- Katılım
- 11 Nisan 2009
- Mesajlar
- 4,053
- Reaksiyon puanı
- 12
- Puanları
- 0
Aşka farklı bir açıdan bakmak ister misiniz? Bilim insanlarının aşk hakkında yapmış oldukları çalışmaları özetleyen bir makale geliyor.
Aşk konusunda söylenecek çok şeyler olmasına rağmen, çok ilginç bilimsel araştırmalar bize ışık tutmaktır. Bu konuda " Aşkın Molekülleri " FEROMONLAR " adlı bilimsel bir kitap ile Bilim Teknik derginin "Tanımlaması güç bir duygu, AŞK ." adlı yazıyı , yorumsuz olarak sizlere paylaşmak istiyorum.
İnsan Denen Varlık
Günümüzden yaklaşık 1 milyon yıl önce de insanın ilk ataları ortaya çıktı. Evrimleşme durmadı. Ama günümüz insanın ne zaman bu duruma geldiği henüz tam olarak bilinmemektedir. Yalnız şu bir gerçek ki, insan evrimin en yüksek basamağıdır. Doğal olarak bu bir insanın görüşüdür. Acaba diğer canlılar da böyle mi düşünüyorlar?
Evrim, mevcut koşullar altında mükemmelleşmedir. Evrim kuramına göre, evrime uğrayan bütün canlılar, doğa koşullarında en iyiye doğru gitmektedir. Öyleyse en çok evrimleşmiş kabul edilen insan en mükemmel canlı olmalıdır. Acaba öyle mi? Belki öyledir, ama bu doğa içinde değil, başka bir doğada olabilir. Ya da her şey çığırından çıkabilir.
İnsan doğanın baş tüketicisidir. Diğer canlılardan farklı olarak dengeli tüketim yapamaz. Tüketirken kendini doğanın tek sahibi olarak görür. Acımasızdır ve yıkıcıdır. Kendini diğer canlılardan üstün görür. Doğayı acımasızca sömürür. Bu davranışıyla doğadan kopuktur. Doğayı küçümser. Kendi hatalarının kurbanı olduğu zaman da doğaya kızar ve hıncını yine doğadan alır. Kısacası " insan evrimin bir yanlışı, doğanın bir kusurudur". Evrim burada bir yanlış yapmıştır. Mükemmeli oluşturacağım derken bir " kötü gen " ortaya çıkarmıştır.-
İnsanın Doğaya Bir Yararı Var mı?
İnsan " Örgütleyebilme ve düşünebilme yeteneğine sahip dünyalı bir varlıktır. Bu özellikleriyle insan doğayı yönetmeye kalkışan tek türdür.
Ancak, insan doğayı yönetirken kendi çıkarını ön plana almaktadır. Doğayı kendi çiftliği gibi görmektedir. Diğer canlıların da kendi gibi bu dünyanın sahipleri olduğunu göz ardı etmekten kaçınmamaktadır.
Yaşamın Anlamı:
Yaşam, maddenin kendi türünü üretebilen bir biçimidir. Maddesel varlıkların tüketim, büyüme ve üreme gibi belirli işlevsel etkinlikleri yerine getirip, çevreye yanıt vermesi ve uyum göstermesi durumudur. En önemli yaşam göstergelerinden biri organik moleküllerin dönüşerek ve belli bir düzen içinde bir araya gelerek protoplazma, hücre, organ ve canlıyı oluşturmasıdır. Yaşam, heterojen birimlerin örgütlenerek kendini üretebildiği madde biçimidir. Bichak "yaşam ölüme direnen fonksiyonların bütünüdür" Bergson ise "yaşam, durmadan yeni biçimler, yeni türler yaratan bir hamledir. Bunun için yaşamda gelişme (evrim) yaratıcılıktan başka bir şey değildir" düşüncesini ileri sürer. Yaşamda süreklilik ve değişme ancak üreme ile sağlanır.
Yaşamın en çarpıcı özelliklerinden biri ürümedir. Üremenin en basit birimi ise tek bir hücrenin bölünerek iki hücre haline gelmesidir.
Canlının Evrimleşmesi:
Bütün canlı türleri kendilerine özgü birer yaşam çevrimine sahiptirler. Çevre koşulları değiştikçe canlı ona uymak zorundadır. Uyum sağlayabilen bölüm ise zamanla yeni türler oluşturabilir.
Canlıların Ortak Özellikleri:
Tek hücrelilerden en gelişmiş canlılar olan memelilere kader bütün canlıların üç ortak özelliği vardır: Üreme, dış etkiye tepki verme ve tüketme . Ancak, kuşakların devamı için en önemli ortak özellik üremedir.Bu güç canlı var olurken yapısına şifrelenmiştir. Sanki üreme canlılığın amacı haline gelmiştir.
Üremenin Dayanılmaz Çekiciliği :
Üreme canlıların varlık nedenidir. Yaşamın amacıdır. Canlıların kendi özelliklerini bir sonra ki kuşağa geçirme isteklerdir. Ölümsüz olmalarının tek yoludur. "Her ne kadar zevk gibi yan dürtülerle süslenmişse de üreme bir içgüdüdür". Canlının bütün davranışları üreme temeline dayanır.
Haber Taşıyan Moleküller:
Doğa bilimci Dr. Demirkol, " 38 yıl önce üniversite birinci sınıfta öğrenci belgesi almak için kuyruğa girmiştim. Birden arkama birinin geldiğini hissettim. İçim sevinçle doldu. Her şey birdenbire gözüme daha aydınlık, daha sevimli göründü. Kalbim daha hızlı akmaya başladı. Sanki artık yere basmıyordum. Döndüm baktım. Arkamda bir kız vardı. Sanınım o da benden etkilenmişti. Gözlerinde utangaç bir pırıltı, yanaklarında kırmızılık gördüm. Yine de beni dört yıl peşinde koşturdu. Ama sonunda evlendik. Bence dünyanın en güzel kadını o ". diyor. O ilk karşılaşmada hiçbir parfüm kokusu almadığını da söylüyor. Etkileyen nedir? Sakın bu kızın feromonları olmasın? Neden başka bir kızın değil de onun feromonları etkilemiştir? İşte feromonların gizi bu soruların yanıtlarında saklıdır.
Mutlu bir evliliği olan adam bir partide bir kadınla karşılaşır ve onunla birlikte olmayı hayal eder. Bu ani duygudan şaşkına dönmüştü. "Bana ne oluyor!" der. "Karımdan daha güzel değil, ama gözüme ve aklımı ondan alamıyorum!"
Bunlar bize, her gün karşılaştığımız kişilerle ilgili önemli mesajlar veren kimyasal sinyallerin yani feromonların varlığını belirtir.
Feromonlar, kişileri itici bulmamızı ya da o kişilerle dostluk bağı kurmamızı anında ateşleyen bileşiklerdir.
Feromonlar, siz farkında olmasanız bil, günün 24 saati vücudunuzdan havaya yayılır. Bunların hedefi diğer insanlardır. Hedefe vardıklarında mesajı oraya aktarırlar.
Bu durum feromonların bir çok gizinden biridir. Dr. Kodis'e göre feromonlar "mantığı atlayarak beynin duyu merkezini etkilerler". Pek çoğumuz bir toplum içinde yaşarız, duygu ve davranışlarımızı kontrol etmeye çalışırız. Fakat feromonların etkileri böyle bir kontrolün her zaman mümkün olmadığını gösterir.
İngiltere'de " Oxford'u ziyaret eden bir kadın, nehir kenarında durmuş etrafı seyrederken, bir grup genç erkek öğrenci yanında yürüyerek geçer. Onlar geçtikten sonra, kadın ani ve önlenemez bir duyguyla, bu gençlerden birinin yıllar önce doğumundan birkaç saat sonra evlatlık verdiği oğlu olduğunu söyler. Daha sonraları genç adam da, orada duran yabancı kadının annesi olduğuna dair bir hisse kapıldığını anlatacaktır. Yanında geçerken beyninde 'O benim annem!' düşüncesi doğmuştur".
Döl yatağının ıslak ve ılık ortamında yatan fetüs annesi ile, feromon denen kimyasal bileşikler yoluyla iletişim kurar. Bu kimyasal bağ doğumdan sonra da kopmaz ve anne bebeğini yalnız kokusundan değil feromonundan da tanır. Bu kimyasal bağ annenin doğumdan hemen sonra ayrıldığı bebeğini yıllar sonra tanımasını sağlayacak kadar güçlü olabilir mi?
Biz insanız. Bu nedenle, kimyasal dürtülerce yönetildiğimizin ima edilmesi bizi tedirgin eder. Fakat bilim insanları bu kendimizi kontrol çabamızın bu olduğunu keşfetmişlerdir.
* * *
Aşk konusunda söylenecek çok şeyler olmasına rağmen, çok ilginç bilimsel araştırmalar bize ışık tutmaktır. Bu konuda " Aşkın Molekülleri " FEROMONLAR " adlı bilimsel bir kitap ile Bilim Teknik derginin "Tanımlaması güç bir duygu, AŞK ." adlı yazıyı , yorumsuz olarak sizlere paylaşmak istiyorum.
Özkan Aras
AŞKIN MOLEKÜLLERİ
FEROMONLAR
Tahsin Uyar, Hüseyin Özdikmen, Şule Bulut
Tahsin Uyar, Hüseyin Özdikmen, Şule Bulut
İnsan Denen Varlık
Günümüzden yaklaşık 1 milyon yıl önce de insanın ilk ataları ortaya çıktı. Evrimleşme durmadı. Ama günümüz insanın ne zaman bu duruma geldiği henüz tam olarak bilinmemektedir. Yalnız şu bir gerçek ki, insan evrimin en yüksek basamağıdır. Doğal olarak bu bir insanın görüşüdür. Acaba diğer canlılar da böyle mi düşünüyorlar?
Evrim, mevcut koşullar altında mükemmelleşmedir. Evrim kuramına göre, evrime uğrayan bütün canlılar, doğa koşullarında en iyiye doğru gitmektedir. Öyleyse en çok evrimleşmiş kabul edilen insan en mükemmel canlı olmalıdır. Acaba öyle mi? Belki öyledir, ama bu doğa içinde değil, başka bir doğada olabilir. Ya da her şey çığırından çıkabilir.
İnsan doğanın baş tüketicisidir. Diğer canlılardan farklı olarak dengeli tüketim yapamaz. Tüketirken kendini doğanın tek sahibi olarak görür. Acımasızdır ve yıkıcıdır. Kendini diğer canlılardan üstün görür. Doğayı acımasızca sömürür. Bu davranışıyla doğadan kopuktur. Doğayı küçümser. Kendi hatalarının kurbanı olduğu zaman da doğaya kızar ve hıncını yine doğadan alır. Kısacası " insan evrimin bir yanlışı, doğanın bir kusurudur". Evrim burada bir yanlış yapmıştır. Mükemmeli oluşturacağım derken bir " kötü gen " ortaya çıkarmıştır.-
İnsanın Doğaya Bir Yararı Var mı?
İnsan " Örgütleyebilme ve düşünebilme yeteneğine sahip dünyalı bir varlıktır. Bu özellikleriyle insan doğayı yönetmeye kalkışan tek türdür.
Ancak, insan doğayı yönetirken kendi çıkarını ön plana almaktadır. Doğayı kendi çiftliği gibi görmektedir. Diğer canlıların da kendi gibi bu dünyanın sahipleri olduğunu göz ardı etmekten kaçınmamaktadır.
Yaşamın Anlamı:
Yaşam, maddenin kendi türünü üretebilen bir biçimidir. Maddesel varlıkların tüketim, büyüme ve üreme gibi belirli işlevsel etkinlikleri yerine getirip, çevreye yanıt vermesi ve uyum göstermesi durumudur. En önemli yaşam göstergelerinden biri organik moleküllerin dönüşerek ve belli bir düzen içinde bir araya gelerek protoplazma, hücre, organ ve canlıyı oluşturmasıdır. Yaşam, heterojen birimlerin örgütlenerek kendini üretebildiği madde biçimidir. Bichak "yaşam ölüme direnen fonksiyonların bütünüdür" Bergson ise "yaşam, durmadan yeni biçimler, yeni türler yaratan bir hamledir. Bunun için yaşamda gelişme (evrim) yaratıcılıktan başka bir şey değildir" düşüncesini ileri sürer. Yaşamda süreklilik ve değişme ancak üreme ile sağlanır.
Yaşamın en çarpıcı özelliklerinden biri ürümedir. Üremenin en basit birimi ise tek bir hücrenin bölünerek iki hücre haline gelmesidir.
Canlının Evrimleşmesi:
Bütün canlı türleri kendilerine özgü birer yaşam çevrimine sahiptirler. Çevre koşulları değiştikçe canlı ona uymak zorundadır. Uyum sağlayabilen bölüm ise zamanla yeni türler oluşturabilir.
Canlıların Ortak Özellikleri:
Tek hücrelilerden en gelişmiş canlılar olan memelilere kader bütün canlıların üç ortak özelliği vardır: Üreme, dış etkiye tepki verme ve tüketme . Ancak, kuşakların devamı için en önemli ortak özellik üremedir.Bu güç canlı var olurken yapısına şifrelenmiştir. Sanki üreme canlılığın amacı haline gelmiştir.
Üremenin Dayanılmaz Çekiciliği :
Üreme canlıların varlık nedenidir. Yaşamın amacıdır. Canlıların kendi özelliklerini bir sonra ki kuşağa geçirme isteklerdir. Ölümsüz olmalarının tek yoludur. "Her ne kadar zevk gibi yan dürtülerle süslenmişse de üreme bir içgüdüdür". Canlının bütün davranışları üreme temeline dayanır.
Haber Taşıyan Moleküller:
Doğa bilimci Dr. Demirkol, " 38 yıl önce üniversite birinci sınıfta öğrenci belgesi almak için kuyruğa girmiştim. Birden arkama birinin geldiğini hissettim. İçim sevinçle doldu. Her şey birdenbire gözüme daha aydınlık, daha sevimli göründü. Kalbim daha hızlı akmaya başladı. Sanki artık yere basmıyordum. Döndüm baktım. Arkamda bir kız vardı. Sanınım o da benden etkilenmişti. Gözlerinde utangaç bir pırıltı, yanaklarında kırmızılık gördüm. Yine de beni dört yıl peşinde koşturdu. Ama sonunda evlendik. Bence dünyanın en güzel kadını o ". diyor. O ilk karşılaşmada hiçbir parfüm kokusu almadığını da söylüyor. Etkileyen nedir? Sakın bu kızın feromonları olmasın? Neden başka bir kızın değil de onun feromonları etkilemiştir? İşte feromonların gizi bu soruların yanıtlarında saklıdır.
Mutlu bir evliliği olan adam bir partide bir kadınla karşılaşır ve onunla birlikte olmayı hayal eder. Bu ani duygudan şaşkına dönmüştü. "Bana ne oluyor!" der. "Karımdan daha güzel değil, ama gözüme ve aklımı ondan alamıyorum!"
Bunlar bize, her gün karşılaştığımız kişilerle ilgili önemli mesajlar veren kimyasal sinyallerin yani feromonların varlığını belirtir.
Feromonlar, kişileri itici bulmamızı ya da o kişilerle dostluk bağı kurmamızı anında ateşleyen bileşiklerdir.
Feromonlar, siz farkında olmasanız bil, günün 24 saati vücudunuzdan havaya yayılır. Bunların hedefi diğer insanlardır. Hedefe vardıklarında mesajı oraya aktarırlar.
Bu durum feromonların bir çok gizinden biridir. Dr. Kodis'e göre feromonlar "mantığı atlayarak beynin duyu merkezini etkilerler". Pek çoğumuz bir toplum içinde yaşarız, duygu ve davranışlarımızı kontrol etmeye çalışırız. Fakat feromonların etkileri böyle bir kontrolün her zaman mümkün olmadığını gösterir.
İngiltere'de " Oxford'u ziyaret eden bir kadın, nehir kenarında durmuş etrafı seyrederken, bir grup genç erkek öğrenci yanında yürüyerek geçer. Onlar geçtikten sonra, kadın ani ve önlenemez bir duyguyla, bu gençlerden birinin yıllar önce doğumundan birkaç saat sonra evlatlık verdiği oğlu olduğunu söyler. Daha sonraları genç adam da, orada duran yabancı kadının annesi olduğuna dair bir hisse kapıldığını anlatacaktır. Yanında geçerken beyninde 'O benim annem!' düşüncesi doğmuştur".
Döl yatağının ıslak ve ılık ortamında yatan fetüs annesi ile, feromon denen kimyasal bileşikler yoluyla iletişim kurar. Bu kimyasal bağ doğumdan sonra da kopmaz ve anne bebeğini yalnız kokusundan değil feromonundan da tanır. Bu kimyasal bağ annenin doğumdan hemen sonra ayrıldığı bebeğini yıllar sonra tanımasını sağlayacak kadar güçlü olabilir mi?
Biz insanız. Bu nedenle, kimyasal dürtülerce yönetildiğimizin ima edilmesi bizi tedirgin eder. Fakat bilim insanları bu kendimizi kontrol çabamızın bu olduğunu keşfetmişlerdir.
