'taki Kontekst Dışı Alıntılar ve Referans Eksikliği

Skeptiklerce eleştirilen bir başka konu ise Secret’ın alıntı ve referans eksikliğidir. Geçmişte yaşamış pek çok ünlü filozof ve bilimcinin sırrı bildiğini ve insanlardan gizlediklerini iddia etmektedir. Ancak gönderme yapılan kişilerin çekim yasası gibi bir sırdan bahsettikleri hakkında bazı şüpheler var.

William Shakespeare, Robert Browning ve William Blake gibi şairler bunu bize şiirleri ile anlattılar. Ludwig van Beethoven gibi müzisyenler müzikleriyle; Leonardo da Vinci gibi sanatçılar da tabloları ile ifade ettiler. Sokrates, Eflatun, Ralph Waldo Emerson, Pisagor, Sir Francis Bacon, Sir Isaac Newton, Johann Wolfgang von Goethe ve Victor Hugo gibi düşünürler de, bunu yazıları ve öğretileri aracılığı ile bizimle paylaştılar. (The Secret, Rhonda Byrne)

Fakat bu insanların eserlerinden nedense hiçbir alıntı yok.

Psikoterapist Bob Beverley (Bob’un Felsefe ve İngiliz Edebiyatı alanında diploması da vardır) bu konuyu şöyle kritize eder:

“Genel bir cevap olarak, felsefe, edebiyat ve müzik tarihini biraz bilen herkes bu insanların Çekim Yasası’na inandığını duyduğunda şaşırır. Victor Hugo’nun Sefiller’i, Goethe’nin Genç Werther’in Acıları, Sheaespeare’nin Kral Lear’ı ve Platon’un diyalogları, bu dünyanın acılarıyla ilgili olarak, olumsuzlukları hayatımıza kendi kendimize çektiğimizden ziyade, daha iç karartıcı açıklamalar getiriyor. Hikayelerinde kötü ruhlu çocuklar, açgözlü işadamları, kıskanç aşıklar, bencil hükümetler ve sosyopat krallar var. Sheaespeare, hayat genellikle korku veren bir gerçeklik olduğu için “yaşam hepimizi korkak etti” diyor. Sefiller’deki asilerin Fransız ordusuyla karşılaştıklarında keşfettikleri gibi.

Müzik yeteneğim veya eğitimim yok (müzik tarihini bile fazla bilmem), bu yüzden birinin Beethoven’ın müziklerinde Çekim Yasası’nı “ifade ettiğini” nereden çıkardığını bilemeyeceğim. Gerçek şu ki Beethoven müziği üzerinde çok çalışırdı. 8. Senfoni’yi iki yılda yazmıştı. Araştırmalar, çalışmasında kullandığı defterlerde sayfalar dolusu notaları tekrar tekrar düzelttiğini gösteriyor.

The Secret için yapılan araştırmalar görünüşe bakılırsa şu şekilde gerçekleşmiş: Eğer sırrı vurgular gibi görünen bir söze rastlarsa, yazar otomatikman bunu bir destekleyici olarak görmüş. Örneğin biri şükran duygusunu savunan bir ifade yazmışsa, yazının geri kalanı gerçekte ne söylüyor olursa olsun, Çekim Yasası’nın savunucusu olarak görülmüş. Buna bir şeyi “bağlamından uzaklaştırmak” denir. Daha da kötüsü bu bağlamı bilmememektir.

Şimdi, Ralph Waldo Emerson’ın şu sözlerine bir bakalım: “Sır yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak her şeyin cevabıdır. (s. 183)” Bu sözleri söyleyen biri gerçekten de Çekim Yasası’nın savunucusu olarak algılanabilir. Ama anısına hazırlanmış Web sitesini araştırdığınızda, Ralph Waldo Emerson’ın Bütün Çalışmaları arasında böyle bir söze rastlamıyorsunuz (RWE.org - Complete Works of RWE).

Emerson’ın tam biyografisi, Robert D. Richardson, Jr.’ın hazırladığı Emerson: A Mind on Fire (Emerson: Ateşten Bir Zihin) olarak gösterilebilir. Bu çalışma Emerson’ın sırra inandığı yönünde hiçbir kanıt sunmamaktadır. Gerçeklerini, görüşlerini ve duygularını neredeyse daima bunalım ve şüphelerle başa baş giden sıkı çalışmalarıyla, ciddi mücadelelerle, sert bir disiplin anlayışıyla ve tutkuyla öğrenerek kazanmıştır. Zorlu yaşam yolculuğunu incelediğinizde, “benzer benzeri çeker” şeklinde kolaylaştırıcı dönemleri çok ender görürsünüz.

Şimdi bir de Sokrates’e bakalım. İşte Çekim Yasası’nı insanlığın iyiliği ve yıkımı için bir açıklama olarak görmediğini gösteren doğrudan sözel aktarımlardan bazıları:

“Çok acı bir düşmanlığın hedefi oldum ve bu yıkımımı getirecek olan şeydir; Meletus veya Anytus değil, halkın çok geniş bir kitlesinin kıskançlığı ve iftiraları. Diğer bir çok masum insan için ölümcül sonuçları oldu ve sanırım öyle olmaya da devam edecek; benimle duracaklarını hiç sanmıyorum.” (Sokrates’in Savunması)

“Eğer uzun zaman önce politikaya girmeyi deneseydim hayatımı uzun zaman önce kaybederdim.” (Savunma)

“Gerçek ve iyi bir sanatçının zihni daima tek bir düşünceyle meşguldür: Adalet vatandaşların ruhlarına işlenirken adaletsizlik nasıl ortadan kaldırılabilir, ılımlılık işlenirken disiplinsizlik nasıl ortadan kaldırılabilir ve iyilik işlenirken kötülük nasıl ortadan kaldırılabilir.” (Gorgias)

“Politik güç ve felsefi zeka arasında bir birleşme olmadıkça sorunlar asla kesilmeyecektir. (Cumhuriyet)

“Büyük suçlar ve saf kötülük, gelişimiyle yozlaşmış gayretli bir doğadan gelir.” (Cumhuriyet)

“Şu noktada siz de, felsefeye karşı bir çoklarının gösterdiği bu sert tutum için, ait olmadıkları yerlere dalan, birbirleriyle tartışıp duran, nefret dolu olan ve felsefeye hiç yakışmayacak şekilde daima insanlar hakkında konuşan isyankar grubu suçlamıyor musunuz? (Cumhuriyet)

“Her birimizin, hatta en saygın olarak tanınan bazılarımızın bile içinde korkunç, şiddetli ve adaletsiz bir arzular yığını vardır.” (Cumhuriyet)

“Zihnin zeka isteği yönünde bir hastalığı olduğunu ve bunun iki türlü olduğunu kabul etmeliyiz; yani delilik ve cehalet.” (Timaeus)

“Yaşam iyi şeylerle doludur; ama bu iyi şeylerin çoğu pis ve bulaşıcı parazitlerin gölgesi altında kalır.” (Kanunlar)

Sokrates’in yoğun ve güçlü argümanları Çekim Yasası’na yakın bir şeye inandığı yönünde en ufak bir ipucu bile vermemektedir. Sokrates’in dünyasında, ruhlarımız aşırı zevk, güç ve ün tutkusuyla, kötü insanlarla, kötü öğretilerle, tembelce alışkanlıklarla, kötülüğü daha da çekici kılan harika sanatla, iyiliği cansız gösteren ruhsuz sanatla, cinsel aşkın gücüyle ve diğer birçok kirliliğin etkisiyle yozlaştırılmıştır.

Platon ise insanlığın refahına uzanan yolun kolay, basit ve ışık hızıyla Evren’den elde edilebilecek olduğu konusunda hiçbir cümle söylememiş ve yazmamıştır. Platon’da kestirmeler yoktur. Bilgelik, sıkı düşünce, cesaret, içsel disiplin, dürüstlük, belli alanlardaki uzmanlar için uzun bir arayış gerektirir ve ruh kalabalıkla birlikte, veya kişinin kendi istekleriyle savrulmayacak şekilde güçlü bir bağımsızlığa sahip olmalıdır.

Platon, bize tartışma sanatında ikinci bir aracı hatırlatır; düzgün düşünebilme yeteneği. Bu, akla gelebilecek her türden nedenden dolayı çok zor bir şeydir. Mantık ustası Sokrates bile sürekli olarak gerçeği bulmanın, net düşünmenin ve bir tartışmayı adil ve doğru bir şekilde sürdürmenin ne kadar zor olduğundan söz eder. Tutkularımız, kendi görüşlerimize bağlılığımız ve felsefecilerin adına “mantık safsataları” dediği şeyler bizi kör etmiştir.” (Yalanın Ardındaki Gerçek “Çekim Yasası”/9. Bölüm s. 143)
Aynı zamanda bir köktendinci olarak yetiştirilen ve 25 yılını Protestan bir rahip olarak geçiren Bob Beverley, The Secret’da kullanılan Hz. İsa'dan aktarılan “dileyin, size verilecektir…” sözünü şu şekilde inceliyor:

Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.

Şimdi İncil’in ciddi bir öğrencisiyseniz, bu kelimelerin yazıldığı orijinal dili öğrenmeye uğraşabilirsiniz. Bu dil, Antik Yunanca’dır. 25 yıldır rahip olmama rağmen, diller alanında da kuantum fiziğinde olduğum kadar kötüyüm ve bu yüzden, benden fizikle veya bu satırlar dışında Yunanca ile ilgili bir şey duyamazsınız. “Dileyin”, “arayın” ve “çalın” kelimeleri, süreklilik belirten aorist* kalıpta kullanılmıştır ve sürekli, bitmeyen bir eylemi ifade eder; yani “daima istemeye devam edin, daima aramaya devam edin ve daima çalmaya devam edin” denmektedir.

(*) Geniş zaman, muzari, bazı dillerde kesinlikle zaman bildirmeyen zaman; özellikle Yunanca’da haber kipinin geniş zamanı (E.N.)

Hızlı çözümler buraya kadar.

Yukarıdaki ayetle ilgili diğer önemli ve ilginç bir nokta, Dağdaki Vaaz’dan alınmış olmasıdır ve ardında şu ayetler gelmektedir:

Sahte peygamberlerden sakının! Onlar
Size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar
Ama özde yırtıcı kurtlardır.
Yaşama götüren kapı dar, yol da
Çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.
Bizi kötülüklerden koruyan
Gökteki Babamız, güneşini hem
Kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur;
Yağmurunu hem doğruların hem
Eğrilerin üzerine yağdırır.


Yukarıdaki satırlar, Hz. İsa’nın “dileyin, arayın, kapıyı çalın” sözlerini uyarlasa bile, yaşamın asla The Secret’ın iddia ettiği kadar kolay olmayacağını açıkça gösteriyor.

Hz. İsa, “her şeyi kendimize manyetik bir şekilde çektik” sözünden çok daha kötü olduğunu da biliyordu. Kendi yalıtılmış (ıssız), dar fikirli kötülükleriyle bize saldıran düşmanlarımız var; aksi takdirde, düşmanlarına şöyle demezdi: “Yaptığım iyi şeyler için beni taşlayacak mısınız?”

Hz. İsa'nın dünya görüşünde Tanrı, dünyayı "çektiğinizi alırsınız" tarzında yöneten bir Tanrı kavramından çok daha merhametlidir. Güneş Tanrı'nın cömertliğiyle parlar, hakkettiğimiz, kazandığımız veya Güneş'e sinyal gönderdiğimiz için değil. Çölün ortasındaysanız, Güneş isteseniz de istemeseniz de parlar. Güneş doğası gereği parlar; yağmur doğası gereği yağar; sizin onların doğasıyla bir ilginiz yoktur. Hz. İsa'nın görüşü kesinlikle budur.
(…)
Dolayısıyla, Hz. İsa “dileyin, arayın, kapıyı çalın” derken, bilimsel veya felsefi bir tez sunmuyordu. İnsanların hayatlarında bir şeyler yapmaya başlamaları için çarpıcı bir şekilde uyandırmaya çalışıyordu. Arkamıza yaslanıp oturduğumuz, hiçbir şey yapmadığımız ve başkalarının bize bakmasını umduğumuz yaygın bir insanlık kusuruyla mücadele ediyordu. Psikoterapi dünyasında, buna “pasif bağımlı kişilik bozukluğu” denir.
(Yalanın Ardındaki Gerçek “Çekim Yasası”/Bir Din Adamı Çekim Yasası Hakkında Neler Söylüyor/Bob Beverley)

The Secret’ta yer alan bağlamından koparılan bir başka alıntı daha:

“You create your own universe as you go along” Winston Churchill

“Siz ilerlerken kendi evreninizi yaratırsınız.”


Bob Beverley bu çarpıtmaya şöyle dikkat çeker:

“The Secret’in prodüktörü, Churchill’in sözünü doğru bir şekilde aktarmıyor. Churchill metafizikten ve metafiziksel düşüncelerden nefret ederdi. The Secret’ta kullanılan sözü, KUZENLERİNİN onu ikna etmeye çalıştığı ve Churchill’in bunun karşılığında onlara dönerek “saçma” olduğunu söylediği şeydi.” (Yalanın Ardındaki Gerçek “Çekim Yasası”, s. 21)

Alıntının orijinali şurada:

“Some of my cousins who had the great advantage of University education used to tease me with arguments to prove that nothing has any existence except what we think of it. The whole creation is but a dream; all phenomena are imaginary. You create your own universe as you go along. The stronger your imagination, the more variegated your universe. When you leave off dreaming, the universe ceases to exist. These amusing mental acrobatics are all right to play with. They are perfectly harmless and perfectly useless. I warn my younger readers only to treat them as a game. The metaphysicians will have the last word and defy you to disprove their absurd propositions.”

İngilizce’m (henüz) yetersiz olduğu için net bir çeviri yapamayacağım ama sanırım burada kuzenlerinden bazıları Churchill’e maddenin imgesel olduğunu ve bizim onu düşünmemiz dışında herhangi bir varlığa sahip olmadığını öne süren felsefi bir yaklaşımı kanıtlamaya çalışıyor. Churchill ise bu düşüncelerin saçma olduğunu söylüyor.

İngilizce bilenler daha iyisini çevirirse sevinirim.

Geçmişte yaşamış ünlü ve Başarılı kişiler arasında çekim yasasından bahsedenler olabilir tabi ki. Ama The Secret yazarının neden "out of context" alıntıları yaptığını da sormadan edemiyorum.
 
Dikkate değer bir haber:
Newsweek dergisinde 25 Şubat 2007 tarihinde yayınlanan bir makaye göre Byrne'nin filminde oynayan iki fizikçi, Fred Alan Wolf ve John Hagelin, sadece isteyerek fiziksel evrene hayallerimizi gerçekleştirtme fikrine "mesafeli duruyorlar". Fred Alan Wolf şöyle diyor: "O şekilde çalıştığını sanmıyorum. Kendi hayatımda hiç o şekilde olmadı."

Kaynak: 'The Secret': Does Self-Help Book Really Help? - Newsweek and The Daily Beast
 
“İstediğiniz her şeyi elde edebilir, her şey olabilirsiniz.” “Seçtiğiniz şey ne olursa olsun ona sahip olabilirsiniz, hedefin büyüklüğü hiç önemli değil.”

“Hayatınıza giren her şeyi kendinize çeken siz kendinizsiniz. Bunu zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle, düşüncelerinizle yapıyor, zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz.”

“…tüm yaşantınız çekim yasası tarafından şekillendirilirken bu her şeye muktedir yasa düşünceleriniz aracığıyla işliyor. … yaratım sisteminin bir bütün olarak dayandırılabileceği en büyük ve en mutlak yasa… Düşüncelerinizle sadece kendi hayatınızı yaratmakla kalmayacak, onlar aracılığıyla dünyanın yaratımına da güçlü biçimde katkıda bulunacaksınız.

“Siz evrendeki en güçlü mıknatıssınız. İçinizde barındırdığınız manyetik güç yeryüzündeki her şeyden daha güçlü. Bu akıl sır ermez çekim gücünü yayan ise yine sizin düşünceleriniz.

Evren isteklerinizi yerine getirmek için kendisini yeniden düzenlemeye başlayacaktır.

“… yaşlanma.. zihnimizden kaynaklanır,… ebedi sağlık ve gençlik üzerinde odaklanın”

The Secret’ın bu önermelerini göz önünde bulundurarak çekim yasası paradokslarını şu şekilde özetleyebiliriz:

Hipokondriyaklar (hastalık hastaları) yıllarca belirli hastalıkları vizualize etmelerine rağmen hayal ettikleri korkunç hastalıklara yakalanmazlar ve fiziksel olarak sağlıklıdırlar. Çoğu insan uçmaktan korkar, ancak bir uçak kazasında ÖLMEZ. Pek çok kişi örümceklerden korkar, ancak bir örümceğin ısırığıyla HAYATINI KAYBETMEZ. Kendilerinin peygamber ya da tanrı olduğuna GERÇEKTEN inanan pek çok paranoid şizofren vardır. Ancak onlar peygambersel ya da tanrısal bir pozisyonu kendilerine çekmezler. Bu kişilerin çoğu genellikle bir psikiyatri servisine teslim edilirler. Ve bu inanç eksikliğinden KAYNAKLANMAZ.
 
Çekim Yasası Kitlesel Felaketleri Nasıl Açıklıyor?

Benzer benzeri çeker. Bu yüzden sadece pozitif durumları değil, negatif olayları ve korktuklarımızı da kendimize çekeriz.

Hatta bu konuda The Secret’ta şöyle bir tavsiye var:

“Dingin olmayı ve dikkatinizi istemediğiniz şeylerden uzaklaştırarak deneyimlemek istemediğiniz şeylere odaklanmayı öğrenin.” –The Secret

“Deneyimlemek istemediğiniz şeyleri gördüğünüzde, onlar hakkında konuşmayın. Onlar hakkında yazmayın. Onlarla ilgili endişe gruplarına katılmayın. Onlara karşı direnmeyin.Onlara aldırmamak için elinizden geleni yapın.” -Esther Hicks, The Secret

Rhonda Byrne, Oprah Winfrey ile yaptığı ropörtajında şöyle dedi:

"If you see people who are overweight, do not observe them, but immediately switch your mind to the picture of you in your perfect body and feel it."

"Aşırı kilolu insanlar görürseniz, onları gözlemlemeyin; bunun yerine, hemen zihninizde mükemmel bir bedene sahip olduğunuzu hayal edin."

Gördüğünüz gibi kilo almamak için aşırı kilolu insanlara bakmamalısınız. Aynı mantıkla yoksul, aç ve muhtaç insanlardan da uzak durmamız gerek. Onlardan uzak durursak onları unutmamız da zor olmayacak. Ancak bu mesaj yardımımıza en çok ihtiyacı olan insanları sorunlarıyla başbaşa bırakmak anlamına geldiğinden son derece bencilce ve yıkıcıdır.

Bu bilgilerden sonra şimdi bir başka konuya temas edeceğim.

Çekim yasası her zaman işe yarar ve evrensel bir kanundur.

Peki ya insanların başına gelen daha büyük olaylar? Kasırgalar, depremler, hortumlar, savaşlar ve soykırımlar? Onlar bu olayları kendilerine mi çektiler? Çekim yasası kitlesel felaketleri nasıl açıklıyor?

Amerikalı yazar ve beden dili uzmanı Kevin Hogan, Rhonda Byrne’nin bu konudaki görüşlerini şöyle kritize ediyor:

You think I'm being sarcastic but that is what Rhonda Byrne says happens when you live in fear of something. That's why all the poor Rwandan women and children were butchered, murdered....remember?

Alaycı yaklaştığımı düşünebilirsiniz ama Rhonda Byrne, bir şeyden korkarak yaşadığınızda olan şeyin bu olduğunu söylüyor. O zavallı Ruandalı kadınlar ve çocuklar bu yüzden katlediliyor, hatırladınız mı?

And if people stop looking at you, realize it's because people who have THE SECRET don't want to look at fat people. That's how you lose weight.

İnsanlar size bakmak istemezse, SIRRI bilen insanlar şişman insanlara bakmak istemediği içindir. Çünkü bu şekilde kilo verilir.

I kid you not. Rhonda Byrne SAID that in the same interview she explained how the children of Rwanda brought on their own genocide. (not the fault of the killers, the fault of the CHILDREN)

Sizinle dalga geçmiyorum. Rhonda Byrne, Ruandalı çocukların soykırımı kendilerine nasıl çektiklerini açıkladığı ropörtajında bunu SÖYLEDİ. (Katillerin suçu değil, ÇOCUKLARIN suçu.)

Kaynak: http://www.kevinhogan.com/TheSecretL...ondaByrne4.htm
 
Rhonda Byrne actually addresses this seemingly gaping lack of compassion in a recent Newsweek article: "'The law of attraction is that each one of us is determining the frequency that we're on by what we're thinking and feeling,' Byrne said in a telephone interview, in response to a question about the massacre in Rwanda. 'If we are in fear, if we're feeling in our lives that we're victims and feeling powerless, then we are on a frequency of attracting those things to us ... totally unconsciously, totally innocently, totally all of those words that are so important.'"

Kaynak: The Hubris of <i>The Secret</i>

Yukarıdaki haberden de anlaşılacağı üzere Byrne, bir telefon ropörtajında, Ruanda'daki katliamla ilgili bir soruya verdiği cevapta, "eğer korkarsak, kendimizi bir kurban ve güçsüz olarak hissedersek, bu tür şeyleri kendimize çeken frekanslar yayarız" diyor.

Bu konuda yorumu okuyucuya bırakıyorum.
 
öncelikle yazınızı çok anlamlı ve işe yarar buldum..belliki çekim yasası hakkında düşünüyorsunuz..neden olamıyacağını düşünmeniz size neden olabileceğini bulmanıza ışık olacaktır umarım. çekim yasasının the sechret ın anlatmadıığı bazı detayları var.mesela serbest bırakma ..mesela ilahi düzendeki yerini imgeleme..
mesela bir doktoru okuduğumu anımsıyorum..pankeras kanseri hakkında yıllarca araştırma yapmış ve bulduğu yöntemle kendini iyileştirmiş..işte çekim yasası evrenseldir..fakat kişide tezahür etmesi kişinin inançlarına bağlıdır..ben birşeyin benim olması için çok çalışmam gerektiğine inanırım ve bu böyle olur..haketmediğimi düşündüğüm hiçbirşey benim olmaz..başkasına milli piyango çıkar..çünkü o dışardan gelen desteğe açıktır..ben doğru insanlarla her yerde karşılaşacağıma inanır hiç kuyruk beklemem..ama başkası her dışarı çıkınca kavga eder..

sizi çekim yasası hakkında olumsuzda olsa düşünmeye devam etmenizi öneriyorumm..umarım aradığınız bilgiye ulaşırsınız..sevgiler..12389
 
@bluegirlx

Şahsen çekim yasası fikrinde gerçeklik payı olduğuna inanıyorum. Ancak yukarıda sözünü ettiğim paradoksal durumları ortadan kaldıracak limitasyonun ne olduğundan tam olarak emin değilim. The Secret kitabının ise daha çok ticari amaçlar için hazırlandığını düşünüyorum. Zaten içinde birçok kaynaksız iddia ve cımbızlama alıntı var (ki bunlara yukarıda değindim). Ayrıca bildiğim hiçbir kuantum fizikçisi bu kitaptaki iddiaları tamamıyla desteklemiyorlar.

Evet, çekim tekniklerinden haberdarım. The Secret ve benzeri yayınlarda detaylı bir şekilde anlatılıyor. The Secret çekim yasasının evrensel bir kanun olduğunu ve daima işe yaradığını ileri sürüyor. Ben de bu görüşü analiz ediyorum.

Mesela verdiğim örneklerden biri aktörler ve sinema oyuncularıydı. Sinema oyuncuları pek çok karakteri canlandırırlar. Bunlardan bazıları sıradan insanlardır, bazıları şiddete maruz kalan ve hastalık kurbanı iyi insanlardır, bazıları ise kendi çıkarları için başkalarını harcayan psikopat karakterlerdir. Bir rolde ustalaşmak için bazen işi o kadar ileriye götürürler ki oynadıkları karakterin yaşamına yoğun bir şekilde dalarlar ve fiziksel özelliklerin ötesine geçerek oynadıkları karakter gibi düşünmeyi ve hissetmeyi öğrenirler. Son olarak o karaktermiş gibi davranırlar. Eğer çekim yasası evrensel bir kanunsa aktörlerin canlandırdıkları karakterin hayat şartlarını kendilerine çekmeleri gerekmez mi?

Sinema oyuncularının sadece rol yaptığı ve oynadıkları karakter haline gelmeyi amaçlamadıkları fikri çekim yasası açısından bir fark yaratmamalıdır. Çünkü çekim yasası formülatörlerine göre duygu, düşünce ve davranışlarınız tam bir uyum içindeyse çekim garantilemiş demektir. Aktörlerin bir role hazırlanma süreçlerinin ne kadar yoğun olduğu dikkate alınırsa çekim yasası gereği oynamaya konsantre oldukları karakterin hayat şartlarını kendilerine çekmeleri gerekir.

Çekim Yasası öğretmenlerinden biri olan James Ray’in sözlerinde bu durum açıkça ifade edilir:

“… Düşüncelerinizin, duygularınızın ve davranışlarınızın tamamen uyum içinde olması gerekir.

Eğer sonuç alınamıyorsa, muhtemelen bu üçünden birinin eksik olduğunu söylerim. İstediği ve hak ettiği bir şeyi yaratamayan birine bakarsanız, bu üçünden birinin eksik olduğunu görürsünüz. Üçününde tam ve uyum içinde olması gerekir.

Bunu yaptığınızda, gerçekten hak ettiğiniz türden bir hayat yaratırsınız.” –James Ray, Larry King Live, 8 Mart 2007.

Görüldüğü gibi üçünün de uyum içinde olması gerekir. Aktörlerin yaptığı da tam olarak bu değil mi?

Hepimiz titreşimsel varlıklarız. Sizler, alıcınızı bir istasyona ayarladığınızda o istasyonda çalanları duyan radyolar gibisiniz. Anteninizi aldığınız şeye odaklanırsınız ve sadece 17 saniye o istasyona odaklansanız bile içinizdeki titreşimi aktif hale getirirsiniz. İçinizdeki bir titreşimi aktif hale getirdiğinizde, Çekim Yasası o titreşime cevap vermeye başlar ve istediğiniz veya istemediğiniz bir şey olsa bile o şeyi kendinize çekersiniz.
Abraham
18 Ağustos Pazar günü
Kuzey Los Angeles’taki atölye çalışmasından alınmıştır.
Kaynak: Home of Abraham-Hicks Law of Attraction -- It All Started Here!

"Çekim Yasası, bir şeyi iyi yada kötü olarak algılamanıza veya bir şeyi isteyip istemediğinize aldırmaz: sadece düşüncelerinize karşılık verir." -Bob Doyle.

"Birçok kişi borçlarından kurtulmak istiyor. Bu onları sonsuza dek borç içinde bırakıyor. Düşündüğünüz şeyi kendinize çekersiniz. Ama borçtan kurtulduğunuzu düşündüğünüzü söyleyebilirsiniz. Borçtan kurtulmayı veya borca girmeyi düşünmeniz önemli değildir. Borcu düşünürseniz borcu çekersiniz." -Bob Proctor

Yukarıdaki alıntılarda da görüldüğü gibi ÇY öğretmenleri ÇY'nin bizim neye odaklandığımıza ve neyi imajine ettiğimize cevap verdiğini vurguluyor. Bir imge (sonuçları zararlı da olsa) eğer bizim bilinçaltımızda yer alıyorsa ÇY bunu gerçekleştirecektir.

Bu fikri kabul edersek hiçbir hipokondriyakın (hastalık hastasının) sağ kalmaması gerekiyor. Pek çok hastalık hastası fiziksel olarak sağlıklıdır ancak kendilerinin korkunç bir hastalığa yakalandıklarına KESİN olarak inanırlar ve bunu sürekli vizualize ederler. Hatta bu yüzden doktorlara gereksiz yere başvururlar, doktor onlara sağlam olduklarını söyler ancak yine de çoğu kez buna ikna olamazlar. İlaç almadan iyileşeceklerine inanmadıkları için bu kişilere placebo hapları verilir.

"İnsanların kanseri düşünceleriyle çektiğine dair hiçbir kanıt yoktur." (Dr. Richard Wender, Amerikan Kanser Derneği Başkanı, 23 Mart 2007, Nightline)

The Secret yazarı Rhonda Byrne'ye göre terör ve soykırım kurbanları bu olayları düşünceleriyle kendileri çekerler. Ruanda'daki tecavüze uğrayan ve öldürülen kadınlarla ve çocuklarla ilgili bir soruya verdiği cevap aynen şu şekilde:

'If we are in fear, if we're feeling in our lives that we're victims and feeling powerless, then we are on a frequency of attracting those things to us ... totally unconsciously, totally innocently, totally all of those words that are so important.'

"Eğer korku içinde yaşarsak, eğer kurban ve çaresiz olduğumuzu hissedersek, bu şeyleri kendimize çeken bir frekans yayarız... Tamamen bilinçsizce, tamamen masumca, tamamen öylesine önemli olan kelimelerle."

Yani katillerin değil, kadınların ve çocukların suçu.

Çekim Yasası pazarlamacıları sonuçtan nedene doğru çalışıyor.

Aldığınız sonuç neyse onu istemişsiniz demektir.

Yani hanımlar, eğer tecavüze uğrarsanız The Secret prodüktörüne göre bu sizin hatanız. Bilinçaltınızdaki imgelerle bunu hayatınıza kendiniz çektiniz. Hak ettiğiniz için bu sonucu aldınız.

Byrne, aynı şeyi tacize uğrayan çocuklar için de söylemişti. Tacize uğrayan çocuklar bilinçsiz olarak da olsa bunu kendilerine çekiyorlardı.

Bu mantıkla yahudilerin maruz kaldığı Nazi holokostunu, engelli insanların da öjeni gibi vahşetleri kendilerine çektiğini kabul etmemiz gerekir ki bu son derece absürd ve irrasyonel bir yaklaşım olacaktır.
 
Büyüklük Sanrıları Yaşayan Kimseler

Daha önce “hastalık hastaları” dediğimiz paranoid bozukluğun üzerinde durmuştuk.

Paranoid bozuklukların bir başka çeşidi de megalomanik sanrılardır. Bu kişilerin bazılarında mesih veya peygamber olduğu biçiminde mistik sanrılar ortaya çıkar. Kendilerinin Tanrı tarafından seçilmiş özel kişiler olduklarına inanırlar. Evrenle ilgili herkesin bilmediği bir takım sırlara vakıf olduklarına, gelecekten haber aldıklarına, farklı boyutları algıladıklarına, doğa ötesi güçlerle temas kurduklarına inanırlar. Çeşitli garip dinsel seremoniler düzenlerler ve bu ritüeller esnasında gerçeklikle tüm irtibatlarını kaybederler. Bu vecd ve trans halleri sırasında peygamberle, cinlerle veya ruhlarla konuştuklarına inanırlar. Özellikle Nazi subayları, Satanistler, Thule Derneği gibi ruhçu ve pagan tarikatların mensupları arasında bu tür mistik sanrılar yaşayan kişilere sıkça rastlanır.

Ancak bu kişiler mesihsel bir krallığı veya peygambersel bir pozisyonu kendilerine çekmezler. Bunların çoğu genellikle bir psikiyatri servisine teslim edilirler. Bazıları ise peşinden giden milyonlarca mürid bulur. Ancak yine de dediğim gibi bu kişilerin hiçbir sanrısı gerçek olmaz. Ve bu durum inanç eksikliğinden KAYNAKLANMAZ. Çünkü bu kişilerin mistik hezeyanlarla adeta beyni yıkanmıştır. Bence Çekim Yasası’ndaki çelişkilerden biri de budur.
 
Problemi detaylandırmak gerekirse; Tarih seyri boyunca Nazizm, Satanizm, Gül Haç (Rosicrucian) kültü, Tapınak Şövalyeleri, Thule Derneği, Mormonizm gibi çok sayıda ruhçu/dinsel organizasyon var olmuştur. Bu örgütlenmelere liderlik eden kişiler kendilerini mistisizme ve spiritualizme adamışlardır ve birçoğunda mistik delüzyonlar ortaya çıkar. Örneğin mesih, peygamber ya da tanrının enkarnesi olduklarına, meleklerle konuştuklarına inanırlar. Tanrı tarafından görevlendirildiklerine ve dünyada bir misyonları olduğuna KESİN bir şekilde inanırlar. Birçok mürid elde edebilirler ve onları hipnotize ederek istedikleri amaçlara yönlendirebilirler. Ama sonuç olarak bu kişiler mesihsel bir krallığı veya tanrısal bir statüyü kendilerine çekmezler. Çekim yasası evrensel bir kanun olduğuna göre bu insanlar nerede hata yapmaktadırlar?
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst