- Katılım
- 27 Aralık 2008
- Mesajlar
- 432,578
- Reaksiyon puanı
- 0
- Puanları
- 0
Örnek olarak, önceden Ohio State University'de, şimdi ise University of
Chicago'da çalışan John Cacioppo'nun çalışmalarını ele alabiliriz. Cacioppo,
insanlara değişik duygular uyandıracak resimler gösterdi; pozitif duygu
uyandıranlar (örn: Ferrari, pizza), negatif duygu uyandıranlar (örn: kötürüm bir
surat, ölü bir kedi) ve nötr duygu uyandıranlar (örn: tabak, saç kurutma
makinesi). Aynı zamanda, bu sırada oluşan bilgi işlemenin şiddetini yansıtan ve
beynin serebral korteksinde meydana gelen elektriksel aktivite kayıt edildi.
Cacioppo'nun açıklamalarına göre; beyin negatif uyaranlara karşı daha güçlü
bir tepki gösteriyor. Elektriksel aktivitede daha fazla bir dalgalanma meydana
geliyor. Bu yüzden, tutumlarımız iyi haberlere oranla kötü olaylardan daha
fazla etkilenmektedir.
Negatif olaylara daha fazla ağırlık vermemiz aslında iyi bir sebepten
kaynaklanıyor olabilir ve bizi zarar verebilecek şeylerden koruyabilir.
İnsanlık tarihi boyunca, hayatta kalmamızı tehlikelerden kaçma yeteneğimize
borçluyuz. Beynimiz, bizim tehlikeleri fark etmemizi kaçınılmaz kılacak ve
böylece bunlara tepki göstermemizi sağlayacak sistemler geliştirmiştir.
Negatif durumlara karşı beynin aşırı duyarlı olması, bu eğilimin yaşamımızın
bütün alanlarında da çalışacağı anlamına gelmektedir.
Bu eğilimin, yakın ilişkilerimizin çoğu üzerinde güçlü bir rolü olduğunu
öğrenmek süpriz olmamalıdır. Birçok çalışma göstermektedir ki, çiftler
arasındaki ilişkilerde olumsuzluk ve olumluluk arasında ideal bir denge vardır.
Sağlıklı evliliklerde, olumlu ile olumsuz arasındaki dengeyi otomatik olarak
ayarlayan bir termostat var gibidir.
Mutlu çiftleri, evliliklerinde derin sorunlar yaşayan diğer çiftlerden esas
ayıran şey, birbirlerine karşı olan, olumlu ve olumsuz duygu ve hareketler
arasındaki sağlıklı dengedir. Çok sık tartıştıkları halde, bu durumu
birbirlerine sevgi ve tutku
gösterileriyle dengeleyebilen çiftler vardır. Bu çiftler, pozitif davranışlara
ne zaman ihtiyaç duyulduğunu net olarak bilirler.
Fakat bu işin hileli bir tarafı var. Negatif, pozitife oranla daha ağır
bastığı için, dengenin sağlanmasıdemek, pozitif ile negatif arasında %50
eşitlik olacak anlamına gelmemektedir.
Araştırmacılar, çiftlerin kavga ederek ve olumlu bir şekilde geçirdikleri
zamanı dikkatli bir şekilde planını çıkardılar ve evlilik hayatını, her iki
partner için de tatmin edici kılmak için gerekli olan olumsuzluk ile olumluluk
miktarının arasında çok spesifik bir oran olduğunu buldular.
Bu sihirli oran bire beş. Karı-koca arasında her olumsuz olaya karşılık, beş
kez pozitif duygular ve etkileşim meydana geliyorsa, bu evlilik zamanla daha
dengeli olacak gibi gözükmektedir. Buna karşılık, boşanan çiftler aralarında
gelişmekte olan olumsuzluklarla mücadele etmek için çok az pozitif şey
yapıyorlar.
Diğer araştırmacılar da, yaşamımızın diğer alanlarıyla ilgili olarak benzer
sonuçlar bulmuşlardır. Önemli olan, bire beş oranındaki bu küçük pozitif
hareketlerin sıklığıdır.
Arasıra meydana gelen büyük pozitif deneyimler (örn: doğum günü kutlaması) de
iyidir, fakat bu tip deneyimler, beynimizin negatif eğilimi önemsememesini
sağlayacak etkiyi yaratmıyor. Terazide mutluluğun ağır basması için, küçük
pozitif deneyimlerin sıklığı önemlidir.
Kaynak:http://www.psychologytoday.com /
Chicago'da çalışan John Cacioppo'nun çalışmalarını ele alabiliriz. Cacioppo,
insanlara değişik duygular uyandıracak resimler gösterdi; pozitif duygu
uyandıranlar (örn: Ferrari, pizza), negatif duygu uyandıranlar (örn: kötürüm bir
surat, ölü bir kedi) ve nötr duygu uyandıranlar (örn: tabak, saç kurutma
makinesi). Aynı zamanda, bu sırada oluşan bilgi işlemenin şiddetini yansıtan ve
beynin serebral korteksinde meydana gelen elektriksel aktivite kayıt edildi.
Cacioppo'nun açıklamalarına göre; beyin negatif uyaranlara karşı daha güçlü
bir tepki gösteriyor. Elektriksel aktivitede daha fazla bir dalgalanma meydana
geliyor. Bu yüzden, tutumlarımız iyi haberlere oranla kötü olaylardan daha
fazla etkilenmektedir.
Negatif olaylara daha fazla ağırlık vermemiz aslında iyi bir sebepten
kaynaklanıyor olabilir ve bizi zarar verebilecek şeylerden koruyabilir.
İnsanlık tarihi boyunca, hayatta kalmamızı tehlikelerden kaçma yeteneğimize
borçluyuz. Beynimiz, bizim tehlikeleri fark etmemizi kaçınılmaz kılacak ve
böylece bunlara tepki göstermemizi sağlayacak sistemler geliştirmiştir.
Negatif durumlara karşı beynin aşırı duyarlı olması, bu eğilimin yaşamımızın
bütün alanlarında da çalışacağı anlamına gelmektedir.
Bu eğilimin, yakın ilişkilerimizin çoğu üzerinde güçlü bir rolü olduğunu
öğrenmek süpriz olmamalıdır. Birçok çalışma göstermektedir ki, çiftler
arasındaki ilişkilerde olumsuzluk ve olumluluk arasında ideal bir denge vardır.
Sağlıklı evliliklerde, olumlu ile olumsuz arasındaki dengeyi otomatik olarak
ayarlayan bir termostat var gibidir.
Mutlu çiftleri, evliliklerinde derin sorunlar yaşayan diğer çiftlerden esas
ayıran şey, birbirlerine karşı olan, olumlu ve olumsuz duygu ve hareketler
arasındaki sağlıklı dengedir. Çok sık tartıştıkları halde, bu durumu
birbirlerine sevgi ve tutku
gösterileriyle dengeleyebilen çiftler vardır. Bu çiftler, pozitif davranışlara
ne zaman ihtiyaç duyulduğunu net olarak bilirler.
Fakat bu işin hileli bir tarafı var. Negatif, pozitife oranla daha ağır
bastığı için, dengenin sağlanmasıdemek, pozitif ile negatif arasında %50
eşitlik olacak anlamına gelmemektedir.
Araştırmacılar, çiftlerin kavga ederek ve olumlu bir şekilde geçirdikleri
zamanı dikkatli bir şekilde planını çıkardılar ve evlilik hayatını, her iki
partner için de tatmin edici kılmak için gerekli olan olumsuzluk ile olumluluk
miktarının arasında çok spesifik bir oran olduğunu buldular.
Bu sihirli oran bire beş. Karı-koca arasında her olumsuz olaya karşılık, beş
kez pozitif duygular ve etkileşim meydana geliyorsa, bu evlilik zamanla daha
dengeli olacak gibi gözükmektedir. Buna karşılık, boşanan çiftler aralarında
gelişmekte olan olumsuzluklarla mücadele etmek için çok az pozitif şey
yapıyorlar.
Diğer araştırmacılar da, yaşamımızın diğer alanlarıyla ilgili olarak benzer
sonuçlar bulmuşlardır. Önemli olan, bire beş oranındaki bu küçük pozitif
hareketlerin sıklığıdır.
Arasıra meydana gelen büyük pozitif deneyimler (örn: doğum günü kutlaması) de
iyidir, fakat bu tip deneyimler, beynimizin negatif eğilimi önemsememesini
sağlayacak etkiyi yaratmıyor. Terazide mutluluğun ağır basması için, küçük
pozitif deneyimlerin sıklığı önemlidir.
Kaynak:http://www.psychologytoday.com /
