Güncel olmayan bir tarayıcı kullanıyorsunuz. Bu web sitesini veya diğer web sitelerini doğru şekilde göstermeyebilir. Yükseltmeli veya bir alternatif tarayıcı kullanmalısınız..
Bazen daha şimdiden nerelere kadar gelmiş olduğumuzu gözden kaybediveririz, ya da hayatta daha nerelere gitmemiz gerektiği gözümüzden kaçıverir. Şu sayfaları kullanarak, beş yıl önce bu kritik alanlarda nerede durmakta olduğunuzu bir ölçün. Özellikle de her kategorinin yanındaki yere, kendiniz için O'dan 10'a kadar bir puan verin, bunun anlamı, eğer O ise, o sıra o alanda hiçbir şeyiniz olmadığı, 10 ise, o sıra o alanda, hayatınızda isteyebileceğiniz en iyi düzeyi yaşıyor olmanız, biçiminde olsun.
Kendinize puanları verdikten sonra ikinci adım, her maddenin yanına bir cümle halinde, o sıralardaki durumunuzun bir tarifini yazmak olsun. Örneğin beş yıl önce siz fiziksel olarak nasıldınız? Oraya belki "7" diye yazar, ardından da, "Oldukça iyi durumdaydım ama daha iyiye gitmeye de kesinlikle payım vardı; üç kilo fazlam vardı haftada iki kere koşuyordum ama sağlıklı şeyler yemiyordum. Enerji düzeyim vasattı" diye yazabilirsiniz.
Şimdi beş on dakika ayırıp bu egzersizi hemen yapın. Çok aydınlatıcı bulacaksınız!
5 yıl önce—— Puan —— Cümle
Fizik————————————
Zihinsel
Duygusal
Çekicilik
İlişkiler
Yaşama ortamı
Sosyal
Ruhsal
Meslekî
Parasal
Şimdi çelişkiyi görebilmek için, nerelere vardığınızı ya da varamadığınızı da bir yoklayalım. Aynı sorulara, bir de bugünü esas alarak cevap verin. Başka bir ifadeyle, önce kendinize, bugünkü durumunuz için l'den 10'a kadar puan verin, sonra da, bugün her kategoride nerede olduğunuzu özetleyecek bir ya da iki cümle yazın.
Bugün
Fizik
Zihinsel
Duygusal
Çekicilik
İlişkiler
Yaşama ortamı
Sosyal
Ruhsal
Meslekî
Parasal
Puan:
Cümle:
Bunu yapmaktan şu ana kadar ne öğrendiniz? Ne gibi üstünlükler kazanmışsınız? Bazı alanlarda sandığınızdan daha çok gelişmiş misiniz? Çok büyük aşamalar mı yapmışsınız?
Ne harika bir duygu, değil mi? Eğer istediğiniz kadar aşama yapamamışsamz ya da bazı alanlarda beş yıl önce, şimdikine göre daha bile başarılı olduğunuzu görüyorsanız, o da çok önemli bir mesaj. Yine yıllar geçmesine izin vermeden önce, hemen bazı değişiklikler yapmanızı söyleyen bir mesaj. Unutmayın, hoşnutsuzluk, başarının başta gelen anahtarı olabilir. Bir an süre ayırıp, bu karşılaştırmadan neler öğrendiğinizi tarif eden birkaç kilit cümlecik yazın:
Şimdi de aynı egzersizi, beş yıl sonrasını düşünerek doldurun. Bu sefer de kendinize yine hem puan verin, hem de bu kilit alanların her birinde nasıl olacağınızı tarif eden bir cümle yazın.
Beş Yıl Sonra
Fizik
Zihinsel
Duygusal
Çekicilik
ilişkiler
Yaşama ortamı
Sosyal
Ruhsal
Meslekî
Parasal
Kendinize bir amaç koyduğunuz zaman, CANI'ye adanmışsınız demektir. Tüm insanların sürekli, sonu gelmez iyileştirmelere olan ihtiyacını kabul etmişsiniz demektir. Hoşnutsuzluğun ve geçici rahatsızlığın yarattığı baskıda bir güç vardır. İşte bu, hayatınızda var olmasını isteyeceğiniz bir acıdır, sizi hemen değiştirip olumlu yeni eylemlere iten bir acıdır.
Bu tür baskıya östres denmektedir. Östres güdücü, olumlu bir güç olarak sizi sürekli ileriye gerek kendiniz ve gerekse çevrenizdekiler için hayat kalitenizi iyiye götürmeye iter. Bir düşünün onu bir mahmuz gibi kullanabilirsiniz! Pek çok insan hep baskıdan kaçınmaya çalışır, oysa eğer ortada hiçbir gerilim, hiçbir baskı yoksa, bu sefer bir can sıkıntısı doğar, hayat bir boşalıverir. Pek çok kişi de bundan yakınmaktadır. Aslında biz kendimizi heyecanlı hissettiğimiz zaman, içimizde bir baskı ya da gerilim duyuyoruz demektir. Ama stresin düzeyi ezici değildir. Yalnızca uyarıcıdır.
Stres altında olmakla, stresin kontrolünü elinde tutmak arasında bir fark vardır. Stresi kullanarak kendinizi istediğiniz yöne doğru itebilirsiniz. Bu durum içinizde çok büyük değişimler yaratabilir. Baskıyı kullanmayı öğrenmek ve onu kendi dostunuz haline getirmek, düşmanınız olmaya itmemekle, istediğiniz hayatı yaşama yolunda onu bir araç haline getirebilirsiniz. Ayrıca unutmamamız gerekir ki stres düzeyimizi de kendimiz yaratırız. O halde yaratırken zekice yaratalım.
Baskıyı müttefikiniz olarak kullanmanın en basit yollarından biri, amaçlarınızı elde etmeye adanırken saygı duyduğunuz bazı insanların yardımını sağlamaktır. En çok istediğiniz bir şeyi elde etmek için ne gerekiyorsa yapacağınızı onlara açıkladıktan sonra, işler zorlaşınca yolunuzdan sapmak size daha zor gelmeye başlar. Usandığınız, güveninizi kaybettiğiniz zaman işler iyi gitmiyormuş gibi duygulara kapıldığınız zaman o insanlara kararınızı nasıl açıkladığınızı hatırlamak size güç verecek, dostlarınız da daha yüksek bir standarda bağlı kalmanıza yardım etmiş olacaklardır. Yolunuz dümdüz olmadığı zamanlarda bile vazgeçmeden devam etme konusunda bunun yararlı bir araç olabileceğini göreceksiniz.
AMACINIZI ELDE EDEMEMEK BAZEN ASIL GERÇEK AMAÇLARINIZI ELDE ETMEK ANLAMINA GELEBİLİR
Yıllar önce bir arkadaşım yanıma yaklaştı, bir hayalini anlattı. Fiji'deki cennet gibi bir adada yaşamakla ilgili bir hayaldi. Ben bu hayali daha önce de çok duymuş, prensip olarak bu kavramdan çok da hoşlanmıştım. Ama ben pratik bir insandım. Fiji'de bir ada edinme fikri bence bir yatırım fırsatıydı.
Dünya gerçekten bir felâkete doğru giderse, belki ailemi alıp kaçmak için harika bir yer olabilirdi. Becky ile birlikte o taraflara gidebilmek için hemen bir "iş/gezi/tatil" karması planladım. Gitmişken eşimle birlikte oradaki birkaç adayı dolaşıp mülklere bakacak, iyi bir yatırım olup olmayacağı konusunda değerlendirmeler yapacaktık.
Yolculuğa yanımızda götürdüğümüz o çılgın tempolu gündemden sıyrılıp gevşeyebilmemiz için birkaç gün geçmesi gerekti. Ama bu adalardan biraz arazi alma amacımızı hiçbir şeyin engellemesine izin vermeyecektik. Sağlam bir yatırım bulma amacıyla gelmiştik. Bu nedenle bir uçak kiralayıp, Fiji'nin uzak adalarını dolaşmak, bir fırsat yakalamak üzere karara vardık. Serüven dolu bir gün geçirdik, birkaç güzel yere iniş yaptık, bu arada Mavi Göl (Bhte Lagoon) filminin çevrildiği yere de indik, sonunda kuzeydeki grup adalarından birinde ıssız bir plaja gelip bir iniş daha yaptık. Adadaki tek arabayı kiralayıp, hindistan cevizi ağaçlarıyla dolu toprak yolda üç saat boyunca ilerledik.
Derken bomboş kırların ortasında, yolun yan tarafında küçük bir Fijili kız gördük. Alışılmadık kızıl saçları başından ok gibi fışkırıyordu. Becky ile ikimiz bu görünümden çok hoşlandık, kızın resmini çekmek istedik, ama aynı zamanda ona saygılı davranmayı da istiyorduk. Bu nedenle önce çocuğun annesiyle babasını arayıp onlardan resim çekmek için izin istemeye karar verdik.
Kızın evini ararken deniz kıyısında ufacık bir köy gördük. Oraya yaklaşırken köylülerden birkaçı bizi gördü. Aralarından iri bir Fijili adam bize doğru koştu, yüzünde koskoca bir gülümsemeyle bizi karşıladı. Ama aşiret dili falan konuşmuyor, çok kusursuz bir İngilizce konuşuyordu. Gür bir sesle, "Merhaba, benim adım Joe" dedi. "Kava şölenimiz için lütfen bize katılın." Köye girdiğimizde, sonsuz gülüşler ve kahkahalarla, büyük bir neşeyle karşılandık. Ben otuz kadar Fijili erkeğin oturduğu bir kulübeye davet edildim, kava törenine katıldım. Becky de dışarda kalıp, gelenek gereği, kadınlarla konuşmaya davet edildi.
Bu insanların hevesi beni mestetmişti. Neşeleri şaşılacak düzeydeydi. Kulübenin içindeki Fijili erkeklerin hepsinin yüzünde öyle parlak gülümsemeler vardı, bir konuk ağırlamaktan öyle memnundular ki! Beni "bula, bula, bula!" diye karşıladılar. Bunun yaklaşık çevirisi, "Hoşgeldin, mutlu ol, seni seviyoruz!" gibi bir şey. Bu adamlar yanggona adlı biberli bir kökü saatlerden beri bir kâse suda ıslatmışlardı. Şimdi de bu alkolsüz içeceği gururla karıştırıyor, servis yapıyorlardı.
Kava aslında bu içkinin adıydı. Görünüşü bana çamurlu su gibi geliyordu, tadı da aşağı yukarı göründüğü gibiydi. Adamlar gülüşüyor, benimle ve birbirleriyle şakalaşıyorlardı. Bu insanlarla birkaç dakika bir arada kaldıktan sonra, ben de ömrümde yaşamadığım bir huzur duygusunu tatmaya başladım.
Bu keyifli, neşeli hallerine şaşarak onlara, "Sizce hayatın amacı nedir?" diye sordum. Yüzüme sanki kozmik bir şaka yapmışım gibi baktılar, "Mutlu olmak tabii, başka ne var ki?" dediler. "Doğru tabii" dedim. "Fiji'de hepiniz öyle mutlu görünüyorsunuz ki!" İçlerinden biri, "Evet, bence Fiji, dünyanın en mutlu insanlarının ülkesi," diye karşılık verdi. "Ama tabii ben hiç başka yerlerde bulunmadım!" Buna herkes yine kahkahalarla güldü.
Sonra kendi kurallarını bozup Becky'yi de kulübeye sokmaya karar verdiler. Köyün tek gaz lambasını getirdiler, ukulele'leriyle mandolinlerini aldılar, çok geçmeden müziğin sesi tüm köyü doldurdu, kadını, erkeği, çocuğuyla herkes dört sesli bir Fiji havasını söylemeye koyuldu. Bu olay ömrümüzün en heyecan verici, en güçlü tecrübelerinden biri olmuştu. Bu insanların en inanılmaz yanı, bizden tek istediklerinin, hayattan duydukları o sınırsız mutluluğu paylaşmamız olmasıydı.
Saatler geçtiğinde, upuzun vedalaşmalardan sonra o köyden ayrılırken biz de yepyeni insanlar olmuştuk. Hayatımıza derin bir barış ve denge duygusu dolmuştu. Kalmakta olduğumuz rüya gibi tatil beldesine ortalık karardıktan sonra dönerken, çevremizdeki güzelliklere karşı duyduğumuz minnet artmıştı.
Şahane bir manzaranın ortasında, lavların soğumasından oluşmuş bir kaya doruğuna kurulmuş, çevresi yeşilliklerle, mehtap ışığı altındaki hindistan cevizi ağaçlarıyla dolu, eteklerine dalgalar vuran küçük bir evdeydik. İnanılmaz bir gün geçirmiştik. O küçük köyün halkı gerçekten hayatlarımızı zenginlestirmişti. O günkü amacımıza ulaşamamış olduğumuzu fark ettik. Ama o amacın peşinde koşarken, çok daha büyük bir armağan keşfetmiştik. Bulduğumuz bu beklenmedik armağanın değeri, diğeriyle asla ölçülemezdi.
Artık beş altı yıldan beri Fiji'ye en az yılda üç dört kere gidiyoruz. Nihaî yatırımımızı orada daha ilk gidişte gerçekleştirmeyi ummuştuk, ama bir yer satın almayı ancak yirminci gidişte gerçekleştirebildik. Orayı da yatırım olarak değil, dostlarımızla birlikte Fiji'nin tadını çıkarabilmek amacıyla aldık. Boş arazi almaktansa, iki yıl önce Namale'yi aldık. Burası ilk gidişimizde kaldığımız güzel bir plantasyon beldesiydi. O sihirli yerin bizim olmasını, onu dostlarımızla ve bazı özel kişilerle paylaşmayı istemiştik.
Namale'nin sahibi olmak bana, seminerlerimde insanların hayattan zevk alma kapasitesini gelişmesini seyretmek kadar büyük bir zevk veriyor. İnsanlar Namale'ye gelince de aynı değişim yer alıyor, ama bu sefer ben hiçbir şey yapmak zorunda kalmıyorum! Yan gelip oturuyorum, her meslekten insanların, balayına gelmiş çiftlerden emekli olmuş eski genel müdürlere kadar her türlü insanların orada serbest kalıp yeniden çocukluklarını keşfetmelerini seyrediyorum. Tepedeki bir kaynaktan fıskiye gibi fışkıran sulara bakıyorlar, yerlilerle voleybol oynuyorlar, kumsalda ata biniyorlar ya da kava şölenlerine katılıyorlar.
Denizin altında yepyeni bir dünyayı keşfederken, hayallerindekine taş çıkaran grubun karşısında içki içerken, köydeki Pazar ayinine katılıp Fiji'lilerle ruhsal bağlar kurduklarında gülümserken onlara bakmaktan çok hoşlanıyorum. Başlangıçta "yatırım" amacını izlerken, hepimize hayatta esas önemli olan şeyin her olduğunu hatırlatacak bir ortam bulacağımızdan haberim yokru. Önemli olan yalnız amaca ulaşmak değil, o amacın peşinde koşarken tattığınız hayat kalitesidir.
Pek çok insanlar hayatta yaşarken neşeyi ve mutluluğu hep ertelerler. Onlara göre amaç seçmek, "günün birinde" yani şu ya da bu amacı elde ettikten sonra hayattan zevk almaya başlayacaklarına karar vermek demektir. Oysa işin gerçeği, eğer şimdi mutlu olmaya karar verirsek, aslında çok daha fazla şey elde edebileceğimiz yolundadır. Amaçlar insana harikulade bir ön kazandırır, odağını netleştirir, ama biz hayatı tam anlamıyla ve dolu dolu yaşamak için her an çaba göstermeliyiz, her saniyeden alabileceğimiz kadar keyif almalıyız. Hayattaki başarı ya da başarımızı, tek olarak seçilmiş belirli bir amacı elde edip etmemekle ölçmek yerine, unutmayın ki hangi yöne doğru gitmekte olduğumuz, tek tek sonuçlardan çok daha önemlidir. Eğer doğru yönde ilerlemeyi sürdürürsek, yalnız izlemekte olduğumuz amaçları değil, çok daha fazlasını da elde edebiliriz!
Aklıma bir adam geliyor. Hayatıyla, kişinin yeteneklerini değiştirmesi gücünü temsil eden bir adam. Aynı zamanda seçtiği amacı elde edememenin bazen çok daha büyük amaçları elde etmek anlamına gelebileceğini bize gösteren bir adam. Müteveffa Michael Landon. Bu insan neden o kadar çok kişi tarafından öylesine sevilirdi? Çünkü kültürümüzde var olan en yüksek değerleri temsil ederdi. Güçlü bir aile duygusu, doğru olan şeyi yapma kişiliğinde tutarlılık ve dürüstlük, karşı çıkıldığında sebat ve azim, ayrıca da büyük bir sevgi duygusu. Nice hayatları iyiye çevirmiş olan bu adam, bizim kültürümüzde bir kahraman olduysa, bunu doğrudan değil, dolaylı bir yoldan sağlamıştır. Çocukken gerek fiziksel, gerekse duygusal açıdan sömürü dolu bir çevrede büyümüştür.
Annesiyle babası sürekli olarak kavga eden inşalardır. Babası Yahudidir (Katoliklerden nefret eder), annesi de Katoliktir (aynı zamanda da Yahudi düşmanıdır). Annesi ikide bir melodramatik r girişimlerine kalkışır, Michael'ın peşinden, gençlerin toplandığı yerlere gider, taksiden fırladığı gibi içeriye dalar, onu elbise askısıyla dövmeye kalkarmış. Lise yaşlarına geldiğinde sürekli yatağını ıslatan Michael'ın engelleyemediği tikleri varmış, ikide bir, elinde olmadan, yutkunur gibi sesler çıkarırmış. Sıska bir çocukmuş ve içi hep korkuyla doluymuş. Bu anlattıklarım herhalde kulağa, Küçük Ev dizisinden tanıdığımız Ingalls ailesinin o güven dolu babası gibi gelmiyor, değil mi? Nedir onun hayatını değiştiren?
Günün birinde, lise ikide okurken, cimnastik öğretmeni sınıfı futbol sahasına götürmüş, cirit attırmış. Eski paslı bir cirit kullanıyorlarmış. Michael o anda, kendine bakış açısını ebediyen değiştirecek bir tecrübeye doğru yaklaşmaktaymış. Sırası geldiğinde, cirite yine her zamanki korku ve güvensizlikle yaklaşmış.
Ama o gün bir mucize olmuş. Michael ciriti fırlattığında, cirit herkesin atışından on metre daha uzağa gidip düşmüş. Michael o anda kendisinin de bir geleceği olduğunu hissetmiş. Sonradan Life dergisinde yayınlanan bir röportajda şöyle dediğini okuyoruz. "Ben o gün diğer insanlardan daha iyi yapabildiğim bir şey keşfetmiştim. O şeye sarkabilecektim. Sarıldım da. Öğretmene yalvardım, ciriti eve götürmeme izin vermesini istedim. Yazın ciritin bende kalmasına izin verdi. Ben yaz boyu o ciriti attım, attım, attım."
Michael kendisini güdecek geleceği bulmuştu. Onu elden bırakmadı, tutkuyla izledi. Sonuçlar şaşırtıcı oldu. Yaz tatilinden döndüğünde vücudu değişmeye başlamıştı. O yıl üst bedenini geliştirici cinmastiklere başladı. Lise son sınıfa geldiğinde ABD liselerarası cirit atma rekorunu kırmış, Güney California Üniversitesi'ne atletik burs kazanmıştı. Kendi ifadesiyle, fare artık arslan olmuştu. Nasıl buluyorsunuz bu metaforu?
Hikâye burada bitmiyor. Michael'ın gücünün bir bölümü de, Samson ve Dalila filmini seyretmekten kaynaklanıyor. Saçlarını uzatırsa güçlü olacağına inanmış. Bu inanç gerçekten lise boyunca sonuç vermiş. Ama o sıra ülkede fırça traş modası çıkınca, Michael'ın inancı bir sarsıntı geçirmek zorunda kalmış. Bir grup kısa saçlı sporcu onu yakalayıp yere yatırmış, bukle bukle saçlarını kesmişler. Aslında aklıyla inancının gerçek olamayacağını bildiği halde, gücü yine de yok olmuş. Attığı ciritler on metre daha geriye düşmeye başlamış. Eski performansına ulaşmak için kendini zorlarken öyle kötü sakatlanmış ki, bir yıl spordan uzak kalmış. Atletizm bölümü yönetimi de zorluk çıkarınca, üniversiteden ayrılmak zorunda kalmış. Kendini geçindirebilmek için, bir imalât fabrikasında yükleme boşaltma işçisi olmuş. Rüyalarının öldüğüne inanır gibiymiş. Uluslararası atletizm yıldızı olma rüyasına artık nasıl ulaşabilir ki?
Bereket versin günün birinde Hollywood yetenek avcılarından biri onu görmüş, Bonanza dizisinde küçük Joe Cartwright rolü için bir deneme yapmasını teklif etmiş. Bu dizi televizyonun ilk renkli ıvestern dizisidir. Ondan sonra, artık bir daha geriye bakması gerekmemiş. Michael'ın aktör olarak, daha sonra da yönetmen ve yapımcı olarak kariyeri artık kesinlikle rayına oturmuş. Rüyasını kaybetmek ona geleceğini sağlayan şey olmuş. Ama ilk amaçlarını izlemek, o amaçların ona verdiği yön, hem fiziksel vücudunu hem de karakterini biçimlendirmeye yaramış ki, onu yazgısına hazırlayan da bu ikisi olmuş. Bazen uğradığımız hayal kırıklıklarının aslında kılık değiştirmiş fırsatlar olduğuna inanmamız gerekebilir.
Bunun anlamı nedir? Yani eğer amaçlarınıza doğru giderken başlangıçta başarısızlığa uğrayınca, yol değiştirip başka bir şey yapmanız mı gerekmektedir? Elbette ki hayır. Hiç kimse amacına yalnızca ilgi duyarak ulaşmış değildir. Tam anlamıyla kendini adamak gerekir. Hattâ ben insanların başarı kaynaklarını araştırırken, sebatın yeteneği bile gölgede bıraktığını, hayat kalitesi yaratmakta bir numaralı kaynak durumuna geldiğini sık sık görmüşümdür. Çoğu insanlar amaçlarına beş adım kala pes edip vazgeçerler!
Bence hayat sürekli olarak bizim sebat düzeyimizi sınavdan geçiriyor. Hayatın en büyük ödülleri, başarıya ulaşıncaya kadar sonu gelmez bir adanmışlık gösterenlere ayrılıyor. Bu düzeydeki bir kararlılık dağları bile devirebilir ama bir şartla sürekli ve tutarlı olması gerekir! Bu söz kulağa ne kadar basit gelirse gelsin, yine de rüyalarına ulaşanlarla pişmanlık içinde yaşayanlar arasındaki farkın ruhunu oluşturmaktadır.
Ben görünmezi alıp görünür hale getirenleri inceleyen bir insanım. Şairlere, yazarlara, aktörlere ve girişimcilere saygı duyuşum bu yüzdendir. Bunlar bir fikri alıp hayata getiren insanlardır. Yaratıcılığın, sonu gelmez kişisel büyümenin ve başarının örneği olarak tanıdığım kişilerden biri de Sony Pictures Entertainment Inc. şirketinin (daha önceki adı, Columbia Pictures) yönetim kurulu başkanı ve genel müdürü Peter Guber'dir. 48 yaşındayken sinema sanayiinin en güçlü ve en saygın kişilerinden biri durumuna gelen Peter, ortağı Jön Peters'la birlikte toplam 52 kere Oscar adayı olarak gösterilmiştir. Çalışmaları arasında Geceyansı Ekspresi'nden Kaybolana, Yağmur Adam'a, Batman'a kadar pek çok eser sayılabilir.
1989'da, Guber-Peters Entertainment Company adındaki şirketleri, 200 milyon dolara Sony firması tarafından satın alınmış, böylelikle iki ortağın Columbia Pictures imparatorluğunu yönetmesi sağlanmıştır. Bu kadar genç bir insan, böylesine rekabetçi bir alanda nasıl olmuş da böyle bir etkinlik ve ağırlık kazanmıştır? Cevap elbette ki vizyonda ve sonu gelmez, sarsılmaz sebatta yatmaktadır.
Bana günlerden bir gün Peter Guber'dan bir telefon geldi, Kişisel Güç adlı ses kaseti programımı çok beğendiğini böylece öğrenmiş oldum. Sabahları cimnastik yaparken benim kasetlerimi dinler, vücudunu forma sokarken zihnini de forma sokmaya çalışırmış! Aramasının nedeni bana teşekkür etmekmiş, çünkü daha önce hiç televizyon reklamından sipariş vererek bir şey satın almamış, ayrıca da ömründe bu tür kasetlerle karşılaşmamış. Bu görüşmemizin sonucu olarak Peter'la karşılaşma ve onunla dost olma olanağı buldum. Öğrendiğime göre o inanılmaz başarısının sırrı, bir kere benimsediği amaca kene gibi sarılması, hiç vazgeçmemesiydi.
Daha 1979 yılında, Guber'le Jön Peters Batman'm haklarını satın almış, ama yapıma ancak 1988'de başlayabilmişlerdi. Bu arada hemen hemen herkes filmi öldürmeye çalışmıştı. Stüdyo yönetmenleri, böyle bir filme pazar olmadığını söylemiş, onu ancak çocukların ve çizgi roman hastalarının seyredeceğine işaret etmişlerdi (çizgi roman hastaları da, Batman rolüne Michael Keaton'ın seçildiğini öğrendikleri anda alevlenivermişlerdi). Sürekli hayal kırıklıkları, başarısızlıklar ve hayli büyük risklere rağmen, Guber ve Peters ekibi yine de Batman'i gelmiş geçmiş en başarılı filmlerden biri halinde ortaya koydular ve ilk hafta gişe girdilerinde yeni bir rekor kırdılar. Filmin ve yan ürünlerinin gelirinin bir milyar doları aştığı tahmin edilmektedir.
Guber'in sebatının bir başka örneği de Yağmur Adam filmini çevirirken ortaya çıkmıştır. Aslında bu filmin hiç sağ kalamaması gerekirdi. Üzerinde çalıştıkları süre içinde beş senaryo yazarıyla üç yönetmen işi terkedip gitmişti. Bunların arasında Steven Spielberg de vardı. Bazıları Peter Guber'in senaryoyu değiştirip biraz eylem katmasını, cinayetlere, en azından biraz sekse yer vermesini istiyorlardı. İki kişiyi arabada ülkeyi dolaşırken gösteren bir filmi hiç kimsenin seyretmeyeceğini, hele içlerinden biri "geri zekâlı" olunca, hiç seyirci bulunamayacağını söylemekteydiler.
Ama Peter, duygunun gücünü anlayan bir insandır, sürekli olarak insan ruhunu harekete geçiren, dokunaklı filmler yapmaktadır. İnsanların ruhuna ulaşabilecek şeyin ne olduğunu bildiği için de, hiç ödün vermemiş, herkese bu filmin ilişkiler hakkında olduğunu, iki kardeşin birbirini tanımasıyla ilgili olduğunu, daha başka bir eyleme gerek olmadığını, hatta Yağmur Adam'ın Oscar kazanacağını söyleyip durmuştur. En büyük ustalar onu caydırmaya çalışmış, ama kendisi Spielberg'e bile karşı koymuştur. Tabii 1988 yılında film Oscar'a dört yönden aday gösterilmiştir. En İyi Film, En İyi Aktör, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo. Azmin elinden bir şey kurtulmaz. Guber her yeni filmiyle yeni bir başlangıç yaptığına inanmakta, insanın Hollywood'da ancak en son filmi kadar iyi sayılabileceğini söylemektedir. Sizce bu, büyük korkular yaratabilecek bir inanç mı? Hem de nasıl! Ama Guber, korkuyu ve çevreden gelen stresi kullanabildiğini, bunlar karşısında felç olmayıp, tersine bunların kendisini ileri fırlatmasını sağladığını söylemektedir.
İnsanlar bazen, başarısızlığa uğrama korkusu yüzünden, belli bir amacı izlemeye hiç başlamazlar bile. Hattâ daha da beteri, bir amacı izlemeye başlar, sonra çabucak vazgeçerler. Belki o amaca ulaşmanın doğru yolunu seçmişlerdir, ama sabır ve sebat gösterememişlerdir. Çabucak feedback alamayınca, gereğinden erken pes etmişlerdir. Şampiyonlarda, en yüksek dileklerine ulaşanlarda hep gördüğüm bir belirgin nitelik varsa, o da o inanılmaz sebatlarıdır. Gerektiğinde yaklaşımlarını değiştirirler, ama nihaî amacı asla gözden kaçırmazlar.
AMAÇLARINIZI ELDE ETMEK İÇİN O GİRİFT AKTİVASYON SİSTEMİNİZİN GÜCÜNÜ SERBEST BIRAKIN
Peter Guber'ın ya da Michael Landon'ın kullandığı güç nedir? Amaçlarıyla ilgili olabilecek ya da isteklerine ulaşmalarına katkıda bulunabilecek şeyleri hemen görüp fark edebilmelerini sağlayan o doğaüstü sezgileri nereden gelmektedir? Bence her iki olayda da bu insanlar, beyinlerindeki Girift Aktivasyon Sistemi (Reticular Aktivation System)'nin mekanizmasını kullanmayı öğrenmişlerdir.
Kulağa biraz fazla karmaşık gibi geliyor, sürecin kendisi gerçekten de öyledir, ama aslında GAS sisteminizin çalışma biçimi hem basit, hem de derindir diyebiliriz. Neyi fark edip neye dikkat edeceğinizi saptar. Zihninizin süzgecidir o. Unutmayın ki bilinç düzeyinde zihniniz belli bir anda ancak belli sayıda şeye odaklanabilir, bu nedenle de beyniniz bir yığın şeyi, dikkat edilmesi gerekmeyen şeyler olarak tasfiye etmek zorunda kalır. Şu anda bir yığın uyaran, üzerinize bombardıman halinde yağıyor, ama beyniniz bunun çoğunu eliyor siz neyi önemli buluyorsanız, onların üzerine odaklanıyor. İşte bunu başarmanın mekanizmasına GAS (orijinali RAS) deniyor. Sizin GAS'ınız, gerçeklerin ne kadarını bilinçli olarak algıladığınızdan sorumlu olan mekanizmadır.
Bir örnek vereyim. Hiç kendinize yeni bir giysi ya da bir araba alıp da, nereye baksanız hep o giysiyi, o arabayı fark ettiğiniz oldu mu? Nedendir o? Daha önce yok muydu onlar? Tabii vardı, ama sizin şimdi farkına varmanızın nedeni ondan bir tane satın almış olmanızın GAS'ınıza onun sizin için önemli olduğu mesajını vermesi. Hep çevrenizde var olan bir şeye karşı yükselmiş bir bilinçlenme düzeyi geliştiriyorsunuz.
Zihinsel tutumunuzdaki bu değişim, sizi amaçlarınızla daha iyi hizalandım. Bir şeyin öncelikli olduğuna bir kere karar verince, ona çok büyük duygusal yoğunluk yüklersiniz, sürekli ona odaklanınca da, o amacın elde edilmesini destekleyen tüm kaynaklar eninde sonunda netleşir, kendini belli eder. Bu nedenle, amaçlarınızı bir kere seçtikten sonra onlara nasıl ulaşabildiğinizi anlamanız o kadar da önemli değildir. Siz GAS'ınıza güvenin, o size yol boyu bilmeniz gereken her şeyi gösterecektir.
Sekiz yıl önce, 1983'de, ben öyle bir şey yaptım, kendime öyle güdücü bir gelecek yarattım ki, sonuçta tüm hayatım değişti. Standartlarımı yükseltme genel sürecinin içinde, kendime yepyeni bir dizi amaç seçtim, nelere razı olacağımı upuzun bir liste halinde yazdım, hayatımda neleri sağlamaya adandığımı da yazdım. Sınırlayıcı inançlarımı bir kenara kaldırıp, elimde günlüğümle plajda kumların üzerine yerleştim.
Üç saat boyunca kafamı kaldırmadan yazı yazdım, neler yapabileceğim, neler olabileceğim, neler yaratabileceğim, neleri yaşayabileceğim, ne katkılarda bulunabileceğim konusunda aklıma ne gelirse, bir beyin fırtınası halinde o sayfalara döktüm. Bu amaçları elde etmek için kendime verdiğim süre, yarından başlayıp yirmi yıl sonra sona eriyordu. Bu amaçları acaba elde edebilir miyim, edemez miyim, diye düşünmeye hiç zaman ayırmadım. Yalnızca bana ilham veren her olanağı yakalayıp oraya yazdım.
O başlangıçtan hareketle, süreci altı ay sonra daha bir rafine ettim. O sıralarda bir grup parapsikologla birlikte SSCB'ye davet edilmiştim. Rusya'nın her yanındaki üniversite uzmanlarıyla birlikte, psişik olguları doğrudan inceleyecektik.
Grubumla birlikte yola çıktığımızda, Moskova'dan Sibirya'ya ve sonra da Leningrad'a doğru giderken zamanımızın çoğu trenlerde geçiyordu. Elimde yazı yazacak kâğıt yoktu. Bir tek, eski bir Rusya haritasının arka yüzü vardı. Oraya bütün uzun vadeli amaçlarımı yazdım. Hem ruhsal, hem zihinsel, hem duygusal, hem fiziksel, hem de finansal yazgılarımı kâğıda döküp sonra da her biri için, sondan başlayıp başa doğru, kilometre taşlarını, durak yerlerini işaretleyip zamanlama yapmaya çalıştım.
Örneğin, en başta gelen ruhsal amacımı on yıl sonra elde etmek için, nasıl bir insan olmalıydım, şu andan başlayarak dokuz yıl içinde neleri yapmış olmalıydım, sekiz yıl içinde neleri yapmış olmalıydım, yedi yıl ... Bu böylece geriliyor, bugüne kadar varıyordu. Ben bugün ne yapmalıydım ki beni seçtiğim amaca doğru götürsün?
O gün, hayatımı değiştiren belirli amaçları benimsedim. Hayallerimin kadınının tanımını yaptım, zihinsel, duygusal, fiziksel, ruhsal bakımdan nasıl biri olmasını istediğimi yazdım. Çocuklarımın nasıl olacağını tarif ettim, tadını çıkaracak o büyük gelirimi yazdım, içinde oturacağım evi hattâ üçüncü katta olacak okyanus manzaralı çalışma odamı bile kaydettim. Bir buçuk yıl sonra Life dergisi evime gelmiş, hayatımda bütün bu büyük değişiklikleri nasıl sağladığım konusunda benimle röportaj yapıyordu. Haritamı çıkarıp onlara not ettiğim amaçları gösterdiğimde, bunlardan ne kadar çoğunu elde etmiş olduğuma şaşmamak elde değildi. Tarif ettiğim kadınla tanışmış, onunla evlenmiştim. Hayalimde canlandırdığım evi bulup satın almıştım. En ince ayrıntısına kadar, hattâ üçüncü kattaki okyanus manzaralı çalışma odasına kadar. Başlangıçta bunları yazarken, bu amaçların yerine gelebilecek şeyler olduğu konusunda hiçbir garantim yoktu. Ama onlara ulaşabilmek için, kısa bir süre için yargı yeteneğimi askıya almaya razı olmuştum.
Şimdi yapacağımız şey, görünmezi görünür kılmak, yani rüyalarınızı gerçekleştirmek yolunda ilk adımı atmak. Bu işi bitirdiğinizde, kendinize öyle büyük beklentiler, öyle güdücü bir gelecek yaratmış olacaksınız ki, ilk adımları hemen bugün atmamak elinizden gelmeyecek. Dört alanı kapsayacağız:
1) Kişisel gelişme amaçları,
2) Kariyer/iş/ekonomik amaçlar,
3) Oyuncak/serüven amaçları,
4) Katkı amaçları.
Bunların her biri için, kendinize bir beyin fırtınası süresi ayırmanız gerekmektedir. Hızla yazın. Kaleminiz sürekli hareket etsin. Kendinize sansür uygulamayın. Yalnızca her şeyi kâğıda dökmeye bakın. Sürekli olarak kendinize, eğer istediklerimin olacağını bilsem, hayatta ne olmak isterdim? diye sorun. Hiç başarısızlığa uğramayacağımı bilsem, nelerin peşine düşerdim? Bunları nasıl yapacağınızı bilme ihtiyacını şu an için hiç düşünmeyin. Yalnızca, aslında ne istediğinizi keşfedin. Bunu yaparken de yeteneğinizi sorgulamayın, ondan hiç kuşku duymayın.
Unutmayın, yeterince ilham bulursanız, içinizden serbest bırakacağınız güç isteğinizi gerçekleştirmenin bir yolunu bulacaktır. Ayrıca, başlangıçta konulara spesifik olarak girmeye de pek zaman ayırmayın. Yani örneğin, "San Francisco'nun Nob Hill semtinde, salonu basamaklı bir ev istiyorum, beyaza boyanmış olsun, çağdaş mobilyalarla döşensin, arada sırada çarpıcı renkler atılmış olsun - ha, bir de Victoria tipi gül bahçesini unutma" demeyin. Yalnızca şöyle yazın, "Rüya ev. Büyük bahçe. San Francisco." Ayrıntıları sonra doldurursunuz.
Şimdi, şu anda, kendinizi tam bir inanç durumuna, tam bir beklenti durumuna sokun, istediğiniz her şeyi yaratabileceğinize güvenmiş olun. Kendinizi yeniden çocukmuş gibi düşünmenizi istiyorum. Noel Baba'nın gelmesini bekleyen bir çocuk! Noel Baba sizi kucağına oturtmak üzere. Nasıl bir duyguydu, hatırlıyor musunuz? Yılbaşı öncesinde çocuklarla konuşursanız, çok keyifli, olmadık bir liste çıkarabileceklerini görürsünüz. Örneğin derler ki, "Söyleyeyim ne istediğimi. Yüzme havuzu istiyorum. Hattâ iki tane yüzme havuzu istiyorum. Biri senin için, biri de benim için!" Herhalde yanında duran bir büyük, o anda çocuğa döner, "Ne?" diye sorar. "Arka bahçeye bir banyo küveti koyabilsek kendini şanslı sayman gerekir!" Eh, pratik olmaya daha sonra başlarız. Mesele çocuk olabilmekte. Kendinize hayat olanaklarını sınırsız yoklama özgürlüğü tanıyım.
Birinci Adım: Bu kitapta verilen şema üzerinde (ya da daha çok yazma yerine ihtiyaç duyuyorsanız, başka kâğıtlar üzerinde), kişisel büyümenize dönük olarak hayatınızda geliştirmeyi ve iyileştirmeyi düşünebileceğiniz her şeyi yazın.
Fiziksel vücudunuzu nasıl daha iyileştirmek istersiniz? Zihinsel ve sosyal gelişmeniz için amaçlarınız nelerdir? Örneğin, bir yabancı dil öğrenmek ister misiniz? Hızlı Okuma ustası olmak ister misiniz? Shakespeare'in tüm eserlerini okumak sizin için değerli bir şey mi? Duygusal olarak, neleri yaşamak, başarmak, nelerin ustası olmak istersiniz? Belki paternleri bir anda kırmak, hırslanma ve reddedilme duygularından kurtulmak istersiniz. Belki öfke duyduğunuz insanlara karşı merhamet duymak istersiniz. Ruhsal amaçlarınız nelerdir? Yaratıcınızla daha büyük bir yakınlık duygusu hissetmek mi istiyorsunuz? Yoksa komşularınıza yönelik daha büyük bir sevgi ve merhamet duygusu mu geliştirmek istiyorsunuz?
Bu amaçları yazmanın anahtarı, zihninize durak tanımaksızın her şeyi hemen kâğıda yazmaktır. Bunların bazıları kısa vadeli amaçlar olabilir. Bu hafta yapacağınız, bu yıl yapacağınız şeyler olabilir, bazıları da uzun vadeli amaçlar olacaktır. Şimdi başlayıp yirmi yıl sonra tamamlamayı düşüneceğiniz şeyler olacaktır. Beyin fırtınasını en az beş dakika sürdürün. Bu arada bir an bile yazmayı kesmeyin.
Saçmalamaktan korkmayın. Saçmalayın, çılgınlasın, çocuk olun. Bazen acayip bir fikir, harikulade bir kadere giden yolu açar! Başlamadan önce şöyle bir düşünmek isteyebileceğiniz birkaç soruyu size aşağıda vereyim. Ama onları gözden geçirdikten sonra, hemen işe koyulun, amaç seçme sürecini çabucak başlatın!
Neler öğrenmek istersiniz?
Hayatınız süresince edinmek istediğiniz bazı beceriler nelerdir?
Geliştirmek istediğiniz bazı karakter özellikleri nelerdir?
Dostlarınızın kimler olmasını istiyorsunuz?
Kendiniz kim olmak istiyorsunuz?
Fiziksel sağlığınız için neler yapabilirsiniz?
Haftada bir masaj yaptırmak mı? Yoksa her gün mü?
Rüyalarınızdaki vücudu yaratmak mı?
Bir spor salonuna kaydolup orayı gerçekten kullanmak mı?
Vejetaryen bir aşçı tutmak mı?
Honolulu'daki Demir Adam Triatlon'unu tamamlamak mı?
Uçuş korkunuzu yenmek ister misiniz?
Ya topluluk karşısında konuşma korkunuzu?
Ya yüzme korkunuzu?
Ne öğrenmek istersiniz?
Fransızca mı?
Ölü Deniz canlılarını incelemek mi?
Dans edip şarkı söylemek mi?
Keman virtüözü Itzhak Perlman'dan ders almak mı?
Başka kimden ders almak istersiniz?
Evinize başka ülkeden bir mübadele öğrencisi almak ister misiniz?
İkinci Adım: Artık elinizde kişisel gelişme amaçlarınız bulunduğuna ve bunlar size heyecan verdiğine göre bir dakika ayırıp bunların her birine süre de koyun. Bu aşamada, bu amaçları nasıl elde edeceğinizi bilmeniz önemli değildir. Yalnızca kendinize bir zaman süresi koyun. Unutmayın, amaç dediğimiz şey bitiş tarihi verilmiş bir rüya demektir. Bir amacı ne zaman elde edeceğinize karar vermek, o amacı gerçekleştirme yolunda bilinçli ve bilinçsiz güçlerinizi harekete geçireceKtır. Yani eğer bir amacı bir yılda ya da daha kısa sürede elde etmeye adanacaksanız, o satırın yanına "l" diye yazın. Üç yılda bitirmeye adanacaklarınızın yanına "3" yazın, böylece listeye "5", "7", "10", "20" şeklinde sayılar verin.
Üçüncü adım: Şimdi de bu kategorinin içinden bir yıllık amaçlarınızın en önemlisini seçin. Eğer bu yıl içinde elde ederseniz size çok büyük heyecan getirecek olan, yılın iyi bir yatırıma gittiğine inanmanıza yol açacak olan bir amaç olsun. İki dakika ayırıp bu amacı neden bir yıl içinde istediğinizle ilgili bir paragraf yazın. Bu size neden dürtü sağlıyor? Bunu başarmakla neler elde edeceksiniz? Elde edemezseniz neleri kaçıracaksınız? Bu nedenler, sizi yolunuzda sebat ettirecek kadar güçlü mü? Eğer değilse, daha iyi bir amaç ya da daha iyi nedenler seçin.
Benim amaçlarla ilgili olarak yıllar önce görebildiğim en önemli nokta şuydu: eğer bir şeyi yapmak için yeterince büyük bir neden bulursam, ya da nedenler listem yeterince güçlüyse, o şeyi yapmanın bir yolunu nasılsa bulurdum. Amaçlar tek başına, ancak ilham verir, ama daha başlangıçta onları neden istediğiniz konusunda en derin nedenleri keşfederseniz, o zaman kendinize çok uzun süreli bir dürtü sağlayabilir, amacı elde edebilecek sebat düzeyine ulaşabilirsiniz.
2. Kariyer/İş/Ekonomik Amaçlar: Bundan sonraki adım, kariyer/iş/ekonomik amaçlarınızı seçmektir.
Birinci adım: Kariyeriniz, işiniz ya da parasal hayatınız için istediğiniz her şeyi yazın. Hangi düzeyde finansal bolluk istiyorsunuz? Hangi mevkie yükselmek istiyorsunuz? Beş dakika ayırıp bir milyon dolar değerinde sayılabilecek bu listeyi yaratın!
Hangisini kazanmak istersiniz:
Yılda 150.000.000 lira mı?
Yılda 300.000.000 lira mı?
Yılda 500.000.000 lira mı?
Yılda 1.000.000.000 lira mı?
Yılda 10.000.000.000 lira mı?
Sayamayacağınız kadar çok para mı?
Şirketiniz için amaçlarınız nelerdir?
Şirketi halka açmak mı istiyorsunuz?
O sanayi sektöründe lider olmak mı istiyorsunuz?
Net varlığınızın ne kadar olmasını istiyorsunuz?
Ne zaman emekli olmak istiyorsunuz?
Çalışmadan yaşamaya karar vermek için, yatırım geliriniz ne kadar olmalı?
Hangi yaşta parasal özgürlüğe ulaşmak istiyorsunuz?
Para yönetimi amaçlarınız neler?
Bütçenizi dengelemeye mi ihtiyacınız var?
Çek defterinizi dengelemeye mi?
Bir finansal danışman tutmaya mı?
Hangi yatırımları yapardınız?
Heyecan verici bir yeni işe mi yatırım yapardınız?
Değerli bir sikke koleksiyonu mu satın alırdınız?
Bebek bezi teslimat servisi işi mi başlatırdınız?
Bir ortak fona mı para yatırırdınız?
Bir vakıf hesabı mı açardınız?
Bir emeklilik programına mı katılırdınız?
Çocuklarınıza iyi bir üniversite eğitimi sağlamak için ne kadar para biriktirmek istersiniz?
Seyahat ve serüvene kaç para harcayabilmek istersiniz?
Yeni "oyuncaklara kaç para harcayabilmek istersiniz?
Kariyer amaçlarınız nelerdir?
Şirketinize ne katkılarda bulunmak istersiniz?
Ne gibi aşamalar yaratmak istersiniz?
Şef olmak mı, müdür olmak mı, genel müdür olmak mı istersiniz?
Mesleğinizde ne şekilde tanınmak istersiniz?
Ne gibi bir etki yaratmak istersiniz?
İkinci adım: Şimdi en dürtü dolu kariyer, iş ve ekonomik amaçları yazmış olduğunuza göre, bir dakika ayırıp her birine zaman süresi verin. Bunu tıpkı kişisel gelişme amaçlarınız için yaptığınız biçimde yapın. Eğer bir amacı bir yıl ya da daha kısa sürede elde etmeye adanıyorsanız, o satırın yanına "l" koyun. Unutmayın, önemli olan, o amaca nasıl ulaşacağınızı bilmek olmadığı gibi, koyduğunuz zaman süresinin makûl bir süre olup olmadığını bilmenize de gerek yoktur. Ancak onu elde etmeye kesinlikle adanmış olmanız önemlidir.
Üçüncü adım: Bundan sonra, bu kategorideki bir yıllık amaçların arasından bir numaralı diyebileceğiniz amacı seçin, onunla ilgili bir paragraf yazın, bu amacı bir yıl içinde elde etmeye neden bu kadar kararlı biçime adandığınızı anlatın.
Amacı elde etmek için pek çok sayıda neden sıralamaya özen gösterin. Sizi güdecek nedenleri seçin. Heyecan verici olanlarını seçin. Eğer bu nedenler sizi sebat etmeye itecek kadar güçlü değilse, o zaman ya daha iyi nedenler, ya da daha iyi bir amaç seçin.
3. Oyuncak / Serüven Amaçları: Eğer hiçbir ekonomik sınırlamanız olmasaydı, sahip olmak isteyeceğiniz bazı şeyler neler olurdu? Yapmak isteyeceğiniz bazı şeyler neler olurdu? Eğer şimdi karşınıza bir cin çıksa, dileğinizi hemen yerine getireceğini söylese, dünyada en çok ne isterdiniz?
Birinci adım: Beş dakika ayırıp, hayatta sahip olmak yapmak ya da yaşamak isteyebileceğiniz her şeyi yazın. İşte bu işe koyulmanıza yardımcı olabilecek birkaç soru:
Hangisine sahip olmak, yaratmak, satın almak isterdiniz?
Küçük bir ev?
Şato?
Plaj evi?
Katamaran yelkenli tekne?
Özel yat?
Ada?
Lamborghini spor araba?
Chanel gardrop?
Helikopter?
Jet uçağı?
Müzik stüdyosu?
Resim koleksiyonu?
Zürafaların, timsahların, hipopotomların bulunduğu bir hayvanat bahçesi?
Hangisine gitmek isterdiniz?
Bir Broadvvay oyununun galası?
Cannes'da bir film galası?
Bruce Springsteen konseri?
Osaka-Japonya'da bir Kabuki tiyatrosu yapımı?
Hangisini isterdiniz?
Gelecek Indy 500'de Andretti'lerde yarışmak?
Çiftler turnuvasında Monica Seles ve Steffi Graf'la, ya da
Boris Becker ve Ivan Lendl'la oynamak?
Dünya Kupalarına katılmak?
Olimpiyat meşalesini taşımak?
Michael Jordan'la karşılaşmak?
Peru okyanuslarında pembe yunuslarla birlikte yüzmek?
Mısır piramitleri arasında en iyi arkadaşınızla deve yarışı yapmak? Ve kazanmak?
Himalayalarda Şerpa'larla yürüyüş yapmak?
Hangisini istersiniz?
Broadvvay oyunlarından birinde yıldız olmak?
Kim Basinger'le bir filmde öpüşmek?
Patrick Svvayze ile müstehcen dans yapmak?
Mikâil Baryshkikov'la modern bir bale koreografisi yapmak?
Hangi egzotik yerlere gitmek isterdiniz?
Thor Heyendal gibi dünyayı Kon-Tiki ile dolaşmak?
Tanzanya'ya gidip Jane Goodall'la birlikte şempanzeleri incelemek?
Jacques Cousteau ile birlikte Calypso'yla dolaşmak?
Fransız Rivyera'sında kumsalda yatmak?
Yunan adalarını yatla dolaşmak?
Çin'de Ejderha Festivallerine katılmak?
Bangkok'da bir gölge dansına katılmak?
Fiji'de skuba dalışları yapmak?
Bir Budist manastırında meditasyon yapmak?
Madrid'deki Prado'da dolaşmak?
Gelecek uzay mekiğine yolcu olarak yazılmak?
İkinci ve Üçüncü Adımlar: Bir kere daha, her maddeye zaman süresi koyun, bu kategorideki bir numaralı amacı seçin, iki dakika ayırıp, neden bir yıl içinde elde etmek istediğinizi anlatan bir paragraf yazı yazın. Güçlü nedenler bulun ve tabii, eğer nedenler yeterince sebat yaratıcı değişse o zaman ya daha iyi nedenler bulun, ya da daha iyi bir amaç seçin.
4. Katkı Amaçları: Bunlar hem ilham verici, hem sebat yaratıcı amaçlar olabilir, çünkü bu alan sizin iz bırakabileceğiniz, insanların hayatında fark yaratabileceğiniz alandır. Yazacağınız şeyler, tapınağınıza bağış yapmak, ev artıklarınızı bir çevre kurumunun süzgecinden geçirmek gibi basit bir şey olabileceği gibi, bir vakıf kurup zor durumdaki kimselere fırsat tanımak gibi geniş kapsamlı bir şey de olabilir.
Birinci adım: Beş dakika ayırıp tüm olanakları beyin fırtınasından geçirin.
Nasıl katkıda bulunabilirsiniz?
Evsizler için bir barınak yapılmasına mı yardım edersiniz?
Bir çocuğu evlât mı edinirsiniz?
Bir aşhanede çalışmaya gönüllü mü olursunuz?
Körlere kitap mı okursunuz?
Cezaevindeki birini ziyarete mi gidersiniz?
Altı ay boyunca Barış Gönüllülerinde mi çalışırsınız?
Bir huzur evine hediye olarak balonlar mı götürürsünüz?
Şu konularda nasıl yardımda bulunabilirsiniz?
Ozon tabakasını korumak?
Okyanusları temizlemek?
Irk ayrımını kaldırmak?
Yağmur ormanlarının mahvını durdurmak?
Neler yaratabilirsiniz?
Sürekli bir hareket makinesi mi?
Atıklarla çalışan bir otomobil mi?
Tüm açlara yiyecek dağıtan bir sistem tasarımlamak mı?
İkinci ve Üçüncü Adımlar: Yine önceki seferlerde olduğu gibi, her satıra bir zaman süresi verin, bu kategorideki bir numaralı amacı seçin, iki dakika ayınp bir paragraf yazın bu amaca bir yıl içinde ulaşmanın neden o kadar önemli olduğunu anlatın.
"Geleceği yaratacak şeyler arasında rüya kadar güçlüsü yoktur. Bugünün ütopyası, yarının eti ve kanıdır."
VICTOR HUGO
KATKI AMAÇLARI
Şimdi elinizde, size heyecan ve ilham veren, gerisinde sağlam ve dürtü dolu nedenlere sahip plan dört tane birer yıllık master amacınız var demektir. Bir yıl içinde bunların hepsini elde ederseniz nasıl hissedersiniz? Kendinizi ne gözle görürsünüz? Hayatınızı nasıl görürsünüz? Bu amaçlar için sağlam nedenler, yeterince güçlü nedenler yakalamanın önemini ne kadar vurgulasam azdır. Güçlü bir nedeniniz oldu mu, size "nasıl"ı da gösterecektir.
Bu dört amaca her gün mutlaka bakın. Onları her gün görebileceğiniz bir yere koyun. Ya ajandanızın arasına, ya ofisteki masanıza, ya banyodaki aynanızın kenarına. Eğer amaçlarınızı, CANI'ye adanarak takviye ederseniz, her gün biraz aşama yapacağınız kesindir. Şimdi bu amaçları nasıl izleyeceğinizle ilgili bir karar verin ve hemen başlayın.
Artık elinizde net amaçlar ve onları gerçekleştirmek için kesin nedenler bulunduğuna göre o amaçlan gerçekleştirme süreci de artık başlamış demektir. Siz o amaçlara sık sık baktıkça, GAS'ınız uyarılmış olacak o amaçlarla ilgili her kaynağa sizin dikkatinizi çekecektir. Amaçlarınıza kesinlikle ulaşmayı garantiye almak için, sinir sisteminizi önceden şartlandırmanız, bu süreçten gelecek zevki hissetmeye alıştırmanız gerekmektedir. Yani başka bir ifadeyle, en azından günde iki kere, en değerli amaçlarınıza ulaşmanın vereceği duyguyu yaşayın ve provasını yapın. Bunu her yapışınızda, daha çok duygusal sevinçler yaratmanız görerek, hissederek, kendi sesinizi duyarak hayaller geliştirmeniz gerekmektedir.
Bu sürekli odaklanma, sizin bulunduğunuz yer ile, ulaşmak istediğiniz yer arasında bir nöral otoyol yaratacaktır. Bu yoğun şartlanma sayesinde, isteklerinize ulaşacağınız konusunda sarsılmaz bir güven verecek bu güven de başarınızı garantiye alacak eylemler haline dönüşecektir. Güveniniz sayesinde en uygun antrenörleri seçecek, en iyi rol modellerini kendinize örnek alacak istediğiniz sonuçları bilinen deneme yanılma yöntemiyle değil, çok hızlı ve kestirme yollardan alacaksınız. Sürece başlamayı bir gün bile ertelemeyin. Hemen bugün başlayın!
Genellikle amaçlarımızı izlerken, bunların çevremiz üzerindeki gerçek etkilerinin farkına varmayız. O amaca ulaşmayı bir sonuç sanırız. Oysa eğer daha büyük bir anlayışa sahip olsak, amaçlarımızı izlerken de bir süreç etkisi yarattığımızı bu etkinin bizim niyet ettiğimizden çok daha derin sonuçlar getirebileceğini görürdük. Ne de olsa, bal arısı da çiçeklerin üreme hızını nasıl artıracağını düşünmez. Ama çiçeklerden balını alırken, polenler ayaklarına yapışır, bir sonraki çiçeğe uçtuğunda tozlaşma da sağlanmış olur, tepe yamaçları renk renk çiçeklerle dolar. İş adamı da genellikle kâr peşinde koşar, bunu yaparken, diğer insanlara inanılmaz kişisel büyüme olanakları getirebilecek, hayat kalitelerini yükseltecek istihdam olanakları yaratır. İnsanlar hayatlarını kazanmaya çalışırken, çocuklarını üniversitede okutma olanağını kendiliğinden bulurlar. Çocuklar da ilerde doktor, avukat, sanatçı, iş adamı, bilimadamı ve ana-baba olurlar. Bu zincir hiç bitmeyen bir zincirdir.
Amaçlar birer son değildir. Onlar bizim hayatımızın asıl nedeni değildir. Yalnızca odağımızı toparlamamız, yönümüzü seçmemiz için birer araçtır. Amaçlarımızı izlememizin tek nedeni, büyümemizi ve genişlememizi sağlamak içindir.
Amaçlara ulaşmak, uzun vadede bizi mutlu etmeye yetmez. O amaçlara ulaşmak için önünüze çıkan engelleri aşarken değişip kim olduğumuz, size asıl kalıcı doyumu verecek olan şeydir. O halde belki de sormanız gereken kilit soru şu olmalıdır: "Benim bütün bu istediklerimi elde etmek için nasıl bir insan olmam gerekir?" İşte bu soru, belki de kendinize sorabileceğiniz soruların en önemlisidir, çünkü buna vereceğiniz cevap, kişi olarak hangi yöne yöneleceğinizi seçecektir.
Lütfen şimdi bir dakika ayırın, daha önce yazmış olduğunuz tüm amaçlan elde edebilmek için geliştirmeniz gereken karakter özelliklerinin, becerilerin, yeteneklerin, tutumların ve inançların bir listesini yapın. Yazdığınız amaçlara ulaşabilmek için elbette eyleme geçeceksiniz. Ama bu görünmez adanmışlıkları görünür gerçeklere dönüştürebilmek için, sizin kişi olarak hangi niteliklere ihtiyacınız vardır? Devam etmeden önce, şimdi bir iki dakika ayırıp bu paragrafı yazın.
TÜM İSTEDİKLERİMİ ELDE ETMEK NASIL BİR İNSAN OLMALIYIM? İÇİN EN ÖNEMLİ ADIM
Ben yıllar boyunca hep amaçlar seçmiş, ama hiçbirini izleyememiştim. Bir anda ilham bulur, kendime büyük, enerji pompalar, ama üç hafta sonra, yazdıklarımın hiçbirini izlemiyor olduğumu görürdüm. Bir amacı yazmak elbette ki ilk adımdır. Birçok insan onu bile yapmaz. Fikirlerinizi kâğıda dökmek bile, onları daha gerçek hale getirmenin bir başlangıcıdır.
Ama amaçlarınıza ulaşabilmek için yapacağınız şeylerin en önemlisi, daha onları seçerken bile, derhal hız ve hareket yaratmaya başlamaktır. Benim amaçlarımı gerçekleştirmekte benimsediğim önemli kurallardan bana en çok yardımcı olmuş olanı, çok başarılı birinden öğrendiğim kural olmuştur. Önce bir amacı yazacaksın, sonra da o amaca doğru önemli bir adım atmadan asla o bulunduğun yerden uzaklaşmayacaksın, demiştir.
Bölüm 2'de de vurguladığım gibi, önemli karar demek, sizi harekete geçiren, hemen harekete geçiren karar demektir. Dört baş amacınızı seçerken yarattığınız hareket enerjisinden yararlanın. Bu hareketi sürdürmenin en önemli yolu, bu bölümü bitirir bitirmez hemen eyleme geçmektir. Küçücük bir adım bile olsa, bir telefon etmek, bir adanma belirtisi göstermek, ilk planın taslağını hazırlamak bile, sizi ileriye götürecektir. Ondan sonra, ilk on gün boyunca her gün yapabileceğiniz basit şeylerin bir listesini çıkarın. İnanın bana on günlük o küçük adımlar sizde bir alışkanlık zinciri oluşturmaya başlayacak, uzun vadeli başarınızı garantiye alacaktır.
Eğer birinci yıl için kişisel gelişme konusundaki bir numaralı amacınız, diyelim ki jaz dansı öğrenmekse, hemen rehberi alıp sarı sayfalarda bir aramaya girişin. Dans stüdyosunu arayıp program kararlaştırın, gidip kaydolun.
Bir numaralı oyuncak/serüven amacınız, gelecek yıl bir Mercedes-Benz almaksa, satıcıyı arayıp broşür isteyin ya da oraya bugün öğleden sonra uğrayıp bir deneme gezisi yapın. Arabayı hemen bugün almanız gerekir demiyorum. Ama en azından, kaça mal olacağını öğrenir, onu bir sürmüş olur, olası bir adım gerçekleştirirsiniz. Yoğunlaşan isteğiniz, planınızı oluşturmanıza yardımcı olacaktır.
Bir numaralı ekonomik amacınız, yılda 100.000 dolar kazanmaksa, hangi adımları atmanız gerektiğini hemen değerlendirmeye başlayın. Bu tür parayı şu anda kim kazanıyor, kim size bu konudaki etkinlik anahtarlarını öğretebilir? İkinci bir iş daha rnı yapmanız gerekiyor? İstediğinizi elde etmek için size hangi beceriler gerekli? Harcadığınızdan çok biriktirmeye mi başlamalısınız? Aradaki farkı yatırıma yöneltip, ek gelir mi elde etmelisiniz? Yeni bir iş mi kurmalısınız? Hangi kaynakları bir araya getirmeniz lâzım?
Unutmayın, her dört alandaki baş amaçlarınızla ilgili olarak bir şeyler başarma duygusunu her gün, günde en az bir kere hissetmeniz şarttır. İdeal olarak amaçlara sabah bir kere, akşam bir kere bakmak gerekir. Tüm listeyi de en az altı ayda bir gözden geçirip, amaçlarınızın hâlâ hayatî olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Belki yeniden beyin fırtınası uygulayıp daha yeni amaçlar da seçmeniz gerekebilir. Eminim ki hayatınız yeni biçimler aldıkça, o amaçlardan bazılarını çıkarmak, yerlerine yemlerini eklemek isteyeceksiniz.
Uzun vadeli başarı için bir başka önemli nokta daha vardır, o da, ilk seçtiğimiz amaçlara ulaşmadan önce, ondan sonraki, daha yüksek amaçları da seçmemişsek, o ilk amaçlara ulaşmanın büyük mutsuzluk getirebileceğidir. Kendinizi amacınıza yaklaşmış durumda gördüğünüz anda, daha sonraki amaçlarınızı da hemen seçmeniz gerekmektedir. Bunu yapmazsanız hepimizin kaçınmak istediği bir olayı yaşar, rüyanızın üzerine geçiverirsiniz. Hayatta seçtikleri amaca ulaşıp da, "Bu kadarcık mıymış?" diyen insanlarla ilgili yazdan hepimiz okumuşuzdur. Çünkü o vardıkları yerin yukarısında, ulaşmak istedikleri daha başka bir yer görememektedirler.
Bunun klasik bir örneği ömürleri boyunca bir tek amaca, aya ayak basmaya hazırlanmış olan Apollo astronotlarının durumudur. Sonunda bu işi yaptıkları zaman sevinçten kendilerinden geçtiler. Ama dünyaya döndüklerinde içlerinden bazıları duygusal depresyonlara girdi. Artık hayatta başka bir beklentileri kalmamıştı. Aya girmekten daha büyük ne olabilirdi? İmkânsız şeyi yapmış, uzayı gezmişlerdi onlar! Belki de bunun cevabı, zihinlerimizin hiç haritalanmamış iç mekânını araştırmak olabilir. Ya da kalbimizin, ya da ruhumuzun.
Aylar boyunca, hattâ bazen yıllar boyunca düğünlerini planlayan genç kadınlarla ilgili hikâyeler dinlemişimdir. Tüm yaratıcılıklarını, kaynaklarını, hattâ kişiliklerini bu işe yöneltmiş, kusursuz bir peri masalı gibi düğün hazırlamışlardır. Tüm hayalleri ve umutları, ömürlerinde bir kere yaşayacakları o olayın çengeline asılıdır. Düğün bittikten sonra genç gelin, tıpkı astronot gibi, ruhunun çöktüğünü hisseder. Hayatmızın doruk olayının ardından ne yapabilirsiniz? Bu gelinin artık daha ileriye, daha önemli şeylere, bir ilişki geliştirmenin sonu gelmez serüvenine bakması gerekecektir.
İnsanlar en büyük hayallerini gerçekleştirdikten sonra nasıl hâlâ heyecan hissedebilir, nasıl bir başka amaca doğru nişan alabilirler? Uzun süreden beri istedikleri şeye doğru yaklaşırken, hemen kendilerine yeni bir dizi güçlü amaç seçerek tabii. Böyle yapmak bir olayı bitirme duygusunu, yeni bir ilhama doğru yöneltir, büyümeye adanmışlık sürekli bir hale gelir. Bu adanmışlık olmadığı zaman biz yalnızca doyum hissetmemiz için gerekeni yaparız, ama o rahatlık alanının dışına hiç çıkmayız. İşte o zaman dürtülerimizi kaybederiz. Büyüme isteğimizi kaybeder, duraklamaya başlarız. Bazen insanlar fiziksel ölümlerinden çok önce, duygusal ve ruhsal ölümlerle sona ererler.
Bu tuzaktan kurtulmanın yolu nihaî amacın katkı olduğuna inanmaktır. Başkalarına yardım etmenin bir yolunu bulmak... Derin bir sevgi duyduklarımıza yardım etmek. Bu bize ömür boyu ilham verebilir. Zamanlarını, enerjilerini, sermayelerini, yaratıcılıklarını ve adanmışlıklarını vermeye istekli olanlar için dünyada her zaman bir yer vardır.
Örneğin Robin VVilliams'ı düşünün. Bu adamın, ölen arkadaşı John Belushi'ye göre üstünlüğü, hiçbir zaman amaçsız kalmamanın bir yolunu keşfetmiş olmasıdır. Robin'le arkadaşları VVhoopi Goldberg ve Billy Crystal, içlerindeki kaynakları sürekli olarak kullanacak bir misyona adanmış, evsiz barksızlara yardım etmeyi amaç edinmişlerdir. Arnold Schwarzeneger de Özel Olimpiyat konusunda ve Fiziksel Sağlık Başkanlık Konseyi konusunda buna benzer bir duygusal ödül bulmuştur. Bütün bu başarılı insanlar, içten bir katkı kadar büyük dürtü sağlayan hiçbir şey bulunamayacağını öğrenmiş kimselerdir.
Daha sonraki rüyalarınızın sizi sürekli olarak iyileşmeye doğru çekeceğinden emin olun. CANÜ'ye adanmak, ömür boyu mutluluğun evrensel garantisidir. Unutmayın ki çekici bir gelecek, ruhlarımızın besinidir. Sürekli duygusal ve ruhsal büyümeye hepimizin ihtiyacı vardır.
Elinizde size ilham veren amaçlar hazır olduğuna göre, onları sinir sisteminizin içinde gerçek olarak hissedecek biçimde güçlendirmeniz gerekmektedir. O su geçirmez güveni nasıl geliştirirsiniz? İlk önce sizi nelerin engelleyebileceğini daha baştan düşünüp, o engelleri yolunuzun üzerinden kaldırın.
Yola koyulduktan sonra onlarla uğrayacağınız yerde, butemizleme işini şimdi yapın. Ardından, sizi daha yüksek bir standarda bağlı tutacağını bildiğiniz insanlara bu kararınızı söyleyin. Sürekli provalar yaparak nöral otoyollarınızı takviye edin, provaları büyük bir duygu yoğunluğuyla tekrarlayın. Amaçlarınızı capcanlı biçimde tekrar tekrar hayalinizde canlandırın. Görsel, işitsel ve kinestetik unsurları kullanıp onları gerçek haline getirin.
NİHAİ DERS
Bu bölümden alabileceğiniz en önemli ders, dürtü dolu bir geleceğin dinamik bir büyüme duygusu yarattığıdır. Bu olmayınca bizler ancak yarı yarıya yaşıyor sayılırız. Dürtü dolu bir gelecek, hayatımızda bir aksesuar değildir. Bir gerekliliktir. Yalnız başarmamızı değil, aynı zamanda derin bir sevinç duymamızı, katkıda bulunmamızı, hayatın kendisi demek olan büyümeye ulaşmamızı da sağlar.
"Vizyonun olmadığı yerde, insanlar da yok olur..."
ATASÖZÜ
Ülkemizde emekli olduktan sonra üç yıl içinde ölen ne kadar çok sayıda insan olduğunu okumuştum. Bu da bana bir tek şeyi kanıtlıyor, eğer bir şekilde üretiyor ya da katkıda bulunuyor olduğunuzu hissetmezseniz, yaşama isteğiniz kayboluyor. İnsanın hayata sarılmak için bir isteği varsa, sarılır. Hattâ istatistiklere göre çok yaşlı ya da hasta insanlar genellikle bir bayramın ya da tatilin sonuna kadar dayanıyor, ondan sonra oluyorlarmış. Örneğin yılbaşı yaklaşırken, ailenin ziyaretini bekliyorlarsa, o sıra ölmüyor, yılbaşı tatili bittikten sonra oluyorlarmış. Bu yalnız bizim ülkemiz için değil, dünyanın her yanındaki diğer kültürler için de geçerli. Örneğin Çin'de büyük festivallerden önce ölüm oranları düşüyor, festival sonrasında yeniden yükseliyormuş.
Yaşınız ister on sekiz, ister seksen olsun, sizi ileriye doğru güdecek bir şeye her zaman ihtiyacınız var. Aradığınız ilham kendi içinizdedir, sizin bir zorlukla karşılaşıp ya da bir neden bulup onu çağırmanızı beklemektedir. Albay Harlan Sanders onu altmış beş yaşındayken buldu. Eline o ufacık emekli maaşı çeki geldiği zaman. Öfkesi onu eyleme itti. Oysa ilhamı bulmak için bir olayın olmasını beklemek zorunda değiliz. Olayı kendimiz tasarımlayabiliriz.
Komedyen George Burns, dürtü dolu bir geleceğin önemini çok iyi anlamaktadır. Hayat felsefesini özetlemesi istendiğinde şöyle cevap vermiştir: "Sabah sizi yataktan kaldıracak bir şeyiniz olması gerekir. Ben zaten yatakta hiçbir şey yapamam. En önemlisi, insanın bir yönü, gideceği bir yeri olmasıdır." Burns bugün doksan yaşında olduğu halde hâlâ zihnini bilemekte, esprilerini canlı tutmakta, sinema ve televizyon projeleri üstlenmektedir. Geçenlerde duyduğuma göre, 2000 yılı için Londra Palladium'da kendine yer tutmuş. O tarihte 104 yaşında olacak. Bu tür dürtü dolu bir gelecek yaratmaya ne diyorsunuz?
Gücünüzü kullanın. Kendinize ilham vermek için neler yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Bunları yapmanın vakti şimdidir! Bu bölümü şu ana kadar pasif biçimde okudunuzsa, şimdi geri dönüp egzersizleri yapın. Hem çok eğlenceli hem de kolay egzersizlerdir. Önce, başta gelen bir yıllık amaçların listesini oluşturun.
İkincisi, "neden'leri açık seçik ortaya koyun.
Üçüncüsü, on gün boyunca amaçlarınızı her gün gözden geçirip onları elde ettiğinizde yaşayacağınız sevinci prova edin.
Dördüncüsü, kendinize rol modelleri seçin, planınızı gerçekleştirmenize yardım edecek insanlar bulun. Bu adımların hepsi, GAS'ınızı duyarlı hale getirmenize yardım edecek, amaçlarınızı elde etmeniz kolaylaşacaktır. Amaçları sürekli gözden geçirmek, size bir güven duygusu verecek, sizi eyleme itecektir.
Demek ki artık bir sonraki bölüme geçebiliriz. Şimdi de sizinle, yola çıktığınızda sizi durduracak engelleri ortadan kaldırma sırlarını paylaşmak istiyorum. Bunu başarmak için de yapmanız gereken şey...
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Gizliliğinize değer veriyoruz
Bu sitenin çalışmasını sağlamak için temel çerezleri ve deneyiminizi geliştirmek için isteğe bağlı çerezleri kullanıyoruz.