BEŞ SEVGİ DİLİ

Cevap: Beş Sevgi Dili

Benim bu konuda anlamadığım bir şey var. Anlayan birinin beni aydınlatmasını rica edeceğim. Eşlerimizin birincil dilini sevgiliyken çözebiliyoruz, ona hitap edebiliyor, onun ruhuna dokunabiliyoruz da, evlendikten sonra dil mi değiştiriyoruz??? Aynı kelimelerle, aynı şekilde ifade etmeye devam ediyoruz kendimizi??? Peki tıkanan ne?
Ben bu sözlere alıştım artık yenilerini bu gibi bir gereksinim mi ortaya çıkıyor acaba?? Yoksa asıl sorun sevgiyi doğru ifade edebiliyorsak, yamacımı9zdakine alışıp bazı inceliklerden uzaklaşmamız mı??? Bilemedim şimdi???

Evlilik yapmadığım için bu konuda söyleyebileceklerim ne kadar mantıklı olabilir bilemiyorum ancak anladığım kadarıyla bu aşk olarak tanımlanıyor. İnanç kalıplarımıza göre içinde bulunduğumuz frekanslar var. Bunları gözle göremesek de karşı karşıya geldiğimiz zaman bu frekanslar uyuşur. Bu da kendinizi bir elmanın iki yarısı gibi hissetmenizi sağlar. Ancak inanç kalıplarımız değişebilir zamanla. Belki tıkanıklık olarak algılanan durum bu frekanslardaki oynamalar olabilir.

İleride belki daha net anlaşılabilir ancak sevgiliyken dikkatlerimiz daha çok birbirimiz üzerinde ve birbirimizin mutluluğu üzerinde odaklanıyor. Yani aşık olduğumuz erkek ya da kadın için yapabileceğimiz her şeyi yapabiliriz. Değişik sürprizler, güzel sözler, nitelikli bir beraberlik, vs. Çünkü genellikle başlangıçta daha önceden yazdığım gibi beraber olduğumuz kişinin kusurlarına ya da hoşlanmayacağımız davranışlarına göz yumabiliyoruz, çok önemsiz ayrıntılar olarak görebiliyoruz. Birbirimize daha fazla zaman ayırıyoruz. Bu zamanı ne şekilde değerlendireceğinizi kendiniz planlarsınız ama her anlamda ilginiz o kişiye kayıyor.

Evlilik olduğu zaman daha farklı bir durum ortaya çıkıyor. Bir kere her gün aynı evdesiniz. Hep birliktesiniz. Birlikte ömür boyu mutlu bir hayat, iyi yaşam koşulları altında yaşamak için ilginiz daha farklı konulara da kaymaya başlıyor. Evinizin sorumlulukları, iş yaşantınız, günlük sorunlar daha fazla yer tutmaya başlıyor. Ancak sevgiliyken bunlar önemsiz ayrıntılarmış gibi görüyorum ben bekar bir bayan olarak... :)

Sevgiliyken devamlı buluşmak isteyen bir erkek evlendikten sonra işine yoğunlaştığında, eve gelip maç izlediğinde ya da birbirleriyle konuşurken yüzlerine bakmadıklarında, evin temiz olmasından tutun da bedensel temizliğinize, evde yemek pişip pişmemesine, birlikte bir takım sosyal aktiviteler yapıp yapmamanıza, eşinize ufak hediyeler alıp almamanıza ve cinsel birlikteliğinize kadar sorunlar çeşitlenebiliyor. Belki bir noktadan sonra birbirinize alışıyorsunuz ve artık sevginizden emin olduktan sonra gerek duyulmuyor tüm bunlara bilemiyorum. Hepsi mümkün. :))

Zaten tüm bu sorunlar birbirinizi sevmediğiniz anlamına gelmez hiçbir zaman. Bu anlamları yükleyenler bizleriz. Ancak frekans konusu da önemli bana göre ve değişkenlik gösterebilir.

Ben evlenince frekansı sabitlemeyi düşünüyorum. khkh56

Sevgilerimle. actionsmile
 
Cevap: Beş Sevgi Dili

Benim bu konuda anlamadığım bir şey var. Anlayan birinin beni aydınlatmasını rica edeceğim. Eşlerimizin birincil dilini sevgiliyken çözebiliyoruz, ona hitap edebiliyor, onun ruhuna dokunabiliyoruz da, evlendikten sonra dil mi değiştiriyoruz??? Aynı kelimelerle, aynı şekilde ifade etmeye devam ediyoruz kendimizi??? Peki tıkanan ne?
Ben bu sözlere alıştım artık yenilerini bu gibi bir gereksinim mi ortaya çıkıyor acaba?? Yoksa asıl sorun sevgiyi doğru ifade edebiliyorsak, yamacımı9zdakine alışıp bazı inceliklerden uzaklaşmamız mı??? Bilemedim şimdi???

sevgili bluepebbles eşimizin ve kendimizin sevgi dilini genellikle sevgiliyken çözemiyoruz.Çünkü coşkun bir şekilde aşıkken herşey gözümüze mükemmel görünür ve normal halimizden katbe kat fedakar oluruz.Genellikle evlendikten veya birlikte yaşamaya başladıktan 2 yıl sonra kadar o coşkun aşk yerini sevgiye bırakır ya da sorunlar yumağıyla boğuşulur.Sevgi dilinin doğru tahmin edilebilmesi için coşkun aşk faslının durulması gerekiyor.(kitapta böyle diyor).Böylece normal mantık çerçevesindan bakabilecek duruma geliniyor.Genellikle karşı taraf en çok neden şikayet ediyorsa ya da en çok hangi konuda bizden isteklerde bulunuyorsa sevgi dili o oluyor.Kitabın çift olarak okunması gerekiyor.Maalesef tek taraflı emek yetreli olmuyor.sevgiler..
 
animation452vpqy1.gif


Konuşmayı Öğrenmek

Nitelikli sohbet yalnızca anlayarak dinlemeyi değil, aynı zamanda kendini açıklamayı da gerektirir. Bir kadın, "Keşke kocam konuşsaydı. Ne düşündüğünü ve ne hissettiğini hiç bilmiyorum" dediğinde, aslında yakınlık hissetmeyi istediğini söylüyordur. Kendini kocasına yakın hissetmek istiyordur. Fakat nasıl tanımadığı birine karşı yakınlık hissedebilir? Onun sevildiğini hissetmesi için, kocası kendini açmayı öğrenmelidir. Eğer bu kadının birincil sevgi dili nitelikli beraberlik ve diyalekti nitelikli sohbet ise, sevgi deposu kocası düşüncelerini ve duygularını anlatıncaya kadar dolmayacaktır.

Eğer nitelikli sohbet
dilini öğrenmek istiyorsanız,
evden uzaktayken hissettiklerinizi
not etmekle işe başlayın.​

Kendini açmak bazılarımıza zor gelir. Birçok yetişkin, düşünce ve duyguların ifade edilmesinin teşvik edilmediği, aksine kınandığı evlerde büyümüştür. Bir oyuncak istemek, ailenin acıklı maddi durumu üzerine bir konferansı başlatmak demektir. Çocuk, bir arzu duymuş olduğu için kendini suçlu hissederek uzaklaşır ve derhal arzularını ifade etmemeyi öğrenir. Kızgınlığını ifade ettiğinde, annesi ve babası sert ve kınayan sözlerle yanıt verir. Çocuğun babasıyla alışverişe gidemediği için duyduğu hayal kırıklığını ifade etmesi yüzünden kendini suçlu hissetmesi sağlanmışsa, hayal kırıklıklarını içinde tutmayı öğrenir. Çoğumuz yetişkin olduğumuzda duygularımızı reddetmeyi öğrenmiş oluruz. Artık duygusal yanımızla temas halinde değilizdir.

Bir kadın kocasına der ki: "Don'ın yaptığı sana ne hissettirdi?" Koca yanıt verir: "Hatalı olduğunu düşünüyorum... Bence yapmamalıydı." Adam aslında ona duygularını anlatmıyor. Düşüncelerini aktarıyor. Belki kendini kızgın, incinmiş veya hayal kırıklığına uğramış hissetmek için nedeni vardır. Fakat o, o kadar uzun süre düşünce dünyasında yaşamıştır ki, duygularını tanımaz. Nitelikli sohbet dilini öğrenmeye karar verdiğinde, bu bir yabancı dil öğrenmek gibi olacaktır. Atılacak ilk adım, duygularıyla temasa geçmek ve yaşamı boyunca duygusal yönünü inkar ettiği gerçeğine rağmen duygusal bir yaratık olduğunun farkına varmaya başlamaktır.

Eğer nitelikli sohbet dilini öğrenmek istiyorsanız, işe evden uzaktayken hissettiklerinizi not etmekle başlayın. Küçük bir bloknot edinin ve onu sürekli yanınızda taşıyın. Günde üç kez kendinize şunu sorun: "Son üç saat içinde neler hissettim? İşe gelirken arkamdaki sürücü arabasını tamponuma sürttüğünde ne hissettim? Benzin istasyonunda durduğumda otomatik pompa kapanmadığı ve arabamın yan tarafı benzinle kaplandığı zaman ne hissettim? Büroya geldiğimde sekreterimin o sabah için özel bir projede görevlendirilmiş olduğunu öğrendiğimde ne hissettim? Üzerinde çalıştığım proje için iki haftaya daha ihtiyacım olduğunu düşünürken şefim bana üç gün içinde bitmesi gerektiğini söylediğinde ne hissettim?"

Bloknota duygularınızı ve bu duyguyu yaşamanıza neden olan olayı anımsamanız için bir iki söz yazın. Listeniz şöyle olabilir:

Olay / Duygu
Peşimdeki sürücü / Kızgın
Benzin istasyonu / Sinirli
Sekreterin gidişi / Hayal kırıklığına uğramış
Üç gün içinde bitecek proje / Engellenmiş ve kaygılı​

Bu egzersizi günde üç kez yapın. Böylelikle duygusal doğanız konusunda bir farkındalık geliştireceksiniz. Bloknotunuzu kullanarak mümkün olduğunca sık aralıklarla eşinize olayları ve duygularınızı aktarın. Birkaç hafta içinde ona duygularınızı rahatlıkla ifade eder hale geleceksiniz. Sonuçta eşinize, çocuklarınıza ve evde olan olaylara karşı hissettiklerinizi tartışırken de kendinizi rahat hissedeceksiniz. Unutmayın ki, duygular ne iyidir, ne de kötüdür. Onlar yalnızca yaşamdaki olaylara karşı psikolojik tepkilerimizdir.

Sonuçta düşüncelerimize ve duygularımıza dayanarak kararlar veririz. Ana yolda sizi dibinizden takip ettiklerinde kızdınız. Belki aklınızdan şu düşünceler geçti: Keşke çekip gitse; keşke beni geçse; yakalanmayacağımı bilsem, gaza basıp onu şaşkın durumda bırakırdım; frene basıp sigorta şirketinin bana yeni bir araba almasını beklemeliydim; belki de kenara çekip, onun geçmesine izin vermeliydim.

Sonuçta siz bir karar verdiniz veya diğer sürücü geriledi, döndü veya sizi geçti ve güven içinde işe vardınız. Yaşamdaki her olayda bizim duygularımız, düşüncelerimiz, arzularımız ve sonuçta da eylemlerimiz vardır. Kendini açma dediğimiz şey bu sürecin ifadesidir. Eğer nitelikli sohbet sevgi dilini öğrenmeyi seçerseniz, izlemeniz gereken öğrenme yolu budur.

animation452vpqy1.gif
 
Cevap: Beş Sevgi Dili

Bu durumda aklıma bir tek şey şey geliyor;

"Özenli, düzgün giyinmiş, pırıl pırıl, mis gibi kokan birine aşık olmak kolaydır, peki sabah mahmuru, saç baş dağılmış, üzerine uykunun kokusu sinmiş halini gördüğünüzde de aynı hisle gözleriniz parlıyor mu???"

Böyle bir cümleydi sanırım, tam olmasa bile içeriği buydu.

Ben bu aşkı çok özledim:)))
 
Cevap: Beş Sevgi Dili

sevgili bluepebbles eşimizin ve kendimizin sevgi dilini genellikle sevgiliyken çözemiyoruz.Çünkü coşkun bir şekilde aşıkken herşey gözümüze mükemmel görünür ve normal halimizden katbe kat fedakar oluruz.Genellikle evlendikten veya birlikte yaşamaya başladıktan 2 yıl sonra kadar o coşkun aşk yerini sevgiye bırakır ya da sorunlar yumağıyla boğuşulur.Sevgi dilinin doğru tahmin edilebilmesi için coşkun aşk faslının durulması gerekiyor.(kitapta böyle diyor).Böylece normal mantık çerçevesindan bakabilecek duruma geliniyor.Genellikle karşı taraf en çok neden şikayet ediyorsa ya da en çok hangi konuda bizden isteklerde bulunuyorsa sevgi dili o oluyor.Kitabın çift olarak okunması gerekiyor.Maalesef tek taraflı emek yetreli olmuyor.sevgiler..


Böyle bir kitabı eşimin eline versem, döner de bir suratıma bakar, kendi elindekileri bitiremediğini söyler herhalde. :)) hahaha:))

Anladım ki olayın sevgi diliyle alakası yokmuş. En azından benim evliliğimde yok. Sevgi dilinde bir değişiklik yok, tek değişiklik göze inen perdelerin karşındaki kişiyi geri plana atıp, kalbini kırdıkça, giderek daha çok yıpranması ve sonunda tamamen kalkması. Eh bu noktadan sonra da tüm görmezden gelinen farklılıklar su yüzüne çıkıyor. Sonra da başkalaşım başlıyor.

Yani aslında her şey incelikler yüzünden galiba:))
 
Cevap: Beş Sevgi Dili

Sevgiliyken devamlı buluşmak isteyen bir erkek evlendikten sonra işine yoğunlaştığında, eve gelip maç izlediğinde ya da birbirleriyle konuşurken yüzlerine bakmadıklarında, evin temiz olmasından tutun da bedensel temizliğinize, evde yemek pişip pişmemesine, birlikte bir takım sosyal aktiviteler yapıp yapmamanıza, eşinize ufak hediyeler alıp almamanıza ve cinsel birlikteliğinize kadar sorunlar çeşitlenebiliyor. Belki bir noktadan sonra birbirinize alışıyorsunuz ve artık sevginizden emin olduktan sonra gerek duyulmuyor tüm bunlara bilemiyorum. Hepsi mümkün. :))

Zaten tüm bu sorunlar birbirinizi sevmediğiniz anlamına gelmez hiçbir zaman. Bu anlamları yükleyenler bizleriz. Ancak frekans konusu da önemli bana göre ve değişkenlik gösterebilir.

Ben evlenince frekansı sabitlemeyi düşünüyorum. khkh56

Sevgilerimle. actionsmile[/quote]


Canım benimmmm:))

Alışkanlıklar kabulleniliyor. Bu zaten çok doğal. Olması da gerekiyor. Aynı evde yaşamak, birlikte hareket edebilmek, birlikte tatil yapabilmek, en önemlisi babanın yanında eşine "Aşkım", diye hitap edebilmek gerçekten harika bir rahatlık sağlıyor ve insanı çok mutlu ediyor.

İnşallah sen hayallerindeki gibi bir evlilik yapıp, çoooooook ama çooooook mutlu olursun canım benim. Bu güzel yüreğin bunu fazlasıyla hakediyor.

Frekansın sabitlenebileceğini bilseydim ben de yapardım wallahi. Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Maalesef artık bambaşka frekanslardayız. Artık daha yüksek frekanslara bakmanın zamanı gelmiş:))

cat56


 
animation292rqhf4.gif


Kişilik Tipleri

Hepimizin duygularımızı görmezden gelip örtbas ettiği söylenemez; fakat iş konuşmaya gelince, kişiliklerimiz ön plana çıkar. Ben şimdiye dek iki temel kişilik tipi gözlemledim. İlkini "Ölü Deniz" diye adlandırıyorum. Küçük İsrail ülkesinde Galile Denizi, Jordan Nehri yoluyla güneye, Ölü Deniz'e akar. Ölü Deniz hiçbir yere gitmez. Alır, fakat vermez. Bu kişilik tipi, gün boyunca birçok deneyim, duygu ve düşünce alır. Bu bilgileri depoladıkları büyük bir hazneleri vardır ve konuşmadan da son derece mutludurlar. Bir Ölü Deniz kişiliğine "Bir sorun mu var? Neden bu gece hiç konuşmuyorsun?" dediğinizde, yanıtı muhtemelen "Hiçbir sorun yok. Neden bir sorun olduğunu düşündün ki? olacaktır. Ve bu son derece dürüst bir yanıttır. O konuşmamaktan hoşnuttur. Tek bir kelime etmeden Chicago'dan Detroit'e kadar araba kullanıp, son derece de mutlu olabilir.

Diğer uçta ise "Çağlayan Dere" vardır. Bu kişilikte de, göze ve kulağa hitap eden ne varsa ağızdan dışarı çıkar ve ikisi arasında nadiren altmış saniye vardır. Her ne görürler ve duyarlarsa anlatırlar. Evde konuşacak kimse yoksa, birilerini ararlar. "Ne gördüm biliyor musun? Ne duydum biliyor musun?" Eğer telefonla birini bulamazlarsa kendi kendilerine konuşurlar; çünkü hiç hazneleri yoktur. Çoğu zaman bir Ölü Deniz'le bir Çağlayan Dere evlenir. Bu olur, çünkü flört dönemlerinde bu çok çekici bir birleşimdir.

Yeni bir alışkanlık edinmenin bir yolu,
her gün başınıza gelen üç olay ve bunlarla
ilgili hissettiklerinizi konuşacağınız
bir paylaşım zamanı oluşturmaktır.

Eğer siz bir Ölü Deniz iseniz ve bir Çağlayan Dere ile çıkıyorsanız, harika bir akşam geçireceksiniz demektir. "Bu gece sohbeti nasıl başlatacağım? Sohbetin devamını nasıl sağlayacağım?" diye düşünmek zorunda değilsiniz. Bütün yapmanız gereken, başınızı sallayıp "ya, ya" demektir. O bütün akşamı doldurmayı başarır. Size de eve dönerken "ne harika bir insan" diye düşünmek kalır. Diğer taraftan, eğer siz bir Çağlayan Dere iseniz ve bir Ölü Deniz ile çıkıyorsanız, aynı derecede harika bir akşam geçireceksiniz demektir, çünkü Ölü Denizler dünyanın en iyi dinleyicileridir. Siz üç saat boyunca çağlarsınız, o sizi dikkatle dinler ve eve dönerken "ne harika bir insan" diye düşünürsünüz. Birbirinizi çekersiniz. Ne var ki, beş yıllık bir evlilikten sonra Çağlayan Dere bir sabah uyanır ve der ki: "Beş yıldır evliyiz ve ben onu tanımıyorum." Ölü Deniz der ki: "Onu fazla iyi tanıyorum. Keşke biraz ara verip bana bir nefes aldırsa." İyi haber şu ki, Ölü Denizler konuşmayı, Çağlayan Dereler de dinlemeyi öğrenebilir. Kişiliğimiz ön plandadır ama bizi tamamen kontrol altına almaz.

Yeni bir alışkanlık edinmenin bir yolu, her gün başınıza gelen üç olay ve bunlarla ilgili hissettiklerinizi konuşacağınız bir paylaşım zamanı oluşturmaktır. Ben bunu, "sağlıklı bir evlilik için günlük asgari gereksinim" diye adlandırıyorum. Eğer günlük asgari ile başlarsanız, birkaç hafta veya ay içinde, nitelikli sohbetin aranızda çok daha özgürce aktığını görebilirsiniz.

animation292rqhf4.gif
 
Cevap: Beş Sevgi Dili

Canım benimmmm:))

Alışkanlıklar kabulleniliyor. Bu zaten çok doğal. Olması da gerekiyor. Aynı evde yaşamak, birlikte hareket edebilmek, birlikte tatil yapabilmek, en önemlisi babanın yanında eşine "Aşkım", diye hitap edebilmek gerçekten harika bir rahatlık sağlıyor ve insanı çok mutlu ediyor.

İnşallah sen hayallerindeki gibi bir evlilik yapıp, çoooooook ama çooooook mutlu olursun canım benim. Bu güzel yüreğin bunu fazlasıyla hakediyor.

Frekansın sabitlenebileceğini bilseydim ben de yapardım wallahi. Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Maalesef artık bambaşka frekanslardayız. Artık daha yüksek frekanslara bakmanın zamanı gelmiş:))

cat56



Şu son cümledeki imayı çözemedim yalnız ben. O ne demek yaaa? khkh56

Sanırım eşinin kendine bakmasını istiyorsun. Bilemiyorum ama şimdi böyle bekar olunca çok rahat söyleyebiliyorum adamı odadan atarım valla diye. khkh56 Baksın kendisine, kişisel bakım da belki hizmet davranışları içerisinde değerlendirilebilir. İleride yazıcam. Bu tür beklentilerin varsa eşine anlatabilirsin. Düzgün bir ifade şekliyle elbette. Ben işe yarayacağını düşünüyorum. En azından denemek sana hiçbir şey kaybettirmez. Bunun da üstesinden gelebilecek olgunluğa sahipsin.

Sevgilerimle. actionsmile
 
Cevap: Beş Sevgi Dili

Şu son cümledeki imayı çözemedim yalnız ben. O ne demek yaaa? khkh56

Sanırım eşinin kendine bakmasını istiyorsun. Bilemiyorum ama şimdi böyle bekar olunca çok rahat söyleyebiliyorum adamı odadan atarım valla diye. khkh56 Baksın kendisine, kişisel bakım da belki hizmet davranışları içerisinde değerlendirilebilir. İleride yazıcam. Bu tür beklentilerin varsa eşine anlatabilirsin. Düzgün bir ifade şekliyle elbette. Ben işe yarayacağını düşünüyorum. En azından denemek sana hiçbir şey kaybettirmez. Bunun da üstesinden gelebilecek olgunluğa sahipsin.

Sevgilerimle. actionsmile



khkh56


Aman artık kendi frekansımı yükseltmeye bakacağım, o da kendisi düşünsün demek. Kişisel bakımı ya da nezaketiyle ilgili çok şükür hiçbir sorun yaşamadım bugüne kadar çok şükür. Kendisi çok beyefendidir.
Bizimki tamamen frekans farkı, onun da bir noktada bağlanmasına bu saatten sonra imkan yok. Ama hala ya olursa diye oturmuş bekliyorum işte evceğizimde.
 
af020um1.gif


Nitelikli Faaliyetler

Temel bir sevgi dili olan nitelikli beraberliğe veya tüm dikkatinizi eşinize vermenize ilave olarak, nitelikli faaliyetler diye adlandırılan başka bir diyalekt vardır. Geçenlerde verdiğim bir evlilik seminerinde çiftlerden şu cümleyi tamamlamalarını istedim: "Karım/kocam tarafından sevildiğimi en çok _________ zaman hissederim." İşte sekiz yıldır evli olan, yirmi dokuz yaşındaki bir erkeğin yanıtı: "Karım tarafından sevildiğimi en çok birlikte bir şeyler yaptığımız zaman hissederim; benim ve onun yapmaktan zevk aldığımız şeyler. O zaman daha fazla konuşuruz. Bana sanki yeniden flört ediyormuşuz gibi gelir." Bu, birincil sevgi dilleri nitelikli beraberlik olan bireylerin tipik yanıtıdır. Vurgu, birlikte olmak, birlikte bir şeyler yapmak, tüm dikkatlerini birbirlerine vermek üzerinedir.

Nitelikli faaliyetler, birinizin veya her ikinizin ilgi duyduğu her şeyi içerebilir. Vurgu ne yaptığınız üzerinde değil, neden yaptığınız üzerindedir. Amaç birlikte bir şey yaşamak ve bu yaşantıya "Bana değer veriyor. Benim hoşlandığım bir şeyi yapmayı arzuluyordu ve bunu olumlu bir yaklaşım içinde yaptı" diyerek tamamlamaktır. Bu sevgidir ve bazı insanlara göre sevginin en yüksek sesidir.

Tracie senfoniyle büyümüştü. Çocukluğu boyunca evi klasik müzikle dolup taşardı. En az yılda bir kez, annesi ve babasıyla senfoniye giderdi. Diğer taraftan, Larry kırsal kesimde ve kovboy müziğiyle büyüdü. Hiç konsere gitmemişti ama evdeki radyo daima bir kırsal kesim istasyonuna ayarlı olurdu. Senfoniye burjuva müziği derdi. Tracie'yle evlenmemiş olsaydı, bütün yaşamını senfoniye gitmeden geçirebilirdi. Evlenmeden önce, hala aşkın tutkulu durumundayken, ilk kez senfoniye gitti; fakat o coşkulu halde bile tutumu "Sen buna müzik mi diyorsun?" idi. Bu, evlendikten sonra tekrarlanacağını hiç ummadığı bir deneyimdi. Ne var ki, birkaç yıl sonra nitelikli beraberliğin Tracie'nin birincil sevgi dili olduğunu, nitelikli faaliyetler diyalektinden özellikle hoşlandığını ve senfoniye gitmenin de bu faaliyetlerden biri olduğunu keşfettiğinde, büyük bir hevesle gitmeyi seçti. Maksadı açıktı. Amaç senfoniyi değil, Tracie'yi sevmek ve onun dilini yüksek sesle konuşmaktı. Zamanla bu müziği takdir etmeye ve hatta ara sıra bir iki partisyondan hoşlanmaya başladı. Belki hiçbir zaman bir senfoni aşığı olmayacaktır; fakat artık Tracie'yi sevmek konusunda usta olmuştur.

Nitelikli faaliyetlerin
iyi taraflarından biri,
ileriki yıllarda yararlanacağımız
bir hatıra bankası sunmalarıdır.​

Nitelikli faaliyetler, bahçeyle uğraşmayı, bitpazarlarını gezmeyi, antika almayı, müzik dinlemeyi, piknik yapmayı, uzun yürüyüşlere çıkmayı veya sıcak bir yaz günü arabayı birlikte yıkamayı içerebilir. Aktiviteler yalnızca sizin ilginiz ve yeni şeyler deneyimleme arzunuzla sınırlıdır. Nitelikli bir faaliyetteki ana malzemeler şunlardır:

1- En azından biriniz bunu yapmayı istersiniz.
2- Eşiniz de bunu yapmayı arzu eder.
3- Her ikiniz de bunu neden yaptığınızı, yani birlikte olmakla sevgiyi ifade ettiğinizi bilirsiniz.

Nitelikli faaliyetlerin iyi taraflarından biri, ileriki yıllarda yararlanacağımız bir hatıra bankası sunmalarıdır. Sabah erken saatte sahilde yaptıkları bir gezintiyi, bahçeye çiçek diktikleri baharı, ormanda tavşan kovalarlarken zehirli sarmaşığa rastladıkları zamanı, birinci lig beyzbol oyununa birlikte gittikleri ilk geceyi, birlikte ilk ve tek kez kayak yapmaya gidişlerini ve onun ayağını kırışını, eğlence parklarını, konserleri, katedralleri ve evet, iki millik yürüyüşten sonra şelalenin altında durmanın verdiği sarhoşluğu anımsayan çiftler ne şanslıdır. Hatırladıklarında neredeyse o anı tekrar yaşarlar. Bunlar, özellikle birincil sevgi dili nitelikli beraberlik olan kişiler için, sevginin anılarıdır.

Peki, ikimiz de çalışıyorsak bu tür faaliyetler için zamanı nereden buluruz? Tıpkı öğle ve akşam yemeği için zaman ayırmamız gibi zaman yaratırız. Neden? Zira, nasıl yemekler sağlığımız için gerekli ise, bu da evliliğimizi için gereklidir. Bu zor mu? dikkatli bir planlama gerektirir mi? Evet. Bazı kişisel faaliyetlerden vazgeçmemiz gerektiği anlamına mı gelir? Belki. Özellikle hoşlanmadığımız bazı şeyleri yapmamız mı demektir? Kesinlikle. Buna değer mi? hiç şüphesiz. Ben ne kazanacağım? Sevildiğini hisseden bir eşle yaşamanın ve onun sevgi dilini akıcı bir şekilde konuşmayı öğrenmenin zevkini.

Bana bir numaralı sevgi dili olan onay sözlerinin ve iki numaralı sevgi dili olan nitelikli beraberliğin değerini öğreten Little Rock'taki Bill ve Betty Jo'ya içten teşekkürler. Şimdi doğru Chicago ve üç numaralı sevgi dili!

af020um1.gif
 
35b0f65211a2.gif


Sevgi Dili 3: Armağan Alma

Antropoloji okurken Chicago'daydım. Ayrıntılı etnografyalar yoluyla bütün dünyada çok ilginç halkları ziyaret ettim. Orta Amerika'ya gittim ve Mayalarla Azteklerin gelişmiş kültürlerini inceledim. Pasifik'i geçtim ve Malenezya ve Polinezya'nın kabilelerini inceledim. Kuzey tundradaki Eskimoları ve Japonya'nın yerli Ainuslarını inceledim. Sevgi ve evlilikle ilgili kültürel kalıpları araştırdım ve gördüm ki, incelediğim her kültürde, armağan vermek sevgi dolu evliliğin bir parçasıydı.

Antropologlar, kültürlere yayılma eğilimi gösteren kültürel yayılma eğilimi gösteren kültürel kalıplara alışıktırlar, tabii ki ben de öyle. Armağan verme sevginin kültürel bariyerleri aşan bir ifadesi olabilir mi? Verme kavramı her zaman sevme tutumuna eşlik mi eder? Bunlar akademik ve bir ölçüde felsefi sorulardır. Eğer yanıt evetse, bu herkes için derin bir anlam taşır.

Dominik Adası'nda antropolojik bir alan gezisine katılmıştım. Amacımız Karayib Hintlilerinin kültürlerini incelemekti. Bu seyahatte Fred'le tanıştım. Fred bir Karayipli değil, yirmi sekiz yaşında siyah bir gençti. dinamitle balık avlarken meydana gelen bir kazada bir elini kaybetmişti. Kazadan beri balıkçılık mesleğini sürdüremiyordu. Çok fazla boş vakti vardı ve ben onun arkadaşlığından hoşnuttum. onun kültürü hakkında konuşarak saatler geçiriyorduk.

Evine ilk gittiğim gün, "Mr. Gary biraz meyvesuyu ister misiniz?" diye sordu. "Çok iyi olur" dedim. Erkek kardeşine döndü ve "Gidip Mr. Gary'ye biraz meyvesuyu getir" dedi. Kardeşi toprak yoldan aşağı yürüdü, bir hindistanceviziyle döndü. Fred kardeşine onu açmasını söyledi. Erkek kardeşi bıçağın üç hızlı hareketiyle üstte üçgen şeklinde bir delik bırakarak hindistancevizinin tepesini çıkardı. Fred, hindistancevizini uzattı ve "İşte meyvesuyunuz" dedi. Henüz yeşildi ama hepsini içtim; çünkü onun bir sevgi armağanı olduğunu biliyordum. Ben onun arkadaşıydım ve arkadaşlara meyvesuyu ikram edilirdi.

Birlikte geçirdiğimiz haftaların sonunda küçük adadan ayrılmaya hazırlanırken, Fred bana sevgisinin başka bir sembolünü verdi. Bu, okyanustan çıkardığı otuz beş santim uzunluğunda eğri bir daldı. Kayalara vura vura ipek gibi kaygan olmuştu. Fred, bu dalın Dominik sahillerinde uzun süre yaşadığını söyledi ve onu bu güzel adadan bir hatıra olarak almamı istedi. Bugün hala bu dala baktığımda, neredeyse Karayip dalgalarının sesini işitebiliyorum. Bu Dominik'in anısı olduğu kadar, sevginin de anısıdır.

Armağan, elinizde tutup "bak, beni düşünmüş" veya "beni hatırlamış" diyebileceğiniz bir şeydir. Birine armağan vermek için onu düşünüyor olanız gerekir. Armağanın kendisi, bu düşüncenin bir sembolüdür. Parayla alınıp alınmadığı önemli değildir. Önemli olan eşinizi düşünmüş olmanızdır. Kayda değer olan yalnızca zihinde var olan düşünce değil, armağanı fiilen alıp bir sevgi ifadesi olarak vermekle anlatılan düşüncedir.

Anneler, çocuklarının onlar için çiçek toplayıp getirdiği günleri hatırlar. Bu bahçelerinden koparılmasını istemedikleri bir çiçek bile olsa, sevildiklerini anlarlar. Çocukların ilk yıllardan itibaren ana-babalarına armağan verme eğilimleri vardır. Bu da armağan vermenin temelinde sevginin olduğunun başka bir işareti olabilir.

Armağanlar sevginin görsel sembolleridir. Çoğu evlilik töreni, yüzüklerin alınmasını ve verilmesini içerir. "Bu yüzükler, iki kalbi sevgide sonsuza dek birleştiren içteki ruhsal bağın, dıştan görülebilen işaretleridir." Bu anlamsız ve abartılı bir ifade değildir. Önemli bir gerçeğin sözlere dökülüşüdür. Semboller duygusal değer taşır. Dağılan bir evliliğin sonunda, artık eşler nikah yüzüklerini takmaktan vazgeçince, bu belki de daha şekilci olarak sergilenir. Yüzükleri takmamak, evliliğin ciddi bir sorun içerisinde olduğunun görsel işaretidir. Bir keresinde bir koca demişti ki: "Evden nikah yüzüğünü fırlatıp kapıyı çarparak çıktığı gün, evliliğimizin ciddi bir sorun yaşadığını anladım. Yüzüğünü iki gün boyunca düştüğü yerden almadım. Sonunda aldığımda ise, kontrolsüzce ağlıyordum." Yüzük, olması gerekenlerin bir simgesiydi. Eşinin parmağında değil de kendi elinde olması, evliliğin dağılmakta olduğunu gösteriyordu. Terk edilmiş yüzük, bu kocanın içindeki derin duyguları harekete geçirmişti.

Görsel semboller, bazı insanlar için diğerlerinden daha önemlidir. Bu yüzden her insanın nikah yüzüklerine karşı tutumu farklıdır. Bazıları düğünden sonra nikah yüzüğünü hiç çıkarmaz, bazılarıysa bir kez bile takmaz. Bu da insanların farklı birincil sevgi dilleri olduğunun başka bir işaretidir. Eğer armağan almak benim birincil sevgi dilimse, bana verilen yüzüğe büyük değer veririm ve onu büyük bir gururla takarım. Ayrıca daha sonra verilen armağanlarla da çok duygulanırım. Onları sevginin ifadeleri olarak görürüm. Görsel semboller olarak benim için hediyeler almıyorsan, senin sevgini sorgulayabilirim.

Armağanlar her boyda, renkte ve şekilde olabilir. Bazıları pahalı, bazıları bedavadır. Birincil sevgi dili armağan almak olan biri için, maddi gücünüzle çok orantısız olmadığı sürece armağanın maliyetinin hiçbir önemi yoktur. Eğer bir milyoner sürekli olarak 1 dolarlık armağanlar veriyorsa, eşi bunun bir sevgi ifadesi olup olmadığını sorgulayabilir. Fakat ailenin maddi durumu kısıtlı olduğu zaman alınan 1 dolarlık bir armağan, milyonlarca dolar değerinde bir sevgiyi anlatabilir.

Eğer eşinizin birincil sevgi dili
armağan almaksa,
armağan vermekte ustalaşabilirsiniz.
Aslında bu öğrenilmesi en kolay
sevgi dillerinden biridir.​

Armağanlar satın alınabilir, bulunabilir veya yapılabilir. Yol kenarında durup karısına bir kır çiçeği koparan bir erkek, karısının kır çiçeklerine alerjisi yoksa, kendisine bir sevgi ifadesi bulmuştur. Paranız varsa, beş dolardan daha az bir fiyata güzel bir kart alabilirsiniz. Paranız yoksa, kendiniz bir tane yapabilirsiniz. Çalıştığınız yerdeki artık kağıtlar arasından bir kağıt alın, ortadan kıvırın, makası alıp bir kalp kesin, üzerine "Seni seviyorum" yazın ve imzalayın. Armağanlar pahalı olmak zorunda değil.

Ya, "Ben armağan veren bir insan değilim. Büyürken bana çok fazla armağan verilmedi. Hediye seçmeyi hiç beceremem. İçimden de gelmiyor." diyen bir kişiyseniz? Tebrikler. Büyük bir aşık olmak içi ilk keşfi yapmış bulunuyorsunuz; eşiniz ve siz farklı sevgi diller konuşuyorsunuz. Madem ki keşfi yaptınız, ikincil sevgi dilinizi öğrenme işine girişin. Eğer eşinizin birincil sevgi dili armağan almaksa, armağan vermekte ustalaşabilirsiniz. Aslında bu öğrenilmesi en kolay sevgi dillerinden biridir.

Nereden başlayabilirsiniz? Yıllar boyunca eşinizin aldığı zaman heyecan duyduğu bütün armağanların bir listesini yapın. Bunlar, sizin veya ailenin diğer üyelerinin verdiği armağanlar olabilir. Bu liste size eşinizin hoşlanacağı armağanlarla ilgili bir fikir verecektir. Eğer listenizde bulunan türden armağanları seçme konusunda çok az bilginiz var ya da hiç yoksa, eşinizi tanıyan aile üyelerinin yardımını isteyin. Bu aşamada rahatça satın alabileceğiniz, yapabileceğiniz veya bulabileceğiniz armağanlar seçin ve onları eşinize verin. Özel bir günü beklemeyin. Armağan almak onun birincil sevgi diliyse, hemen hemen verdiğiniz her şey bir sevgi ifadesi olarak kabul edilecektir. (eğer geçimişte verdiğiniz armağanları eleştirdi veya hiçbirini beğenmediyse, o zaman armağan almak kesinlikle onun birincil sevgi dili değildir.)

35b0f65211a2.gif
 
57ay4v66ud1uw5.gif


Armağanlar Ve Para

Güzel armağanlar seçebilen biri olmak istiyorsanız, para konusundaki tutumunuzu değiştirmek zorunda kalabilirsiniz. Her birimiz, paranın amaçları konusunda bireysel bir anlayışa sahibiz ve parayı harcamakla ilgili de farklı düşüncelerimiz vardır. Bazılarımızın harcama alışkanlığı vardır. Para harcadığımız zaman kendimizi iyi hissederiz. Bazılarımızdaysa biriktirme ve yatırım yapma eğilimi vardır. Tasarruf ettiğimizde veya akıllıca yatırım yaptığımızda kendimizi iyi hissederiz.

Harcamayı seven biriyseniz, eşiniz için armağan almakta pek güçlük çekmezsiniz; fakat parayı seven biriyseniz, bir sevgi ifadesi olarak para harcamaya karşı duygusal bir direnç gösterebilirsiniz. Kendiniz için hiçbir şey satın almazken eşiniz için neden alasınız ki? Fakat bu tutum, aslında kendiniz için bir şeyler aldığınızı görmenizi engeller. Paradan tasarruf ederek ve yatırım yaparak kendi geleceğinizi ve güvenliğinizi satın alıyorsunuz. Paranızı bu şekilde yönlendirerek kendi duygusal gereksinimlerinizi karşılıyorsunuz ama eşinizin duygusal gereksinimlerini karşılayamıyorsunuz. Eğer eşinizin birincil sevgi dilinin armağan almak olduğunu keşfederseniz, belki de yapabileceğiniz en iyi yatırımın onun için armağanlar almak olduğunu anlarsınız. İlişkinize yatırım yapıyorsunuz, aşkınızın sevgi deposunu dolduruyorsunuz. Muhtemelen sevgi deposu dolan eşiniz de sizin anlayacağınız bir dilde sevginize karşılık verecektir. İki tarafın da duygusal gereksinimleri karşılandığında, evliliğiniz yepyeni bir yön alacaktır. Tasarruflarınız konusunda endişelenmeyin. Her zaman iyi bir tasarrufçu olacaksınız; çünkü eşinizi sevmeye yatırım yapmak, en değerli hisse senetlerine yatırım yapmaktan daha karlıdır.

57ay4v66ud1uw5.gif
 
Sevgili Zerynthia, bu kitabı en yakın zamanda edinmeyi düşünüyorum.
Bu kadar vakit ayırıp, kitabın konusuna oldukça geniş yer vermen çok hoş.
Bizleri bilgilendirdiğin için teşekkürler.
 
Sevgili Zerynthia, bu kitabı en yakın zamanda edinmeyi düşünüyorum.
Bu kadar vakit ayırıp, kitabın konusuna oldukça geniş yer vermen çok hoş.
Bizleri bilgilendirdiğin için teşekkürler.

Kitabın tamamını paylaşacağım. Dilersen buradan okuyabilirsin. Dilersen kütüphanemde de bulunsun diyorsan edinebilirsin elbette.

Sevgilerimle. actionsmile
 
1361273yxsqkaasfq.gif


Kendinizi Armağan Etmek

Bir de elle tutulmaz bir armağan vardır ki, birçok hediyeden çok daha fazla makbule geçer. Ben buna kendinizi armağan etmek veya varlığınızı armağan etmek diyorum. Eşiniz size ihtiyaç duyduğunda orada olmak, birincil sevgi dili armağan almak olan biri için çok şey ifade eder. Bir keresinde Jan bana şöyle demişti: "Kocam Don beyzbolu benden çok seviyor."

"Neden böyle söylüyorsun?" diye sordum.

"Bebeğimizin doğduğu gün beyzbol oynadı. Bütün öğleden sonra ben hastanede yatarken o beyzbol oynuyordu." dedi.

"Bebek doğduğunda orada mıydı?"

"Ah, evet. Bebek doğana kadar kaldı. Fakat on dakika sonra beyzbol oynamaya gitti. Yıkılmıştım. Bu yaşamımızda öylesine önemli bir andı ki, onunla paylaşmak istiyordum. Orada benimle olmasını istiyordum. Don oyun için beni bıraktı."

Bu koca eşine bir düzine gül göndermiş olabilir fakat bu asla hastane odasında eşinin yanında olması kadar değer taşımaz. Jan'ın bu deneyimle derinden incindiğini söyleyebilirim. O "bebek" şimdi on beş yaşındaydı ve o bu olaydan sanki dünmüş gibi bir duyguyla bahsediyordu. Daha da ötesini araştırdım. "Sadece bu deneyim yüzünden mi Don'ın beyzbolu senden daha çok sevdiğini düşünüyorsun?"

"Yo, hayır" dedi. "Annemin cenaze gününde de beyzbol oynadı."

"Cenazeye geldi mi?"

"Evet cenazeye geldi ama biter bitmez beyzbol oynamak için ayrıldı. Buna inanamadım. Kardeşlerim benimle birlikte eve geldi fakat kocam beyzbol oynuyordu."

Daha sonra Don'a bu iki olay hakkında sorular sordum. Neden bahsettiğimi kesinlikle anladı.

"Bu konuyu açacağını biliyordum" dedi. "Bütün sancılar boyunca ve bebek doğduğunda oradaydım. Fotoğraf çektim. Çok mutluydum. Takımdaki çocuklara anlatmak için bekleyemedim ve o akşam hastaneye geri döndüğümde bütün sevincim boğazıma dizildi. Öfkeden deliye dönmüştü. Söylediklerine inanamadım. oysa takıma söylediğim için benimle gurur duyacağını sanıyordum."

Eşinizin birincil sevgi dili
armağan almaksa, kriz zamanlarında
ona verebileceğiniz en güzel armağan,
fiziksel varlığınızdır.​

"Annesi öldüğünde mi? Herhalde size söylemedi. Annesi ölmeden bir hafta önce işten izin aldım ve tüm haftayı hastanede ve annesinin evinde ona yardım ederek geçirdim. O öldükten ve cenaze kaldırıldıktan sonra, yapabileceğim her şeyi yaptığımı hissettim. Biraz nefes almaya ihtiyacım vardı. Beyzbol oynamayı severim. Bunun rahatlamama ve üzerimdeki stresin bir kısmını atmama yardımcı olacağını biliyordum. Onun da benim biraz nefes almamı isteyeceğini sanıyordum.

"Onun için önemli olduğunu sandığım şeyleri yapmıştım ama bu yeterli olmadı. Hep o iki günü kafama kakıyor. Beyzbolu ondan daha çok sevdiğimi söylüyor. Bu aptallık!"

O, hazır bulunmanın muazzam gücünü anlamayı başaramamış içten bir kocaydı. Eşi için, onun orada oluşu her şeyden daha önemliydi. Eşinizin birincil sevgi dili armağan almaksa, kriz zamanlarında ona verebileceğiniz en güzel armağan, fiziksel varlığınızdır. Bedeniniz, sevginizin sembolü haline gelir. Sembolün ortadan kalkmasıyla sevgi duygusu da yok olur. Don ve Jan, onlara danışmanlık yaptığım süre boyunca geçmişin acıları ve yanlış anlamaları üzerinde çalıştı. Sonuçta Jan kocasını affedebildi ve Don, kendi varlığının karısı için neden o kadar önemli olduğunu anlayabildi.

Eğer eşinizin fiziksel varlığı sizin için önemliyse, bunu eşinize sözlerle ifade etmeniz şarttır. Ondan zihninizi okumasını beklemeyin. Diğer taraftan , eşiniz size "Bugün, yarın veya bu öğleden sonra benimle olmanı istiyorum" derse, bu ricayı ciddiye alın. Sizin bakış açınızdan bunun bir önemi olmayabilir ama bu ricaya karşılık vermezseniz, aslında kastetmediğiniz bir mesaj iletiyor olabilirsiniz. Bir zamanlar bir bey şöyle demişti: "Annem öldüğünde, eşimin şefi ona cenaze için iki saatliğine çıkabileceğini, fakat öğleden sonra tekrar büroda olması gerektiğini söylemiş. Karım da şefine o gün kocasının onun desteğine ihtiyacı olduğunu ve bütün gün gelmeyeceğini söylemiş."

"Şefi 'bütün gün gelmezsen işini kaybedebilirsin' diye yanıt vermiş."

"Karım, 'Kocam işimden daha önemlidir' demiş. Bütün gününü benimle geçirdi. O gün, onun tarafından sevildiğimi her zamankinden çok hissettim. Yaptığını asla unutmadım. Bu arada, işini kaybetmedi. Şefi bir süre sonra işi bıraktı ve o göreve eşim getirildi." Bu bayan kocasının sevgi dilini konuşmuştu ve kocası bunu asla unutmadı.

1361273yxsqkaasfq.gif
 
Paylaşımlara devam edeceğim. Şimdilik kendime göre değerlendireyim. Benimki daha genel bir yorum olabilir tabii ki. Daha önceden sevgi dilimin nitelikli beraberlik olduğunu düşünüyordum. Tabii burada yazdığım ve yazacağım tüm özellikler başlı başına çok önemli kriterler... Hepimiz önem veriyoruz ve hepsinin olmasını istiyoruz yaşamımızda. Olmalı da! :) Ancak her birimizin hayatında bazı kilit noktalar var. Baskın olan şeyler...

Artık anladım ki benim sevgi dilim onay sözleri... Bu zamana kadar hayatımdan çıkardığım, arkadaşlığımı kestiğim insanları düşündüm. Bitirici darbe hep sözler olmuştur. Bir kelime yetebilir bir insanı silmeme. O nedenle anlamlara, ifade edilmek istenen şeylere çok takılırım.

Nitelikli beraberlik ikincil sevgi dilimmiş. :)

Evet, benim birincil sevgi dilim onay sözleri! :)
 
1373961g9bsh61b7h.gif

Sevgi konusunda yazılmış hemen her şey, sevginin kalbinde verme isteğinin yattığına işaret eder. Beş sevgi dilinin her biri bizi eşimize bir şeyler vermeye sevk eder; fakat bazılarımız için armağan almak, yani sevginin görünen sembolleri daha çok şey ifade eder. Bu gerçeğin en çarpıcı örneğini, Chicago'da tanıştığım Jim ve Janice'te gördüm.

Jim ve Janice evlilik seminerime katılmıştı ve cumartesi günü seminerden sonra beni O'Hare'deki havaalanına bırakacaklardı. Uçuştan önce üç dört saatimiz vardı. Bir restorana gitmek isteyip istemediğimi sordular. Açlıktan ölüyordum, bu yüzden seve seve kabul ettim. O öğleden sonra, bedava bir yemekten çok daha fazlasını elde ettim.

Jim ve Janice Illinois'ta, birbirinden yüz mil kadar uzaklıktaki iki ayrı çiftlikte büyümüşler. Nikahtan kısa süre sonra Chicago'ya taşınmışlar. Ben bu hikayeyi on beş yıl ve üç çocuktan sonra dinliyordum. Janice oturur oturmaz konuşmaya başladı. Demek ki: "Dr. Chapman, sizi havaalanına götürmek istememizin nedeni, size bizim mucizemizi anlatmaktı." Mucize kelimesi, her duyduğumda beni nahoş bir beklenti içine iter, özellikle de bu kelimeyi kullanan insanı tanımıyorsam. "Kim bilir ne tuhaf bir hikaye dinleyeceğim?" diye düşündüm ama düşüncelerimi kendime saklayarak tüm dikkatimi Janice'e verdim. Birazdan şoke olacaktım.

Janice "Dr. Chapman" dedi. "Tanrı sizi evliliğimizde bir mucize yaratmak için görevlendirdi." Şimdiden kendimi suçlu hissediyordum. Bir dakika önce onu mucize kelimesini kullandığı için yargılıyordum. Oysa ona göre ben bir mucizeye neden olmuştum. Şimdi daha da dikkatli dinliyordum. Janice devam etti: "Üç yıl önce ilk kez burada, Chicago'da sizin evlilik seminerinize katıldık. Ümitsiz durumdaydım. Ciddi olarak Jim'i terk etmeyi düşünüyordum ve bunu ona söylemiştim. Uzun bir süredir evliliğimiz boştu. Artık vazgeçmiştim. Yıllar boyunca Jim'e onun sevgisine ihtiyacım olduğunu söylemiştim ama o bu ihtiyacıma hiçbir yanıt vermemişti. Çocukları seviyordum ve onların da beni sevdiğini biliyordum ama Jim'in sevgisinden emin olamıyordum. Aslında o zamanlar ondan nefret ediyordum. Çok düzenli bir insandı. Her şeyi bir rutin içinde yapardı. Bir saat gibi önceden bilinebilen bir insandı ve hiç kimse onun rutinini bozamazdı."

"Yıllarca iyi bir eş olmaya gayret ettim. Yemek pişirdim, çamaşır yıkadım, ütü yaptım. İyi bir eşin yapması gerektiğini düşündüğüm her şeyi yaptım. Onun için önemli olduğunu bildiğim için onunla seks yaptım. Ne var ki onun beni sevdiğini hissedemiyordum. Evlendikten sonra benimle flört etmeyi kesmişti. Beni çantada keklik gibi gördüğünü düşünüyordum. Kullanıldığımı ve takdir edilmediğimi hissediyordum."

"Jim'e duygularımdan söz ettiğimde bana gülüyor ve çevremizdeki herkes kadar iyi bir evliliğimizin olduğunu söylüyordu. Neden bu kadar mutsuz olduğumu anlamıyordu. Bana faturaların ödendiğini, güzel bir evimiz ve yeni bir arabamızın olduğunu, sürekli şikayet etmek yerine mutlu olmam gerektiğini hatırlatıyordu. Duygularımı anlamaya bile çalışmıyordu. Kendimi kullanılıp bir kenara atılmış bir paçavra gibi hissediyordum."

"Her neyse" dedi çayını ileri itip öne eğilerek. "Üç yıl önce sizin seminerinize katıldık. Daha önce hiç evlilik seminerine gitmemiştik. Ne beklemem gerektiğini bilmiyordum ve doğrusunu söylemek gerekirse fazla bir şey de beklemiyordum. Hiç kimsenin Jim'i değiştirebileceğine inanmıyordum. Seminer sırasında ve sonrasında Jim fazla bir şey söylemedi. Seminerden hoşlandığı görülüyordu. Sizin komik olduğunuzu söyledi fakat seminerdeki fikirlerin hiçbiri hakkında bir şey söylemedi. Bunu yapmasını beklemiyordum ve ondan böyle bir şey istemedim de. Söylediğim gibi, o zaman çoktan pes etmiştim."

"Bildiğiniz gibi" dedi. "Seminer cumartesi öğleden sonra sona erdi. Cumartesi gecesi ve pazar günü her zamanki gibiydik fakat pazartesi öğleden sonra işten eve geldi ve bana bir gül verdi. 'Bunu da nereden aldın?' diye sordum. 'Bir sokak satıcısından' dedi. 'Bir gülü hak ettiğini düşündüm.' Ağlamaya başladım ve sadece 'Ah Jim, çok naziksin' diyebildim."

"Aslında o gülü bir sokak satıcısından satın aldığını biliyordum; o öğleden sonra genç bir adamın gül sattığını görmüştüm ama bunun bir önemi yoktu. Önemli olan, onun bana bir gül getirmiş olmasıydı. Salı günü öğlen saatlerinde beni bürodan aradı ve akşam yemeği için pizza alıp eve getirmesi hakkında ne düşündüğümü sordu. O gün kendime izin verip yemek pişirmemekten hoşlanabileceğimi düşündüğünü söyledi. Bunun harika bir fikir olduğunu söyledim. O akşam eve pizzayla geldi ve birlikte güzel bir akşam geçirdik. Çocuklar pizzaya bayıldılar ve getirdiği için babalarına teşekkür ettiler. Bense ona sarıldım ve bundan ne kadar hoşlandığımı söyledim."

"Çarşamba günü eve geldiğinde çocukların her birine birer kutu kraker, bana da küçük bir saksıda bir bitki getirmişti. Gülün öleceğini bildiğini, daha uzunca bir süre canlı kalacak bir şeyden hoşlanabileceğimi düşündüğünü söyledi. Hayal gördüğümü düşünmeye başlıyordum! Jim'in yaptıklarına veya bunları neden yaptığına anlam veremiyordum. Perşembe gecesi yemekten sonra bana bir kart verdi. Kartta bana olan sevgisini her zaman ifade edemediğini, fakat bu kartın bana ne kadar değer verdiğini anlatacağını umduğu yazıyordu. Tekrar ağladım, ona baktım ve onu kucaklamaktan ve öpmekten kendimi alamadım. 'neden cumartesi gecesi için bir çocuk bakıcısı bulup baş başa yemeğe çıkmıyoruz?' diye sordu. 'bu harika olur' dedim. Cuma günü eve dönerken pastahaneye uğrayıp, hepimize en sevdiğimiz kurabiyelerden birer tane aldı. Yine bunu bir sürpriz olarak sakladı ve bize sadece tatlı olarak bir sürprizi olduğunu söyledi."

"Cumartesi gecesi" dedi. "Uzayda yörüngeme oturmuş gibiydim. Jim'e ne olduğu veya bunun sürüp sürmeyeceği konusunda hiçbir fikrim yoktu fakat olanların her dakikasından hoşlanıyordum. Restoranda yediğimiz yemekten sonra ona dedim ki: Jim, bana ne olduğunu anlatmalısın. Anlamıyorum."

Janice bana dikkatlice baktı ve şöyle dedi: "Dr. Chapman, anlamalısınız. Bu adam evlendiğimiz günden bu yana bana bir kez bile çiçek vermemişti. Her zaman 'Bu boş yere para harcamaktır. Karta bakarsın ve çöpe atarsın' derdi. Beş yıl boyunca bir kez yemeğe çıkmıştık. Çocuklara hiçbir şey almamıştı ve benden de yalnızca gerekli şeyleri almamı beklerdi. hiç akşam yemeği için eve pizza getirmemişti. Benden her gece yemek hazırlamamı beklerdi. Yani bu onun davranışında köklü bir değişiklikti."

Jim'e döndüm ve "Sana restoranda ne olduğunu sorduğunda ona ne dedin?" diye sordum.

"Ona sizin seminerinizdeki sevgi dilleri konulu konferansınızı dinlediğimi ve onun sevgi dilinin armağan almak olduğunu fark ettiğimi söyledim. Ayrıca yıllardır, belki de evlendiğimizden beri ona bir kez bile hediye almadığımı fark etmiştim. Flört ederken ona çiçekler ve küçük armağanlar getirdiğimi, fakat evlendikten sonra buna gücümün yetmeyeceğini düşündüğümü hatırladım. Bir hafta boyunca her gün bir armağan almaya ve bunun onda bir değişiklik yapıp yapmadığını izlemeye karar verdiğimi söyledim. O hafta boyunca onun tutumunda çok büyük bir değişiklik gördüğümü kabul etmek zorundayım."

"Ona sizin söylediklerinizi gerçekten doğru bulduğumu ve doğru sevgi dilini öğrenmenin karşınızdaki insanın sevildiğini hissetmesine yardımcı olduğunu fark ettiğimi söyledim. Bunca yıl boyunca bu kadar kalın kafalı olduğum ve onun sevgi gereksinimini karşılamayı başaramadığım için üzgün olduğumu söyledim. Onu gerçekten sevdiğimi ve onun ben ve çocuklar için yaptığı her şeyi takdir ettiğimi söyledim. Tanrının yardımıyla ömrümün geri kalanında armağanlar veren biri olacağımı söyledim."

"Janice dedi ki: 'Fakat Jim, yaşamının geri kalanında her gün bana armağanlar almaya devam edemezsin. Buna gücün yetmez.' Tamam, belki her gün değil dedim. Fakat en azından haftada bir bunu yapabilirim. Bu, her yıl, geçen beş yıl boyunca aldığından elli iki armağan fazla alacaksın demektir dedim. Hem hepsini satın alacağımı da kim söyledi? bazılarını kendim bile yapabilirim ya da Dr. Chapman'ın fikrini benimseyip, baharda ön bahçeden bir çiçek de koparabilirim."

Janice sözünü kesti. "Dr. Chapman, sanırım üç yıldır bir hafta bile kaçırmadı. O yeni bir adam gibi. Ne kadar mutlu olduğumuza inanamazsınız. Çocuklarımız bizi muhabbet kuşları diye çağırıyor. Benim depom dolu ve taşıyor."

Jim'e dönüp "Peki ya sen Jim? Janice tarafından sevildiğini hissediyor musun?" diye sordum.

"Onun beni sevdiğini her zaman hissettim Dr. Chapman. O dünyadaki en iyi ev kadınıdır. Mükemmel bir aşçıdır. Elbiselerim her zaman temiz ve ütülüdür. Çocuklar için harika şeyler yapar. Beni sevdiğini biliyorum." Gülümsedi ve "Şimdi benim sevgi dilimin ne olduğunu biliyorsunuz değil mi?" dedi.

Biliyordum. Aynı zamanda Janice'in neden mucize kelimesini kullandığını da biliyordum.

Armağanlar pahalı olmak ya da her hafta verilmek zorunda değildir; armağanların değerinin parayla değil, sevgiyle ilgisi vardır.

1373961g9bsh61b7h.gif
 
zflowersctr2.gif


Sevgi Dili 4: Hizmet Davranışları

Jim ve Janice'ten ayrılmadan önce Jim'in soruma yanıtını yeniden inceleyelim, "Janice tarafından sevildiğini hissediyor musun?"

"Onun beni sevdiğini her zaman hissettim Dr. Chapman. O dünyadaki en iyi ev kadınıdır. Mükemmel bir aşçıdır. Elbiselerim her zaman temiz ve ütülüdür. Çocuklar için harika şeyler yapar. Beni sevdiğini biliyorum."

Jim'in birincil sevgi dili, benim hizmet davranışları olarak adlandırdığım dildir. Hizmet davranışlarıyla, eşinizin yapmanızdan hoşlandığı şeyleri yapmayı kastediyorum. Ona hizmet ederek onu memnun etmeye, onun için bir şeyler yaparak ona sevginizi ifade etmeye çabalarsınız.

Yemek pişirmek, masayı hazırlamak, bulaşıkları yıkamak, süpürmek, klozeti temizlemek, lavabodan saçları çıkarmak, aynadaki beyaz lekeleri temizlemek, arabanın ön camındaki böcekleri temizlemek, çöpü dışarı çıkarmak, bebeğin bezini değiştirmek, yatak odasını boyamak, kitaplığın tozunu almak, arabayı işler halde tutmak, arabayı yıkamak veya süpürmek, garajı temizlemek, çimleri biçmek, çitlere biçim vermek, kuru yaprakları tırmıkla toplamak, stor perdelerin tozunu almak, köpeği yürüyüşe çıkarmak, kedinin kumunu değiştirmek, kırmızı balığın kavanozundaki suyu değiştirmek gibi eylemlerin hepsi hizmet davranışlarıdır. Bu davranışlar, düşünce, planlama, zaman, çaba ve enerji ister. Eğer gerçekten isteyerek yapılıyorlarsa, sevginin ifadesidirler.

Hizmet davranışlarının etkisini, Kuzey Carolina'da küçük bir köy olan China Grove'da keşfettim. China Grove Kuzey Carolina'nın merkezinde, Andy Griffity'in masalsı Maysberry'sinden pek uzak olmayan, Mount Pilot'dan bir buçuk saat uzaklıkta, çindutu ağaçlarının arasında bir yerdir. China Grove, bu hikayenin geçtiği zaman 1500 nüfuslu bir tekstil kasabasıydı. On yıldan fazla bir süredir antropoloji, psikoloji ve teoloji okuduğum için buradan uzakta yaşıyordum ve köklerimle bağlantımı sürdürmek için yılda iki kez yaptığım ziyaret için oradaydım.

Dr. Shin ve Dr. Smith hariç, hemen hemen tanıdığım herkes değirmende çalışıyordu. Dr. Shin tıp doktoruydu, Dr. Smith ise diş doktoru. Bir de kilisenin papazı olan Vaiz Blackburn vardı. China Grove'daki çoğu çift için yaşam işte ve kilisede odaklanmıştı. Değirmendeki sohbet, amirlerinin son kararı ve bunun kendi işlerini nasıl etkilediği üzerinde yoğunlaşırdı. Kilisedeki vaazlar ise, cennetin gerçekleşeceği umulan hazları üzerinde yoğunlaşırdı. Bu bozulmamış Amerikan ortamında, dört numaralı sevgi dilini keşfettim.

Pazar günü kiliseden sonra bir çindutu ağacının altında dururken Mark ve Mary'nin bana doğru yaklaştığını gördüm. İkisini de tanımıyordum. Ben dışarıdayken büyüdüklerini fark ettim. Mark kendisini tanıtarak, "Danışmanlık konusunda çalışma yaptığınızı öğrendim" dedi.

Gülümsedim ve "Evet, öyle sayılır" dedim.

"Bir sorum var" dedi. "Eğer bir çift hiçbir konuda anlaşamıyorsa evliliklerini sürdürebilirler mi?"

Bu, kişisel köklere dayandığını bildiğim o teorik sorunlardan biriydi. Sorusunun teorik doğasını bir yana bırakarak, ona kişisel bir soru sordum: "Ne kadar zamandır evlisiniz?"

"İki yıldır" diye yanıtladı. "Ve hiçbir konuda anlaşamıyoruz."

"Bana birkaç örnek ver" dedim.

"Şey, örneğin Mary ava gitmemden hoşlanmıyor. Bütün hafta değirmende çalışıyorum. Cumartesileri de ava gitmek istiyorum. Her cumartesi değil, yalnızca av mevsiminde."

Mary, söze girdiği bu noktaya kadar sessiz kalmıştı. “Av mevsimi bittiğinde balığa gider. Ayrıca sadece cumartesileri de avlanmaz, ava gitmek için işten izin alır.”

“Yılda bir ya da iki kez, bazı arkadaşlarla dağlarda avlanmaya gitmek için işten iki ya da üç gün izin alırım. Bunda yanlış bir şey olduğunu sanmıyorum.”

“Başka hangi konularda anlaşamıyorsunuz?” diye sordum.

“Şey, benim her zaman kiliseye gitmemi istiyor. Pazar sabahları gitmeye bir şey demiyorum fakat Pazar akşamları dinlenmek istiyorum. Eğer o gitmek istiyorsa benim için sakıncası yok ama ben gitmek zorunda olduğumu düşünmüyorum.”

Mary tekrar söze katıldı ve “Aslında benim de gitmemi istemiyorsun” dedi. “Kapıdan her çıkışımda sorun yaratıyorsun.”

Kilisenin önündeki bir ağacın gölgesinde meselelerin bu kadar kızışmasının doğru olmadığını biliyordum. Genç ve hevesli bir danışman olarak haddimi aşmaktan korkuyordum ama sorular sormak ve dinlemek üzere eğitildiğim için devam ettim. “Başka hangi konularda anlaşamıyorsunuz?”

Bu kez Mary yanıtladı. “Benim bütün gün evde kalmamı ve evde çalışmamı istiyor” dedi. “Annemi görmek, alışveriş ya da başka bir şey yapmak için dışarıya çıktığımda deliye dönüyor.”

“Annesini görmeye gitmesine bir itirazım yok” dedi Mark. “Ama eve geldiğimde evi temiz görmek istiyorum. Bazı haftalar, üç dört gün yatağı düzeltmez. Çoğu zaman da akşam yemeğini yapmaya başlamamıştır bile. Ben çok çalışıyorum. Eve geldiğimde yemek yemek istiyorum ama akşam eve geldiğimde evi perişan bir halde buluyorum” diye sürdürdü. “Bebeğin eşyaları her tarafta, bebek kirli. Ben pisliği sevmem. O bir domuz ağılında yaşamaktan mutlu görünüyor. Çok fazla şeyimiz yok. Küçük bir değirmen evinde yaşıyoruz ama bu evin temiz olmasına engel değil.”

“Onun bana ev işlerinde yardım etmesinde ne sakınca var?” diye sordu Mary. “Ona göre erkekler evde hiçbir şey yapmaz. Bütün yapmak istediği iş ve av. Her şeyi benden bekliyor. Arabayı bile benim yıkamamı istiyor.”

Diğer anlaşmazlıkları araştırmak yerine çözümler aramaya başlamanın daha iyi olacağını düşünerek Mark’a baktım ve “Mark, evlenmeden önce, yani flört ederken, her cumartesi ava gider miydin?” diye sordum.

“Çoğu cumartesi giderdim” dedi. “Ama cumartesi gecesi onu görmek için erken dönerdim. Çoğu zaman, onu görmeye gitmeden önce kamyonumu yıkayacak kadar zamanım olurdu. Onu görmeye kirli bir kamyonla gitmekten hoşlanmazdım.”

“Mary, evlendiğinde kaç yaşındaydın?” diye sordum.

“On sekiz yaşındaydım” dedi. “Liseyi bitirir bitirmez evlendik. Mark benden bir yıl önce mezun olmuştu ve çalışıyordu.”

“Lisedeki son yılın boyunca Mark ne kadar zamanda bir seni görmeye gelirdi?” diye sordum.

“Hemen hemen her gece gelirdi” dedi. “Aslında öğleden sonra gelirdi ve çoğu zaman kalıp ailemle akşam yemeği yerdi. Evdeki işlerimi yapmama yardım ederdi. Sonra yemek vaktine kadar oturup konuşurduk.”

“Mark akşam yemeğinden sonra siz ikiniz ne yapardınız?” diye sordum.

Mark utangaç bir gülümsemeyle baktı ve “Şey” dedi. “Her zamanki şeyler işte.”

“Fakat bir okul ödevim olduğunda” dedi Mary. “Bana yardım ederdi. Bazen okul ödevleri üzerinde saatlerce çalışırdık. Son sınıfların Noel gösterisinde görevliydim. Üç hafta boyunca öğleden sonraları bana yardım etti. Harikaydı.”

Konuyu değiştirdim ve anlaşmazlıklarının üçüncü alanı üzerinde yoğunlaştım. “Mark, flört ederken Mary’yle pazar geceleri kiliseye gider miydin?”

“Evet giderdim” dedi. “Onunla kiliseye gitmezsem, o gece onu göremezdim. Babası bu konuda çok katıydı.”

“Bundan hiç şikayet etmezdi” dedi Mary. “Aslında sanki hoşlanıyor gibiydi. Hatta bize Noel programında yardımcı bile oldu. Noel projesini bitirdikten sonra, kilisedeki Noel programının dekoru üzerinde çalışmaya başladık. Bu çalışma için birlikte iki hafta harcadık. Boyama ve dekor yapma konusunda gerçekten yeteneklidir.”

Biraz ışık görmeye başladığımı düşünüyordum ama Mark ve Mary’nin bu ışığı görüp görmediğinden emin değildim. Mary’ye döndüm ve “Mark’la flört ederken seni onun seni gerçekten sevdiğine ikna eden neydi? Onu flört ettiğin diğer çocuklardan farklı kılan neydi?” diye sordum.

“Bana her konuda yardım etmesiydi” dedi. “Bana yardımcı olmak konusunda çok hevesliydi. Diğer çocuklardan hiçbiri bu işlere karşı en ufak bir ilgi bile göstermezdi ama Mark için bunlar doğal görünüyordu. Bizim evde yemek yediği zaman bulaşıkları yıkamama bile yardım ediyordu. Karşılaştığım en harika insandı fakat evlendikten sonra değişti; bana hiç yardım etmez oldu.”

Mark’a dönüp sordum: “Evlenmeden önce onunla o kadar şeyi neden yaptığını düşünüyorsun?”

“Sadece doğal görünüyordu” dedi. “Bütün bunlar, bana değer veren birinin yapmasını beklediğim şeylerdi.”

“Peki sence neden evlendikten sonra bunları yapmaktan vazgeçtin?” diye sordum.

“Şey, sanırım benim ailemdeki olmasını bekledim. Babam çalışırdı, annem de evdeki her şeyle ilgilenirdi. Babamın evi süpürdüğünü, bulaşıkları yıkadığını veya evde başka herhangi bir şey yaptığını görmedim. Annem çalışmadığı için evdeki her şeyi tertemiz tutuyor, bütün yemek pişirme, çamaşır yıkama ve ütü işlerini yapıyordu. Sanırım ben de her şeyin bu şekilde olması gerektiğini düşündüm.”

Benim gördüğüm şeyi Mark’ın da gördüğünü umarak sordum: “Mark, az önce Mary’yle siz flört ederken kendisinin gerçekten sevildiğini hissetmesine neden olan şeyi sorduğumda ne söylediğini işittin mi?”

“İşlerine yardımcı olmak ve onunla birlikte bir şeyler yapmak” diye yanıtladı.

Ricalar sevgiye yön verir
ama talepler sevginin akışını durdurur.

"O zaman, işlerine yardımcı olmayı kestiğinde onun nasıl artık sevilmediğini hissettiğini de anlayabiliyorsundur" diye sürdürdüm. Başını aşağı yukarı hareket ettiriyordu. Devam ettim. "Senin evlilikte annenin ve babanın modelini izlemen normaldi. Hepimizin bunu yapmaya eğilimi vardır; fakat Mary'e karşı davranışında, flört devresine nazaran köklü bir değişiklik vardı. Onun senin sevginden emin olmasını sağlayan tek şey ortadan kaybolmuştu."

Mary'ye döndüm ve sordum: "Mark'a 'Neden flört ederken Mary'ye yardımcı olmak için o kadar şey yaptın?' diye sorduğumda ne söylediğini duydun mu?" diye sordum.

"İçinden geldiğini söyledi" diye yanıtladı.

"Bu doğru" dedim. "Aynı zamanda bunların kendisini seven bir kadının onun için yapmasını istediği şeyler olduğunu da söyledi. Bunları seninle ve senin için yapıyordu, çünkü ona göre bu herkesin sevgisini gösterme yoluydu. Evlenip kendi evinizde yaşamaya başlayınca, onu sevdiğin takdirde yapacağın şeyler konusunda beklentileri ortaya çıktı. Evi temiz tutacaktın, yemek pişirecektin vs. Kısaca sevgini ifade etmek istiyorsan, onun için bir şeyler yapacaktın. Bunları yaptığını görmeyince neden sevilmediğini hissettiğini anlıyor musun?" Mary'nin başı da aşağı yukarı gidip geliyordu. Devam ettim: "Benim tahminime göre, ikinizin de böyle mutsuz hissetmenizin nedeni, sevginizi göstermek için hiçbir şey yapmamanızdır."

"Sanırım haklısınız" dedi Mary. "Benim onun için bir şeyler yapmayı kesmemin nedeni de, onun talepkar tavrına gücenmemdi. Beni annesine benzetmeye çalışıyor gibiydi."

"Haklısın" dedim. "Hiç kimse bir şeyler yapmaya zorlanmaktan hoşlanmaz. Aslında sevgi daima özgürce verilir. Sevgi talep edilemez. Birbirimizden ricalarımız olabilir, fakat hiçbir zaman hiçbir şey talep etmemeliyiz. Ricalar sevgiye yön verir ama talepler sevginin akışını durdurur."

Mark sözümü kesti ve "O haklı Dr. Chapman" dedi. "Ondan taleplerde bulunuyor ve onu eleştiriyordum, çünkü karım olarak beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Biliyorum, bazı zalimce şeyler söyledim. Onu ne kadar üzdüğümü şimdi anlıyorum."

"Bu noktada olaylar kolaylıkla tersine çevrilebilir sanırım" dedim. Cebimden iki tane not kağıdı çıkardım. "Hadi bir şey deneyelim. Her birimizin kilisenin merdivenlerine oturup birer rica listesi yapmanızı istiyorum. Mark, eğer Mary yapmayı seçerse, akşamları eve girdiğinde sevildiğini hissetmeni sağlayacak üç dört şeyin listesini yapmanı istiyorum. Eğer yatakların toplanması senin için önemliyse, o zaman onu yaz. Mary, yaparken Mark'ın yardımını almayı gerçekten istediğin üç dört şeyin listesini yapmanı istiyorum; o yapmayı seçtiği takdirde, onun seni sevdiğini bilmene yardım edecek türden şeyler." (Listelere önem veririm, çünkü bizi somut şekilde düşünmeye zorlarlar.)

Beş altı dakika sonra bana listelerini verdiler. Mark'ın listesi şöyleydi:

1- Her gün yatakları yap.

2- Eve geldiğimde bebeğin yüzü yıkanmış olsun.

3- Ben eve gelmeden önce ayakkabılarını dolaba koy.

4- Akşam yemeğini yapmaya en azından ben eve gelmeden başla ki, eve geldiğimde 30 veya 60 dakika içinde yemeğimizi yiyebilelim.

Listeyi sesli olarak okudum ve Mark'a "Mary'ye eğer bu dört şeyi yapmayı seçerse, bunları sana karşı duyduğu sevginin göstergesi olarak göreceğini söylüyorsun" dedim.

"Doğru" dedi. "Bu dört şeyi yaparsa, benim ona karşı tutumumu değiştirmemde çok yol aldırır."

Sonra Mary'nin listesini okudum:

1- Her hafta arabayı yıkamayı benden beklemek yerine kendisinin yapmasını istiyorum.

2- Akşamları eve geldiğinde, özellikle ben yemek hazırlarken, bebeğin bezini değiştirmesini istiyorum.

3- Haftada bir kez evi elektrik süpürgesiyle süpürmesini istiyorum.

4- Yazın haftada bir kez çimleri biçmesini ve çimlerin kendi bahçemizden utanmama yol açacak kadar uzamasına izin vermemesini istiyorum.

"Mary" dedim. "Eğer Mark bu dört şeyi yapmayı seçerse, bu hareketleri, onun sana olan sevgisinin samimi ifadeleri olarak kabul edeceğini söylüyorsun."

"Doğru" dedi. "Benim için bunları yaparsa harika olur."

"Bu liste sana mantıklı görünüyor mu Mark? Bu işleri yapman mümkün mü?"

"Evet" dedi.

"Mary, Mark'ın listesindeki şeyler sana mantıklı ve uygulanabilir geliyor mu? Eğer yapmayı seçseydin, yapabilir miydin?"

"Evet" dedi. "Bunları yapabilirim. Geçmişte kendimi bunalmış hissediyordum, çünkü ne yaparsam yapayım, asla yeterli gelmiyordu."

"Mark" dedim. "Önerdiğim modelin annenin ve babanın evlilik modelinden farklı olduğunu görüyorsun değil mi?

"Şey" dedi. Babam çimleri biçer, arabayı yıkardı."

"Fakat bebeğin bezini değiştirmez veya evi süpürmezdi değil mi?"

"Doğru" dedi.

"Bunları yapmak zorunda değilsin anlıyor musun? Fakat eğer yaparsan, Mary'ye onu sevdiğini göstermiş olacaksın."

Evlenmeden önce
birbirimiz için yaptıklarımız,
evlendikten sonra
yapacaklarımızın göstergesi değildir.​

Mary'ye de şöyle dedim: "Bu işleri yapmak zorunda olmadığını biliyorsun ama Mark'a sevgini ifade etmek istiyorsan, işte sana onun için anlamlı olabilecek dört yol. sana bunları iki ay denemeni ve yararlı olup olmadıklarını görmeni öneriyorum. İki ayın sonunda listenize ilave ricalar ekleyip bunu birbirinizle paylaşmak isteyebilirsiniz ama ben olsam ayda bir ricadan fazla ilave yapmazdım."

"Bu gerçekten mantıklı" diye cevap verdi Mary. Mark, "Sanırım bize yardımcı oldunuz" diye ekledi. El ele tutuştular ve arabalarına yürüdüler. Ben de kendi kendime şunu söyledim: "Sanırım kilise bunun için var. Sanırım danışman olmaktan hoşlanacağım." O çindutu ağacının altında kazandığım içgörüyü hiç unutmadım.

Yıllar süren araştırmalardan sonra, Mark ve Mary'nin bana ne kadar eşsiz bir durum sunduklarının farkına vardım. Nadiren aynı sevgi diline sahip bir çiftle karşılaşırım. Hizmet davranışları hem Mark, hem de Mary'nin birincil sevgi diliydi. Yüzlerce kişi kendilerini Mark ve Mary'yle bağdaştırabilir ve sevildiklerini hissetmenin ilk yolunun eşlerinin yaptığı hizmet davranışları olduğunu kabul edebilir. Ayakkabıları kaldırmak, bebeğin bezini değiştirmek, bulaşıkları veya arabayı yıkamak, evi süpürmek veya çimleri biçmek, birincil sevgi dili hizmet davranışları olan birine çok şey anlatır.

"Mark ve Mary aynı sevgi diline sahipse,neden bu kadar zorluk çekiyorlardı?" diye merak edebilirsiniz. Sebep değişik diyalektler kullanıyor olmaları. Birbirleri için bir şeyler yapıyorlardı ama en önemli olanları yapmıyorlardı. Somut olarak düşünmeye zorlandıklarında, kendi spesifik diyalektlerini kolaylıkla belirlediler. Mary için bu arabayı, bebeğin bezini değiştirmek, evi süpürmek, çimleri biçmekten ibaretti. Oysa Mark yatakların toplanmasını, bebeğin yüzünün yıkanmasını, ayakkabıların dolaba kaldırılmasını ve işten eve geldiğinde yemeğin hazırlanıyor olmasını istiyordu. Doğru diyalektleri kullanmaya başlayınca , sevgi depoları dolmaya başladı. Birincil sevgi dilleri hizmet davranışları olduğundan, birbirlerinin spesifik diyalektlerini öğrenmek onlar için daha kolaydı.

Mark ve Mary'den ayrılmadan önce, üç gözlem daha yapmak istiyorum. İlk olarak, evlenmeden önce birbirimiz için yaptıklarımız, evlendikten sonra yapacaklarımızın göstergesi değildir. Evlilikten önce, aşık olma saplantısının gücüyle sürükleniriz. Evlilikten sonra, aşık olmadan önceki insanlar olmaya geri döneriz. Eylemlerimiz, annemizin ve babamızın oluşturduğu modelden, kendi kişiliğimizden, sevgi anlayışımızdan, duygularımızdan etkilenir. davranışlarımız konusunda kesin olan tek şey vardır: Onlar aşka tutulduğumuzda sergilediğimiz davranışla aynı olmayacaktır.

Bu beni Mark ve Mary'nin sergilediği ikinci gerçeğe götürüyor; sevgi bir seçimdir ve kimse sevmeye mecbur edilemez. Mark ve Mary birbirlerinin davranışlarını eleştiriyor ve hiçbir yere varamıyordu. Birbirlerinden talepler yerine ricalarda bulunmaya karar verince, evlilikleri düzelmeye başladı. Eleştiri ve taleplerin ilişkiye köstek olma özelliği vardır. Yeterince eleştiriyle eşinize boyun eğdirebilirsiniz. sonunda istediğinizi yapabilir ama muhtemelen bu bir sevgi ifadesi olmayacaktır. ricalarda bulunarak sevgiye yön verebilirsiniz: "Arabayı yıkamanı, çocuğun bezini değiştirmeni, çimleri biçmeni isterdim" ama sevme için isteği uyandıramazsınız. Her birimiz, her gün eşlerimizi sevip sevmediğimize karar vermeliyiz. Eğer sevmeye karar verirsek, bunu eşimizin arzuladığı şekilde ifade ifade etmek sevgimizi duygusal açıdan en etkili hale getirecektir.

Seven insanların yalnızca olgun olanlarının farkında olabileceği üçüncü bir gerçek vardır: "Eşimin davranışlarım konusundaki eleştirileri, onun birincil sevgi dili konusunda en net ipuçlarını verir." İnsanlar, eşlerini en çok kendilerinin en derin duygusal gereksinim duydukları alanlarda yüksek sesle eleştirirler. Eleştiriler, sevgi için yalvarmanın etkisiz bir yoludur. Eğer bunu anlarsak, bu onların eleştirilerini daha yapıcı bir şekilde işleme koymamıza yardım eder. Bir kadın, kocası bir eleştiri yaptıktan sonra ona "Bu senin için çok önemli görünüyor. Bunun neden bu kadar hayati olduğunu açıklayabilir misin?" diyebilir. Eleştiri çoğunlukla açıklama gerektirir. böyle bir sohbeti başlatmak, eleştiriyi bir talepten bir ricaya dönüştürebilir. Mary'nin Mark'ın avlanmasını sürekli olarak kınaması, onun av sporuna karşı nefretinin bir ifadesi değildi. Avı, kocasının arabayı yıkamasına, evi süpürmesine ve çimleri biçmesine engel olduğu için suçluyordu. kocası, onun sevgi dilini konuşarak sevgi ihtiyacını karşılamayı öğrenince, onun avlanmasını destekleme fırsatı buldu.

zflowersctr2.gif
 
flores231.gif


Paspas mı, Sevgili mi?

"Yirmi yıl boyunca ona hizmet ettim. Etrafında dört döndüm. O beni ihmal ederken, bana kötü davranırken, beni arkadaşlarımın ve ailemin yanında aşağılarken, ben onun için saçımı süpürge ettim, onun paspası oldum. Ondan Nefret ediyorum. kötülüğünü istemem ama çok kırgınım ve artık onunla yaşamak istemiyorum." Bu bayan, yirmi yıl boyunca hizmet davranışları sergilemişti fakat bunlar sevgi ifadesi değildi; korkudan, suçluluktan ve içerlemelerden dolayı yapılmışlardı.

Son otuz yılın sosyolojik
değişikliklerinden sonra,
Amerikan toplumunda
artık genel bir kadın ve
erkek rolü kalıbı kalmadı.

Paspas cansız bir nesnedir. Ona ayağınızı silebilir, üzerine basabilir, onu tekmeleyebilir ve her istediğimizi yapabilirsiniz. Kendisine ait bir arzusu yoktur. Sizin hizmetçiniz olabilir, fakat sevgiliniz olamaz. Eşlerimize birer eşyaymışlar gibi davranırsak, sevgi olasılığını imkansız hale getiririz. İnsanları suçluluk duygusuyla idare etmek ("Eğer iyi bir eş olsaydın bunu benim için yapardın") sevgiye yabancıdır. Hiç kimse asla paspas olmamalıdır. Kendimizi kullandırmaya izin verebiliriz ama aslında bizler duygu, düşünce ve arzuları olan yaratıklarız. Karar verme ve eyleme geçme yeteneğimiz vardır. Kendini kullandırmak veya biri tarafından yönlendirilmek bir sevgi davranışı değil, aksine bir ihanet eylemidir. Onun insanlık dışı alışkanlıklar geliştirilmesine izin veriyorsunuz. Sevgi der ki: "Seni bana bu şekilde davranmana izin vermeyecek kadar çok seviyorum. Bu ne senin, ne de benim için iyi değil."

flores231.gif
 
0003glitterha1.gif


Kalıpları Yenmek

Hizmet davranışı sevgi dilini öğrenmek, bazılarımızın kafamızdaki karı-koca kalıplarını yeniden incelemeyi gerektirir. Mark çoğumuzun doğal olarak yapacağı şeyi yapıyordu. Babasının ve annesinin modelini izliyor, fakat bunu da beceremiyordu. Babası arabayı yıkıyor, çimleri biçiyordu ama Mark bunları da yapmıyordu. Yine de onun kafasındaki koca kalıbının yapması gerekenler bunlardı. Kesinlikle kendini evi süpürürken veya bebeğin bezini değiştirirken hayal etmemişti. Bunların Mary için ne kadar önemli olduğunu fark edince, kendi iyiliği için, bu kalıptan kurtulmayı istedi. Eşimizin birincil sevgi dilinin bizden bizim rolümüze uygun görünmeyen bir şey istemesi durumunda hepimizin bu çabayı göstermesi gerekir.

Son otuz yılın sosyolojik değişikliklerinden sonra, Amerikan toplumunda genel bir kadın ve erkek rolü kalıbı kalmadı. Fakat bu, bütün kalıpların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; aksine kalıp sayısının çoğaldığını gösteriyor. Televizyon ortaya çıkmadan önce bir insanın evlilikte kadın ve erkeğin ne yapması gerektiği konusundaki fikri, öncelikle kendi annesi ve babası tarafından oluşturuldu. Oysa televizyonun yaygınlaşması ve boşanan çiftlerin çoğalmasıyla, rol modelleri çoğu kez evin dışındaki güçler tarafından etkilenir oldu. Sizin anlayışınız her ne olursa olsun, büyük ihtimalle eşiniz evlilikteki rolleri sizden biraz farklı algılıyordur. Duyulan sevgiyi daha etkili ifade etmek için kalıpları incelemek ve değiştirmek gereklidir. Unutmayın, kalıpları aynı şekilde korumanın hiçbir ödülü yoktur ama eşinizin duygusal gereksinimlerini karşılamanın muazzam yararları vardır.

Geçenlerde bir bayan "Dr. Chapman" dedi. "Bütün arkadaşlarımı sizin seminerlerinize yollayacağım."

"Bunu neden yapacaksınız ki?" diye sordum.

"Çünkü sizin semineriniz sayesinde bizim evliliğimiz kökten değişti" dedi. "Seminerden önce Bob hiçbir zaman hiçbir şey için bana yardım etmezdi. İkimiz de meslek yaşamlarımıza üniversiteden hemen sonra başladık ama evde her şeyi yapmak her zaman benim görevimdi. Herhangi bir işte bana yardım etmek aklımın ucundan bile geçmiyor gibiydi. Seminerden sonra bana, "Bu akşam sana hangi işte yardım edebilirim?" diye sormaya başladı. Bu hayret verici bir durumdu. İlk başlarda gerçek olduğuna inanamadım ama bu üç yıldır böyle devam ediyor."

"Kabul etmeliyim ki, ilk haftalarda biraz sıkıntılı ve eğlenceli zamanlar geçirdik, çünkü hiçbir işin nasıl yapılacağını bilmiyordu. İlk kez çamaşır yıkadığında, normal deterjan yerine sulandırılmış beyazlatıcı kullanılmıştı. Mavi havlularımız makineden beyaz benekli çıkmıştı. Sonra, çöp öğütme makinesini ilk kullandığında garip sesler gelmeye başladı. Kısa süre sonra yanındaki lavabonun borusundan sabun köpükleri çıkmaya başladı. Ben çöp öğütme makinesini kapatıp, elimi içeri sokup, ancak dörtte biri kalmış sabun kalıbını çıkarıncaya kadar da ne olduğunu anlamamıştı ama beni benim dilimde seviyordu ve sevgi depom doluyordu. Şimdi evdeki her işin nasıl yapılacağını biliyor ve her zaman bana yardım ediyor. Birlikte daha çok zaman geçirebiliyoruz, çünkü ben sürekli çalışmak zorunda değilim. İnanın bana, ben de onun dilini öğrendim ve onun deposunu dolu tutuyorum."

Bu gerçekten bu kadar basit miydi?

Basit mi? Evet. Kolay mı? Hayır. Bob otuz beş yıldır birlikte yaşadığı kalıbını yırtıp atmak için çok sıkı çalışmak zorunda kaldı. Kolay olmadı ama yaşadığı zorluğa rağmen, eşinizin birincil sevgi dilini öğrenmenin ve konuşmayı seçmenin evliliğinizin duygusal atmosferinde muazzam bir fark yaratacağını söyleyebilir. Şimdi beş numaralı sevgi diline geçelim.

0003glitterha1.gif
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst