BUGÜN KENDİM İÇİN NE İSTİYORUM?

çalıştığım okulun anaokulu öğrencileri cicili bicili panolar hazırladılar. konu.. yeni yılda ne istiyorsunuz. öyle ilginç yanıtlar vardı ki bir kez daha çocuk kalmaış olmasını diledim tüm dünyanın. birkaçının resmini çektiysem de internete resim yükleme konusu benim için kaos.
çocuğumun biri
" pilav ve sürpriz istiyorum"
demiş
oyuncak isteyenler var, bebek isteyenler, bi çocuğumun gözü pek de tokmuş.
"hiçbirşey istemiyorum. sadece araba ve balık" :)
yine çok ilginç bir cevap
"dünyanın üstüne kocaman örtü istiyorum. kimse üşümesin"
bir çocuğum -ki onu psikiyatriste göndersem mi diye kara kara düşünüyorum :)
"bütün dünyada kertenkele ve tüm böcekler olsun" :)
bir diğeri
"çocuklar yeni yılda kışın da dondurma yiyebilsinler" :)

yanıtlara bakarken aklıma Bernard Show un bir sözü geliyor.


Sorun çaresizlik değil isteksizlik… İsteksisiz; çünkü çocuklukta bize uygulanan şey içimizdeki isteği öldürmektir..

büyüyeceksiniz çocuklarım. istemeyi unutacaksınız hatta. bir gün.. ama ben kendimi, kendi isteklerimi öteleyerek yaşıyorum deyip içinizdeki çocukla yeniden iletişime geçmek isteyeceksiniz. belki BUGÜN KENDİM İÇİN NE İSTİYORUM diye bir günlük tutacak, ancak yeniden istemeyi kolay öğrenemeyeceksiniz.. (bknz.. günlüğümün ilk msjları :) )

..fakat sonra.. donakalıyorum..

tekrar tekrar okuyorum bir çocuğumun dileğini.

kendimden utanıyorum.

resmini çektim. face sayfamdaki url sini paylaşıyorum sizle.. flu epey..büyütün.. evet.. üstte sağda solda dilekler var. iki bebek isteyenler falan.. altta ortadaki..

https://www.facebook.com/photo.php?...92811162.64986.100003055811723&type=1&theater



YENİ YILDA NOEL BABAYA HEDİYE ALMAK İSTİYORUM...

yorumsuz...

o çocuğum kadar büyümek istiyorum..
 
kimse üşümesin diye tüm dünyanın üstünü örtmek isteyen çocuklar doğsun istiyorum:) babamın şehir dışındaki arkadaşıma gitmeme olumlu bakmasını istyrm :)
 
1000. mesajımmış üstteki mesajım... bir ömür, ve söyleyecek kaç bin sözüm geçmiş, bir çocuk bir söz söylemiş karmayı anlayıvermişim..

karmayı anlamama yardım eden tüm olgular için şükrediyorum..ve karmayla alışverişimin benim ve herkesin yararına artmasını seçiyorum..
 
Rüzgâr ile yaprak dost oldular. Artık rüzgâr savurmuyordu yaprağı.
-”Söyle dostum, nereye istersen oraya götüreyim seni” dedi rüzgâr yaprağa.
Yaprak düşündü taşındı, aklına hiçbir şey gelmedi. Tekrar sordu rüzgâr:
- Hadi söyle seni istediğin yere taşıyayım.
Tekrar düşündü yaprak , aklına yine bir şey gelmedi…
- ”Bilmiyorum rüzgâr kardeş, aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sen söyle ?” dedi.
Rüzgâr:
- Gidecegin yeri bilmedikten sonra rüzgâr dostun olsa neye yarar.. Savrulur gidersin!
dedi ve bildigi gibi esti tekrar. Yaprak yine savruldu…
Üstelik de bu sefer savuran dostuydu.

İnsan bu dünyada ne istediğini bilmesi gerek bilmediğin zaman bir yaprak misali savrulursun oradan oraya
 
evrenin aklı çok karışık çoookkk...

bir taraftan tüm mevcut şartlarımda mutluluk göndermek istiyor.. bir taraftan mevcut şartları daha iyiye taşımak..

bir tarafı tüm şartları değiştirmek, yeni başlangıçlar yapmak istiyor.. bir tarafı tüm şartları yoksaymak..

bir uşağı siparişlerin peşine düşmüş bir uşağı hayallerimin..

ah bir geçseydi şu kafa karışıklığı evrenin ve tüm uşaklarını nereye seferber edeceğini bilseydi :))
 
Ne istediğini biliyor musun?


Yeni yıl kararları falan diyoruz ama...

Asıl önemlisi şu:

Ne istediğini biliyor musun?

Ben bilmiyorum mesela!

Bazen öyle istiyorum, bazen böyle...

Bir öyleyim, bir böyle..

Sen de benim gibiysen...

Birkaç alternatif çıkardım. Oku bakalım...

Şimdi bir daha düşün...

***


- Aynı yatakta biriyle sıcacık yatıp ama yorgansız kalmayı mı?

Yoksa yalnız yatıp birinin sıcaklığını aramayı mı?

- Yalnız tatile çıkıp rahat rahat harcamayı mı?

Yoksa biriyle takılıp sıkılmamayı mı?

- Biriyle birlikte olup istediğin zaman seks yapmayı mı?

Yalnız takılıp istediğinle seks yapmayı mı?

- Eve giderken “Bir şey lazım mı?” diye sormak mı?

Yoksa eve giderken kendine eve gitmeyi istiyor muyum? diye sormak mı?

- İstediğin kadar taksitli alışveriş yapabilmek mi?

Yoksa abuk sabuk şeylere para harcamamak mı?

- İstediğin diziyi ama tek başına seyretmek mi?

Yoksa istemediğini ama biriyle birlikte yorumlayarak seyretmek mi?

- Kavga edip ayrılmak mı?

Yoksa ayrılmayıp kavga etmek mi?

- Para biriktirip Küba’ya gitmek mi?

Yoksa Küba’ya gitmeyip para biriktirmek mi?

- Seni bekleyen birisi olmasının ağırlığı mı?

Yoksa bekleyen kimse olmamasının boşluğu mu?

- Hastalanınca bakacağın birisinin olmaması mı?

Yoksa hastalanınca sana bakacak birisinin olmaması mı?

- Pazar sabahları istediğin saatte kalkıp ekmeğinin bile olmaması mı?

Yoksa kızarmış ekmek kokusuyla ama erken kalkmak mı?

- Bir davete çift gitmenin rahatlığı mı?

Yoksa yalnız gitmenin heyecanı mı?

- Market alışverişini birine yıkabilme olasılığı mı?

Yoksa istediğini alıp onları 3 kat çıkarmanın ağırlığı mı?

- Sabaha karşı eve gelme özgürlüğü mü?

Yoksa geç kaldığında seni merak eden birinin varlığı mı?

- Birini merak etme yükümlülüğünün ağırlığı mı?

Umursamayacağın kimse olmamasının hafifliği mi?

- Her gün, “Neredesin?” diye soran birinin verdiği emniyet duygusu mu?

Yoksa “Ne yapalım?” diyen birinin haifmeşrepliği mi?

Hangisi?

Yalnız bir hatırlatma yapayım:

İkisi birden olmaz.

Hadi şimdi bir daha düşünüp karar ver.




Dilek Önder/ VATAN GAZETESİ
 
kahve eşliğinde, yalnızlığın tadına vara vara, ya da dibine vura vura :) kitap okumak gibisi var mı ?
şöyle bir gözden geçiriyorum okunmak üzere bekleyen kitaplarımı..birkaçına elim gidiyor. çöl resimlerine takılıyor gözüm.. tam da ruhuma uygun..ama ruhuma uyanın ryhuma iyi gelen olmadığını farkediyorum ve ruhuma iyi gelecek bir kitap arayışına giriyorum..
..ve..
EFSUN.. ORADA.. BURALI BİR KADIN..
ilk cümlesi...düşüşlerinden bir düş elde edebilenlere...çağırıyor diğer cümlelere sanki.
aklıma bir süre önce yazdığım bir cümle düşüyor ve kitaba başımı gömerken.. başımı kaldırdığımda gerçekten bilmek istiyorum..
ORASI NERESİ SAHİ?


BİRİSİ hiç burada olmuyordu ve BİRİSİ hep oradaydı..orası neresiydi ki? BİRİSİ geçip gittiği heryeri orası yapıyordu ve hiç kimse BİRİSİ kadar kendini coğrafyaya dönüştüremezdi.vatanı kendisi bir vatansız gibiydi..her an nöbette..bir coğraf...yanın içinde coğrafyadan bağımsız bir coğrafya gibi..
gördüğün halde hiç görmemiş gibi oluyordun ONU.. sanki O yoktu ve o olmasa tüm siperler savunmasızdı oysa..sanki yokluğunun tapınağında.. yokluğunun zafer anıtı gölgesinde..içine girdikçe büyüyordu ve bir sıvı gibi yayılıyordu..


cansuyu
 
Bugun kendim icin ne istiyorum?

Bir dusuneyim.. Su an calisiyorum.. Ama pazar sendromundan bir an once cikip, esimin yanina gitmek istiyorum... Ona sımsıkı sarılıp ne kadar şanslı olduğumu ve onu ne kadar cok sevdigimi ve hayatimda verdigi en dogru kararim oldugunu soylemek isterdim...
 
Küçük mutluluklar diliyorum...

Sıcacık bir çay, Sıcak insanlar,
Sana hayran bir çift göz ve bir adet aşk,
Trafikte yeşil ışık. Küçük, renkli pabuçlar,
Yağmurlu havada hafif bir rüzgar eşliğinde çıplak ayaklarla dolaşmak... Ve toprak kokusu...

Küçük şeyler diliyorum...

BÜYÜK MUTLULUKLAR İÇİN ..


(alıntı)
 
Yaşamda seyirci değil, oyuncu olmak istiyorum.
 
Yaşamı seyretmek güzel olacaksa,
iyi oynanmalıdır oyun;
bunun için de iyi oyuncular gerekir.
der
Friedrich Nietzsche
 
Hayata hiç isyan etmeyin.
Öncelikle şunu kabul edin, hayat adil değil.
Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı.
Başımıza gelenler de eşit değil.
Önce hayatın adil olmadığını kabul etmelisiniz.
Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer
havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve
havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken
bir şey söyler:
"Ben en azından denedim".
Siz gerçekten denediniz mi?
Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?
Hayata Windows 98'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz?
Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde,
Kiminin nasır tutmuş parmaklarında
Kiminin boyalanmış ellerinde,
Kiminin gömleğinde ki ter kokusunda ,
Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.
Güneş, her sabah yeniden doğuyor,
Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz,
Eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz.
Yeter ki gülümseyin
Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan...

HAYATIN EN GÜZEL YANLARI ...

-ASIK OLMAK
-YUZ KASLARINIZ AGRIYANA DEK GULMEK.
-SICAK BiR DUS.
-OZEL BiR BAKIS.
-MAiL ALMAK.
-MANZARALI BiR YOLDA ARABA KULLANMAK.
-RADYODA EN SEVDiGiNiZ KiSiNiN SARKISININ CALMASI.
-YATAGINIZA UZANIP YAGMURUN SESiNi DiNLEMEK.



alıntı
 
Bugun kendim icin yalnizligi tercih ediyorum.... Kimseyi incitmemek adina ihtiyacim olan sey sanirim kendimle basbasa kalabilmek...
 
köprüden önceki son çıkışın sonundan içeri gireli.


http://www.hayatimdegisti.com/forum/tanisalim/9282-yeni-gelen-arkadaslar-9.html


ilk mesajımı buldum sitede :) öyle köprüden önceki son çıkışın sonunda gibi işte :) öylesine umutsuz mu bilemedim, çaresiz mi sezemedim, ama öyle aceleci işte :)
gerçekten öyle hissediyordum..hemen o an, ya olmalıydı bişeyler, ya olmalıydı, başka türlüsü yoktu.
ya siyahtı herşey çünkü ya beyaz..
okusam da, sorsam da dayanamamış, depresyon telkinini hemen dinlemeye başlamıştım.
dayanma gücümün son noktasındaydım ne de olsa.
öyle geceyle gündüz yer değiştirmedi bir günde dünyamda. öyle büyük mucizeler de yaşamadım belki, ama her gün dayanıyordum işte, her gün gelişen küçük mucizeleri arıyor ve buluyordum,
gözlerimi taşların içinde yetişen çiçeklere çevirmeye başlamıştım çünkü hiç farkında olmadan.sıyrılıp taşlardan.


ne siyah yitti, ne beyaz yetti belki ama grilerle barıştım an be an..

bazen aramıza yeni katılan bir arkadaşımız, aynı tezcanlılıkla mucize reçeteler peşine düştüğünde, gizli bir hoşgörülü gülümseme sarar oldu ki benliğimi, bana olan tam da buydu hani..sanki grilerle akmayı öğrenmekteyim her adımımda, ve varmak yitirdi tüm önemini.

bugün kendimle biraz hesaplaşma günüm..
45 yıl geçti çünkü..

belki çok geçti, belki hiç geçti,,
belki çok GEÇ/ti, belki hiç GEÇ/ti.
 
Topladım eşyalarımı..
topu topu hafta izinliyim ama hiç dönmeyecekmiş gibi değil, sanki hiç varolmamışcasına titizlikle topladım.
nasıl severim aslında giderken, dönmemeyi göze aldığımı bilmenin o gizli hazzını.. dönmemeye hazır gidişlerimi.sinsi sinsi eğreti olmanın gücünü..izlerimi yoketmeyi.. ne masamın üstünde, ne çekmecelerde bana ait hiçbirşey bırakmadım.. bilgisayarda benle ilgili herşeyi ve tüm çerezleri sildim.. kişiliksiz bıraktım odamı..
yokluğumda yaşamıma dokunulamasın diye yaşamımı da aldım götürdüm sanki.
nasıl severim oysa tek bir gün için bile biryere gitsem hemen köşe bucak yerleşmeyi, çekmecelerde aitlik barındırmayı. .kişiliğimi katmayı..hiç sevmem eğreti yaşamayı yaşarken.
sahi hiç çerez bırakmamış mıyım mıdır ardımda?kişiliksiz bıraktığım odalar ben gibi kokmaz mı artık? belki de ben sildiğim çerezlerimdir kim bilebilir? ya da ben dediğim başkalarından arta kalan çerezlerin toplamıdır..

sahi hepimiz gidiş yolunda kendimizden çakıl taşları serpe serpe yürümüyor muyuz yaşamda?ve dönüş yolunda toplaya toplaya varmıyor muyuz kendimize? oysa topladığımız çakıl taşları belki başka, belki biz başkalarının çakıl taşıyız..ve hepimiz hem gidiş yoluyuz kendimizden ırayan, hem dönüş yolu kendine varan..
topladım çakıltaşlarımı..
çakıl taşlarıyla seksek oynamak istiyorum...
 
Bazı çerezler silinmemeli faydalılardır örneğin hatırlanması gereken kullanıcı adları ve parolalar bazı çerezler ise silinmelidir virüs vari ya da turva atı barındıranlar tıpkı olumlu düşüncelerimizi özenle saklayıp olumsuzları silmemiz gerektiği gibi.

Sevgilerimle...
 
üstümdeki bu garip sukunet halini seviyorum.. ve yaşamın getirilerini sukunetle karşılamayı seçiyorum..

ama sevgili Sweet, hala birşeyler eksik derken bana :) ruhumu okuyorsunuz sanki..

eksik.. çünkü bu benim seçimim.. bunu biliyorum..

affedemiyor.. ve özgürleşemiyorum sanki..

oysa çoktandır bu konuda gereken teoriklere ulaştım ve nasıl ihtiyacım olduğunu biliyorum.. acı da verse bu insan sever ya bazen prangalarını, hatta katilini bile sevebilir ya, ya da acının, ya da ölümün kendisini..

bilemiyorum..

herşeyin bir zamanı var sanki..

iki yıl önceydi..affedemedikçe güçleniyor, affedemedikçe besleniyor, affedemedikçe özgürleşebilirim sanıyordum önceleri.. ama sonra ..sanki bi halat çekme yarışındaydım ve kazanan kimse yoktu..

oysa yaşam boyu tüm hatalarımın bedelini ödemiş, ama yeri geldiğinde gemileri yaksam da yakmasam da, gemiden atlayıp ufka bakıp yeniden kulaç atmayı becermiştim..bilinç düzeyinde olmasa da hesaplaşıp içimde, affederek yapmıştım bunu..ve affedemeyen, affedemediği için çakılıp kalan, klinik vaka haline dönüşen çok yakın bir aile bireyim örneği vardı gözümün önünde.. ve kendimi hep onun kadar sınıra yakın hisseder, beni kurtaran tek şeyin hesaplaşmalarımı bitirmek olduğunu söylerdim.. oysa düpedüz affetmekti bu..

ve iki yıl önce, ilk kez bilinçli bir tercihle affedebilmeyi denedim .. eşruhemicimi.. ona sevgimi..ona sevdiğimde dönüştüğüm beni..
oshodan alıntılar paylaştım beni anlaması için ( uzman görüşü beni daha iyi anlatır mı sandim ne :)) )
biraz , ya da epeyce paranoid bir kişilikti eşruhemicim ve başka gerekçeler aradı..anlamadı..ve affedebilme adına içimde duyduğum azıcık kararlılığımı yitirdim, beceremedim, ve böylece bazı şeylerin her tekrarında yeniden kara kaplı defterlerimin satırlarında dolandım durdum..

ve sonrasında ben de affedilemez, ya da belki de affedilmesi gereken şeyler yaptım.. önce kendime ihanet ettim.. kendimden özür diliyorum.. beni affet..ve sonrasında .. artık hiçbir şeyi affedemeyen, birbirini çamur güreşinde gibi ağırlaştıran iki kişiye dönüştük..

sonrasında ne zaman affetme konusu açılsa, cıs sıcak, hemen elini çeken, öteleyen ben affetmeyi acıyla, affetmeyi güçlü kalmakla örtüştürdüğümü farkettim..

çoktandır pc ye indirdiğim affetmek öğrenilebilir e kitap ve affetme meditasyonlarıı görmezden gelmeye çalıştım..

ama dinmedi acı..ve ağırlaştıkça ayaklarım ağırlaştı..

dün akşam ilk defa.. bilinçli bir istemle, Özlem Hanımın affetme meditasyonunu uyguladım..biliyorum bu sadece başlangıç,

hala acıyor, çünkü meditasyon sırasında da farkettiğim gibi kendimi özgürleştirmeyi de bir çeşit kendime ihanet gibi algılıyordum nerdeyse..

ama bu adımı sürdürmek istiyorum..kanaya kanaya da olsa bu yaranın geçmesini seçiyorum..yitirdiğim kendimle yeniden buluşuyorum ve kendimi onaylıyorum..


ve gücümü ak kaplı defterin sevgi satırlarında bularak yürümek istiyorum
 
hocam affedebilir misin edemez misin bilmiyorum.. ama ben yaşamım boyunca babamı affetmedim.. gerçekten yaşamımdan lendi kendime hiç abartısız bir 5 yıl çaldım... şuan affetmediğim için çok pişmanım.. gerçekten...
herkesi 10 kere 1000 kee 1000000 kere affediyorum.... gerçekten... eğer ölümsüz varlıklar olsa idiki emin olun babamı affetmezdim... ama taş çatlasa 45 50 gibi gençliğin dinginliğini kaybediyoruz.... affedin diyorum
hatta kardeşçe ve sevgi ile emrediyorum.... AFFET AFFET AFFET AFFET...
 
estağfurullah Kutayhun Hocam :)

ailemi anne olduktan sonra tam anlamıyla affetmeyi başardım. anlamak mı gerek affedebilmek için ki.

ama şu an.. ben de bilmiyorum başarabilecek miyim.. affetmek içindeki gölgelerle yüzleşmek gibi biraz da sanki. teslim olmadan..

gölgeler dünyasından ışığa uzanmak istiyorum..
 
BUGÜN KENDİM İÇİN kendim olmak istiyorum....

Bugün kendim olmak istiyorum....
En sevdiğim müzikle güne başlamak,
En sevdiğim insanlarla kahvaltımı yapmak istiyorum.
Bugün kendim olmak istiyorum....

Dert etmeden alttaki komşunun kulaklarını Ona inat bağıra bağıra şarkı söylemek isitorum.
Ve bu akşam en sevdiğim tabaklarla ikram etmek istiyorum yemeğimi dostlarıma...

Kaçı kırılacak, kaçının yaldızları silinecek diye dert etmeden...
Bugün kendim olmak istiyorum...
Sevdiklerimi aramak, onları ne kadar çok sevdiğimi söylemek istiyorum...
Ve tabii ki çimlerde yalın ayak yürümek,
Otobüs şöförüne kocaman bir tebessümle “Günaydııın!” demek
Hatalarıma sadece gülümsemek istiyorum...
Bugün kendim olmak istiyorum...

Yüzümdeki maskeden sıyrılmak,
Sevdiklerime doyasıya sarılmak
Ve diğerlerinden sıyrılmak istiyorum...
Bugün kendim olmak istiyorum...
Herşeyden herkesten çok...

Ama korkuyorum...

Beni böyle de sever misiniz?...
Yüzümdeki maskeden arındırdığımda kendimi
Beni böyle görmek ister misiniz?

Ben sadece kendim olmak istiyorum
Çünkü biliyorum,
Çünkü hissediyorum,
Çünkü ancak o zaman YAŞIYORUM...

Özge BAYRAM

Sagopa Kajmer Kendim için - YouTubesapkal89
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst