Bir Dakika Hayatınızı Değiştirebilir.

1153989uac1bsggbc.gif


İkinci Şans

Eski Washington valisi Anthony Williams’ın çok çarpıcı bir yaşam öyküsü var. Williams daha küçük bir çocukken annesi ve babası tarafından terk edildi. Öksüzler yurdunda problem çocuk olarak bilinirdi. Üç yaşına geldiği halde konuşmayı sökememişti. Hayatının kaderi daha küçüklüğünden belli gibiydi ama iki sıcak ve ilgili insan ona bir şans daha vermeye karar verince her şey değişti.

Anthony, bir opera şarkıcısı ve en az onun kadar cömert kalpli olan kocası tarafından evlatlık olarak alındı. Kısa sürede konuşmaya başladı ve bu iki güzel insan tarafından çok güzel bir şekilde büyütüldü. Anthony’nin okul hayatı da çok başarılıydı. Liseden sonra Harvard ve Yale üniversitelerinde okudu.

Silik bir çocukken, zamanla başarılarıyla adını duyurdu ve 1998’de %66’lık oy oranıyla dünyanın en büyük şehirlerinden birinin valisi seçildi. Seçildikten sonra halka yaptığı ilk konuşmasında Williams şunları söyledi:

“44 yıl önce, annem ve babam beni evlat edinerek bana ikinci bir şans tanımış oldular. Şimdiyse, sanki bu şehir beni evlat edinmiş gibi hissediyorum ve size söz veriyorum ki; annem ve babam bana sevgi, samimiyet ve yardımseverlik hakkında ne öğrettiyse, hepsini bu şehre vereceğim.”

O, kendisine tanınan ikinci bir şans sayesinde yaşamaya devam edebilmişti. Bizlere de, hayatımızın belli bir döneminde mutlaka ikinci bir şans tanınıyor. Veya tam tersi, bu şans nasıl bize biri ya da birileri tarafından tanınıyorsa, bizler de zaman zaman başkalarına verebilecek bir fırsat tutuyoruz ellerimizde.

Belki bugün, o ikinci şans bize verilecek ya da belki bugün biz birine yaşamak için ikinci bir şans vereceğiz. Kim bilir?

439854ldh8jhs0bq.gif
 
67qd0.gif


Koşulsuz Sevgi

Adını bilmediğim bir yazar tarafından yazılmış, koşulsuz sevginin ne kadar kutsal bir şey olduğunu çok güzel resmeden bir öyküyü aynen aktarıyorum sizlere:

Kaya

Küçük kızı büyüdükçe daha bir asi oluyordu. Kızının bu davranışları, en son polis tarafından alkollü araç kullandığı için tutuklanınca doruğa çıktı. Anne, kızını çıkartmak için karakola gitmek zorunda kaldı.

Ertesi günün akşamına kadar tek kelime konuşmadılar. Sonunda anne, tansiyonu yumuşatmak için kızına küçük bir kutu içinde bir hediye verdi. Kız, ilgisizce kutuyu açtı ve kutunun içinde küçük bir kaya parçası buldu.

Şaşkınlık ve sinirle annesine: “Aman Allah’ım anne, bu da ne?” diye bağırdı.

“Kartı oku” dedi annesi.

Kız, zarfın içindeki kartı çıkardı ve okudu. Yanaklarından aşağıya doğru gözyaşları akmaya başladı. Yerinden kalktı, annesine sevgiyle sarıldı. Küçük kart elinden düştü bu sırada.

Kartın üzerinde şunlar yazılıydı: “Bu kayanın yaşı 200.000.000’dan daha fazladır. Senin için çabalamaktan da ancak bu kadar yıl sonra vazgeçeceğim işte!”

200.000.000. yıldan çok daha kısa zamanda, kolayca nelerden vazgeçebiliyoruz oysa… Ama işte koşulsuz sevgi… Ondan asla vazgeçemiyoruz.

67qd0.gif
 
993615plj4lg2oha.gif


Eğilmeyi Öğrenmek

Hem kendimizi alçaltıp aynı zamanda da duygusal anlamda sağlıklı olmak mümkün müdür?

Genç bir adam, iş için bir manav dükkanına başvurur. İşindeki ilk gün, patron genç adama bir paspas uzatır ve “Yerleri temizlemeni istiyorum.” der.

Yeni işe başlayan genç adam, afallamış bir halde “Ama ben bir üniversite mezunuyum.” der.

“Ah, özür dilerim” diye cevaplar patron. “Üniversitede bunları öğretmediklerini bilmiyordum. Peki o zaman, paspası bana ver sana bunu nasıl kullanacağını öğreteyim.”

Genç çocuk eğilmeyi kabul etmemiş, yerleri temizlemeyi reddederek seviyesini alçaltmamıştı! Oysa hayattaki en önemli derslerden birisi, en büyük gerçekleri ve en büyük mutlulukları alçalarak yakalayabileceğimizdir. Çoğu zaman ancak ve ancak belli bir hayat standardına ulaşırsak, belli bir gelir seviyesinin üstüne çıkarsak ya da belli bir eğitim seviyesine çıkarsak mutlu olabileceğimizi düşünürüz. Ama gerçek şu ki; basit olmanın ve birilerine hizmet etmenin değerini öğrenemezsek hiçbir zaman tam anlamıyla mutlu olamayız. Bu aynı zamanda kendimizi alçaltabilmeyi yani eğilmeyi öğrenebilmenin yoludur.

Hayatın bize sunduğu hediyeler, sanki bir rafta üst üste sıralanmış gibidir. Ama en büyük hediyeler en aşağıda dizilmiş ve en basit görünümlü olanlardır. Öyleyse demek ki; en büyük hediyelere ancak eğilerek, kendimizi alçaltarak ulaşabiliriz.

993615plj4lg2oha.gif
 
993579aetvw90k3q.gif


Farklı Bir Şey Yapın


Bir tek insan hayatının koskoca dünyada hiçbir önemi olmadığını düşündünüz mü hiç? Tabitha Brown bir insan hayatının bile bu koskoca dünya kadar önemli olabileceğini bizlere kanıtlamıştır.

1846 yılıydı. Tabitha Brown, Amerika kıtasının batısında yeni bir hayata başlamayı umut eden maceracıları, batıya götüren trene binmişti. 62 yaşında, 1.50 boyunda ve 49 kilo ağırlığında hasta bir ihtiyardı. Kısmi felç geçirdiği için, bir baston yardımıyla ancak topallayarak yürüyebiliyordu.

Yaşlı Tabitha, yol boyunca büyük bir cesaret ve sabır örneği gösterdi. Büyük Düzlükler’i ve Rocky dağlarını geçtiler. Trenin yiyecek deposu Rouge Irmağı’ndaki kızıldereliler tarafından soyulduğu için açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı Tabitha. Ama buna rağmen, hasta vagonundaki insanlara baktı.

En sonunda Oregon’a vardılar. Tabitha Brown ülkenin o bölgedeki ilkokullarından birini kurdu. Bu okul, zengin olsun fakir olsun her türlü insanı kabul ediyordu. Okuldaki öğrenciler eğitim ve yurt için haftalık bir dolar ödüyordu. Fakirler içinde eğitim ücretsizdi.

Hayatta kalabildiği sürece, elinden gelen her şeyi okuluna verdi. Hep öğrencilerinin yanındaydı. Okulu bir üniversite haline getirebilmek için gerekli olan öğretmen ihtiyacını karşıladı. Günlük vaktinin çoğunu, okul mutfağında oradan oraya zorlukla yürüyerek, o gün yenecek ekmekleri yapmaya harcıyordu. Ve yıllar sonra, bu küçük ve hasta yaşlı kadın koskoca dünyaya önemli bir şey katmayı başardı.

Bugün, Tabitha Brown’ın Oregon’da kurduğu mütevazı okulun adı Pasifik Üniversitesi olarak bilinmektedir.

993579aetvw90k3q.gif
 
wampirim senden şikayetçiyimm..bu kadarda guzell şeylerr bi arada paylaşılmazkiii...önce birini okıyım dedımm bitane daha bıtane daha derkenn ..sürüklendımm uykumaa inatt sonuna kadar okudumm..şahaneydii gerçektenn..
çok şıkk çiçekler falann

en begendıgım ise 2.şans ve affetmekle ilgili konulardıı..ama karar verdım her gun bir tanesını tekrar okuyacagımm..cıkartmam gerken cok dersler varrmışta...
 
cocuklar o kadar ilgincki, benim oglum 4 yasinda supermen olmak istiyordu, 5 yasinda ise kadin doktoru :)))

simdi 6 yasina geliyor ve copcu olmak istiyor :)))))

Çocuklar harika gerçekten. :)

Ellerine sağlık, süper süper,süperrr hepsii ;)) Ama en çok bunu sevdimmm :))

Teşekkür ederim cadi_bm. Beğenmene sevindim. ttli3

Zerynthia o kadar güzel paylaşımlar ki anlatamam..Hepsi çok anlamlı ve ders veren paylaşımlardı. Emeğine sağlık..Çok teşekkür ederimy789

Teşekkürler Ezeli_Nur. Aslında beni bu konuyu açmaya iten şey şu oldu: Kitapta anlatılan öyküler basit geldi. Ancak bu basit öykülerden çıkarılan anlamlar beni çok şaşırttı. Farkındalığı yüksek ve bakış açısı çok geniş olan bir insan ancak bu olaydan böyle bir sonuç çıkarabilir diye düşündürdü birçok noktada. O nedenle paylaşmak istedim. Beğenmene çok sevindim. ttli3

wampirim senden şikayetçiyimm..bu kadarda guzell şeylerr bi arada paylaşılmazkiii...önce birini okıyım dedımm bitane daha bıtane daha derkenn ..sürüklendımm uykumaa inatt sonuna kadar okudumm..şahaneydii gerçektenn..
çok şıkk çiçekler falann

en begendıgım ise 2.şans ve affetmekle ilgili konulardıı..ama karar verdım her gun bir tanesını tekrar okuyacagımm..cıkartmam gerken cok dersler varrmışta...

Evet haklısın Yelda'cım. Ben de şuan kendi kendime söyleniyorum. Ne gerek var bir anda bu kadarını birden paylaşmaya diye. :) Yoruldum bende yazmaktan. O nedenle şimdilik ara veriyorum yazmaya. Daha sonra devam edicem. Zaten çoğu gitti azı kaldı. :)

Beğenmene sevindim. Umarım hepimiz bir şeyler öğrenebiliriz. Teşekkür ederim canım. ttli3
 
eg7g4h.gif


Yaşamın Darbelerine Karşı Koymak

Hikaye gerçek değil ama iyi bir noktaya değiniyor.

Bir kadının kanaryası çok güzel ötüyor ve sahibesine mutluluk veriyormuş. Ta ki kadın elektrikli süpürgeyle kafesi temizlemeye kalkışıncaya kadar…

Ne yazık ki Pretty Pete’i süpürge yutuvermiş. Kadın süpürgenin torbasını açmış ve elini sokup bir ayın tozunun ve pisliğinin içinde canlı canlı gömülen kaskatı kesilmiş kuşu el yardımıyla bulmuş. İşleri daha da beter karıştırıp elinde kuşla lavaboya koşuşturup kuşu bacaklarından suyun altında tekrar sarılaşıncaya kadar tutmuş.

Birkaç gün sonra bir arkadaşı Pretty Pete’in nasıl olduğunu sormuş.

“ah sanırım oldukça iyi” demiş kadın. “Yalnız artık ötmüyor. Kafesinde öylece oturup gözlerinde donuk bir ifadeyle boşluğa bakıyor.”

Ben bu bakışı gördüm! Ve belki siz de birkaç kez bunu aynada görmüş olabilirsiniz. Özellikle çok acı bir darbe aldıktan sonra.

Eski bir Rus atasözü şöyle der: “Demir bir çekiç camı kırabilir ama demirden çelikte yapılabilir.” Yani acımasız olayların üzerine çekici indirdiğinde, kırılgansanız tuzla buz olabilirsiniz. Ancak yeterince güç ve inancınız varsa çekiç sizi çeliğe de döndürebilir.

Hepimizin çelik olması gerek! Her gün hayatın darbeleri bizleri camdan çok çeliğe dönüştürmeye yardımcı olabilir gerçekten de.


eg7g4h.gif



süper...cok begendım..bu sabah kendımı berbat hıssedıodum..--ama bu yazıdan sora daha az berbat hsıseıdorum:)---bu guzle paylaşım ıcın elelrınıze sağlık....
 
60453559906e.gif


Söylediğini Yapma Cesareti

Rollo May’in çok doğru bir saptaması var: “Toplumumuzda cesaretin karşıtı korkaklık değil, sisteme uymaktır.” diyor May. Çünkü sürüden ayrılmak cesaret ister.

Senatör John Tyler hayatını, söylediklerinin arkasında durmak üzere kurmuş bir adamdı. Bunun sonucu olarak insanlar O’na o kadar güvendiler ki; kendisini Birleşik Devletler Başkanı seçtiler.

Pek rağbet gören bir şey olmasa bile doğru bildiğini yapma becerisinin en iyi örneklerinden biri bir senato oylaması sırasında gerçekleşti. Tyler’in oyu kararı değiştirecek olan oydu ve diğer vekillerin üzerindeki baskıları olağanüstü fazlaydı. İsmi okunduğunda, Tyler vicdanına kulak verdi. Ve tüm baskılara rağmen ret oyu verdi sonra da bu verdiği oyun ağırlığıyla kelimenin tam anlamıyla koltuğuna yığıldı.

Meclis salonuna büyük bir sessizlik çökmüştü. Senatörler şok olmuşlar, duyduklarına inanamamışlardı. Sonra Tyler kalktı ve bir yazarın dediği gibi “Soylu öz yargısının eşliğinde” yürüyüp gitti.

Tyler biliyordu ki böyle zor kararlar verme cesaretini göstermek, yaşanılır bir hayat kurmanın en önemli parçasıdır.

60453559906e.gif
 
deco1wi9.gif


Amacınıza Sıkı Sıkıya Sarılın

William S. Bonowsky, Amerika’nın en büyük liderlerinden birinin, birbiri ardına yenilgilerle ve inatçı bir direnişle geçen öyküsünü anlatıyor. Bu büyük liderin hayat öyküsü şöyle:

1831’de işinde başarısız oldu.
1832’de Meclis’e girme çabası sonuçsuz kaldı.
1833’te yine iflas etti.
1834’te Meclis’e seçildi.
1835’te canından çok sevdiği hayat arkadaşı öldü.
1836’da sinirsel bunalım geçirdi.
1838’de Meclis Başkanlığı seçimini kaybetti.
1840’da Seçiciler Kurulu üyeliğini kaybetti.
1843’te kongre seçimlerini kaybetti.
1846’da Kongreye 1. dönem için üye seçildi.
1848’de Kongre seçimlerini bir kez daha kaybetti.
1855’te Senato seçimlerini kaybetti.
1856’da Başkan yardımcılığını kaybetti.
1858’de Senato seçimlerinde bir kez daha başarısız oldu.

Ve nihayet sonunda, 1860 yılında, ABD Başkanı seçildi!

Bunlar Abraham Lincoln’un yaşamındaki zorluklardan yalnızca birkaçı. Şöyle bir söz vardır: “Azmin bittiği yerde başarısızlık başlar.” Annem buna “hedefe sıkı sıkıya sarılmacılık” derdi. Yani, yaptığınız şeyi inanç ve sıkı bir çalışmayla yapıyorsanız, çoğunlukla başarıya ulaşırsınız.

Cesaretiniz mi kırıldı? Belki de yapmanız gereken bir kez daha denemek…

deco1wi9.gif
 
4e55130236qx4mx8.gif


Bir Hissetmek

1942 yılında, ABD konsolosluğu Basra Körfezi’nde yaşayan vatandaşlarına, gitgide yayılan savaşın her an yaşadıkları bölgeye sıçrayabileceğini ve bu bölgeyi terk etmeleri gerektiğini açıkladı. İnsanlar apar topar hazırlanıp gemilere doluştu.

Yolculuk çok tehlikeli olduğu için, bir kısım vatandaşlar askeri bir gemi olan Mauritania gemisine bindirilerek güven altına alınmıştı. Yerleştirilen 25 kadın ve çocuk haricinde, gemide binlerce müttefik askeri ve 500 kadar Alman esir vardı.

Okyanusun derinliklerinde devriye gezen denizaltılar yüzünden yavaş ve tedbirli bir şekilde ilerliyorlardı. Noel geldiğinde denize açılalı tam 2 ay olmuştu. Ve bu kadar sürede sadece Yeni Zelanda sahillerine varabilmişlerdi. Gemideki herkes korku ve endişe doluydu. Herkes bir an önce evine kavuşmak istiyordu.

Böyle bir ortamda, yolculardan birisi, en az kendileri kadar evlerini özleyen ve yalnızlık çeken Alman esirlere Yeni Yıl şarkılarını söylemek için kaptandan izin istedi. Kaptan izin verdi.

Oluşturulan küçük bir koro, Alman esirlerin tutulduğu bölüme gitti. Joseph Mohr tarafından Almanya’da yazılmış bir şarkı olduğu ve bu şarkının esirlere tanıdık geleceği düşünülerek, ilk olarak Silent Night şarkısını söylemeye karar verdiler.

Şarkı başladıktan sadece birkaç saniye sonra, birdenbire zemin ayağa kalkan esirlerin gürültüsüyle sallandı. Yüzlerce Alman esir, koruyu biraz daha iyi görebilmek ve dinleyebilmek için, hücrelerin küçük pencerelerine doluştu. O sırada, parmaklıkların her iki tarafındaki insanlar, içlerinde hep birlikte evrensel bir kanunu hissetmişti: Dünyadaki tüm insanlar birdir.

Umut ve sevgi, savaşan milletler arasındaki engelleri yıkmıştı ve en azından o an, hepsi bir tek aileye mensupmuş gibi hissetti.

Herkes birdi işte. Ve bunun bilincinde olarak, herkes o an gerçek barışı bulmuştu.

4e55130236qx4mx8.gif
 
süper...cok begendım..bu sabah kendımı berbat hıssedıodum..--ama bu yazıdan sora daha az berbat hsıseıdorum:)---bu guzle paylaşım ıcın elelrınıze sağlık....

Hmmm... Az da olsa hala kendini berbat hissediyorsun yani. Demek ki daha çok çalışmalıyız. ttli3 Ben teşekkür ederim.

Sevgiyle kal. actionsmile
 
001114122ps6kr0.gif


Teşekkür Edilmeyen İnsanlar

Boston Üniversitesi’nde hocayken, William Stidger bir ara sürekli, hayatında teşekkür edemediği ve minnettar olduğu insanların sayısının ne kadar çok olduğunu anlatır dururdu. Bu insanlar kimi zaman, ona eğitimi ve yetişmesinde yardımcı olmuş bir büyüğü, kimi zaman ona ilham vermiş birisi, kimi zaman da gösterdiği ilgi ve anlayışla onun üzerinde sonsuz etki bırakmış bir insan olurdu.

Bu insanlardan birisi de, okuldan mezun olduktan sonra uzun yıllar kendisinden hiçbir haber alamadığı öğretmeniydi. Haber alamamış olsa da, William Stidger’a şiir sevgisini aşılayan ve içinde diğer öğretmenlere duyduğundan farklı bir sevgi oluşmasını sağlayan öğretmenini hiç unutmamıştı. Bir gün ona karşı duyduğu minneti anlatan ve teşekkür eden bir mektup yazmaya karar verdi.

Aldığı cevap, yaşlı ve güçsüz bir insanın elinden çıkmış olduğu belli olan, bozuk ve düzensiz bir yazıyla yazılmıştı. Mektup, ‘Benim sevgili Willie’m’ diye başlıyordu. William sevinç içindeydi. 50’sini devirmiş, soğuk görünümlü bir profesör olarak artık dünya üzerinde kendisini ‘Benim sevgili Willie’m’ diye çağırabilecek birinin kalmadığını düşünüyordu çünkü.

Mektup şöyleydi:

Benim sevgili Willie’m,

Yazdığın mektubun benim için ne anlama geldiğini anlatmak için kelimeler yetersiz kalır. 80’lerimdeyim, küçük bir odada yaşıyorum, yemeğimi kendim yapıyorum, geçmişi düşünerek hayatımın sonbaharında mutlu olmaya çalışıyorum. İlgini çeker mi bilmem ama tam 50 yıl öğretmenlik yaptım ve bana yazdığın mektup bugüne kadar aldığım ilk teşekkür mektubuydu. Ve inan ki; hayatımda bugüne kadar hiçbir şey beni, soğuk bir kış günü kapıma gelen bu mektup kadar mutlu edemedi.

Kolay kolay ağlamayan William mektubu bitirdikten sonra gözyaşlarına boğulmuştu. William’ın geçmişinden, o hiç teşekkür edemediğimiz insanlardan biriydi, yaşlı öğretmen. Hepimizin hayatında ne çok var böyle insanlar öyle değil mi? Kimi zaman bir öğretmen, diğerlerinden farklı bir şey katan bize ya da kendimize inanmamızı sağlayan, yeteneğimizi keşfeden ve hiç unutamadığımız bir insan.

Hepimiz hayatımızı değişik yönlerden etkilemiş ve şekillendirmiş o insanları hep hatırlarız. Üzerimizdeki etkileri bizi değiştiren insanları… William Stidger, minnetini ifade etmek için bir yol bulmuş, öğretmenine mektup yazmıştı.

Peki sizin geçmişinizde o, hiç teşekkür edemediğiniz insanlar kim? Düşünün, belki ‘Teşekkür ederim’ demek için çok geç değildir.

001114122ps6kr0.gif
 
2dv8lzc.gif


Yüreklendirici Bir Sözcük

Polonyalı genç bir çocuk piyano çalmaya merak sarar ama öğretmeni parmaklarının kısa ve kalın olduğunu bu yüzden hiçbir zaman güzel piyano çalamayacağını söyler. Bunun yerine klarnet çalmasını tavsiye eder ona ama daha sonra başka bir müzik uzmanı da dudaklarının klarnet çalmaya uygun olmadığını söyler.

Derken bir gün, genç çocuk büyük piyanist Anton Rubinstein’la tanışır. Ünlü müzisyen, çocuğa o güne kadar hiç kimseden duymadığı, küçük ama yüreklendirici bir söz söyler: “Genç adam! Piyano çalma şansın var. Aslında senin iyi bir piyanist olacağından eminim ama bunun için günde 7 saat çalışman gerekli.”

Genç adamın bütün ihtiyacı birinden bu yüreklendirici sözü duyabilmektir aslında! Büyük Rubinstein ona gerçekten yapabileceğine inandığını söylemiştir. Hayatını piyano çalışmaya verirse, bunu yapabilecektir! Gerçekten iyi piyano çalabilecektir! Çünkü Anton Rubinstein öyle söylemiştir!

Rubinstein’ın söylediği gibi gününün büyük kısmını çalışarak geçirir ve çalışkanlığı en sonunda meyvesini verir. Jan Padewski zamanının en büyük piyanistlerinden birisi olur. Küçük, destek verici bir söz, bir çocuğun ruhunu açığa çıkarmasını ve yıllarca çevresine ışık saçmasını sağlamıştır.

Unutmayın ki; bugün size söylenebilecek bir söz, ufkunuzu açabilir ve tüm hayatınızı değiştirebilir.

2dv8lzc.gif
 
976310u2q4te2z6j.gif


Doğru Dua

Tanrıdan gururumu yok etmesini istedim. Tanrı: “Hayır. Gurur benim yok edebileceğim bir şey değil, senin bırakabileceğin bir şeydir.” dedi.

Tanrıdan sakat çocuğumu iyileştirmesini istedim. Tanrı: “Hayır. Onun ruhu sağlam, vücut o kadar önemli değil, o geçici bir şeydir.” dedi.

Tanrıdan bana sabır vermesini istedim. Tanrı: “Hayır. Sabır büyük acılar çekilerek öğrenilebilecek bir şeydir. Sabır verilmez, hak edilir.” dedi.

Tanrıdan beni mutlu etmesini istedim. Tanrı: “Hayır. Ben sana sadece nimetlerimi sunarım, mutlu olmak sana bağlı.” dedi.

Tanrıdan beni çektiğim acılardan kurtarmasını istedim. Tanrı: “Hayır. Çektiğin acılar günlük kaygılarının önemsizliğini anlamanı, onlardan uzaklaşmanı ve bana daha çok yaklaşmanı sağlar.” dedi.

Tanrıdan ruhumu olgunlaştırmasını istedim. Tanrı: “Hayır. Kendi kendine olgunlaşmalısın ama meyvelerini alman için yardım edeceğimden emin olabilirsin.” dedi.

Tanrıdan hayatı sevmemi sağlayacak her şeyi istedim. Tanrı: “Hayır. Ben sana hayatı vereceğim, böylece hayata dair her şeye sahip olabilirsin.” dedi.

Tanrıdan Tanrıya duyduğum sevgiyi, başkalarına da duyabilmeyi istedim. Tanrı şöyle dedi: “Ohhh! Nihayet doğru bir şey istedin.”

Ruhu olgunlaşmamış bir kul tanrıya hep “...ver bana” ile biten dualar eder; olgunlaşmış bir ruh ise “...vermemi sağla” diye bitirir dualarını…

976310u2q4te2z6j.gif
 
blume1118.gif


Gülüp Geçmek

Geçen gün okuduğum, radara yakalanan bir motosiklet sürücüsünün öyküsünü sizinle paylaşmak istiyorum.

Sürücünün aşırı hızı radar tarafından tespit edilir ve otomatik olarak motosikletin fotoğrafı çekilir. Birkaç gün sonra, postadan içinde 40 $’lık bir ceza ve motosikletin otomatik olarak çekilmiş fotoğrafı olan zarfı alır. Adam ödeme olarak karakola, bir 40 $ fotoğrafı çekip gönderir. Uzun zaman sonra karakoldan bir posta daha alır. Zarfın içinde, bir çift kelepçe resmi vardır!

Espri anlayışı, sağlıklı bir yaşam kurabilmek için önemli etkenlerden biridir. Geri planda tutulsa da, espri yapmak bir problem çözücüdür aynı zamanda, özellikle kavgalarda. Oysa, farklı iki düşünce arasında köprü inşa etmek gerçekten zor bir iştir, espri bunun kısa bir yoludur.

Birisiyle fikir ayrılığına düştüğünüzde, problemi çözmek için espri yapmayı deneseniz ne olur hiç merak ettiniz mi?

blume1118.gif
 
f48879ce7049.gif


Geçmişi Unutmak

Anıların sizi rahatsız ettiği oldu mu? Delete tuşuna basıp acı anları yok etmek ve sadece mutlu anları biriktirebilmek o kadar kolay değil, öyle değil mi?

Bir papazdan dinlediğim, rahip olmak için gireceği mülakatta kurulun dikkatini çekmek için yapmayı planladığı espri hakkında anlattığı öyküyü çok severim. Papaz öyküyü şöyle anlatmıştı:

“Düşündüm ki kurul anlattıklarımdan sıkılırsa, onlara derim ki: ‘Biliyor musunuz bu gece kollarımda başka birinin karısı vardı.’ Herkes dehşet içinde bana bakarken, hemen eklerim: ‘Kollarımdaki sevgili annemdi.’

Kurguladığım espri gerçekten çok hoşuma gitmişti ve mülakat günü tam kurul uyuklamaya başlamışken ‘Biliyor musunuz? Dün gece kollarımda başka bir adamın karısı vardı.’ dedim.

Beyninden vurulmuşa dönmüş olan kurul üyelerinin hepsi birden kafalarını kaldırdılar ve dik dik bana bakmaya başladılar. Zaten çok heyecanlıydım, koskoca kurul üyeleri bana öyle bakınca, hepten kontrolümü kaybettim, kafam allak bullak oldu. Sözlerime devam ettim. Ah Tanrım, ama kadın kimdi unuttum.”

Sizin de başınıza gelen böyle utanç dolu bir anı, ani alınmış bir kararı ya da kızgınlıkla söylenmiş bir sözü geri çevirmeyi çok istediğiniz oldu mu? Sorun şu ki; geçen zamanı asla geri çeviremezsiniz. Bazı yaraları hiçbir zaman kapatamazsınız. Ve ne yazık ki; dünyadaki hiçbir delete tuşu geçmişteki o içimizi acıtan yaraları, korkuları ve utançları silemez.

Geçmiş, adı üstünde geçmiştir. Ama onu kötü de olsa hatırlamak iyidir. O geçmiştir. Bitmiştir. Geri dönüş yoktur, zaten eski anılara dönmenin bir anlamı da yoktur. Önemli olan, anıların geçmişe ait olduğunu kabul etmek ve onların bize birer öğretmen olmasına izin vermektir.

Hepimiz, mutlu anlar kadar acı anların da bize bir şeyler kattığını anlamalıyız. Ve onları ait oldukları yerde, yani geçmişte bırakmalıyız.

Peki siz, geçmişi geçmişte bırakabilmeyi becerebiliyor musunuz?

f48879ce7049.gif
 
1175381jn074en4xb.gif


Sevdiğiniz Bir Şeyi Yapın

Asimov Yine Gülümsüyor isimli kitabında yazar Isaac Asimov, televizyon muhabiri Barbara Walters’la yaptığı röportajdaki ilginç bir bölümü anlatıyor. Röportaj şöyle geçiyor:

Walters, Asimov’a bugüne kadar kaç kitap yazdığını sorduktan sonra ekler: “Yazmaktan başka bir şey yapmak istediniz mi hiç?”

“Hayır” der Asimov.

Walters üsteler: “Hiç ava çıkmak, balık tutmak, dans etmek ya da gezmek istediğiniz olmadı mı yani?”

Bu sefer Asimov: “Hayır, hayır, hayır ve hayır!” diye cevaplar.

Walter vazgeçmez: “Peki ya, doktor sadece 6 aylık ömrünüz kaldığını söylese, o zaman ne yapardınız?”

“Daha hızlı yazardım.”

Isaac Asimov, hayatını sevdiği bir şeyi yaparak geçirdi. Komedyen George Burns’ün de dediği gibi, “Sevdiğiniz bir işi yapıp başarısız olmak, nefret ettiğiniz bir işte başarılı olmaktan çok daha iyidir.”

Söylemesi kolay. Ama bildiğiniz ve alıştığınız bir şeyi yapmaktan vazgeçmek ve bilinmeze dalmak, hayatımızda vereceğimiz en ürkütücü ve zor kararlardan biridir. Ama aynı zamanda en anlamlı olanlarındandır.

Yaptığınız şeyden artık memnuniyet duymuyorsanız, belki de alıştıklarınızı bırakıp, yüreğinizin götürdüğü yere gitme vakti gelmiş demektir. Ne dersiniz?

1175381jn074en4xb.gif
 
gerçekten çok faydalı bilgiler..ellerine sağlık teşekkürler..25889
 
372650ddemskvk5c.gif


Başarısızlığın Ötesine Geçin

“İlk seferinde başaramazsan, bırak. Belki de bu yaptığından alman gereken sonuç, başarısızlıktır.” diye bir söz vardır.

Gerçekçiliği severim ama bir anlık duygusallığın doğru olmadığını düşünürüm. Herkes başarısız olabilir. Hatta bazen insanın başına çok sarsıcı başarısızlıklar da gelebilir.

Ama gerçek şu ki; cesaret, dayanıklılık, inanç ve kendine güven sayesinde en büyük başarısızlıklarımızdan kalan enkazın üstüne yepyeni bir bina inşa edebiliriz.

Şimdi anlatacağım hikayenin kahramanını takdir etmeniz için ille de Amerikan futbolundan hoşlanmanız gerekmiyor. 1955’te Johnny Unitas, Pittsburg Steelers takımının elemelerini ilk denemesinde geçemedi ve takıma giremedi. En sonunda takıma girebilse de, savunma oyuncusu olarak görev aldığı ilk resmi lig maçında üç kez topu elinden düşürdü. Ve topu her düşürüşü, kendi takımının sayı yapamamasına sebep olmasının yanında, karşı takımın her defasında bir sayı yapmasını sağladı. Ama bundan sadece 15 yıl sonra, Ulusal Futbol Ligi’nin kuruluşunun 15. yıldönümü kutlamalarında Johnny Unitas tüm zamanların en iyi savunma oyuncusu seçildi. Aynı yıl Associated Press onu son 10 yılın en mükemmel oyuncusu olarak ilan etti.

Peki ne olmuştu? Cevap şu ki; Johnny başarısızlığı seçmemiş, aldığı her darbede devam kararı almıştı.

Sonuçta her hayal kırıklığı peşinden bize iki seçenek sunar: Devam etmek ya da bırakmak. Vereceğimiz karar ise, hayat denen bu uzun koşuşturmacada belki de her şey demektir.

372650ddemskvk5c.gif
 
Çok güzel bir köşe olmuş bu , harikasın , emeğine sağlıkkkkkk :))
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst