İçindeki Devi Uyandır Kitabından Alıntılar

43079191e36d.gif


"Gerçeğin tüm algılanışı, bir benzetmenin bulgulanmasıdır."
HENRY DAVID THOREAU​

İnsanlar bana yıllar boyunca "tam olarak" ne yaptığımı sorup durmuşladır. Ben de zaman zaman farklı metaforları denemişimdir: "Ben öğretmenim", "Ben öğrenciyim", "Ben insanlıkta mükemmelliğin avcısıyım", "Ben konuşmacıyım", "Ben ulusal düzeyde en çok satılan kitap yazarlarından biriyim", "Ben doruk performans danışmanıyım", "Ben terapistim", "Ben danışmanım" ama bunların hiçbiri, tam gerekli duyguyu aktarmaya yetmemiştir. İnsanlar bana pek çok metafor sunmuşlardır. Medyada "gürü" diye tanınmışımdır.

Ben bu metafordan kaçınırım, çünkü bu kelimenin anlamında, insanların değişiklik yaratabilmek için bana bağımlı olduğu fikri yatmaktadır, oysa öyle olsa hiçbir zaman güçlenemezler. Hepimizin kendi değişimlerimizin sorumlusu olmasına inandığım için, o metafordan hep kaçmışımdır. Ama günlerden bir gün aradığımı buldum. "Antrenörüm ben" diye düşündüm.

Nedir antrenör? Bana göre antrenör, sizin dostunuz olan, sizi gerçekten seven ve önem veren biridir.Antrenör, mümkün olanın en iyisini yapmanıza yardım etmeye adanmıştır. Antrenör size meydan okur, kancadan kurtulmanıza asla izin vermez. Antrenörlerin bilgisi ve tecrübesi vardır, çünkü aynı şey daha önce onların da başından geçmiştir. Antrenör, çalıştırdığı insanlardan daha iyi insan değildir (işte bu nokta, ders verdiğim kimseler karşısında kusursuz olma mecburiyetini sırtımdan kaldırdı). Hattâ eğittiği insanlar, antrenörden daha üstün doğal yeteneklere sahip olabilirler. Ama antrenörler güçlerini yıllar boyunca belli bir alanda yoğunlaştırmış olduklarından, size performansınızı bir anda iyiye götürebilecek birkaç şey gösterebilirler.

Bazen antrenörler size yeni bilgiler, yeni stratejiler, yeni beceriler öğretirler. Ölçülebilir sonuçları nasıl alabileceğinizi gösterirler. Bazen antrenörün size yeni bir şey öğretmesi gerekmez bile. Yalnızca gerekli anda ne yapmanız gerektiğini size hatırlatır ve sizi onu yapmaya iter. Kendi kendime, "Ben aslında başarı antrenörüyüm" diye düşündüm. "İnsanlara kendi istedikleri şeyleri daha çabuk ve daha kolayca elde etmeleri için yardım ve antrenörlük ediyorum." Herkesin de ihtiyacı var bir antrenöre. İster üst düzey yönetici olsunlar, ister doktora öğrencisi, ister ev kadını, ister evsiz barksız, ister ABD başkanı! Ben bu metaforu kullanmaya başladığım anda, kendimle ilgili duygularım hemen değişti. Kendimi daha az stresli, daha rahat hissettim. İnsanlara daha yakın hissettim. Ben "kusursuz" ya da "daha iyi" olmak zorunda değildim. Hayatım daha keyifli geçmeye başladı, yapabildiğim etkiler de artıp birkaç katına çıktı.

43079191e36d.gif
 
43079191e36d.gif


BİR METAFOR HAYATINIZI KURTARABİLİR

Becky'yle ikimizin dost deme imtiyazına sahip olduğumuz insanlar arasında Martin ve Janet Sheen de vardır. Yaklaşık otuz yıldır evlidirler. Onlarda en çok saygı duyduğum şeylerden biri, birbirlerine, ailelerine ve ihtiyaç içinde olan herkese yönelttikleri o destektir. Çevredeki insanların bildiği kadarıyla, Martin adanmış bir vericidir. Ama onun Janet'le birlikte, başkaları için her gün ne kadar çok şey yaptığını hiç kimse bilmez. Bu iki insan, dürüstlüğün anıtı gibidir. İnsanlık konusundaki metaforları, "Koskocaman, dev bir aile" biçimindedir, bunun sonucu olarak da yabancılara karşı bile çok derin bir sevgi ve merhamet hissederler.

Martin'in yıllar önce Apocalypse Noıv'ı çevirirken hayatının nasıl değiştiğine dair anlattığı o dokunaklı hikâyeyi hiç unutamam. Ondan önce, hayatı hep korkulacak bir şey olarak görmüş. Oysa şimdi onu üstesinden gelinecek ilginç bir zorluk olarak görüyor. Neden mi? Çünkü yeni metaforu, "hayat bir esrardır." İnsan olmanın esrarına bayılıyor. Bundan gelen mucizevî duyguları ve fırsatları çok seviyor, böyle şeyler de her gün önünde açılıp duruyor.

Neydi onun metaforunu değiştiren? Yoğun acı. Apocalypse, Filipinlerin sık ormanlarında çekilmişti. Çekim programı normalde Pazartesi'den Cuma'ya uygulanıyordu. Cuma akşamları genellikle Martin ve Janet iki buçuk saatlik bir araba yolculuğu yapıp hafta sonu için Manila'ya gidiyorlardı. Ama bir hafta sonu, Martin'in çekim yerinde kalması gerekmişti. Cumartesi sabahı birkaç sahne daha çekilecekti. (Janet ise o hafta sonu kente inmeye daha önceden söz vermişti. Çekim ekibinden birine camdan bir takma göz satın alacaktı. Adam çok yoksul olduğu için o gözü kendi parasıyla alamıyordu. Bu yüzden Janet tek başına yola koyulmuştu.) O gece Martin tek başına yatakta dönüp çırpınmış, çılgınlar gibi ter dökmüş, büyük acılar hissetmişti. Sabah olduğunda kalp krizi gelmeye başlamıştı. Vücudunun bazı kesimleri hissizleşiyor, felç oluyordu. Yere düştü yalnızca irade gücüyle sürünerek ilerleyip kapıyı açtı ve imdat diye bağırdı. Yerde yatarken ölümün tecrübesini yaşadığım söylerdi. Birdenbire her şey sakinleşmiş, sessizleşmiş, dümdüz olmuştu. Kendini uzaktaki gölün suları üzerinde, hareket halinde görüyordu. "Demek ölmek buymuş" dedi, sonra ölmekten korkmadığını, aslında hayattan korkmuş olduğunu fark etti! Bir an içinde, esas zor olanın hayat olduğunu anlamıştı. Ve yaşamaya hemen karar verdi. Son kalan enerjisinin her zerresini topladı, kolunu uzatıp bir ot parçasını yakalamaya çalıştı. Tümüyle odaklanarak otu yavaşça burnuna doğru çekti. Hiçbir şey hissetmiyor gibiydi. Otu kokladığı anda acı geri döndü, Martin yaşadığını anladı. Mücadeleyi sürdürdü.

Çekim ekibi onu bulduğunda, öleceğinden emindiler. Yüzlerindeki ifade ve ağızlarından çıkan sözler Martin'in de içinde bu işi başarıp başaramayacağı konusunda kararsızlık doğurdu. Gücü azalmaya başladı. Vakit kalmadığı anlaşıldığında, Apocalypse kadrosundaki baş pilot kendi hayatını tehlikeye atarak helikopteri otuz kırk kilometre hızındaki rüzgârın içinde yanlamasına uçurmak suretiyle onu kentteki hastaneye ulaştırdı. Hastanede onu bir sedyeye yatırıp acile sürdüler. Orada da öleceğine dair gizli ve açık mesajlar almayı sürdürdü. Her geçen an biraz daha zayıf düşüyordu. O sırada Janet geldi. Ona yalnızca kocasının sıcaktan kriz geçirdiği söylenmişti. Ama doktorlar hastanede durumun kritik olduğunu ona da anlattılar. Janet bunu kabul etmeyi reddetti. Martin'in güce ihtiyacı olduğunu biliyordu.

Gerek Marrin'deki, gerekse kendisindeki korku paternini kırması gerektiğini de biliyordu. Derhal harekete geçti ve bu işi bir tek sözle başardı. Martin gözlerini açtığında, Janet ona neşeyle, "Bu bir film yalnızca, sei'gilim! Film yalnızca!" dedi. Martin kurtulacağını o anda anladığını söyler. Hemen iyileşmeye başlamış. Ne büyük bir metafor! Bir anda, sorun artık o kadar büyük görünmemiş gözüne. Üstesinden gelebileceği bir şey gibi görünmüş. Mesajın altında yatan anlam, "Bir film uğruna kriz geçirmeye değmez," biçiminde geliyor, ama aynı zamanda daha derin anlamlar taşıyan bir metafor olduğunu ben de hissediyorum. Ne de olsa, insanın film çevirirken çektiği acılar kalıcı olmaz. Gerçek değildir. Bir noktada yönetmen, "Kes!" diye bağıracaktır. Janet'in bu harika patern kesme aracını kullanması, bu bir tek metafor, Martin'in tüm kaynaklarına yeniden komuta edebilmesini sağlamış. Bugüne kadar hâlâ o sözün hayatını kurtardığına inanır.

Metaforlar bizi birey olarak etkilemekle kalmaz, toplum olarak da etkilerler, hattâ dünyayı bile etkilerler. Kültürel olarak benimsediğimiz metaforlar, algılarımızı ve eylemlerimizi hattâ eylemsizliklerimizi etkiler. Son birkaç on yıldır, aya yolculuklar başladığından bu yana, "Uzay Gemisi Dünya" diye bir metafor benimsedik. Bu metafor kulağa çok güzel gelse bile, ekolojik değişimlerle başa çıkmamız için bir duygusal cevap yaratma konusunda iyi etki yapmadı. Neden? Çünkü bir uzay gemisi konusunda duygusallaşmak kolay değil. Bir de bunu, "Dünya Ana" metaforuyla karşılaştırın. Uzay gemisini temiz tutmakla, annenizi korumak arasındaki duygu farkını görebiliyor musunuz? Pilotlarla denizciler genellikle uçaklarını ve gemilerini çok güzel kadınları tarif eder gibi anlatırlar. Çünkü o gemiyi erkek olarak düşünseler, iri kıyım, çirkin, Joe adlı biri olarak düşünseler, ona çok daha sert davranırlar da ondan. Biz metaforları savaşta da sürekli olarak kullanırız.

Körfez Savaşı'nda ilk operasyonun adı neydi? Savaş ilan edilmeden önce, ona "Çöl Kalkanı Operasyonu" denmişti. Ama savaşma emri verildiği anda bu ad değişti, "Çöl Fırtınası" oldu. Bu bir tek metaforun, yaşanan tecrübeyi herkes için nasıl değiştirdiğini düşünün. Diğer Arapları Saddam Hüseyin'e karşı kalkan gibi korumak yerine, General Norman Schwarzkopf'un deyimiyle askerler bir "özgürlük fırtınası" kesildiler, işgalci Irak askerlerini Kuveyt'ten sürüp çıkardılar.

"Kıtaya bir demirperde indi."
WINSTON CHURCHILL​

Son birkaç yıl içinde Doğu Avrupa'nın çehresinin nasıl kökten değiştiğini düşünün. "Demir Perde", İkinci Dünya Savasi sonrasında on yıllar boyunca yaşamı biçimlendiren metafordu, Berlin duvarı da tüm Avrupa'yı bölen o perdenin fiziksel sembolüydü. 1989 Kasım'ında Berlin duvarı yıkılınca, asıl yıkılan yalnızca bir taş duvar olmakla kalmadı. O bir tek sembolün yok olması bir anda yeni bir metafor yarattı, o metafor insanların inançlarını değiştirdi, hayatlarında nelerin mümkün olduğunu gördüler. Geçebilecekleri o kadar çok sayıda kapı varken, insanlar o eski duvarı yıkıp parçalamakla neden o kadar çok eğlendiler sanıyorsunuz? Çünkü duvarı yıkmak, olanakları, özgürlüğü, engelleri aşmayı simgeleyen evrensel bir metafordu da ondan.

43079191e36d.gif
 
43079191e36d.gif


KELİMEYİ İŞE UYDURUN

Metaforlarda yatan o büyük gücün farkında olmak, metaforları uygun biçimde kullanmayı bilme konusunu da içerir. Zorluk şudur ki, nice insanın mesleklerinde kendilerine yardımcı olacak metaforları bulunmasına rağmen, evde aynı metaforlar sorun çıkarır. Ben bir bayan avukat tanırdım, işinde çok işine yarayan o "hasmane" metaforları evinde de kullanmaya kalkardı. Kocası tatlı bir sohbet başlattığında, az sonra kendini tanık kürsüsünde sorguya çekiliyormuş gibi hissederdi! Kişisel ilişkilere uymuyordu o metaforlar. Ya da birinin işine adanmış bir polis memuru olduğunu düşünün. Eve döndüklerinde işlerinden kendilerini kurtaramıyorlarsa, bu tür insanlar hep tetikte kalır, kendi standartlarını ihlâl eden kimseleri arıyormuş gibi davranır.

Uygunsuz metaforlara en iyi örneklerden biri, çok mesafeli kaldığı için karısıyla çocuklarının kendilerini onunla hiç bağlı hissetmedikleri adamın hikâyesinde ortaya çıkıyor. Adamın duygularını hiç göstermemesi, hep onları yönetiyormuş gibi davranması, karısıyla çocuklarının gücenmesine yol açıyordu. Mesleği neydi, biliyor musunuz? Hava trafik kontrolörüydü! İşindeyken mesafeli kalmak zorundaydı. Acil bir durum olsa bile, sesini sakin çıkarması, yönlendirdiği pilotları telaşa vermemesi gerekiyordu. Bu mesafeli tutumu, kontrol kulesinde çok işe yarıyor, ama evde hiç yaramıyordu. Bir bağlamda iyi olan metaforları başka bağlama taşımamaya çalışın. İşinizde iyi sonuç veren her şey, aile ortamında iyi sonuç vermez.

İnsanların özel hayatlarında kullandıkları metaforlara örnek olarak neler verilebilir? Bazı kimseler hayat arkadaşlarını, "bizim ihtiyar" ya da "bizim kocakarı" diye çağırırlar. Bazıları eşine "diktatör" der, hattâ "gardiyan" der.

Bir kadının kocasından "Karanlıklar Prensi" diye söz ettiğini bile bilirim. Daha güçlendirici alternatifler neler olabilir? Pek çok insan eşine, "sevgilim" der, "hayat ortağım" der, "ekip arkadaşım" der. Metaforda ufacık bir nüansı değiştirmek bile, o ilişkiye bakış açınızı değiştirecektir. Belki "ortak" sözü sizde ihtiras yaratmaz, ama "sevgili" sözünün yaratacaği kesindir.

Sizce ilişkinizi temsil etmekte kullandığınız metafor, sizin duygularınızı ve birbirinize olan tutumunuzu değiştirir mi? Hem de nasıl! Kaderle Randevu seminerime gelen bir kadın, kocasından söz ederken, "birlikte olduğum bu soytarı" deyip duruyordu. Oysa, adam karısından söz ederken, "sevgilim", "gururum", "Tanrının armağanı" diyordu. Kadına bunu söylediğimde, şoka kapıldı, çünkü aslında sevgi dolu bir kadındı ve benimsediği o bir tek zehirli metaforun ne etkiler yaptığının farkında değildi. Birlikte kocasıyla ilişkileri için daha uygun metaforlar seçtik.

43079191e36d.gif
 
43079191e36d.gif


YILBAŞI İÇİN TEK İSTEDİĞİM...​

Arkadaşlarımdan biri vardır, kendi çocuğu yoktur, ama bütün çocuklardan "dikenler" diye söz eder. Bu metaforu sürdürdüğü sürece çocukların ona nasıl tepki gösterdiğini düşünebiliyor musunuz? Ama son zamanlarda bir büyük mağazada Noel Baba görevi almak zorunda kaldı. Hepimiz onu buna teşvik ettik. O süre içinde yüzlere "diken" gelip kucağına oturdu. Bu tecrübe onun çocuklara bakış açısını da, metaforunu da ebediyen değiştirdi. Şimdi onlardan "yumurcaklar" diye söz ediyor. Böyle demesi, duygularını da değiştirdi mi dersiniz? Ne kadar değiştirdiğine inanamazsınız bile! Çocuklarınıza "haydutlar" demek, genellikle onlara iyi bakma duygularınızı alevlendirmez. Çocuklarınızla ilişkilerinizde uygun metaforlar kullanmaya dikkat edin. Unutmayın, onlar sizi dinler, sizden öğrenirler.

Bana zor zamanlarımda yardımcı olmuş en güçlendirici küresel metaforlardan biri, kişisel gelişme konuşmacılarının pek çoğu tarafından da paylaşılan bir şeydir. Taş işçisinin basit hikayesiyle ilgilidir. Taş kesen adam, koca kayayı nasıl yarar? Önce koca bir balyozla işe başlar, kayaya elinden geldiği kadar kuvvetle vurur. İlk vuruşunda bir yonga bile koparamaz. Sonra balyozu kaldırıp tekrar, tekrar vurur. 100 kere, 200 kere, 300 kere vurur, hiçbir etkisi olmaz. Bunca çabadan sonra kayada bir çatlak bile yaratamamıştır ama o yine de vurmayı sürdürür. Bazen insanlar oradan geçerken, onun bu etkisiz çabalarını sürdürmesine gülerler. Ama taşçı çok akıllıdır. Sonuçlar gözükmüyor diye, hiç ilerleme kaydedilmiyor demek değildir... Oda bunu bilir.

Taşın farklı noktalarına tekrar tekrar vurmayı sürdürür. Ve bir ara, belki 500'üncü, belki 700'üncü vuruşunda, hattâ belki 10004'üncü vuruşunda, taş yalnız yonga vermekle kalmaz, ortasından ikiye ayrılıverir. Taşı yaran, o bir tek vuruş mudur? Tabii ki değildir. Ona peşpeşe indirilen darbelerin sürekli basıncıdır. Bana göre CANI disiplininin sürekli uygulanması, yolunuzu tıkayan her kayayı yaracak balyozun ta kendisidir.

Yıllar önce, benim ilk hocalarımdan Jim Rohn, hayatıma yeni bir gözle bakabilmem için mevsimler metaforuyla düşünmemi önermişti. Durum kötü, ortalık karanlık göründüğünde insanlar genellikle, "Bu böyle ebediyen sürecek" diye düşünürler. Oysa ben, "Hayatın mevsimleri vardır" diye düşünürüm. "Şu anda ben kışı yaşıyorum" derim.

İşin harika yanı, eğer bu metaforu benimserseniz, kıştan sonra ne gelir? İlkbahar! Güne kendini gösterir, artık soğuktan donmazsınız, birdenbire yeni tohumlar ekebilecek duruma dönersiniz. Doğanın güzelliğini, yeni bir hayatı, her şeyin büyüyüşünü görürsünüz. Derken yaz gelir. Sıcaktır. Siz küçük bitkilerinizin bakımını yaparsınız. Kavrulmasınlar diye özen gösterirsiniz. Sonra sonbahar başlar, hasadınızı yapar, meyvelerinizi toplarsınız. Bazen her şey pek iyi gitmez. Bir dolu fırtınası gelir, ürününüzü mahveder. Ama eğer mevsimlerin döngüsüne inanıyorsanız, size bir fırsat daha verileceğini bilirsiniz.

Metaforların hayatı değiştirebilme gücünün bir büyük örneği de Kaderle Randevu seminerlerimden birine gelen bir adam tarafından verilmişti. Takma adı "Maestro"ydu. (Katılanlara her zaman, o hafta sonu boyunca görmek istedikleri muameleye göre kendilerine bir takma ad seçmelerini söylerim. Bu basit egzersiz bile insanların yeni "etikeflerine uyma çabası yüzünden birtakım ilginç değişiklikler getirebilir. Adınız "Yıldırım", "Sevgi", "Dansör" ya da "Sihirbaz" olsa ne kadar farklı davranırdınız, düşünebiliyor musunuz?) Maestro harika bir adamdı. Hemen hemen 85 kilo fazlası vardı. Onunla çalışırken, şişman olmayı, ruhu zengin olmakla özdeşleştirdiğini fark ettim. Çünkü ancak ruhu zengin insanların bir şişmana ulaşmaya çalışacağını, ondan rahatsız olmayacağını düşünüyordu. İçtenlikli insanlar onunla ilişki kurmak isteyecekti. Yüzeysel, ruhsuz kimseler tiksinti duyacak, ona sokulmayacaktı. "Biliyorum, mantığa uymuyor ama, şişmanların zengin ruhlu olduğu bana doğruymuş gibi geliyor" diyordu. "Ne de olsa, dünyadaki guruların ne kadar çoğu şişman, baksanıza! Bence Tanrı şişmanları seviyor." Ben de ona, "Eh, bence Tanrı herkesi seviyor" dedim. "Ama sanırım şişmanlara yaptığı, onları şişe geçirip cehennem ateşinde kebap etmek!" Yüzünü bir görmeliydiniz! Tabii ben aslında buna inanıyor değildim, ama onun patentini kesmeyi iyi başarmıştım, kafasında da oldukça canlı bir tablo oluşturmuştum. Sonra ona, "Vücudunuz nasıldır?" diye sordum. "Vücut hiçbir şey değildir, yalnızca bir araçtır" dedi. "Kaliteli bir araç mı?" diye sordum. "Onun önemi yok, yeter ki sizi gideceğiniz yere götürsün," dedi.

Metafordaki değişiklik besbelli iyi sonuç vermekteydi. Daha şimdiden güzel bir ruhsal varlık olmuştu. Ben de kendi inançlarına uygun yeni bir metafor edinmesine yardımcı oldum. Vücudunun yalnız onu idare edecek bir araç değil de, gerçekten ruhunun tapmağı olduğuna inansa, ona nasıl davranacağını sordum. Başını salladı. Vücudunun gerçekten öyle bir tapınak olduğuna inandığı belliydi. Bir bir tek basit değişimle, gerekli tüm değişiklikler gerçekleşmişti. Neler yiyeceği, ne zamanlar yiyeceği, nasıl yiyeceği, vücuduna nasıl muamele edeceği konusunda uyguladığı ve hiç farkında olmadığı kurallar değişmişti artık. Bir tek küresel metafor, vücuduyla ilgili hemen her kavramını değiştirmişti.

Siz nasıl davranırsınız bir tapınağa? İçine yağlı yiyecekler mi tıkarsınız? Maestro'nün yeni edindiği vücut saygısı onu değiştirdi. Ben bu satırları yazarken, onun seminere gelişi üzerinden altı ay geçmiş bulunuyor. 65 kilo verdi. Nedeni de bu yeni metaforu yaşamının her gününde uygulaması. Alıştı bu metafora. Artık düşünceleri de, eylemleri de ona göre biçimleniyor. Yiyecek alışverişine çıktığında, kendi kendine, "Tapınağa ne sokabilirim?" diye soruyor. Süpermarkette sağlıksız yiyeceklerin rafları arasından geçerken, vücudunu şişe geçirilmiş, ateşte kebap edilirken görüyor hemen başka tarafa yöneliyor! Maestro müziği hep fazla yüksek sesle dinlediği için, yakınları kulaklarının zarar göreceğinden korkarmış. Şimdi artık, "Tapınağıma iyi bakmam gerek" diyor. Küresel metaf orların hayatınızın tüm alanlarını aynı anda nasıl inanılmaz biçimde değiştirebildiğini artık anlıyor musunuz?

43079191e36d.gif
 
43079191e36d.gif


TIRTILDAN KELEBEĞE BAŞKALAŞIM

Günün birinde, oğlum Joshua altı yedi yaşlarındayken, eve ağlayarak döndü. Arkadaşlarından biri bahçedeki oyuncakların birinden düşmüş ve ölmüştü. Onunla birlikte oturdum, "Tatlım" dedim. "Neler hissettiğini biliyorum. Onu çok özlüyorsun. Bunları hissetmen de iyi bir şey. Ama aynı zamanda düşün ki, böyle hissetmenin nedeni, senin bir tırtıl olman." "Ne?" diye sordu. Paternini birazcık kırmıştım. "Tırtıl gibi düşünüyorsun" dedim. Ne demek istediğimi sordu.

"Bir nokta gelir, tırtılların çoğu kendilerini ölmüş diye düşünürler" dedim. "Hayatın sonu geldi sanırlar. Ne zaman olur bu?" Cevap verdi. "Anladım. O şey çevrelerini sarmaya başladığı zaman." "Evet," dedim. "Çok geçmeden tırtılın çevresini koza sarar. Ne olur, biliyor musun? O anda kozayı açsan, tırtılı orada bulamazsın. Vıcık vıcık bir şey bulursun içerde. Çoğu kimse, tırtılın kendisi de dahil, ölmekte olduğunu sanır. Oysa aslında değişimi başlamıştır. Anlıyor musun? Bir şeyken başka şey olmaktadır. Çok geçmeden ne olur?" Oğlum hemen, "Kelebek" diye cevap verdi.

"Topraktaki diğer minik tırtıllar, bu tırtılın kelebek olduğunu görebilirler mi?" diye sordum. "Hayır," dedi. "Peki, kozadan çıkınca ne yapar?" Joshua hemen, "Uçar," diye karşılık verdi. "Evet" dedim. "Güneşe çıkıp kanatlarını kurutur, uçmaya başlar. Tırtılkenki halinden daha bile güzel olmuştur. Artık daha mı çok özgürdür, yoksa daha mı az?" "Daha çok özgürdür" dedi oğlum. "Sence daha mı çok eğlenecek?" "Evet... Ayaklarının sayısı daha az olduğu için daha da az yorulacak." "Tabii öyle," dedim. "Artık ayağa ihtiyacı da yok, çünkü kanatları var. Bence senin arkadaşının da artık kanatları var."

"Bak, kimin ne zaman kelebek olacağına karar vermek bize düşmez. Biz bunu yanlış bir şey sayıyoruz, ama Tanrı her şeyin zamanını iyi bilir. Şimdi mevsim kış. Sen yaz olmasını istiyorsun. Ama Tanrı'nın planı başka. Bazen Tanrı'nın kimi ne zaman kelebek yapacağını bildiğine inanmak zorundayız. Biz tırtılken, kelebeklerin varlığına bile inanmayız, çünkü onlar bizden çok yukarda. Ama belki de onların orada olduğunu hatırlamamız gerekir." Joshua gülümsedi, beni kucakladı, "Her- halde çok güzel bir kelebek olmuştur" dedi.

Metaforlar her şeye verdiğiniz anlamı değiştirebilir, neyi acıya, neyi zevke bağladığınızı değiştirebilir, hayatınızı etkinleştirir, dilinizi değiştirir. Onları dikkatli seçin, akıllıca seçin, sizin de, sevdiklerinizin de hayat tecrübesini derinleştirecek ve zenginleştirecek biçimde seçin. Bir metafor detektifi olun. Birinin sınırlayıcı bir metafor kullandığını duyduğunuz anda, paterni kırın, ona bir yeni metafor sunun. Bunu başkalarına da, kendinize de yapın.

43079191e36d.gif
 
43079191e36d.gif

Şimdi şu aşağıdaki egzersizi bir deneyin:

1. Hayat nedir? Seçmiş olduğunuz metaforları lütfen yazın: "Hayat aslında " ne? Aklınıza gelen her şeyi yazın, çünkü herhalde hayatla ilgili birden fazla metaforunuz vardır. İşleriniz yolunda değilse, belki hayat savaştır diyeceksiniz. İşler yolundaysa, belki bir armağandır diyeceksiniz. Hepsini yazın. Sonra listeye bakıp kendinize sorun. "Eğer hayat böyleyse, bu bana ne anlam ifade ediyor?" Eğer hayat kutsalsa, anlamı ne? Hayat rüyaysa, anlamı ne? Hayat bir sahneyse, anlamı ne? Her metafor güçlendirir ve sınırlar. "Dünyanın tümü bir sahnedir" sözü harika bir şeydir, çünkü o sahneye çıkabilir, sesinizi duyurabilir, bir fark yaratabilirsiniz. Ama aynı zamanda, sizin sürekli rol yapmakta olduğunuzu da gösteren bir sözdür. Gerçek duygularınızı paylaşmadığınıza işaret eder. Demek kullandığınız metaforlara dikkatle bakmanız gerekiyor. Her birinin yararları nelerdir, zararları nelerdir? Kendinizi daha mutlu, daha özgür, daha güçlü hissetmek için hayatınızda kullanmak isteyeceğiniz yeni metaforlar nelerdir?

2. İlişkilere ve evliliğe bağladığınız tüm metaforları yazın. Bunlar güçlendirici mi, güçsüzleştirici mi? Unutmayın, bilinçli teşhis, metaforlarmızı değiştirebilir, başka hiçbir şey değiştiremez, çünkü kendi kendinize, "Bu olmaz... Gülünç bu!" dersiniz. Ve onun yerine hemen yeni bir metafor bulursunuz. Bu teknolojinin güzelliği, basitliğinde zaten.

3. Hayatınızın sizi çok etkileyen bir başka yönünü ele alın. Bu işiniz, annenizle babanız, çocuklarınız, öğrenme yeteneğiniz, ya da başka bir şey olabilir. O alandaki metaforlarınızın neler olduğuna bakın. Liste çıkaran ve etkilerini inceleyin. "Öğrenmek oynamak gibidir," diye yazın. Eğer öğrenmek, "diş çektirmek gibiyse", kendinize ne büyük acılar verdiğinizi görebilirsiniz! Bu metaforu değiştirmek yerinde olabilir. Hemen değiştirin! Her metaforunuzun olumlu ve olumsuz yanlarına bakın. Onları araştırmak, hayatınızda yeni seçenekler yaratabilir.

4. Bu alanların her biri için yeni ve daha güçlendirici metaforlar yaratın. Hayatı bundan böyle, en az (başlangıç için) dört beş biçimde göreceğinizi kararlaştırırı. Hayat bir savaş değildir. Bir sınav değildir. Hayat bir oyundur. Bir danstır. Kutsaldır. Armağandır. Pikniktir. Sizin için en yoğun duyguları yaratan neyse, odur.

5. Son olarak, bundan sonraki otuz gün boyunca bu yeni ve güçlü metaforlarla yaşamaya karar verin. Sizi yeni metaforlarımzın ışığına davet ediyorum.

Bırakın, onlar ayaklarınızı yerden kessin, size havalarda uçuyormuş gibi duygular versin. Dünyanın tepesine yükseldiğinizde, aşağıya bakıp, tüm kolaylıkları görür, kıkır kıkır güler, bunun daha aysbergin ucu olduğunu bilirsiniz. Metaforlarımzın kontrolünü şimdi elinize alın ve kendinize yepyeni bir dünya yaratın - olanaklar, zenginlikler, mucizeler ve sevinçler dünyası.

Metafor bulma, değişim sözlükçesini kullanma, güçlendirici sorular sorma denilen o yaratıcı sanatı bir kere öğrendikten sonra, artık hazırsınız demektir. Neye mi? Koşumu vurup...

43079191e36d.gif
 
43079191e36d.gif


ON GÜÇLÜLÜK DUYGUSU
"Duygu olmadan hiçbir karanlığın aydınlığa dönüşmesi, hiçbir ataletin harekete dönüşmesi mümkün değildir."
CARLJUNG

Walt adlı biriyle tanıştırmak istiyorum. Walt iyi yürekli, dürüst bir insandır, her zaman doğru hareket etmeye çalışır. Hayatım bir bilim gibi oturtmuştur, her şey yerli yerindedir ve sıralaması da doğrudur. İş günlerinde 6.30'da kalkar, duş yapıp traş olur, bir fincan kahvesini yutup içinde bir sandviçle birkaç çikolata bulunan yemek paketini kapar, 7.10'da kapıdan fırlar, bundan sonraki kırk beş dakikayı trafikte geçirir. Masasına saat 8'de varır, oturur, yirmi yıldan beri hep yaptığı işi yapmaya başlar.

Akşam 5.00'de evine döner, soğuk bira kutusunun tepesini pıt diye açıp televizyonun uzaktan kumandasını eline alır. Bir saat sonra karısı eve gelir, artık yemekleri mi bitirecekler, yoksa mikrodalga fırına bir pizza mı atacaklar, birlikte karar verirler. Yemekten sonra Walt haberleri seyrederken karısı çocuğun banyosunu yaptırıp onu yatırır. En geç 9.30'da Walt yatağına girmiştir. Hafta sonlarını bahçede çalışmaya ayırmıştır. Arabasının bakımını yapar, öğle uykusuna yatar. Walt'la yeni karısı üç yıldır evliler. İlişkileri her ne kadar "ihtiras alevleriyle tutuşan" bir ilişki diye tanımlanamasa da, rahat bir ilişkidir... Son zamanlarda her ne kadar ilk evliliğinin paternleri tekrarlanmaya başlıyor gibi görünse de bu gerçek yine böyledir.

Siz de Walt gibi birini tanıyor musunuz? Belki yakından tanıdığınız biridir. Hiçbir zaman büyük dertlere ve çaresizliklere düşmeden, ama hiçbir zaman büyük sevinçleri ve coşkuları da tatmayan biri. Kovukla mezar arasındaki uzaklık bir metreden azdır derler. Yüz yıl kadar önce Thoreau, "insanların çoğu bir sessiz çaresizlik hayatı yaşamaktadır" demiş. Bir sonraki yüzyıla geçtiğimizde bu söz ne yazık ki daha da doğru olmaya başladı. Sınırsız Güç'ü yazdığımdan bu yana bana gelen sayısız mektuplardan öğrendiğim bir şey varsa, o da insanların hayatındaki bu tür bağlantısızlık. Bu da tabii bu insanların acıdan kaçma isteği nedeniyle kendiliğinden "oluvermiş" bir şey. Kendilerini biraz daha canlı, biraz daha ihtiraslı, biraz daha elektrikli hissedebilmek için önlerine çıkan her fırsatı aç kurtlar gibi kapışlarının da bir miktar rolü var bunda. Benim bakış açımdan, dünyanın her yanını dolaşıp her meslekten insanlarla konuşmak, yüzbinlerce kişinin nabzını tutmak sonucu edindiğim izlenime göre, biz hepimiz duygusal "yassı çizgi"den gelen riskin farkındayız ve yüreklerimizi yeniden çarptırabilmek için çareleri umutsuzca arayıp duruyoruz.

Öyle çok kişi hayal kırıklığına uğruyor ki, duyguları tümüyle kendi kontrollerinden çıkıyor, hayatlarında olup bitenlerin otomatik tepkisi biçiminde yaşayıp gidiyorlar. Çoğu zaman duygulardan korkuyoruz, hem de en duyarlı zamanımızda üzerimize saldırmakta olan virüslerden korkar gibi korkuyoruz. Bazen onları aklımızın "geri zekâlı akrabaları" gibi görüyoruz, geçerliliklerini yok farzediyoruz. Ya da duyguların, hakkımızda başkalarının söylediklerinden, başkalarının bize yaptıklarından doğan şeyler olduğunu varsayıyoruz. Bu küresel inançların ortak unsuru nedir? Duygu denilen bu esrarengiz şeyler üzerinde hiç kontrolümüz bulunmadığı yolundaki yanılgıdır.

İnsanlar bazı duyguları hissetmekten kurtulma uğruna bazen gülünç denecek kadar ileri giderler. Uyuşturuculara, alkole, aşırı yemek yemeye, kumara falan yönelirler, depresyonlara girerler. Sevdiği birini incitmemek (ya da sevdiği biri tarafından incitilmemek) uğruna, tüm duyguları baskı altına alırlar, duygusal android'ler haline gelirler ve sonunda kendilerini var eden tüm bağlantı duygularını yok edip en sevdikleri kişileri de mutsuz ederler.

43079191e36d.gif
 
43079191e36d.gif

Bence insanların duyguları ele alış biçimi dört ana gruba ayrılabilir. Siz bugün bunlardan hangisini kullandınız?

1. Kaçınma: Hepimiz acılı duygulardan kaçınmak isteriz. Sonuç olarak pek çok insan, korktukları duygulara yol açma ihtimali olan her durumdan kaçmaya çalışır, ya da daha beteri, bazı insanlar hiçbir duygu hissetmemeye çalışırlar! Örneğin eğer reddedilmekten korkuyorlarsa reddedilmeye yol açabilecek her durumdan kaçarlar. İlişkilerden uzak dururlar.

Heyecan verici, ilginç işlere başvurmazlar. Duygulara bu biçimde davranmak, tuzakların en sonuncusudur, çünkü olumsuz durumlardan kaçınmak sizi kısa dönemde belki korur, ama beri yandan en çok istediğiniz sevgiyi, yakınlığı ve bağları da sizden uzak tutar. Ve sonuna, yine de duygulardan kaçamazsınız. Bundan çok daha güçlü bir yaklaşım olarak, bir zamanlar olumsuz duygu sandığınız şeylerin içinde saklı bulunan olumlu anlamları bulup çıkarmak yolu seçilebilir.

2. İnkâr: Duygularla başa çıkabilmek için ikinci bir yaklaşım da inkâr stratejisidir. Bazen insanlar kendilerini duygulardan kurtarmak için, "O kadar da kötü bir duygu değil" demeye çalışırlar. Bunu yaparken bir yandan kendi içlerinde tutuşan ateşi okşayıp her şeyin ne kadar kötü olduğunu düşünür, ya da birisinin kendilerini ne kötü kandırdığına üzülür, ya da kendilerinin her şeyi doğru yaptığı halde sonucun yine de kötü geldiğine hayıflanıp neden bunlar hep bana oluyor, diye yakınırlar. Yani başka bir ifadeyle, bu insanlar kendi fizyolojilerinin odağını hiç değiştirmez, hep kendilerine aynı güçsüzleştirici soruları sorup dururlar. Bir duyguyu yaşarken o djuf günün olmadığı yolunda numara yapmak daha da çok acı verir. Duygularınızın size vermekte olduğu mesajları görmezden gelmekle durumu daha iyiye götüremezsiniz. Duygularınızın size vermeye çalıştığı mesaj görmezden gelinirse, o duygular ancak amper güçlerini artırırlar, giderek yoğunlaşırlar, siz dikkatinizi oraya yöneltinceye kadar da bu işi sürdürürler. Duyguları inkâr etmeye çalışmak çözüm değildir. Onları anlamak ve kullanmak da bu kitaptan öğreneceğiniz stratejidir.
3. Rekabet: Pek çok kimseler acılı duygularıyla mücadele etmeyi keser, kendilerini kapıp o duygulara koyvermeye karar verirler. Duygunun onlara vermeye çalıştığı olumlu mesajı öğrenmek yerine, olayı yoğunlaştırır, daha beter hale getirirler. Sonunda durum bir "cesaret rozeti" olur, başkalarıyla rekabete girişirler. "Sen kendi derdini kötü sanıyorsun, öyle mi? Dur sana benim durumumu anlatayım da gör!" Sonunda bu iş onların kimliğinin bir parçası olur, bu sayede bir benzersizlik kazanırlar, herkesten beter durumda olmaktan bir çeşit gurur duymaya başlarlar. Tahmin edebileceğiniz gibi, tuzakların en tehlikelisi de budur. Bu yaklaşımdan ne pahasına olursa olsun kaçınmak gerekir, çünkü olay kendini gerçekleştiren kehanete dönüşebilir, kişi bu sefer hep kendini kötü hissetme yatırımları yapmaya başlar, o zaman da tuzak gerçek anlamda kapanmış olur. Çok daha güçlü ve sağlıklı bir yaklaşım olarak, acılı olarak düşündüğümüz duyguların da bazı olumlu amaçlara hizmet edebileceğini düşünme yolu seçilebilir, ki o da şudur...

4. Öğrenme ve kullanma: Hayatınızın gerçekten iyi gitmesini istiyorsanız, duygularınızın sizin yararınıza iş görmesini sağlamak zorundasınız. Onlardan kaçamazsınız, onların akordunu değiştiremezsiniz, onları küçümseyemez, anlamları konusunda kendinizi kandıramazsınız. Ayrıca, hayatınızı onların yönetmesine izin de veremezsiniz. Duygular, hattâ kısa dönemde acılı görünen duygular bile, aslında içinizdeki bir pusula gibidir, amaçlarınıza ulaşabilmeniz için hangi yola yönelmeniz gerektiğini size gösteren onlardır. Bu pusulayı nasıl kullanacağınızı bilmezseniz, her üstünüze esen psişik fırtınanın insafına ebediyen bağlı kalırsınız.

Terapi disiplinlerinin pek çoğu, duyguların bizim düşmanımız olduğu, ya da duygusal sağlığımızın geçmişimizden kaynaklandığı yolundaki yanlış varsayımla başlar. Aslında eğer zihinsel odağımızla fizyolojimiz yeterince güçlü biçimde kesilir, durdurulursa, bizler ağlamaktan gülmeye göz açıp kapayıncaya kadar geçebiliriz. Örneğin Freud psikanalizi, bugünkü güçlüklerimizi çözümlemek için geçmişimizde kalmış derin, karanlık sırlar aramaktadır. Oysa bizler biliyoruz ki, neyi sürekli arıyorsak, onu mutlaka buluyoruz. Eğer siz habire geçmişinize bakıp bugününüzü sabote eden nedenler arıyorsanız, ya da neden bu hallere düştüğünüzü bulgulamaya çalışıyorsanız, beyniniz size bu isteğiniz doğrultusunda birtakım referanslar verecek, istediğiniz olumsuz duyguları yaratacaktır. Oysa "geçmişim geleceğime ait değildir" biçiminde bir küresel inancı benimsemek ne kadar daha iyi olabilir!

Duygularınızı olumlu biçimde kullanmanın tek etkin yolu, onların size hizmet edeceğini anlamaktır. Duygularınızdan bir şeyler öğrenmeli, o öğrendiklerinizi, daha kaliteli bir hayat yaratabilmek için kullanmalısınız. Bir zamanlar olumsuz diye düşündüğünüz duygular, eyleme çağrıdır. Hattâ onlara olumsuz duygular demek yerine, bundan böyle Eylem Sinyalleri diye isim verelim. Her sinyali ve verdiği mesajı bir kere tanıdınız mı, duygularınız artık düşmanınız olmaktan çıkar, müttefikiniz olur. Dostunuz, himayeciniz, antrenörünüz olur.

Hayatın an yüce dorukları ve en moral bozucu çukurları arasında size rehberlik ederler. Bu sinyalleri kullanmayı öğrenmek sizi korkularınızdan kurtarıp, insanoğlunun tadabileceği tüm zenginlikleri tadabilmenizi sağlar. O halde o noktaya varabilmek için, duyguların ne olduğu yolundaki küresel inançlarınızı değiştirmek zorundasınız. Onlar predatör değildir. Mantığın yerine ikame edilebilecek şeyler değildir. Başka insanların kaprislerinin ürünü de değildir. Onlar Eylem Sinyalleridir. Size daha kaliteli bir hayat yolunda rehberlik etmeye çalışıyorlardır.

Eğer duygularınıza bir kaçınma paterni içinde tepki gösterirseniz, o zaman onların size vermeye çalıştığı değerli mesajları gözden kaçırırsınız. Mesajı kaçırıp, duyguları ilk belirdiklerinde idare edememe durumunu sürdürürseniz, o zaman büyürler, gerçek birer kriz oluverirler. Duygularınızın hepsi önemli ve değerlidir, önemleri ve değerleri de belli miktarlara, zamanlamalara, bağlamlara göre değişmektedir.

Bilin ki şu anda hissettiğiniz duygular, bir armağandır, bir rehberdir, bir destek sistemidir, eyleme bir çağrıdır. Onları bastırır, hayatınızdan uzaklaştırmaya çalışırsanız, ya da büyütür, her şeyi devralmalarına izin verirseniz, o zaman hayatın en değerli kaynaklarından birini ziyan ediyorsunuz demektir.

O halde duyguların kaynağı nedir? Duyguların tümünün kaynağı sizsiniz. Onları yaratan kendinizsiniz. Çoğu insanlar, istedikleri bazı duyguları yaşayabilmek için birtakım tecrübeleri yaşamayı beklerler. Örneğin, bazı beklentiler yerine gelmedikçe, kendilerini seviliyor gibi, ya da mutlu ve güvenli hissetmeye asla izin vermezler. Oysa ben size diyorum ki, bunların hepsini her istediğiniz anda hissedebilirsiniz.

Del Mar-California'daki evime yakın yerlerde verdiğim seminerlerde, duygularımızdan kimin sorumlu olduğunu kendimize hatırlatabilmek için bir tür eğlenceli sistem geliştirmiştik. Bu seminerler Inn L'Auberge adlı çok güzel, dört yıldızlı bir tatil beldesinde düzenlenmektedir. Tesis tam okyanusun kıyısındadır, tren istasyonuna da yakındır. Günde dört kere, oradan geçen trenin keskin düdüğünü duyarsınız. Seminere katılan bazı kimseler bu sesten rahatsız olurlardı. (Unutmayın ki henüz Değişim Sözlükçesi diye bir şey bilmiyorlardı!), ben de bu yüzden, bu kötü duyguları keyfe dönüştürmek için bu olayı fırsat bildim. "Şu andan itibaren, tren düdüğünü ne zaman duysak, olayı kutlayacağız" dedim.

"Tren sesini duyunca ne kadar iyi hissedebileceğinizi görmek istiyorum. Biz kendimizi iyi hissetmek için hep belli bir insanın ya da belli bir durumun çıkagelmesini bekliyoruz. Ama onun o belli insan ya da durum olduğunu kim saptıyor? Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman size kendinizi iyi hissettiren kim? Kendiniz! Ama kafanızda bir kural var, iyi hissedebilmeniz için ille de A, B, ve C'nin olmasını bekleyeceksin diyor. Neden bekleyelim?

Trenin düdüğünü duyunca iyi hissedeceğiz diye bir kural koymamıza engel mi var? O zaman otomatik olarak kendimizi iyi hissedemez miyiz? Üstelik tren düdüğü daha sık ve daha düzenli geliyor. Nice insanın kendini iyi hissetmek için beklediği şeylerden çok daha güvenli!"

Şimdi artık trenin geçtiğini duyduğumuz anda, bir coşkudur başlıyor. İnsanlar yerlerinden fırlayıp kalkıyorlar, bağırıyor, alkışlıyor, tezahürat yapıyorlar, kaçık manyaklar gibi davranıyorlar. Bunların arasında doktorlar, avukatlar, şirket genel müdürleri var. Seminere gelmeden önce zeki insanlar olarak tanınmış kimseler! Sonra herkes yerine oturduğu zaman bile, gülmeler, kahkahalar sürüp gidiyor. Nedir bundan öğrenilecek ders? Hiç kimseyi ya da hiçbir şeyi beklemek zorunda değilsiniz! Kendinizi iyi hissetmek için özel bir nedene ihtiyacınız yok. Şu anda iyi hissetmeye karar verebilirsiniz nedeni de sağ oluşunuz ve kendinizi iyi hissetmek isteyişiniz olabilir.

Demek eğer tüm duygularınızın kaynağı sizseniz, neden her zaman kendinizi iyi hissetmeyesiniz? Cevabı yine belli. Olumsuz duygular denilen şeyler size bir mesaj veriyor da ondan. Peki, Eylem Sinyallerinin mesajı nedir? Size şu anda yapmakta olduğunuz şeyin iyi olmadığını söylüyorlar, acı duymanızın nedeni, ya duruma bakış biçiminizdir, ya da kullanmakta olduğunuz usullerdir, diyorlar. Özellikle de, ihtiyaçlarınızı ve isteklerinizi insanlara iletiş biçiminiz ya da giriştiğiniz eylemlerdir, diyorlar.

Yapmakta olduğunuz şey sizin istediğiniz sonucu üretmiyor, yani yaklaşımınızı değiştirmelisiniz. Unutmayın ki olayları algılayış biçiminiz, neye odaklandığınız ve olaylardan ne anlamlar çıkardığınız tarafından kontrol edilir. Algılayış biçiminizi bir anda değiştirebilirsiniz. Bunu yapmak için, fizyolojinizi kullanış biçiminizi değiştirir, ya da kendinize daha iyi bir soru sorarsınız.

Usullerinizin arasında, iletişim üslûbunuz da bulunmaktadır. Hattâ belki üslûbunuzda ihtiyaçlarınızı belirtmek diye bir şey hiç yoktur, insanların bunu kendiliklerinden anlamasını bekliyorsunuzdur. Böyle bir durumdan bir hayli çaresizlik, kızgınlık, güceniklik ve incinme doğar. Belki incinme bildiren bu Eylem Sinyali, aslında size iletişim biçiminizi değiştirmenizi söylüyor, o zaman acı çekmeyeceğinizi bildirmeye çalışıyor. Sıkkın ve depresyon içinde hissetmek de bir başka eylem çağrısı. O da size, içinde bulunduğunuz sorunların kalıcı ya da kontrol dışı şeyler olduğu biçimindeki algılayışınızı değiştirmenizi söylüyor. Ya da belki bir fiziksel eyleme girişmeniz, hayatınızın bir alanındaki durumu çözümlemeniz, kontrolün sizin elinizde olduğunu bir kere daha hatırlamanız gerekiyor.

İşte Eylem Sinyallerinin gerçek mesajı budur. Bunlar yalnızca size eyleme geçişte destek sunmaya,ya da düşünüş biçiminizi, algılayış biçiminizi, iletişim ve davranış biçiminizi değiştirtmek istiyorlar. Eylem çağrıları size, cama çarpıp duran sinekler gibi olmak zorunda bulunmadığınızı camdan nasılsa çıkılamayacağını, eğer yaklaşımınızı değiştirmezseniz, bunca azim ve sebattan hiçbir yarar çıkmayacağını söylüyor. Eylem Çağrılarınız size, acı duygularının arasında, yapmakta olduğunuz şeyi değiştirmeniz gerektiğini fısıldıyor, hattâ belki de haykırıyor!

43079191e36d.gif
 
f25831e7628b.gif


DUYGUSAL KONTROLÜN ALTI ADIMI​

Ben ne zaman acılı duygular hissetsem, çabucak atabileceğim altı adımla sınırlayıcı paternimi kırabileceğimi, o duygunun yararını bulup, gelecekte oradan öğreneceğim dersle acıyı çok daha çabuk yok edebileceğimi bulguladım. Şimdi o adımları kısaca inceleyelim.

BİRİNCİ ADIM

Gerçekte Ne Hissettiğinizi Tanımlayın​

İnsanlar genellikle kendilerini öyle aşırı yüklü, öyle yoğun ve meşgul durumda bulurlar ki, ne hissetmekte olduklarını bilmezler bile. Tek bildikleri, bütün bu olumsuz duyguların "saldırısı" altında bulunduklarıdır.

Kendinizi baskı altında hissedeceğiniz yerde bir an için geri çekilip şu soruyu sorun: "Ben şu anda aslında ne hissediyorum?" İlk başta, "Kızgınlık hissediyorum," diye bir cevap gelirse, şöyle sormaya başlayın: "Gerçekten kızgınlık mı hissediyorum? Yoksa başka bir şey mi var? Belki de bu hissettiğin, incinmedir. Ya da bir şeyi elden kaçırdığımı hissediyor olabilirim." İncinme duygusuyla kaçırma ve kaybetme duygusunun, öfke ve kızgınlık kadar yoğun bir duygu olmadığını anlayın. Bir saniye ayırıp gerçekte ne hissettiğinizi teşhis ederseniz ve duygularınızla ilgili sorular sormaya başlarsanız, hissetmekte olduğunuz duygu yoğunluğunu azaltabilir, durumla çok daha çabuk ve çok daha kolaylıkla başa çıkabilirsiniz.

Örneğin "Şu anda kendimi reddedilmiş hissediyorum" diyorsanız, o zaman kendinize, "Reddedilmiş mi hissediyorum, yoksa sevdiğim insandan ayrı kaldığımı mı hissediyorum?" diye sorun. "Reddedilmiş mi hissediyorum, yoksa hayal kırıklığına mı uğramışım? Reddedilmiş mi hissediyorum, yoksa birazcık tedirginlik mi hissediyorum?" Unutmayın Değişim Sözlükçesi'nin gücü, yoğunluğu hemen azaltacaktır. Gerçekte ne hissettiğinizi bulguladığınız an, yoğunluğu biraz daha düşürebilirsiniz, o da duygudan ders alabilmenizi daha kolaylaştırır.

İKİNCİ ADIM

Duygularınızı Bilinçlendirip Değerini Bilin, Onların Sizi Desteklemekte Olduğunu Fark Edin​

Duygularınızı yanlış saymak istemezsiniz. Hissettiğiniz şeyin "yanlış" olması fikri, kendinizle ve başkalarıyla dürüst iletişiminizi mahvetmenin yoludur. Beyninizin bir bölümünün size destek sinyali, eylem çağrısı yollayıp, ya algılarınızda ya da eylemlerinizin bazı yönlerinde değişiklik yapmanız için işaret vermesine şükredin. Eğer duygularınıza güvenmeyi istiyorsanız, onları her an tümüyla anlayamasanız bile, her hissettiğiniz duygunun sizi desteklemek, size olumlu değişiklikler yaptırmak için olduğuna inanıyorsanız, kendinize karşı açtığınız savaşı hemen durdurursunuz. Onun yerine, basit çözümlere doğru gitmekte olduğunuzu hissedersiniz. Bir duyguyu "yanlış" çıkarmak, o duygunun yoğunluğunu azaltmaya yaramayacaktır. Sizin karşı koyup direndiğiniz şeyler, genellikle daha yoğunlaşır. Tüm duygularınızın makbule geçtiğine dair bir duygu geliştirin, o zaman tıpkı dikkat bekleyen bir çocuk gibi, duygularınızın hemen sakinleşmeye başladığını göreceksiniz.

ÜÇÜNCÜ ADIM

Bu Duygunun Size Sunduğu Mesajı Merak Edin​

Değişen duygusal durumların gücünü hatırlıyor musunuz? Eğer kendinizi, bir şeyi öğrenmek için gerçekten merak duyar duruma sokarsanız, bu zaten her duygu için yeterli güçte bir patern kesintisi sayılır ve size kendiniz hakkında bir hayli şey öğrenme olanağı getirir. Merak duymak, duygunuzun kontrolünü ele almanıza yardımcı olur, zorluğu çözümlersiniz ve aynı sorunun gelecekte tekrarlanmasını engellemiş olursunuz.

Duyguyu hissetmeye başlarken, bunun size aslında ne sunmakta olduğunu merak edin. Şu anda durumu daha iyiye götürmek için ne yapmaya ihtiyacınız var? Diyelim ki kendinizi yalnız hissediyorsanız, merak edin ve şöyle sorun: "Acaba durumu yanlış yorumluyor olmam mümkün mü? Pek çok arkadaşım ve dostum varken mi yalnızım diyorum yoksa? Eğer onlarla görüşmek istediğimi kendilerine bildirirsem, ben ziyarete gidersem/onlar da bana gelmezler mi? Yalnızlığım bana, eyleme geçme mesajı mı veriyor? Daha çok uzanmak, insanlarla daha çok bağlar kurmak gerektiğini mi söylüyor?"

Duygularınız hakkında meraklanmak için kendinize sorabileceğiniz dört soru şunlar olabilir:

Ben aslında ne hissetmek istiyorum?
Şu hissettiğimi hissetmek için neye inanmış olmam gerekir?
Bir çözüm bulup şimdi halletmek için ne yapmaya razıyım?
Bundan ne öğrenebilirim?

Duygularınızı merak ettikçe, onlar hakkında çok şey öğreneceksiniz. Hem yalnız bugün değil, gelecekte de.

DÖRDÜNCÜ ADIM

Güven Kazanın​

Bu duyguyu hemen halledebileceğiniz konusunda güven edinin. Herhangi bir duyguyla başa çıkabilmek için benim bildiğim en hızlı, en basit, en güçlü yol, buna benzer bir şeyi daha önce de hissettiğiniz bir zamanı hatırlamak, o sefer onu başarıyla çözümlediğinizi bilmektir. Madem ki aynı şeyi geçmişe hallettiniz şimdi de halledersiniz. Aslında eğer bu Eylem Çağrısını geçmişte de alıp üstesinden gelmişseniz, duygu durumunuzu değiştirmenin stratejisine zaten sahipsiniz demektir.

O halde şöyle bir durup düşünün. Aynı duyguyu ne zaman hissetmiştiniz ve onu olumlu biçimde nasıl çözmüştünüz? Bunu bir rol modeli ya da işaretleme listesi gibi kullanıp şimdi duygularınızı değiştirmek için neler yapabileceğinize bakın. Ne yapmışsınız o sefer? Odaklandığınız şeyi mi değiştirmişsiniz? Kendinize sorduğunuz soruları mı? Algılayış biçiminizi mi? Yoksa bir tür yeni eyleme mi geçmişsiniz? Aynısını şimdi de yapmaya karar verin, yine geçen seferki gibi iyi sonuç vereceğine güvenerek yapın. Örneğin sıkkın ve depresyonda hissediyorsanız, daha önceki seferlerde bunu tersine çevirmeyi başarmışsanız, kendinize, "O sefer ne yapmıştım?" diye sorun. Eyleme geçip koşmaya mı çıktınız? Birkaç telefon mu ettiniz? Geçmişte ne yaptığınızı bulguladığınız anda, aynısını yine yapın, yine aynı sonuçları alacağınızı göreceksiniz.

BEŞİNCİ ADIM

Bunu Yalnız Bugün Değil, Gelecekte de Çözebileceğinizden Emin Olun
Bu sorunu gelecekte de her zaman çözebileceğinizden çünkü elinizde bunun için yaman bir plan bulunduğundan emin olun. Bunu sağlamanın bir yolu, geçmişte nasıl çözdüğünüzü hatırlamak ve gelecekte bu Eylem Çağrısı geldiği zamanki çözüm için prova yapmaktır. Kendinizi böyle durumları kolayca çözebilecek durumda hissedin. Bunu bir duygu yoğunluğuyla tekrarlamak, içinizde nöral bir otoyol yaratır, bu tür şeylerle kolayca başa çıkabileceğinizden emin olursunuz.

Ayrıca, bir kâğıt alıp, bu Eylem Çağrısı geldiğinde algılayış biçiminizi değiştirmek için kullanabileceğiniz üç dört yöntemi yazın. Ya da duygu ve ihtiyaçlarınızı başkalarına iletme biçiminizle ilgili değişiklikleri yazın. Ya da bu tür durumda eylemlerinizi nasıl değiştireceğinizi yazın.

ALTINCI ADIM

Heyecanlanın ve Eyleme Geçin​

Şimdi ilk beş adımı bitirmiş olduğunuza göre, yani hissettiğiniz şeyin tam ne olduğunu bulup, o duyguyla savaşacak yerde makbule geçtiğini kabul edip, duyguyu merak ederek gerçek anlamını araştırıp, verdiği dersi bulgulayarak ondan bir ders öğrenip, geçmişte bunu tersine çevirmek için hangi başarılı stratejileri uygulamış olduğunuzu hatırlayıp, gelecekte bu durum çıkarsa diye provaları yaparak güven kazandıktan sonra, en son adımın ne olacağı da bellidir zaten: Heyecanlanın ve eyleme geçin! Bu duyguyu kolayca çözümleyebileceğinize heyecanlanın ve bunu kanıtlamak için de hemen eyleme geçin.

Şimdi hissetmekte olduğunuz sınırlayıcı duygulara saplanıp kalmayın. İçin için provasını yaptığınız şeyi ifadeye dökerek algılama biçiminizde ve eylemlerini/de bir değişiklik yaratın. Unutmayın ki bu yeni öğrendiğiniz üstünlükler, duygularınızı yalnız bugün için değil, gelecekte aynı duygularla karşılaştığınız zaman da değiştirebilecektir.

Bu altı basit adımla, hayatınızda belirecek hemen her duygunun üstesinden gelebilirsiniz. Eğer kendinizi tekrar tekrar aynı duyguyla uğraşır bulursanız, bu altı adımlı yöntem paterni bulgulamanıza ve onu kısa bir süre içinde değiştirmenize yardımcı olacaktır.

Bu sistemi kullanma konusunda pratik yapın. Yepyeni olan her şey gibi, bu da başlangıçta biraz karmaşık gelebilir. Ama daha sık uyguladıkça, kullanması daha kolay gelmeye başlayacak, çok geçmeden, eskiden duygusal mayın tarlası saydığınız yerlerden kolayca geçebilmeyi öğreneceksiniz. Mayın tarlası yerine, karşınızda size yol gösterecek bir yığın antrenörler göreceksiniz. Onlar size amaçlarınıza nerelerde ulaşacağınızı söyleyecekler.

Unutmayın ki bir duyguyu çözümlemenin en iyi zamanı onu hissetmeye ilk başladığınız zamandır. Bir duygusal paterni büyüyüp güçlendikten sonra kesmek daha zor olur. Benim felsefeme göre, insan ejderhayı küçükken öldürmelidir. Bu sistemi çabucak kullanın. Eylem Sinyali kendini belli ettiği anda uygulamaya başlayın. O zaman her türlü duyguyu çok daha hızla çözümleyebildiğinizi göreceksiniz.

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif


ON EYLEM SİNYALİ

Yalnız bu altı adımla, çoğu duyguları değiştirebilirsiniz. Ama altı adımı kullanmak zorunda kalmamak için, belli başlı duygularınızın ya da Eylem Sinyallerinizin size hangi olumlu mesajları verdiği konusunda bilinçli bir anlayışa sahip olmayı da yararlı bulabilirsiniz. Şu sayfalarda sizinle, çoğu insanların kaçındığı en başta gelen duyguyu incelemek istiyorum. Onlar kaçınadursun, siz bu sinyalleri, eyleme geçmek için birer çağrı olarak kullanabilirsiniz.

Eylem Sinyalleri listesini okumak, sizi bir anda bu duyguların ustası haline getirecek değildir. Bu işin meyvelerini alabilmek için, stratejileri sürekli olarak uygulamanız gerekmektedir.

Size bu bölümü defalarca okumanızı öneririm. Kendiniz için özel önem taşıyan yerlerin altını çizin, sonra 10 santime 15 santim boyunda kartlar alıp Eylem Sinyallerini bu kartlara yazın ve yanınızda taşıyın. Her yere götürün. Kendinize o duygunun gerçek anlamının ne olduğunu ve ondan yararlanmak için hangi eylemlere geçebileceğinizi hatırlatmakta kullanın. Küçük kartlardan birini, arabanızın güneşliğinin arasına sıkıştırın, gün boyu hep görün, trafiğe taküıp öfkeniz kabarmaya başladığında, kartı oradan çekip kendinize bu aldığınız mesajların olumlu yönlerini hatırlatma olanağı bulun. Şimdi en temel eylem çağrısıyla başlayalım:

1. TEDİRGİNLİK: Bu tür duyguların pek fazla bir yoğunluğu yoktur, ama bizi rahatsız ederler ve işlerin tam yolunda olmadığına dair bir genel hava verirler.

Mesaj:

Can sıkıntısı, sabırsızlık, rahatsızlık üzüntü ya da hafif bir utanç, size işlerin tam olması gibi olmadığı mesajını yollamaktadır. Belki durumu algılayış biçiminiz yanlıştır ya da giriştiğiniz eylemler sizinistediğiniz sonuçları getirmiyordur.

Tedirginlik duygularıyla başa çıkmak kolaydır:

1) Durumunuzu değiştirmekle ilgili olarak bu kitaptan öğrendiğiniz becerileri uygulayın;

2) Ne istediğinizi açıklığa kavuşturun;

3) Eylemlerinizi rafine edin. Durumu hemen değiştirip değiştiremeyeceğinizi görmek için biraz değişik bir yaklaşım deneyin ya da üretmekte olduğunuz sonuçların kalitesini değiştirin.

Bütün diğer duygular gibi, tedirginlik duyguları da eğer hemen çözümlenmezse, giderek yoğunlaşacaktır. Tedirginlik bir dereceye kadar acı verici bir duygudur, ama arkasından duygular acılar gelmesi beklentisi, o anda hissettiğiniz tedirginlikten çok daha yoğundur. Unutmamamız gerekir ki, hayal gücümüz bir şeyi gerçekte olabileceğinin on katı kadar yoğun gösterebilir. Satrançta ve savaş sanatlarında kullanılan bir söz vardır: "Saldırı tehdidi, saldırının kendisinden daha büyüktür" derler. Acı beklentisi başladı mı, özellikle düzeyi de yoğunsa, o zaman karşımıza bir başka Eylem Sinyali çıkacak demektir ki o da...

2. KORKU: Korkulu duygular, düşük düzeyde kaygıdan başlayıp yoğun kaygılara, anksiyetelere, dehşet ve terörize olmaya kadar hepsini kapsar. Korku da bir amaca uyar ve mesajı da basittir:

Bugün size bir sürprizimiz var: Motive Edici

Mesaj:

Korku, çok geçmeden bir şey olacağını ve dona hazırlıklı olmak gerektiğini en basit biçimde ifade etmektedir. İzci düsturu gibi: "Daima Hazır" olmak gerekir. Ya durumla başa çıkmaya hazırlanmalıyız, ya da durumu değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız. Ama işin acıklı yanı, insanların çoğu ya korktuklarını inkâr etmekte, ya da kendilerini kapıp korkuya koyvermekte, teslim etmektedirler. Bu yaklaşımların hiçbiri, korkunun vermeye çalıştığı mesaja saygılı değildir, bu yüzden korku da devam eder, mesajını anlayasınız diye uğraşır. Korkuya teslim olmak istemezsiniz. Olabilecek en kötü şeyleri düşünerek o duyguyu yoğunlaştırmak da istemezsiniz. Korku hiç yokmuş gibi davranmak da istemezsiniz.

Çözüm:

Sizi korkutan şeyin ne olduğunu gözden geçirin, kendinizi zihinsel olarak hazırlamak için ne yapmanız gerektiğini değerlendirin. Durumla en iyi biçimde başa çıkmak için hangi eylemlere geçmeniz gerektiğini bulun. Bazen bir konuda yapabileceğimiz her türlü hazırlığı yaparız. Artık yapabileceğimiz hiçbir şey kalmaz. Ama yine de oturur, korkuyu sürdürürüz. İşte o nokta, korkunun panzehirini kullanma zamanıdır. İnanç geliştirmeniz gerekmektedir. O korktuğunuz şeye karşı ne yapılabilecekse yapmış olduğunuzu bilin, hayatta korkuların pek çoğunun aslında gerçekleşmediğini düşünün. Eğer gerçekleşirlerse, o zaman da başka bir duyguya geçeceksiniz demektir...

3. İNCİNME: İnsan ilişkilerine, gerek kişisel gerekse meslekî alanda tümüyle hakim olan bir tek duygu varsa, o da incinme duygusudur. İncinme duyguları genellikle bir kayıp duygusundan kaynaklanır. İnsanlar incindikleri zaman, genellikle başkalarına karşı saldırganlaşır, onları terslerler. İncinme duygusunun bize verdiği asıl mesajı duymamız gerekmektedir.

Mesaj:

İncinme sinyalinin verdiği mesaj, beklentilerimizin karşılanmamış olduğudur. Çoğu kere bu duygu, birinin sözünü tutmasını beklediğiniz halde tutmadığı zaman, ya da anlattığınız bir şeyi, siz gizli tut dememişseniz bile, başkasına anlattığı zaman doğar. Böyle durumlarda, o insanla olan yakınlığınızı kaybettiğinizi hissedersiniz belki ona olan güveninizi de kaybedersiniz. Bu kayıp duygusu, incinme hissetmenize yol açar.

1) Gerçekte hiçbir şey kaybetmemiş olabileceğinizi anlatın. Belki de asıl kaybetmeniz gereken şey, bir yanlış izlenimdir. Siz bu insanın sizi yaralamak, incitmek istediğini sanıyor olabilirsiniz. Belki de o kişi kendi eylemlerinin sizin hayatınız üzerindeki etkisinin farkında değildir.

2) İkincisi, bir dakika ayırıp durumu yeniden değerlendirin. Kendinize sorun: "Burada gerçekten bir kayıp var mı? Yoksa ben durumu fazla erken ya da fazla sert mi değerlendiriyorum?"

3) İncinme duygusundan kurtulmak için üçüncü bir çözüm de, incindiğinizi o kişiye zarif ve uygun bir biçimde söylemektir. Söyleyin ona. Deyin ki, "Geçen gün X-Y-Z olduğu zaman ben olayı yanlış yorumladım, senin aldırmazlık ve ilgisizlik gösterdiğini sandım, bundan ötürü de bir kayıp duygusu hissettim. Neler olduğunu bana bir açıklar mısın?" Yalnızca iletişim biçiminizi değiştirip olup bitenleri netliğe kavuşturmanız sonucu, genellikle incinme duygusunun yok olduğunu, hem de birkaç saniyede yok olduğunu görürsünüz. Ama eğer incinme duygusunu çözümlemezseniz, genellikle büyür ve başka bir duyguya dönüşür, o da ...

4. ÖFKE: Kızgın duygular arasında, biraz kızmaktan başlayıp çileden çıkmaya kadar türlü türlü dereceler bulunur.

Mesaj:

Öfkenin mesajı, hayatınız boyunca bağlı olduğunuz önemli bir kural ya da standardın bir başkası tarafından ihlâl edilmesi hattâ belki kendiniz tarafından ihlâl edilmesidir. (Bunu kurallarla ilgili olan Bölüm 16'da yeniden ele alacağız.) Öfke mesajını aldığınız zaman, bu duyguyu bir anda değişirebileceğinizi anlamanız gerekir.

Çözüm:

1) Durumu kendinizin tümüyle yanlış yorumlamış olabileceğinizi anlayın. Belki sizin kurallarınızı ihlâl eden bu insan, o kuralların sizin için ne kadar önemli olduğunu bilmiyordur (siz bilmesi gerektiğine inansanız bile, bilmiyor olabilir).

2) O kişi sizin standartlarınızdan birini ihlâl etmiş olsabile, sizin kurallarınızın mutlaka "doğru" klurallar olmayableceğini de anlayın (sizin o konudaki duygularınız çok güçlü olsa bile).

3) Kendinize daha güçlendirici bir soru sorun. Örneğin, "Bu kişinin uzun vadede aslında beni sevdiği doğru mu?" deyin. Öfke paternini kesmek için "Bundan ne öğrenebilirim?" deyin. "Standartlarımın benim için n kadar önemli olduğunu bu insana nasıl söyleyeyim ki bana yardım etmek istesin, gelecekte standartlarımı tekrar ihlâl etmesin" deyin. Örneğin, eğer öfkeliyseniz, algılayış biçiminizi değiştirin. Belki bu kişi sizin kurallarınızı bilmiyordur. Ya da üslûbu değiştirin. Belki ihtiyaçlarınızı ona etkin biçimde iletememiş, anlatamamışsınızdır. Ya da davranışınızı değiştirin. İnsanlara açık açık söyleyin. "Hey, bu özel bir konu. Kimseye söylemeyeceğine söz ver, benim için gerçekten önemli" deyin. Birçok insanlar için, sürekli öfke ya da kendi standartlarına ve kurallarına uyamama, başka bir duyguya yol açar, o da...

5. HIRSLANMA: Hırslanma duygusu pek çok yoldan gelebilir. Hayatımızda tüm yolların engellerle tıkandığını gördüğümüz zaman sürekli çaba gösterdiğimiz halde ödülleri alamadığımız zaman, hırslanırsınız.

Mesaj:

Hırslanmanın mesajı çok heyecan verici bir sinyaldir. Beyninizin, şu şimdi yaptığınızdan daha iyisini yapabileceğinize inandığını söylemektedir. Hırslanma, üzüntüden çok farklıdır. Üzüntü hayatta istediğiniz bir şeyi hiç elde edememekle ilgilidir. Oysa hırslanma çok olumlu bir işarettir. Sorunun çözümünün ulaşılabilecek yerde olduğunu, ama şu anda yapmakta olduğunuz şeylerin sonuç vermediğini, demek ki amacınızı elde etmek için yaklaşım değiştirmeniz gerektiğini söylemektedir. Size daha esnek olmanızı söyleyen bir sinyaldir! Nasıl başa çıkılır hırslanmayla?

1) Hırslanmanın dostunuz olduğunu anlayıp, sonuç almak için yeni yollar bulun. Beyin fırtınası uygulayıp, aradan iyilerini seçin. Yaklaşımınızı nasıl esnekleştirebilirsiniz?

2) Durumla nasıl başa çıkacağınıza dair girdiler edinin. Bir rol modeli bulun. Sizin istediğinizi elde etmiş bir insan olsun. Ona size girdi vermesini söyleyin. İstediğiniz sonucu üretebilmekte daha etkin olabilmeniz için fikirler alın.

3) Bu zorluğu yalnız bugün çözümlemekle kalmayıp, gelecekte de daha az enerjiyle ve hattâ sevinçle çözebilecek şeyler öğrendikçe sevinin. Hırslanmadan çok daha beteri de vardır, o da...

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif

6. HAYAL KIRIKLIĞI: Hayal kırıklığı, çabucak yenmezseniz, çok yıkıcı bir duygu olabilir. Bir "başaramama" duygusu verir, bir şeyi ebediyen elden kaçırdığınızı hissedersiniz. Daha çok şey bekleyip daha az şey elde ettiğinizde bir üzüntü ve yenilgi duygusu hissediyorsanız, o hayal kırıklığıdır.

Mesaj:

Hayal kırıklığı mesajının size sunduğu şey, beklediğiniz şeyin, seçtiğiniz amacın, belki de yerine gelmeyeceğidir. Demek ki artık beklentilerinizi değiştirmek, onları duruma daha uygun hale getirmek ve yeni bir amaca ulaşmak için hemen harekete geçmek zamanı gelmiştir. Bunun çözümü de böyle olacaktır.

1) Bu durumdan öğrenebileceğiniz bir şeyleri hemen bulun. O şeyler size gelecekte, o ilk istediğinizi elde etmenize yardımcı olacak şeyler olsun.

2) Yeni bir amaç seçin. Eskisinden bile daha ilham verici bir şey olsun, aynı zamanda hemen ilerleme kaydedebileceğiniz bir şey olsun.

3) Fazla erken karar vermekte olabileceğinizi anlayın. Bazen sizi hayal kırıklığına uğratan konular yalnızca geçici güçlüklerdir. Bölüm 2'de anlatılan Billy Joel hikâyesine pek benzeyen şeylerdir. Daha önce de söylediğim gibi, Tanrı'nın ertelemeleri, Tanrı'nın reddettiği anlamına gelmez. Belki benim "ara bekleyiş" dediğim döneme girmişsinizdir. Bazen de insanlar kendilerine gerçekçilikten uzak beklentiler seçer, böylelikle kendilerini hayal kırıklığına hazırlarlar. Bugün çıkıp bir tohum ekerseniz, yarın orada bir ağaç görmeyi bekleyemezsiniz.

4) Hayal kırıklığıyla başa çıkmak için kullanabileceğiniz dördüncü önemli çözüm de durumun henüz son bulmamış olduğunu anlamak, biraz daha sabır geliştirmektir. Aslında ne istediğinizi yeni baştan değerlendirin, onu elde etmek için daha bile etkin bir planı gelişirmeye başlayın.

5) Hayal kırıklığı duygusunun en etkin panzehiri, geçmişte ne olmuş olursa olsun, gelecekte olacaklar konusunda olumlu beklenti geliştirmektir. Hissedebileceğimiz en büyük hayal kırıklığı ise genellikle başka bir isim alır, o da...

7. SUÇLULUK: Suçluluk duygusu ya da pişmanlık duygusu, insanların kaçınmak için ellerinden gelen her şeyi yaptığı duygudur ve değeri de çok büyüktür. Bunlar bize acı veren duygulardır, ama yine de değerli bir işlevleri vardır. O değer de, mesajın ne olduğunu duyduğumuz zaman ortaya çıkmaktadır.

Mesaj:

Suçluluk bize kendi yüksek standartlarımızdan birini ihlâl ettiğimizi, o standardı gelecekte de ihlâl etmemeyi garantiye almak için bu konuda derhal bir şey yapmak gerektiğini söylemektedir. Eğer hatırlarsanız, Bölüm 6'da size, kişi acıyı bir şeye bağladığı zaman kaldıraç oluşur demiştim.

Bir davranışa yeterince acı bağlarsanız, kişi sonunda o davranışı değiştirir. En güçlü kaldıraç da, kendimize verdiğimiz acıdır. Çoğu kişi için suçluluk, bir davranışı değiştirmek için nihaî kaldıraç sayılır. Ama bazı kimseler suçluluk karşısında inkâra ya da duyguyu baskı altına almaya kalkarlar. Ne yazık ki bu pek sık sonuç vermez. Suçluluk duygusu kaybolmaz, daha güçlü olarak geri gelir.

Öbür uçta da kendini bırakıp suçluluğa teslim olmak vardır. O zaman acıyı kabullenmeye, öğrenilmiş çaresizliği yaşamaya başlarız. Suçluluk duygusunun amacı bu değildir. O aslında, bizi değişim yaratma eylemine itmek için tasarımlanmıştır. İnsanlar bunu anlayamaz, bir zamanlar yaptıkları bir şey için pişmanlık duymayı sürdürür, ömürlerinin geri kalanı boyunca kendilerini küçük hissederler! Suçluluğun bize vermek istediği mesaj asla bu değildir. Onun var oluş nedeni, ya sizi sonunda suçluluk duyacağınızdan emin olduğunuz hareketleri yapmaktan kaçınmaya itmek, ya da eğer standardınızı ihlâl etmişseniz, yeterince acı yaratarak bir kere daha, eskisinden bile yüksek bir standarda adanmanızı sağlamak içindir. Ama bir kere o suçluluk duyduğunuz eski davranışa bakar, samimi ve tutarlı biçimde değerlendirirsiniz, ondan sonra da adımınızı atıp ilerlersiniz.

Çözüm:

1) Kendinizi bağlamış olduğunuz kritik bir standardı ihlâl etmiş olduğunuzu kabullenin.

2) Bu davranışın gelecekte asla bir daha olmayacağına kendinizi adayın. Bir kere daha yaşasanız, o suçluluk duyduğunuz durumda nasıl davranacağınızın provasını yapın, en yüksek kişisel standartlarınızla tutarlı davranışı prova edin. Bu davranışın bir daha asla tekrarlanmayacağına her kuşkunun ötesinde kendinizi adarken, artık suçluluk duygusundan kurtulmaya da hak kazanmış olursunuz. O zaman suçluluk duygusu artık görevini yapmış, sizi gelecekte daha yüksek bir standarda bağlamıştır. Onu kullanın, içine gömülüp kaybolmayın!

Bazı kimseler, hayatın hemen her alanında kendilerine koydukları standartları sürekli ihlâl ettikleri için kendilerini zihnen ve duygusal olarak dövüp dururlar. Sonuçta da bu tür insanların çoğu başka bir duyguyla karşılaşır, o da...

8. YETERSİZLİK: Bu değersizlik duygusu, yapabilmemiz gereken bir şeyi yapamadığımızı gördüğümüz zaman ortaya çıkar. İşin zor yanı elbette ki, genellikle neye yetersiz olduğumuzu saptarken çok haksız kurallar uyguluyor olmamızdır. Bir kere, yetersizlik duygusunun size verdiği mesajı iyi anlamak gerekir.

Mesaj:

Bu sinyal size, şu anda o iş için yeterli beceri düzeyinde olmadığınızı ifade etmektedir. Daha çok enformasyon, daha çok anlayış, daha çok stratejiler, araçlar ve güvene ihtiyacınız olduğunu belirtmektedir.

Çözüm:

1) Kendinize şu soruyu sorun: "Bu durumda bu duyguyu hissetmem gerçekten uygun mu? Gerçekten yetersiz miyim, yoksa olayı algılayış biçimimi mi değiştirmem gerekiyor?" Belki de kendinize yetersiz olmadığınızı kanıtlamak için, piste çıkıp dans ederek Michael Jackson'u alt etme yolunu seçmişsinizdir. Eh, herhalde bu uygun bir algılama sayılamaz. Eğer duygunuz haklıysa, yetersizlik mesajı geldiğinde bir şeyi eskisinden iyi yapmanın yolunu aramanız gerekir. Bu durumda çözüm ortadadır.

2) Ne zaman kendinizi yetersiz hissederseniz, cesaretlendirme sinyaline şükredip gelişmeye bakın. "Kusursuz" olmadığınızı kendinize hatırlatın. Zaten olmanız da gerekmez. Bunu anladıktan sonra, artık kendinizi CANÜ'ye, yani o alanda sürekli ve sonu gelmez iyileştirmelere adayabilirsiniz.

3) Bir rol modeli bulun. Sizin yetersizlik hissettiğiniz alanda etkin olan biri. Ondan biraz antrenörlük hizmeti alın. Hayatınızın bu alanında ustalaşmaya karar verme sürecinin ardından en küçük bir iyileşme geldi mi, artık yetersiz bir insan olmaktan çıkar, öğrenen bir insan olursunuz. Bu duygu çok kritiktir, çünkü kişi kendini yetersiz hissedince öğrenilmiş çaresizlik tuzağına düşebilir, sorunu kalıcı ve kişisel sanmaya başlar. Oysa kendinize bundan büyük bir yalan söyleyemezsiniz. Siz yetersiz değilsiniz. Belki o alanda eğitilmemiş, becerisi eksik biri olabilirsiniz, ama yetersiz olmadığınız kesindir. Büyüklük kapasitesi şu anda bile içinizde hazırdır.

Sorunların kalıcı, yaygın ya da başa çıkamayacağımız kadar büyük olduğunu hissetmeye başladığımızda, bu sefer daha başka bir duyguya yöneliriz, o da...

9. AŞIRI YÜK: Üzüntü, depresyon ve çaresizlik, aşırı yük duygusunun yalnızca ifade biçimleridir. Üzüntü, olan bir olayda güçlendirici bir alan bulamadığınızı hissettiğiniz zaman, ya da kontrolünüz dışındaki insanların, olayların ya da güçlerin hayatınızı olumsuz etkilediğini hissettiğiniz zaman olur. Bu durumdaki insanlar aşırı yük altında ezilirler ve genellikle durumu hiçbir şeyin değiştiremeyeceğine, sorunun çok büyük olduğuna kalıcı, yaygın ve kişisel olduğuna inanmaya başlarlar. İnsanların bu duruma girmesi dünyada kendilerinin başa çıkamayacağı kadar çok şeyin olup bittiğini gördükleri zaman yer alan bir şeydir; örneğin olayların temposu, miktarı ya da yoğunluğu onlara aşırı yük gibi gelir.

Mesaj:

Aşırı yükün mesajı durumda sizin için en önemli şeyi yeni baştan değerlendirmeniz gerektiğidir. Aşırı yüklü hissetmenizin nedeni, aynı anda çok fazla şeyle uğraşıyor, her şeyi kaşla göz arasında değiştirmeye çalışıyor olmanızdır. Bu aşırı yük duygusu yüzündan hayatı mahvolan insanların sayısı, başka her duygu yüzündan mahvolanlardan fazladır.

1) Hayatınızda uğraşmakta olduğunuz bütün o şeylerin arasında sizin için en önemli olanını seçip ona odaklanmanız gerekir.

2) Şimdi sizce erişilmesi en önemli olan bütün şeyleri yazın ve onları bir öncelik sırasına koyun. Bu erişilecek şeyleri kâğıt üzerinde görmek bile size olup bitenlerle ilgili bir kontrol duygusu verecektir.

3) Listenizdeki ilk şeyin üstüne gidin ve onun üstesinden gelinceye kadar eylemi sürdürün. Bir tane alanın üstesinden gelir gelmez, hemen hız kazanmaya başlayacaksınız. Beyniniz kontrolün sizin elinizde olduğunu, artık aşırı yük altında olmadığınızı anlayacak, sorunun kalıcı olmadığını bilecek, sizin her zaman bir çözümbulacağınıza inanacak.

4) Üzüntü gibi bir aşırı yük duygusundan kurtulmayı uygun bulamaya başladığınız zaman artık kontrol edebileceğiniz şeylere odaklanın ve henüz siz anlayamıyor olsanız bile, bunların hepsinde güçlendirici bir anlam bulunduğunu fark edin.

Bizim özsaygımız genellikle çevremizi kontrol edebilme yeteneğimize dayanır. Zihnimizin içinde, çok fazla yoğun talepler aynı anda üstümüze üstümüze gelmeye başladığı zaman, elbette kendimizi aşın yük altında hissederiz. Ama aynı zamanda, kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanıp her biriyle birer birer ilgilenmekle durumu değiştirme gücümüz sürekli onların en çok korktuğu duygu, o bağlantısızlık duygusudur ki onun bir adı da...

10. YALNIZLIK: Kendimizi yalnız, ayrı, diğerlerinin dışında hissetmemize neden olan her şey bu gruba girer. Siz kendinizi hiç gerçek anlamda yalnız hissettiniz mi? Sanırım hayatta bunu hissetmemiş olan hiç kimse yoktur.

Yalnızlığın mesajı, insanlarla bir bağa ihtiyacınız olduğudur. Ama bu mesajın anlamı nedir? İnsanlar çoğu zaman bunun cinsel bağ ya da ani yakınlık olduğunu düşünür. Sonra da hırslanırlar, çünkü o yakınlığı buldukları halde, kendilerini yine yalnız hissetmeyi sürdürürler.

Çözüm:

1) Yalnızlığa çözüm, hemen uzanıp bir bağ kurarak o yalnızlığı sona erdirebileceğinizi bilmektir. Size önem verecek ve sevgi duyacak insanlar her yerde vardır.

2) Ne tür bağa ihtiyacınız olduğunu saptayın. Bir yakınlık bağına mı ihtiyacınız var? Belki de size temel bir dostluk gerek. Ya da sizi dinleyecek, sizinle birlikte gülüp konuşacak birileri gerek. Gerçek ihtiyaçlarınızın ne olduğunu saptamanız gerekir.

3) Kendinize hatırlatmanız gereken şey, yalnızlık hissetmenin anlamıdır: "Ben insanlan gerçekten seviyorum, onlarla birlikte olmaktan hoşlanıyorum. Şu anda birisiyle ne tür bir bağa ihtiyacım olduğunu saptamam gerek, ondan sonra da derhal eyleme geçip bunu oldurmalıyım."

4) Sonra derhal eyleme geçip uzanın ve biriyle bağ kurun.

İşte on Eylem Sinyalinin listesi artık elinizde. Görüyorsunuz ki bu duygulardan her biri size güçlendirici mesajlar veriyor, bir değişim çağrısı sunuyor ya sahte ve güçsüzleştirici algılarınızı ya da uygunsuz usullerinizi, yani iletişim üslûbunuzu ya da eylemlerinizi değiştirmenizi gerektiriyor. Bu listeden tam anlamıyla yararlanmak için listeyi birkaç kere gözden geçirmeniz, her tekrarla birlikte, her sinyalin size verdiği olumlu mesajları arayıp altını çizmeniz gerekmektedir. Ayrıca gelecekte kullanacağınız çözümlerin de altını çizin. Hemen tüm "olumsuz" duyguların temelinde bu on gruptan biri ya da birkaçının karışımı yatmaktadır. Ama siz her duyguyla, daha önce açıkladığımız biçimde başa çıkabilirsiniz. Altı adımı atarsınız, merak geliştirir, duygunun size sunduğu güçlendirici anlamı ararsınız.

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif


"Kendi bahçemizi ekmeliyiz."
VOLTAIRE

Zihninizi, duygularınızı ve ruhunuzu nihaî bir bahçe gibi düşünün. Bereketli, besleyici bir hasat yapabilmenin yolu, o bahçeye sevgi, sıcaklık, takdir gibi tohumlar ekmek, hayal kırıklığı, öfke ve korku gibilerini hiç ekmemektir. O Eylem Sinyallerini, kendi bahçenizdeki yabanî otlar gibi düşünmeye başlayın. Yabanî ot da bir eylem çağrısıdır öyle değil mi? Size seslenir, "Bir şey yapman gerek; bunu buradan yolup, daha iyi, daha sağlıklı bitkilerin büyümesine yer açman gerek" der. Siz kendi istediğiniz türden bitkileri yetiştirin, yabanî otları da, gözünüze iliştiği anda yolun.

Şimdi size on duygusal tohum vereyim. Bunlar, bahçenize ekebileceğiniz tohumlar olsun. Bu tohumlara iyi bakar her gün hissetmek istediğiniz şeyleri hissetmeye odaklanırsanız, kendinize gerçekten bir büyüklük standardı edinmiş olursunuz. Bu tohumlar en yüksek potansiyeli tatmin edecek bir hayat yaratabilirler. Şimdi onları kısaca gözden geçirelim ve bu duyguların her birinin, daha önce hissetmiş olduğunuz "olumsuz" duyguların panzehiri olduğunu görelim.

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif


ON GÜÇLÜLÜK DUYGUSU​

1. SEVGİ VE SICAKLIK: Sevginin sürekli ifadesi, görünüşe göre karşısına çıkan en olumsuz duyguları bile eritebilmektedir. Eğer biri size kızgınsa, siz Mucizeler Kursu adlı kitaptan alınma şu inanç gibi bir çekirdek inanca sarılarak o kişiyi yine de sevmeyi sürdürebilirsiniz: tüm iletişimler ya bir sevgi cevabıdır ya da bir yardım çağrısıdır. Eğer biri size incinmiş ya da kızmış durumda gelirse, siz de ona sürekli olarak sevgi ve sıcaklıkla cevap verirseniz, sonunda o kişinin durumu değişecek, duygu yoğunluğu eriyecektir.

"Eğer yeterince sevebilseniz, dünyanın en güçlü inşam olurdunuz."
EMMET FOK​

2. TAKDİR VE MİNNET: Benim inancıma göre, en güçlü duyguların çoğu sevginin bir ifadesidir, her biri bir başka biçimde yönlendirilmiştir. Kanımca takdir ve minnet, en ruhsal duyguların başında gelir, hayatın, insanların ve tecrübelerin bana verdiği tüm güzel armağanların makbule geçtiğini ve sevildiğini düşünceyle ve eylemle ifade eder. Bu duygu durumunda yaşamak, hayatınızı hemen hemen bildiğim her şeyden daha çok zenginleştirecektir. Bunu özenle geliştirmek, hayatı özenle geliştirmek demektir. Bir minnet ve şükran duygusuyla yaşayın.

3. MERAK: Eğer hayatınızda gerçekten büyümek istiyorsanız, çocuklar kadar meraklı olmayı öğrenin. Çocuklar merak etmeyi çok iyi bilir. O yüzden o kadar sevimlidirler. Eğer can sıkıntısından kurtulmak istiyorsanız, merak edin. Merak ettiğiniz sürece, hiçbir şey size yük gibi gelmez. Otomatik oluverir. Ders çalışmayı kendiniz istersiniz. Merakı geliştirin hayatınız sonsuz bir neşe olur çıkar.

4. HEYECAN VE İHTİRAS: Heyecan ve ihtiras her şeye özsuyu katabilir. İhtiras her zor işi harikulade bir fırsat haline getirir. İhtiras, hayatlarımızı hiç olmadığı kadar hızlı bir tempoda ileriye doğru fırlatan eşsiz bir güçtür. Benjamin Disraeli'nin sözlerini özetlersek, insan ancak ihtiraslarıyla hareket ettiği zaman gerçek anlamda büyüktür. Peki, ihtirası nasıl elde ederiz? Tıpkı sevgiyi elde ettiğimiz gibi, sıcaklığı, takdiri, minneti ve merakı elde ettiğimiz gibi onu da elde etmeye karar veririz! Fizyolojinizi kullanın: daha hızlı konuşun, zihninizde imajları daha hızlı canlandırın, vücudunuzu gitmek istediğiniz yöne doğru hareket ettirin. Öylece oturup düşünmeyin. Masanıza abanmış otururken, yüzeysel soluklar alıp verirken, diliniz dolaşa dolaşa, ağır ağır konuşurken içiniz ihtirasla dolamaz.

5. KARARLILIK: Yukardaki duyguların hepsi çok değerlidir, ama bir tanesi vardır ki, eğer bu dünyada kalıcı değerler yaratmak istiyorsanız, ona mutlaka sahip olmanız gerekir. O size sıkıntılı olaylarla, zorluklarla, hayal kırıklıkları ve üzüntülerle nasıl başa çıkacağınızı gösterecektir. Kararlılık, çakılıp kalmakla, içi yıldırım gücüyle dolu durumda çakılıp kalmak arasındaki fark demektir. Eğer kilo vermek istiyorsanız, gözünüzde büyüyen o iş telefonlarını etmek istiyorsanız ya da herhangi bir işin sonunu getirmek istiyorsanız, kendinizi zorlamak yeterli olmaz. Ama kendinizi kararlı bir duruma sokmak, yeterli olur. Tüm eylemleriniz o kaynaktan fışkıracak, otomatik olarak amacınıza ulaşmakta gerekli eylemleri yapacaksınız demektir. Kararlılıkla hareket etmek, tutarlı, adanmış bir karar vermek ve başka her şeyi kesinlikle saf dışı bırakmak demektir.

"Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir."
ANTHONY ROBBINS​

Kararlılıkla her şeyi başarabilirsiniz. O olmadı mı, hayal kırıklığına ve başarısızlığa mahkûm olursunuz. Ne gerekiyorsa onu yapma, korkuya rağmen harekete geçme konusundaki istekliliğimiz, cesaret denilen şeyin temelidir. Başarı hissiyle başarısızlık arasındaki fark, kararlılık denilen o duygu kasını güçlendirmekte yatar. Ama onca kararlılık sizin komutanız altında olduğunda, kendi paterninizi kırıp yaklaşımınızı değiştirebileceğinizden de emin olun. Habire duvara toslamanın ne yararı var ? Hele biraz sağa baksanız orada bir kapı olduğunu görecekken! Bazen kararlılık bir sınırlama olabilir. Bu yüzden, özenle geliştireceğiniz bir şey de...

6. ESNEKLİK: Eğer başarıyı garantiye alabilecek bir tohum varsa, o da yaklaşımınızı değiştirebilme yeteneğidir. Aslında bütün o Eylem Sinyalleri, sizin olumsuz duygular dediğiniz o şeylerin hepsi, daha esnek ormanız için gelen mesajlardır! Esnek olmayı seçmek, mutlu olmayı seçmektir.. Hayatınız boyunca, kontrol edemeyeceğiniz bazı şeyler de çıkacaktır.

Kurallarınızda esnek olma yeteneğiniz, olaylara verdiğiniz anlamlar ve girişeceğiniz eylemler, uzun vadeli başarı ya da başarısızlığınızı saptayacaktır, tadacağınız kişisel sevinç düzeyi de buna ek olacaktır. Eğilen kamış, rüzgârdan kırılmaz, oysa koskoca çınar ağacı çatlar, yarılır ve devrilir. Yukarıdaki duyguların hepsini özenle geliştirirseniz, o zaman kesinlikle geliştireceğiniz bir şey daha vardır...

7. GÜVEN: Sarsılmaz bir güven, hepimizin istediği emin olma duygusunu getirir. Sürekli güven hissetmenin, daha önce karşılaşmadığınız ortam ve durumlarda bile güveninizin sarsılmaması, ancak inanç gücüyle mümkündür. Hakkınız olan ve şimdi sahip olduğunuz duyguları zihninizde canlandırıp onlardan emin olun. Onların belirsiz bir gelecekte kendi kendine ortaya çıkmalarını beklemeyin. Güvenli olduğunuz zaman, deneyler yapmaya istekli olursunuz. Riske girmeye hazır olursunuz. İnanç geliştirmenin bir yolu, onu kullanmaya başlamaktır. Şimdi size, pabuçlarınızı bağlayabileceğinize güveniyor musunuz diye sorsam, eminim büyük bir güvenle evet derdiniz. Neden? Tek nedeni, bu işi binlerce kere yapmış olmanız! Bu yüzden güveni de, sürekli kullanarak geliştirin, hayatınızın her alanında ne zenginlikler yaratacağına şaşacaksınız.

Kendinize bir şeyi yaptırabilmek için korku yerine güven sahibi olmak şarttır. Pek çok kimselerin hayatındaki trajedi, bir sürü şeyden sırf korktukları için kaçmalarıdır. O konularda kendilerini daha baştan kötü hissederler. Ama unutmayın, olağanüstü başarılı kimselerin başarı kaynağı, genellikle bir dizi geliştirilmiş inançta yatar, o kişinin o inançlar için de herhangi bir referansı olmamıştır! İnançla hareket etmek, insan neslini ileriye götüren şeyin ta kendisidir.

Yukardaki duyguların hepsini edindikten sonra otomatik olarak tadacağınız bir duygu daha vardır, o da...

8. NEŞE: En önemli değerler listeme neşeyi eklediğim zaman herkes bana, "Sen çok farklısın, öyle mutlu görünüyorsun ki!" demeye başlamıştı. Birden farkına vardım. Gerçekten de mutluydum, ama yüzüme öyle bir şey söylemiş değildim!

İçten mutlu olmakla, dıştan neşeli olmak arasında büyük bir fark vardır. Neşe insanın özsaygısını artırır, hayatı daha eğlenceli kılar, çevrenizdekilerin de daha mutlu olmasını sağlar. Neşede, korku, incinme, öfke, hırslanma, hayal kırıklığı, depresyon, suçluluk ve yetersizlik duygularını hayatınızdan silme gücü vardır. Çevrenizde ne oluyorsa olsun, neşeli olmamakla durumu değiştiremeyeceğinizi anladığınız gün, neşe tohumuna da sahip olmuşsunuz demektir.

Neşeli olmak, sizin Pollyanna olmanızı gerektirmez, dünyaya pembe gözlüklerle bakmanızı, zorlukları görmezden gelmenizi de gerektirmez. Neşeli olmak demek, son derece zekisiniz demektir, çünkü bir keyif ortamında yaşadığınız zaman, hele o keyif çok yoğun olup çevrenize de yayılıyorsa, karşınıza çıkacak her güçlüğü yenebileceksiniz demektir. Neşeyi geliştirin, o zaman dikkatinizi çekmek için o kadar çok sayıda Eylem Sinyali de gelmeyecek demektir! Kendinizi neşeli hissetmeyi kolaylaştırmak için ekeceğiniz tohum ise...

9. CANLILIK: Bu alanı idare etmek çok kritiktir. Eğer fiziksel vücudunuza iyi bakmazsanız, bu duyguların tadını çıkarmak daha zor bir hale gelir. Fiziksel canlılığın var olmasını sağlayın; unutmayın ki tüm duygular vücudunuz tarafından yönlendirilir. Eğer duygusal olarak kendinizi pek de iyi hissetmiyorsanız, işin temeline bakmanız gerekir. Soluk alıp verişiniz nasıl? İnsanlar stresliyken, solumayı keserler, kendi canlılıklarını azaltırlar. Doğru dürüst soluk alıp vermeyi öğrenmek, iyi bir sağlığa giden en önemli ana yoldur. Fiziksel canlılığın bir başka kritik unsuru da, bol miktarda sinirsel enerjiye sahip olmayı garantiye almaktır.

Bunu nasıl yaparsınız? Gündelik hayatta sinir enerjinizi eylemlerinizle tüketmekte olduğunuzu görün. Arada dinlenip yeniden enerji toplama gereği ortadadır. Bu arada sorayım, siz ne kadar uyuyorsunuz? Eğer her gece sekiz on saat uyuyorsanız, büyük olasılıkla gereğinden fazla uyuyorsunuz demektir! Çoğu insan için altı yedi saatlik uykunun optimal olduğu bulgulanmıştır. Genel inancın tersine, hareketsiz oturmak enerji biriktirmez. Aslına bakarsanız, öyle oturduğunuz süreler, en yorgun olduğunuz zamanlara rastlar. İnsanların sinir sistemi, enerji yaratmak için hareket etmek zorundadır. Bir noktaya kadar, enerji tüketiyor olmak size daha çok enerji duygusu getirir. Siz hareket ettikçe, sisteminize oksijen girer, dolaşır, fiziksel sağlık düzeyiniz bir duygusal canlılık yaratır, o da karşınıza çıkacak olumsuz zorluklarla başa çıkmanızı sağlar. Demek ki hayatınızda karşınıza çıkan duyguları idare edebilmek için bir canlılık duygusu hissetmenin kritik önem taşıdığını anlamak gerekir, buna bir de sürekli ihtiras hissetmenin ne kritik kaynak olduğunu eklemekte de yarar vardır. Bir kere bahçeniz bu güçlü duygularla doldu mu, o zaman bu ganimeti paylaşmanın yolu da...

10. KATKI: Yıllar önce hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşıyordum. Gece yarısı, arabamı bir otoyolda sürmekteydim. Kendime durmadan bir soru sorup duruyordum. "Hayatımı tersine çevirebilmek için benim neye ihtiyacım var?" Birden kafamda bir ampul yandı, ardından da içimde öyle yoğun bir duygu kabardı ki, arabayı yolun kenarına çekip defterime bir kilit cümle yazmak zorunda kaldım: "Yaşamanın sırrı vermektir."

Dünyadaki tüm duygular arasında en zengin olan duygu, kendinizin kişi olarak kim olduğunuzu hissetmek, söylediğiniz ya da yaptığınız bir şeyin yalnız kendi hayatınıza değil, sevdiğiniz bir başka kimsenin hayatına, hattâ belki hiç tanımadığınız birinin hayatına katkıda bulunduğunu bilmektir.

Beni en derinden etkileyen hikâyeler her zaman, en yüksek ruhsal duyguları izleyerek kayıtsız şartsız seven ve başkalarının iyiliği için eyleme geçen insanlarla ilgilidir. Sefiller müzikalini seyrettiğimde, Jean Valjan tipi beni çok heyecanlandırmıştı, çünkü bu insan hep başkalarına bir şeyler vermek isteyen çok iyi bir insandı. Bu katkı duygumuzu her günümüzde güçlendirmek için yalnız kendimize değil, başkalarına da odaklanmamız gerekir. Ama düşmemeniz gereken bir tuzak vardır, o da başkalarına bir şeyler verirken kendi payınızdan vermektir.

Fedakâr kurban rolüne çıkmak, size gerçek bir katkı duygusu vermez. Ama eğer kendinizi sürekli olarak başkalarına ölçülebilir bir skala içinde verebiliyor, hayatınızın bir fark yarattığını hissedebiliyorsanız, hem insanlarla bir bağ duygusu, hem de bir gurur ve özsaygı duygusu edinirsiniz. Böyle bir duyguyu size ne para, ne başarı, ne şöhret getirebilir. Katkı duygusu, hayatın tümünü yaşanmaya değer kılar. Hepimiz bir katkı duygusu geliştirebilsek, dünyanın ne kadar daha iyi bir yer olabileceğini bir düşünün!

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif


ON EYLEM SİNYALİ
1. TEDİRGİNLİK
2. KORKU
3. İNCİNME
4. ÖFKE
5. HIRSLANMA
6. HAYAL KIRIKLIĞI
7. SUÇLULUK
8. YETERSİZLİK
9- AŞIRI YÜK
10. YALNIZLIK

ON GÜÇLÜLÜK DUYGUSU
1. SEVGİ VE SICAKLIK
2. TAKDİR VE MİNNET
3. MERAK
4. HEYECAN VE İHTİRAS
5. KARARLILIK
6. ESNEKLİK
7. GÜVEN
8. NEŞE
9. CANLILIK
10. KATKI​

Bu duygulan her gün ekin ve tüm hayatınızın daha önce hiç görmediğiniz bir canlılıkla büyüyüşünü seyredin. Size Eylem Sinyallerinin ve Güçlülük Duygularının listesini bir kere daha veriyorum.

Olumsuz duyguları, neyseler o şekilde kullanmayı öğrenme açısından bunların önemini ne kadar vurgulasam azdır. Hani Eylem Sinyallerinin size verdiği mesajları ve çözümleri yazdığınız o kartları hatırlıyor musunuz? Onları gün içinde sık sık gözden geçirin. Şu anda bakarken bile, bu olumlu duyguların, Eylem Sinyallerine birer panzehir olduğunu görmeye başlayacaksınız. Bir başka deyişle eğer rahatsız bir duygu hissediyorsanız, sevgi ve sıcaklık o duyguyu değiştirmenizi çok kolaylaştıracaktır. Eğer korku hissediyorsanız, bir minnet duygusu onu silecektir. Kendinizi incinmiş hissediyorsanız, o zaman da merakı geliştirin, neler olup bittiğini merak edin, o merak, incinmişliği alt edecektir. Öfkeliyseniz, onu heyecan ve ihtirasa çevirince neler başarabileceğinizi düşünün! Hırslanmayı da kararlılık kırabilir.

Hayal kırıklığı, yaklaşımınızın esnekleştirilmesiyle eriyip gider. Suçluluk, güven kazanıp yeni standartlarınıza bağlandığınız anda silinir. Yetersizlik de kendinizi neşeli hissettiğiniz zaman yok olur, artık yetersizlik duygusuna yer kalmaz. Aşırı yük duygusu kişisel güç ve canlılık tarafından giderilir. Yalnızlık da, başkalarına katkıda bulunmanın yolunu bulduğunuz zaman, artık var olamaz.

Şimdi sizi duyguların o basit gücüyle tam yakınlaştıracak bir ödev yapmanızı istiyorum.

1) İki gün boyunca, kendinizi ne zaman güçsüz hisseder ya da olumsuz bir duyguya kapılırsanız, duygusal kontrol sağlayan altı adımı atmanızı rica ediyorum. Duygunun hangi kategoriye girdiğini saptayın, size ihtiyacınız olan mesajı vermekteki değerini kabullenin. Değişmesi gereken şeyin, algılarınız mı, yoksa eylemleriniz mi olduğunu anlayın. Güven kazanın, emin olun ve heyecanlanın.

2) Eylem Sinyallerinin önemli bir görevi vardır, ama onları bu kadar sık hissetmeseniz çok daha iyi olmaz mıydı? Güçlülük Duygularına ek olarak, olumsuz duygularınızı en aza indirmeye yardımcı olacak küresel inançlar da geliştirin.

Örneğin, ben hayatımda terk edilme (yalnızlık) duygusundan kurtulmak için, benim asla terk edilemeyeceğim inancını benimsedim. Sevdiğim biri beni terk ederse peşlerinden giderim, dedim! (Daha başka güçlendirici inançlar arasında, "Bu da geçer, yahu," "Hayatımda tek mecburiyet sevgidir, öbür şeylerin hepsi, bulunması iyi olacak şeylerdir" "Ben adandıkça, her zaman bir yol bulunur" gibi sözler vardır.) Bu Güçlülük Duygularını her gün kullanın, Eylem Sinyallerinizi olumlu eyleme çevirmek için de altı adımı kullanın.

Unutmayın: İyi olsun, kötü olsun, hissettiğiniz her duygu, her şeye sizin ne anlam verdiğinize, sizin kendi yorumunuza bağlıdır. Kendinizi kötü hissetmeye başladığınız anda, "Bu da başka ne anlama gelebilir?" diye sorun. Duygularınızı kontrol altına almanın ilk adımı budur.

Bu bölümden öğreneceğinizi umduğum şey, tüm duygularınızın değerini bilmek, bunların size daha iyi bir hayat için yol gösterici olduğunu görüp heyecan duymak ve bu işin bir anda yapılabileceğini görmektir. Bundan böyle artık acılı duygulan düşmanınız saymaya gerek yoktur. Onların var oluş nedeni, size bir değişikliğin gerekli olduğunu göstermek içindir. Bu Eylem Sinyalleri'ni görebilme yeteneğiniz geliştikçe, onlarla daha küçükken başa çıkabilecek, kriz haline gelmelerini beklemeyeceksiniz. Örneğin bir olayı, can sıkmaya başladığında çözümleyecek, sizi öfkeden kudurtmasını beklemeyeceksiniz. Kilo sorununuzu da, ilk kiloyu aldığınızda çözeceksiniz. Otuz kilo almayı beklemeye gerek yoktur.

Bundan sonraki bir iki hafta boyunca, duygularınızdan bir şeyler öğrenme sürecinin tadını çıkarın. Bütün hepsini her istediğiniz an yaşayabilirsiniz. Korkmayın, binin bu atlı karıncaya! Tüm duyguların neşesini, ihtirasını ve sevincini yaşayın, kontrolün sizin elinizde olduğunu bilin! Bu hayat sizin hayatınız, bu duygular sizin duygularınız, bu kader sizin kaderiniz.

Benim bulguladığım bir şey daha vardır. Bazen insanlar bir şeyi nasıl yapacaklarını bildikleri halde, bu bilgilerini uygulamazlar. Kararlarımızın gücünü kullanmak, inançlarımızı değiştirmek, kaldıraç bulup paternlerimizi kesmek, daha iyi sorular sormak, kullandığımız kelimelere ve metaforlara duyarlılık kazanmak için bize bir sebep gerekmektedir. Sürekli motive durumda olabilmek için geliştirmemiz gereken şey de...

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif


HARİKULADE TUTKU

MÜTHİŞ BİR GELECEK YARATMAK

"Önce rüyayı görmeden hiçbir şey olmaz."
CARL SANDBURG

BİRAZ eğlenmeye hazır mısınız? Yeniden çocuk olup hayal gücünüzü özgür bırakmak istiyor musunuz? Hayatınızı şöyle avucunuzla yakalayıp sıkacak içindeki tüm gücü, ihtirası ve özsuyunu sıkmak, hepsinin sizin olduğunu görmek ister misiniz?

Şu ana kadar size bir hayli şey söyledim. Önceki bölümlerde anıtsal sayılabilecek kadar malzemeyi kapsadık. Ama bunlardan bazıları beyninizin bir köşesine gömülecek, uygun an gelinceye kadar orada depolanacak. Sizi yeni kararlar verebilecek noktaya getirinceye kadar birlikte çok uğraştık. O kararlar rüya görmekle geçen bir hayatla, yapmakla geçen bir hayat arasındaki farkı getirecek kararlar.

Pek çok insan, hayatta ne yapması gerektiğini bilir, ama onu hiç yapmaz. Nedeni, mecbur edici bir geleceğin sağlayabileceği dürtüye sahip olmayışlarıdır. Bu bölüm, kendinizi serbest bırakıp en üst düzeydeki rüyalara dalabileceğiniz, en aşırı olanakları bir beyin fırtınasıyla tarayabileceğiniz, bunu yaparken de büyük olasılıkla, sizi gerçekten bir üst düzeye itebilecek şeyi keşfedebileceğiniz bölüm olacaktır. Enerji ve hız yaratmanıza yardımcı olacaktır.

Eğer bu bölümü pasif olarak değil de, aktif olarak okursanız, egzersizleri yapıp eyleme geçerseniz, bundan sonraki sayfalar size geleceğinizle ilgili bir vizyon kazandıracak, en zor zamanlarda sizi mıknatıs gibi ileriye doğru çekecektir. Hayatınızda yeni ilhamlara ihtiyaç duydukça tekrar tekrar bu bölüme geri döneceğinizden eminim. Biraz eğlence ve gerçek ihtirasınızın tadına varma fırsatınız karşınızda!

Şu birkaç sayfada sizden isteyeceğim şey, hayal gücünüzün kilidini açmak, sağduyu denilen şeyi fırlatıp atmak, yeniden çocuk olmuşsunuz gibi davranmak her istediğine sahip olabilen gönlünden geçeni serbestçe söyleyebilen, söylediği anda o şeye de sahip olabilen bir çocuk.

Hani Binbir Gece Masalları diye bilinen o Arap masallarını bilir misiniz? İçlerinden hangisi benim en sevdiğim masaldı, tahmin edebilir misiniz? Tamam bildiniz, Alaaddin'in Lambası. Bence hepimiz şu ya da bu zamanda, keşke o sihirli lamba elimde olsa diye düşünmüşüzdür. Tek yapacağınız, lambayı ovalamak. Cin hemen karşınızda beliriyor, isteklerinizi yerine getiriyor. Şimdi ben size diyorum ki, sizin elinizdeki lamba, yalnızca üç dilekle sınırlı da değil!

Şimdi içinizdeki o harikulade gücü yakalama zamanınız. O devi uyandırmaya bir kere karar verdiğiniz anda, artık zihinsel, duygusal, fiziksel, finansal ve ruhsal bollukları yaratmanızın önüne hiç kimse geçemez. Rüyalarınız ister bir anda gerçekleşsin, ister oluşması için zaman gereksin, bilmeniz gerekir ki, hayatta sahip olabileceğiniz şeylerin sınırını ancak sizin hayal gücünüzle, bir de onu gerçekleştirme yolundaki adanmışlık düzeyiniz çizecektir.

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif


DEV AMAÇLAR, DEV MOTİVASYON ÜRETİR​

İnsanların sık sık şöyle dediğini duyarım: "Antony, sen bu enerjiyi nereden buluyorsun? Bu kadar yoğunlukla, böyle başarılı olmana hiç şaşmaman gerekir. Sendeki dürtü bende yok. Herhalde motivasyonum eksik. Tembelim galiba." Benim genellikle verdiğim cevap, "Tembel değilsin! Yalnızca amaçların iktidarsız!" biçiminde olur.

Karşımdaki çoğu zaman yüzüme kafası karışmış gibi bakar. O zaman ben ona kendi heyecan düzeyimin ve enerjimin amaçlarımdan geldiğini anlatırım. Her sabah uyandığımda kendimi uyku yetmezliğinden bitkin bile hissetsem, ihtiyacım olan dürtüleri yine de bulurum, çünkü amaçların benim için son derece heyecan vericidir. Onlar beni erkenden uyandırır, gece geç saatlere kadar uyutmaz, kaynaklarımı harekete geçirip kullanabileceğim her şeyi kullanarak hepsinden sonuçlar elde etmemi sağlar. Artık aynı enerji ve amaç dürtüsü sizin de emrinizde, ama tabii öyle ufak tefek amaçlarla harekete geçmez. İlk adım, kendinize daha büyük, daha ilham verici, üstesinden gelmesi daha zor amaçlar edinmektir.

İnsanlar bana çoğunlukla, "Benim sorunum, hiç amacım olmaması" derler. İşte bu inanç, amaçların nasıl işlev yaptığını anlayamadıklarını gösterir. İnsan zihni her zaman bir şeyin peşindedir. Hiç bir şey yoksa, o zaman da acıyı azaltmanın ya da yok etmenin, acıya yol açabilecek herhangi bir şeyden kaçınmanın peşindedir. Beynimiz aynı zamanda, zevk yaratabilecek şeylere doğru bizi gütmeyi de çok sevmektedir. Hepimizin amaçları vardır. Esas sorun şimdiye kadar her bölümde de vurguladığım gibi, bu kaynaklan kullanırken bilinçli hareket etmeyişimizdir.

Çoğu insanların amacı, faturalarla ihbarnameleri ödeyebilmek, idare edebilmek, sağ kalabilmek, her günü akşamına getirebilmektir. Sözün kısası, bu insanlar bir tuzağa kısılmıştır, bir hayat tasarımlamak yerine, ancak hayatlarını kazanabilmektedirler. Sizce bu tür amaçlar, içinizdeki o koskoca güç rezervinin musluğunu açabilir mi? Olamaz tabii! Sizin de, benim de hatırlamamız gereken şey, amaçlarımız ne olursa olsun, bu amaçların bizi etkileyeceğidir. Eğer zihnimizin bahçesine kendi istediğimiz tohumları bilinçli olarak ekmezsek, ortaya ancak yabanî otlar çıkar! Yabanî otlar otomatiktir. Onlara bakım ve özen gerekmez. Biz içimizdeki sınırsız olanakları keşfetmek istiyorsak bize meydan okuyacak kadar büyük ve yüce bir amaç seçip, potansiyelimizi öyle keşfetmek zorundayız. Unutmayın ki şu andaki durumunuz, sizin nihaî potansiyelinizi temsil etmez. Yalnızca şimdilik üzerine odaklandığınız amaçların boyunu ve kalitesini temsil edebilir. Hepimiz Harikulade Tutkuyu keşfetmeli ya da yaratmalıyız.

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif

AMAÇLAR SİZİ SINIRLARINIZIN ÖTESİNE, SINIRSIZ GÜÇ DÜNYASINA GÖTÜRÜR​

Kendimize büyük amaçları ilk seçtiğimizde, bunlara ulaşmak imkânsız gibi görünür. Ama amaç seçmenin en önemli anahtarı, size ilham verecek kadar büyük bir amaç bulmaktır. İçinizdeki gücü ancak o zaman serbest bırakabilirsiniz. Ben doğru amacı seçtiğimi nasıl anlarım, biliyor musunuz?

Hem gözüme imkânsız görünür, hem de ona ulaşabilmeyi düşününce içime çılgın bir heyecan dolarsa, doğru amacı seçmişimdir.

GÜÇSÜZLEŞTİRİCİ İNANÇLAR​

Her iki listeyi yazabilecek kadimizi rafa kaldırmak zorundayız. San Francisco'nun yıkık dökük bir mahallesinde, yoksul koşullar içinde doğan bir gencin gerçek hikâyesini ve seçtiği amaçların kendisi dışında herkese nasıl imkânsız göründüğünü hiç unutamam. Bu delikanlı, futbol yıldızı Jim Brown'un hayranlarındandı. Brown o sıra, Cleveland Browns takımında bek oynuyordu. Sözünü ettiğim delikanlı, yetersiz beslenme nedeniyle geçirdiği hastalıklardan sakat kalmış, altı yaşındayken bacakları eğrilmiş, baldırları atrofi olup ona "Kalem Bacak" adını kazandırmış olmakla birlikte, günün birinde kafasındaki kahraman gibi bek oyuncusu olmayı kendine amaç edinmişti. Cebinde futbol maçlarına gidecek kadar parası yoktu. Bu yüzden, ne zaman Brown'ların maçı olsa gidip stadın kapısına dikilir, bakım ve temizlik ekibi dördüncü setin ortalarına doğru kapıları açıncaya kadar beklerdi. İçeriye ancak o zaman girer oyunun ancak ondan sonrasını seyrederdi.

Sonunda on üç yaşındayken, ömrünce hayalini kurduğu fırsat karşısına çıktı. 49'larm Brown'lara karşı oynadığı bir maç sonrasında dondurmacı dükkânına girdiğinde, karşısında çocukluğundan beri hayran olduğu kahramanını gördü! Futbol yıldızına yaklaşıp, "Bay Brown, ben sizin en büyük hayranınızım" dedi. Brown ona zerafetle teşekkür etti. Çocuk direndi. "Bay Brown, biliyor musunuz?" Brown tekrar ona dönüp, "Ne var, oğlum?" diye sorunca bu sefer çocuk, "Ben sizin her kırdığınız rekoru, her kaydettiğiniz sayıyı bilirim" dedi. Jim Brown gülümsedi, "Bu harika bir şey," diye karşılık verdi, sonra yarım bıraktığı sohbetine geri döndü. "Bay Brown! Bay Brown!" Jim Brown tekrar ona döndü. Çocuk bir sefer onun gözlerinin içine öyle yoğun bir ihtirasla baktı ki, Brown o gücü kendi benliğinde hissetti. "Bay Brovvn, ben günün birinde sizin her rekorunuzu kıracağım!"

Futbol efsanesi gülümsedi, "Harika, evlâdım" dedi. "Adın ne senin?" Çocuk bir kulaktan bir kulağa sırıtarak, "Orenthal, efendim" diye karşılık verdi. "Orenthal James Simpson... Arkadaşlarım beni O.J. diye çağırırlar."

f25831e7628b.gif
 
f25831e7628b.gif


"Neysek ve neredeysek oyuzdur, çünkü ilk önce onu hayal etmişizdir."
DONALD CURTIS​

O.J. Simpson gerçekten de Jim Brovvn'un bütün rekorlarını kırdı, yerine kendi rekorlar anıtını dikti! Amaçlar nasıl oluyor da kaderi biçimlendirebilecek böyle inanılmaz bir güç yaratabiliyor? Sakat bir genci alıp nasıl bir efsane haline getirebiliyor? Amaç seçmek, görünmezi görünür kılmanın ilk adımıdır ve hayattaki tüm başarıların temelidir. Sanki sonsuz bir zekâ, sizin çok yoğun düşüncelerinizle hazırladığınız bir kalıbı dolduruyormuş gibi olur. Bir başka deyişle, kendi varlığınızı hayatınızın her anında oluşturduğunuz düşüncelerle yontup biçimlendirebilirsiniz. Amaçlarınızın kavramları, tüm düşünceleri yönlendiren bir master-plan gibidir.

Siz de bir şaheser mi yaratacaksınız, yoksa hayatı başkalarının boyadığı tabloya göre mi yorumlayacaksınız? Kendi hayatınızın tecrübelerini mi toplayacaksınız, yoksa yağmur sularını toplayan bir fıçıyla mı yetineceksiniz? Bu soruların cevabı zaten sürekli peşinde koştuğunuz amaçlar tarafından verilmiştir.

f25831e7628b.gif
 
4e864d77197b3edfe93c6fc45a2be505.gif


GÖRÜNMEZİ GÖRÜNÜR KILMAK

Şimdi, şu anda, çevrenize bir bakın. Ne görüyorsunuz? Kanepede mi oturmuşsunuz? Çevrenizde güzel sanatlardan sayılabilecek eserler mi var? En son teknolojinin eseri lazer diskli dev bir ekranı mı seyrediyorsunuz? Yoksa üzerinde telefon, bilgisayar ve faks makinesi bulunan bir masanın başında mı oturuyorsunuz? Bu eşyaların her biri, bir zamanlar birinin kafasındaki bir düşünceydi yalnızca. Size 100 yıl önce gelip de, dünyanın çevresindeki gözle görülmez dalgaları toplamanın, bir kutuya getirmenin, oradan ses ve resim halinde seyretmenin mümkün olacağını söylesem, bana deli demez miydiniz? Oysa bugün ülkenizin hemen hemen her evinde en az bir televizyon alıcısı var. Onu birilerinin yaratmış olması şart! Onun olabilmesi için de, birilerinin onu açık seçik zihninde canlandırmış olması şart.

Bu, yalnız maddesel nesneler için mi geçerli? Hayır, her türlü faaliyete ve sürece de uygulanabilir. Bir arabanın çalışabilmesi, girişimci birilerinin içten yanmalı motoru nasıl kullanabileceklerini düşünmüş olmaları sayesindedir. Şu andaki enerji krizimizin çözümü de, bugünkü fizikçilerin ve mühendislerin hayal gücü ve kaynakları içinde yatmaktadır.

Sosyal krizlerimizin çözümüne gelince örneğin ırksal nefretin yayılması, evsiz barksızların çoğalması, açlığın artması gibi sorunları ele aldığımızda, bunların da üstüne gidebilmek için sizin ve benim gibi adanmış bireylerin yaratıcılığına ve merhamet duygularına ihtiyaç vardır.

4e864d77197b3edfe93c6fc45a2be505.gif
 
4e864d77197b3edfe93c6fc45a2be505.gif


NEDEN HERKES AMAÇ SEÇMİYOR?

Şu anda içinizden, "Eh, bunların hepsi pek ilham verici şeyler ama, herhalde sırf amaç seçmek, o amacın yerine gelmesine yetmez" diye düşünüyor olmalısınız. Size hak vermek zorundayım. Amaçları seçtikten sonra, hemen arkasından bir plan geliştirmek, o planı yerine getirmek için büyük çapta ve sürekli biçimde eyleme geçmek gerekir. Bu eyleme geçme gücüne zaten sahipsiniz. Eğer o gücü toplayamamışsanız, herhalde kendinize ilham verici amaçlar seçmemiş olduğunuz içindir.

Nedir sizi geri tutan? Herhalde amaç seçmenin getirdiği güce, bu kitabı okumadan önce de tanık olmuşsunuzdur. Ama hayatınızda zihinsel, duygusal, fiziksel, ruhsal ve finansal olarak üreteceğiniz sonuçların açık seçik tanımlanmış bir listesi var mı? Sizi durduran ne oldu? Pek çok kimseler için, durdurucu etken, hayal kırıklığına uğrama konusundaki bilinç dışı korku olmuştur. Bazıları geçmişte kendilerine amaçlar seçmişler, onlara ulaşamamışlar, uğradıkları hayal kırıklığından ötürü ve gelecekte acıdan kaçmak için, artık amaç seçmeyi kesmişlerdir.

Artık mahvolacak beklentilere yer vermemektedirler. Diğer bazıları da, amaç seçerken kendi kontrolleri dışında bir şey seçmiş, ona ulaşabilme çabası içinde tüm kişisel mutluluklarım ayaklar altına alarak kendilerini sömürmüşlerdir. Ya da belki esneklikleri yetmemiş, amaçlarına doğru giderken karşılarına aşılmaz engeller çıktığında çevreden dolaşmayı bilememişlerdir.

Amaç koyma süreci tıpkı görme yeteneğinize benzer. Hedefinize ne kadar yaklaşırsanız, görüş netliğiniz o kadar artar. Hem yalnız hedefi değil, çevresindeki ayrıntıları da daha net görürsünüz. Kimbilir? Belki de oralarda gördüğünüz olanaklardan birini daha çok beğenirsiniz, o size daha büyük bir ilham verir, amacı değiştirip ona yönelirsiniz! Aslında bazen, daha sonra da enine boyuna tartışacağımız gibi, amacınıza ulaşamamak sizi hayatınızın gerçek hedefine daha da çok yaklaştırabilir.

Başarma ve katkıda bulunma dürtüsü pek çok biçimlerde gelebilir. Bazıları için, her yanı hayal kırıklıklarıyla, hattâ trajedilerle dolu bir şeydir. Diğer bazılarına göre, günün birinde hayatın yanı başlarından geçip gitmekte olduğunu hissetmekle başlar. Bazısı için motivasyonun kaynağı ilhamdır. Nelerin mümkün olduğunu görmek, mümkün olan en iyi senaryoyu kurmak, ya da zaten kaydetmekte oldukları müthiş ilerlemelere bakarak, daha çok hız toparlayıp daha da fazlasını başarabilmenin de mümkün olduğunu anlamaktan gelir.

Genellikle biz nerelere kadar gelmiş olduğumuzu fark etmeyiz, çünkü kendimizi başarmanın sürecine çok fazla kaptırmışızdır. Buna çok iyi uyan bir metafor, bir dostunuzun size, kızınızın ya da oğlunuzun ne kadar büyüdüğünü söylemesi, sizin de şaşırarak, "Sahi mi?" demenizdir. Olay burnunuzun dibinde olmaktadır, o yüzden de siz farkına varamamışsınızdır.

Hele kendi büyümenizi görmek daha da zordur, o yüzden çok basit bir süreci sizinle paylaşmak istiyorum. Lütfen zaman ayırıp onu hemen şimdi uygulayın. Size yukardaki motivasyon güçlerinden birini ya da ikisini birden sağlayabilir.

4e864d77197b3edfe93c6fc45a2be505.gif
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst