Yazan: Erkan Sarıyıldız
Eveeeeetttt... Yine konumuz ilişkiler... İlişkilerin her an yeni bir mesele yaratma potansiyeli sürdüğü müddetçe yaz yaz, konuş konuş, yaşa yaşa bu konu her zaman gündemde kalacağa benziyor. Her an, her dakika değişen, dinamik bir süreç olduğu ve tek kişilik yaşanmadığı için yüzlerce yıldır herkesin ortak uğraşı ve üretme alanı.
Tam, her şey oturdu, her taş yerini buldu dediğinizde, bir bakıyorsunuz hala en temel alanlarında çok önemli bir sorunla karşılaşıyorsunuz. Nereden çıktı bu diyorsunuz, onu onarıyorsunuz, ardından bir yenisi. Tabii her olayın ardından yaralar, yaraların iyileşme süreçleri, yeni dinamiklerin kurulması, yapının sağlamlaştırma çalışmaları. Biteviye uğraş vereceğiniz bir alan burası. Tek başına olsa kolay ama ilişki için mutlaka sizin dışınızda başkaları giriyor hayatınıza. Kişinin kendisi ile bile ilişkisinin ne kadar sorunlara gebe olduğu düşünülürse, iki ayrı BEN’in ortak bir platformda bir süreci yaşamasının, ne kadar kanlı canlı olaylar doğurabileceğini anlarsınız.
İkili ilişkilerde uzun süredir özellikle çok üstünden geçtiğim bir konu beklentiler... Sizin dışınızdaki bir kişinin olması gerekli tanımlamasını zihninize kazıyıp, onun kendi özgür iradesini konu bile etmeden, o tanının içindeki kurallara göre yaşamasını beklemekten bahsediyorum. Bu durumda zaten bir başkası ile ilişki kurulmamış oluyor. İlişkiyi siz ve sizin kafanızdaki sanal kişi ile kuruyorsunuz. Bu yanılsama içinde iken karşınızdaki ne olursa, ne yaparsa yapsın, sizin kafanızdaki kuralları belirlenmiş, sınırları çizilmiş alanda olduğu müddetçe bir sorun oluşmaz. Ama iş bu kadar basit değil. Karşınızdakinin özgür iradesi işin içine girdiğinde, ilk seferinde olmazsa ikinci seferinde mutlaka bir hayal kırıklığı kapıda bekler. Burada olması gerekenler diye belirlediklerinizin ağırlığı aslında sizi tutsak etmiştir. Karşınızdaki kendi istediğini yapar ve bunu yapmakta da özgürdür, çünkü gerçekte ilişki dediğimiz alanlar mahkumiyet alanları değil, herkesin kendisini özgürce yaşayabileceği alanlar olmalıdır. Diyorum da genelde ilişki denildiğinde iki tarafta bir sahiplenme güdüsü belirdiğini de unutmayalım. "Sen benimsin, ben seninim" ile başlar genelde ilişkiler. İşte başladığı anda da ilk yalan söylenmiştir. Sahiplenme, ilişkinin gerçek bir ilişki olmasını engelleyici olan ana konudur.
Çünkü "İlişki birbirini yaşamaktır, sahiplenmek değil."
Eğer kendinizi bir başka varlığa sahip olarak görüyor ve bu çerçevede yaşamak istiyorsanız, kendi yalanınıza kendiniz inanıyorsunuz demektir ki, burada hayata karşı olan dürüstlüğünüzü de sorgulamanız gerekir. Bir yalanı yaşayacağınıza, gerçek için ölmek daha hayırlıdır.
Siz herhangi birini kendi sahiplenme alanınızın içinde ne kadar tutmaya çalışırsanız çalışın, bir gün gelecek o kişi de kendi özerkliği konusunda savaşını vermek isteyecektir.
