HATALI ALANLARDAN BAĞIMSIZ İNSANLAR

HATA 3

ONAYLANDIKÇA İNANMAK

Gazap üzümleri romanının pulitzer ödüllü yazarı Steinbeck diyor ki

-İnsanlar akıl almayı sevmezler, bütün istedikleri teyid edilmektir.



Onaylandıkça inanmak, aklını düşündüklerini yeterli görmek basit ve ucuz bir oyuncaktır. İnsanoğlu bu kaçamağı sınırlarını zorlamamak için icat etmiştir.

ONAYLANDIĞINIZDA GEVŞEMEYİN .SORMAYA DEVAM EDİN.
 
ilk bakışta bu başkalarının düşüncelerini önemseme yanılgısı gibi gözüküyor. oysa bence tümüyle kendine güven le ilgili. çoğumuz yaşamımızın bazı kesitlerinde kendi değerimizi başkasından aldığımız değerle ölçme yanılgısındayız.
onaylanmak aslında farkedilmenin de bir sonucu sanki..
algıladığımız kadar değil algılandığımız kadar varolduğumuzu zannediyoruz yaşamda.

bir başka boyutu daha var sanki onaylanma gereksinimimizin. elbette ki ait olma duygumuzu beslemek istiyoruz NORM larda olduğumuzu duyarak belki.. ÖZGÜN değil.. normlarda..

konuyla çok ilgili değil belki ama norm larda ve genel kabul e uygun davranmayla ilgili kızımdan bir örnek vermek isterim.. gerçekten BEN diyen, hatta rabbena hep bana :) diyen bir kızım var. zaman zaman sözediyorum..ve doğrularını savunan ardında duran, genel kabulle bağdaşmadan önce kendisiyle bağdaşması şart olan..

liseye başladığında hergün büyük bir itinayla :) gömleğinin tek tarafını eteğinin içinde tek tarafını dışında bırakarak okula gittiğini farkettim. ve oturup konuştuk bunu. tüm liseliler aynı şekilde dolaşıyordu. kendince belki aykırı, belki özgün gördüğü bu durum aslında aykırılığın bile standart haliyle kabul görme çabasıydı.

bir başka boyutu daha var ki onay gereksinimimizin..bazen cevabını bildiğimiz bir soruyla başbaşayızdır. ancak soru ile cevabı yüzleştirmekten çekinerek olmaması gereken , başkasının bize sunduğu ayrı bir cevabı kabul ederek kendimizden kaçarız.

kendi egomuz üzerinde başkaları daha mı söz hakkı sahibi ya da etkili acaba???
 
HATA 4

KÜÇÜK ŞEYLERİ ÖNEMSEMEMEK

Antik çağlardan kalma bir öyküde, iki dostun ayrılık sahnesindeyiz.
Şarap kadehlerini,son kez tokuştururlar ve yeniden buluşmaya söz verirler.
Kadehler paramparça olur.
İkisi de diğerinin kadehinden küçük bir parçayı saklar.
Bu parçacığa "SİMBOLİN " adını koyarlar.
O gün. bugündür , çok şey ifade eden parçacıklara SEMBOL demek adet olmuştur.

Küçük şeyleri ayrıntıları önemsememek bütünü gözden kaçırmanıza yol açabilir.
KÜÇÜK ŞEYLERİ ÖNEMSEYİN
 
yok yok..bir türli hemfikir olamadık biz Nihat Demirkol la..

benim bireysel hatalarımdandır herşeyti sembolize etmek.. ve bu bazen ayrıntılarda boğulurken deryaya varamamaya yol açmıştır.

bazen, her parça, bütünün tüm özelliklerini barındırırmış yanılsamasıyla, büyük fotoğrafı yitiririm.

sanki büyük fotoğrafa dönüp bakın demek gerek bana :)
 
Dışarıda değil de ailem de yaşadım ben hep onaylamak için iyi çocuk eğiliminde bulundum. Sandım ki beni iyi odluğum zaman sevecekler ama şimdi anladım ki aile olmak koşulsuz sevmelerle oluyor. Çocuk da ailesini koşulsuz sever aile de çocuğu öyle sevmeli. Malesef başka başka yanlış anlaşılmalar çocuğu bu hale itiyor. He özgün ve doğal bir çocuk olamadım çoğu zaman kurallara uyan bir çouk oldu. Kimi zaman bu kurallar beni mutlu etti kimi zaman canımı acıttı.

Ama dışarıda durum farklıydı. Dışarıda hep kendim gibi oldum. Farklılığımı kabul ettirdim. Kendi sınırlarımı çizdim. Hala da çizerim. Şimdi isteklerim daha da netleşince, kendime güvenim daha bir tam olduğunda aile içinde de olmak istediğim gibi davranmaya başladım.

En azından hep kendi doğrularımın arayışında olduğum için şükrediyorum. Bunun hep faydasını gördüm.

Kendime özgü olmayı seviyorum.

Senin gibi evladıyla konuşabilen, daha doğrusu onları eğrisiyle doğrusuyla onları dinleyebilen anneleri de seviyorum. Böylece o kendini çok daha rahat bulacaktır. Bulmuştur büyük ölçüde zaten.

kendi egomuz üzerinde başkaları daha mı söz hakkı sahibi ya da etkili acaba???
Evet. Bazen öyle olmuştur. Dikkatli bakarsak görebiliriz bunu.

Sevgiler.
 
HATA 5

HAYATI YANLIŞ TANIMLAMAK

İyi bir maaş iyi bir araba zorlanmadan ödenen ev taksitleri
ve etkileyici bir kartvizit.

Olmak istediğiniz insan bu mu?
Hayattan beklediğiniz bu mu?
Beklentilerinizi doğru tanımlayamamanın çoğu kez telafisi yoktur.

Zamanlarının büyük kısmını sadece para kazanmak ve biriktirmekle tüketen insanlar, sonuçta en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.

NE İSTEDİĞİNİZİ BİLİN. HAYATI YANLIŞ TANIMLAMAYIN..
 
HATA 6

MESLEKLERİ SINIFLANDIRMAK

Meslekleri
iyi-kötü
güzel-çirkin
paralı-parasız
prestijli-prestijsiz diye ayırmak çok eski bir sınıflandırmadır.
Bu itiş kakış arasında kendinize bir meslek seçmeye ve mesleğinize bir yer bulmaya çalışırken zaman akıp gider.

Daha büyük bir girdabın içine düşersiniz.
Mesleğinizde iyi olup olmadığınızı sorgulamayı unutursunuz.
Oysa kötü meslek yoktur,kötü yapılan meslek vardır.

MESLEĞİNİZİN EN İYİSİ OLMAYA ÇALIŞIN..
 
etrafımız işini mutsuz şekilde yapan nice doktor avukat ve benzeri güya prestijli meslek mensubuyla çevrili gerçekten de.
yüreğimizle bir işi yapmamız için.. o işin yüreğimizde olması gerek önce..

ama belki de en az bu hata kadar önemli bir hata da kendini mesleğiyle tanımlamak, örtüştürmek bence.. kimliğini etiketiyle var etmek..

çok başıma gelmiştir.. tanışırken ben avukat falanca diyene.. ben .... .. SADECE ... şeklinde bir cevapla kendimi tanıttığım..

KİMLİĞİMİZ KARTVİZİMİZDE YAZAN ÜNVAN DEĞİLDİR..

cansuyu :))
 
yazacak ve okuyacak ne çok şey var ancak kendimle başbaşa kalmam gerek.

daha önce başladığım bu yazı dizisi bir kitaptan alıntılardı sonuçta ve hazırda hala birka. hata var :)

fakat nasıl da örtüştü şu an benle.

size de cevap olabilmesini dilerim.


HATA 7

FIRSATLARI AYAĞINA BEKLEMEK

Ünlü gazeteci ALDOUS Huxley, basit ama çarpıcı bir gözlemi şöyle paylaşıyor.

OTURARAK BAŞARIYA ULAŞAN TEK YARATIK TAVUKTUR..

Sıradışı bir gözlem becerisi ile daha çok fırsat yakalanabilir. Bunu oturduğunuz yerden de yapabilirsiniz. Ama hareket, olaylarla ve başarıyla kesişme olasılığınızı arttırır.
Gözlem izlemek demektir.
Değişiklikleri, fırsatları, gözden kaçanları ciddiye almak demektir.

GÖZLEMLEYİN VE SÜREKLİ AKTİF OLUN.
 
HATA 8

BÜYÜKLÜĞÜ GÖZLE GÖRÜLÜR SANMAK

Rakip iki müzisyen aynı çağı paylaşır. Vals kralı J STRAUSS ve kan kan ın büyük ustası J OFFENBACH

Fanatikler jendi müzik zevklerini birbirlerine kabul ettirmeye çalışmaktadır. Viyana talihsiz bir tesadüfle çalkalanır. Aynı gün ve saatte aynı cadde üzerindeki iki konser salonunda Vals orkestrasını Strauss, Kan-Kan orkestrasını Offenbach yönetecektir.
Herkes konser saatini merak ve endişe içinde beklemeye başlar. Müzikseverler iki düşman kampa bölünmüştür ve ellerinden gelse karşı tarafı susturacaktır.
Orkestrayı yönetmek üzere sahneye çıkan Strauss dinleyicilere döner ve "Bu akşam farklı bireserle başlıyoruz" der. "Offenbach,kan-kan"
Aynı dakikalarda diğer salonda Offenbach sahnededir topluluğu selamlar, bagetini kaldırır ve O da beklenmeyen başlangıcını duyurur.
"Strauss, Mavi Tuna"

Gerçek büyüklük, aslında bir nitelik sorunudur. Önce kendisi ile kavgalı olmamayı gerektirir. Sonra tahammül, tolerans ve uzlaşı. Ve nihayet paylaşıyor olmaktan keyif alabilmektir.

BÜYÜKLÜĞÜN BİR NİTELİK SORUNU OLDUĞUNU FARKEDİN.
 
HATA 9

İŞİNİ YAPMAYI YETERLİ SANMAK

Genç bir trompet sanatçısı oldum olası hayrandır Louis Armstrong a. tek bir amacı vardır. onun gibi trompet çalabilmek.
Nihayet bir konser sonrasında kulisin kapısında sıkıştırır sanatçıyı
-Çok merak ediyorum bu sesi nasıl çıkarıyorsunuz? Ben de yıllarımı verdim bu işe. Günde 8-10 saat egzersiz yapıyorum. En iyi hocalarla çalıştım, çok iyi nota okurum. Elimdeki trompetin sizinkinden fazlası var, eksiği yok.Neden sizin gibi çalamıyorum?

Armstrong gülümser, elini genç adamın omzuna koyar, ve o ünlü cevabını patlatır.
-Delikanlı, sen trompete gördüğün notadan üflüyorsun, ben ise ruhumu. işte aradaki fark bu.

İşin ucundan tutmayın. Oluversin, yetivers,in, elimden bu kadarı geliyor, olduğu yere kadar diye geçiştirmeyin. İşini yapıyor olmayı yeterli sanmak gaflet uykusuyla eşdeğerdir.

İŞİNİZE RUHUNUZU ÜFLEYİN, HİÇBİR İŞİ HAFİFE ALMAYIN.
 
seni görmek de hep içten bir gülümseme biliyorsun ki :)

bazen yüreğimizle bazen ruhumuzla örtüştürüyoruz bu olguyu. bana öyle geliyor ki, yüreğimiz, ruhumuz ve bedenimiz aynı yerde buluşmak zorunda. belki benliğimizin parçalandığı zamanlar yerler ve durumlar dır bizi başarısız ve mutlu kılan sadece.
 
HATA 10

20 YIL SONRASINI DÜŞÜNMEMEK..

Bundan 20 yıl sonra yaptıklarınız için değil, yapmadıklarınız için üzüleceksiniz. ve bu üzüntünüz, 20 yılda bir katlanacak.
Ölüm döşeğindeki birinin keşke işime biraz daha fazla zaman ayırabilseydim dediği duyulmamıştır.

Pratikte yapmadıklarınızla yapamadıklarınız arasında bir fark yoktur.

Hiç zaman kaybetmeden 20 yıl sendromunun farkına varın.Zararın neresinden dönülse kardır.

YAPAMADIKLARINIZIN DA MUHASEBESİNİ TUTUN.
 
Çok güzel paylaşımlar hepsini okuyamadım devam edeceğim ama en kısa zamanda.tşk.
 
HATA 11

YÖNTEMBİLİMİ KÜÇÜMSEMEK

"Beyaz adam" topraklarına el koyduktan sonra şehirde dolaşmaya çıkmış bir gün Kızılderili Büyücü.. Kapısında disco yazan büyük bir binadan müzik sesi geliyormuş. Bakmış kapı aralık başını uzatmış içeriye. İnsanlar toplanmış dansediyorlarmış. İnanılmaz bir ritm, rengarenk ışıklar, aynalar, dumanlar.
İrikıyım güvenlik görevlisi
-Birşey mi istiyorsun ihtiyar?
diye yaklaşmış.
Büyücü biraz tedirgin olmuş.
-Sadece dansedenlere bakıyorum.
diye cevap vermiş.
Görevli, biraz da küçümseyerek sormuş.
-Güzel dansediyorlar değil mi?
"Evet" demiş Büyücü.
"evet çok güzel dansediyorlar ama, git onlara söyle, bu şekilde dansederek asla yağmur yağdıramazlar"


Neyi,
Neden
Ve Ne için
Yaptığınızı sorgulayın.
BİR YÖNTEMİ OLMAMAK , HEDEFİ OLMAMAK KADAR RİSKLİDİR.
YÖNTEMİNİZ, HEDEFİNİZLE UYUMLU OLSUN
 
HATA 12

ROL YAPMAK

Son yüzyılın en büyük mimarlarından biri olan Louis İsadore Kahn
"Çizgili boyanmış at, zebra değildir"
derken söylediği, bir estetik kategorinin tanımını aşıyor.

Yağmur yağmasını bekleyecek kadar sabırlı biri çıkarsa karşınıza, boyanızın dökülmesi çok zaman almayacaktır.
Rol, başka bir hayatın taklit edilmesidir. Kendi hayatınızı oynayın.

ROL YAPMAYIN. GÖSTERİ YETENEĞİNİZİ KULLANIN.
 
HATA 13

AYRINTILARI ISKALAMAK

Acemkürdi makamının zarif şaheserlerinden olan "Rüzgar Uyumuş.."un şairi Cenap Muhittin Kozanoğlu'nun, şarkının bestekarı Refik Fersan'a yazdığı 29 aralık 1961 tarihli mektupta dile getirdiği yakınmayı, Murat Bardakçı'nın keyif verici bir çalışmasından aynen aktarmak isterim.

Muhterem üstadımız efendim, Bahçede'nin başına gelenler, öksüzün başına gelmemiştir. Şimdi de bazı hanende hanımlar, üçüncü mısradaki "Gel" kelimesini "Bak" a çevirdiler. "Bak çıt bile yok " değil, "Gel çıt bile yok" dur.
Sevgili davet olunuyor, korkusunu, endişesini gidermek için teminat veriliyor. Rüzgarın uyuduğu, ayın dalmakta olduğu, bir-iki yıldız varsa onların da ölgün baktığı, görmez bir halde olduğu, ıssızlığın her tarafa hakim olduğu sayılıp dökülüyor.
Bütün bunlar,GEL diyebilmek içindir. BAK diye, uzaktakine değil, yanyana duran sevgiliye hitab olunur.O zaman da kırk dereden su getirmeye lüzum kalmaz ve söylenenler düpedüz haşv olur.
GEL ve BAK arasında nağme bakımından belki fark yoktur, ama mana bakımından sera ile süreyya kadar fark vardır.
Böyle de olmasa , herhangi bir hanımın veya beyin bestesi aziz üstada, güftesi bana ait bir parçayı tashih buyurmaya hakkı yoktur.


KİŞİSEL KALİTE yi yaşama biçimi olarak seçmek, bir bedel ödemeye razı olmaktır.
İşte Türk insanına zor gelen, DEĞERLİ GETİRİLERİN, MUTLAKA BİR ÇABA GEREKTİRECEĞİ yolundaki bu evrensel doğruyu kabullenmektir.

NE FARK EDER DEN UZAK DURUN..
 
HATA 14

MUTLAKA CEVAP BULMAYA ÇALIŞMAK

Publius Sycrus,
"Her soru bir cevaba layık değildir " diyor.


Kişisel gelişim yolundaki bilgi derinliği, bilge derinliğinden farklı bir kavramdır.
Her soruya cevap yetiştirmeye çalışmak, her zaman biraz itiş- kakış kokar.
Biraz düşünürseniz, aslında hepsini yanıtlamaya da mecbur olmadığınızı fark edeceksiniz.

SÖZÜ VE SESSİZLİĞİ DENGELİ KULLANIN..
 
HATA 15

DERS ÇIKARMAKTA ÖZENSİZ DAVRANMAK


Tanrı, her insanı yaratırken,bir kalem bir de silgi vermiş eline.
Dünyada iz bırakmak için yazıp çizerken, hatalarımızı silebilmek için fırsatımız olmasını istemiş.
"Kırdığımız kalplerden, tutmadığımız sözlere varıncaya kadar."

Aslına bakarsanız hata yapmak belki de insana has özgürlük. Çünkü diğer canlıklar genellikle hatalarından ders alır, tekrarlamamaya çalışır.
Arada kaleminize ve silginize bir göz atın. Eğer kaleminiz makul bir boyda iken , silginiz epeyce küçülmüşse çok hata yapıyorsunuz demektir.

HATA ve ÖZÜR İLŞKİSİNDE ORANTISIZ DAVRANMAYIN.

________

Böyle demiş Nihat Demirkol kitabında ve ilk bakışta doğru geliyor sanki insana, elinde sadece kalemle silgisiz kalıvermek yanlış gibi.

Ama o kadar korkunç gelmedi bana bu ne garip, beni hatta silgimin tertemiz duruyor oluşu varsayımı daha çok irkiltti. Yanlış yollara sapmadan doğru yolu bulabilir ama yolu doğru bulamayabilirmişim gibi..Bu belki de kendimle ilgili , hiçbir şeyi deneyimlemeden geçemedim ben.Hataysa hata, hep en baştan bedelleri ödemeye yürekli oldum , silgiye çok da uzanmadı elim , her hatamın altına uzanıp kalemle imzami kondurdum..

Bu noktada Jorge Luis BORGES in bakış açısı daha çok bana göre sanki.

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst