önyargı

shamanic

Administrators, ♥Ozlem Şahin ♥
20
HD RANK
Katılım
7 Şubat 2007
Mesajlar
5,030
Reaksiyon puanı
61
Puanları
0
Konum
istanbul
insan ilişkilerinde bir zehir: önyargı



özürlü 8 çocuğu olan ve frengi hastası hamile bir kadına rastlasaydınız,
ona kürtaj olmasını tavsiye eder miydiniz? bu sorunun yanıtını vermeden (cevap içinizde saklı kalsın şimdilik )
önce aşaıdaki soruyu okuyun.




şimdi bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek.

işte 3 aday hakkındaki gerçekler:

1. aday: sahtekar siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara inanıyor.
iki metresi olmuş. paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak martini
içiyor.


2. aday: iki kere işten atılmış, öğlene kadar uyuyor. üniversitedeyken
uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski içiyor.


3. aday: madalya almış bir savaş kahramanı. vejetaryen, sigara içmiyor.
nadiren bira içiyor ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.




tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu?


önce karar verin.




kopya çekmek yok.





daha sonra aşaıdaki yanıta bakın!

...........
...........
...........





1. aday: franklin d. roosevelt




2. aday: winston churchill







3. aday: adolf hitler







ve bu arada... kürtaj sorusuna eğer evet dediyseniz,
beethoven'ı öldürdünüz!
 
Ynt: önyargı analizi

önyargı / kalıpyargı

önyargı nedir?

ön yargı bir tutumdur.
bir grup insana ilişkin adil olmayan, hoşgörüsüz ya da aleyhte bir görüştür.
diğer tutumlar gibi 3 bileşeni vardır.inançlar duygular ve davranışsal eğilimler.
önyargıya dayalı tutumlar genellikle hoşnutsuzluk, korku, kin veya nefret gibi katı duygularla yüklüdür

önyargının kaynakları

engellenme ve saldırganlık kuramına göre,önyargılar sosyal statüsü düşük olan grupların yaşadığı engellemelerden kaynaklanır.
bu kişiler öfke ve düşmanlık duygularını başkalarına hatta kendilerinden daha düşük statüde kişilere karşı önyargılı tutumlar şeklinde gösterirler

bir başka kurama göre ise, önyargının temel kaynağı bazı kişilik özellikleridir.bağnaz ya da yetkeci yani körü körüne,
tartışmadan sorgulamadan gelenek ve kurallara uymayı yeğleyen bunlara uymayanlara da düşmanlık besleyen aşırı tutucu kişiler de önyargı daha baskındır.
önyargı onların yaşama kuşkucu ve güvensiz yaklaşımlarının bir ifadesidir


önyargının içerikleri değişik olabilir.
örneğin cinsiyete ilişkin önyargılar daha çok iş, güç ve duygusal boyuttaki sözcükleri içerirken kayserili veya yahudi önyargısı ticari zekaya ilişkin sözcüklerden , entelektüel önyargısı da bir takım ilgi, merak ve faaliyetleri çağrıştıran sözcüklerden oluşabilir.
“kadınlar sosyal zekaları yüksek çabuk heyecanlanan, ev işi yapan insanlardır”
“kayserililer ticari alanda başarılıdırlar”
“entellektüeller bir çok alana ilgi duyan marjinal tiplerdir.”

önyargılara ilişkin alt kategoriler de bulunur.
kadın kategorisinin altında ev kadını –anne-iş kadını-sekreter gibi alt kategoriler söz konusudur.
şefkatli,zayıf, edilgen özelliklerden oluşan kadın ön yargısına sahip biri, bir grup kadının evini barkını bırakıp başka bir yere savaşmaya gittiğini duyarsa “amazon “alt kategorisini geliştirir.(amazon=savaşçı kadın)


önyargıları nasıl azaltabiliriz?

insanlar kendilerine benzeyen kişilerden hoşlanma eğilimindedirler
buna dayanarak kendilerinin reddettikleri gruplara ne kadar benzedikleri hatırlatılarak önyargı azaltılabilir.
gruplar arası gerilimi azaltmak için gruplar bir araya getirilmelidir.
bireyler diğer grup üyeleriyle birebir ilişki kurmalıdırlar.
gruplar yarışmak için değil işbirliği için bir araya gelmelidir.
sosyal normlar temas kurmayı özendirmelidir.
 
Ynt: önyargı

ön yargı bireyin toplumsal olaylardan tutunda bireysel davranışlara ve hatta çoğunluklada bireyin kişilik,
ahlaki yapısı yanında ideolojisi yönünde de araştırma yapmadan ona kendisini ifade etme hakkı tanımadan bir yargıya varmak olarak tanımlayabiliriz.

toplumda ilişkilerimizi farkında olmadan bir çok önyargılar belirler.
çoğu zaman önyargı ile mantığımız arasında çatışır dururuz.

önyargılar öylesine gelişmiş ve öylesine yerleşmiştir ki bunun bilimsel tanımlamaları da yapılmıştır.
kriminoloji bu ilimlerden birisidir. kriminolojide suçluların şuç işleme eğilimleri incelenirken suça yatkınlığı sınıflandırılmış,
insanların fiziki yapılarına göre suç işleme eğilimleri irdelenmiştir.
hatta hangi fiziki yapıda (boy, kilo, vs gibi) hangi suçlara yatkın olduğu anlatılmaya çalışılmıştır.
bir takım yargıları bilimsel olarak kabul etmek bazı tipleri baştan suça meyilli kabul ederek
belki de onları yaradılıştan gelen fiziki yapılarını kendileri aleyhine bir durummuş gibi göstermek mümkün değildir.
bu ne kadar bilimsel bir vakıa olarak görülse de temelinde insanların ortak önyargılarından oluşmuş kanaatlardır.

mutlaka insanlar yaşadığı sürece bir çok tecrübeler edinecektir.
bir takım davranış şekillerinden bir takım kanatlara ulaşacak ona göre tedbirli davranacaktır.
ancak bunları bir fobi olarak ortaya konması insanın yaşantısında bir çok olumsuzluklara yol açacaktır.

bazı insanların önyargıları öylesine katı kurallar içerir ki bunu kendisinin diğer insanlardan ayıran bir üstünlük bir özellik olarak gösterebilir.
bu önyargılarını altıncı his olarak insanlara sunabilir.

aslında önyargılar insan ilişkilerini olumsuz etkileyen psikolojik bir vakıadır.
kanaatimce insanlarda önyargının bu kadar gelişmesinin arkasında değişimlere dışarıdan gelecek akımlara kendisini kapatmak bazen belli bir konuda,
bazen ideolojik düşünce biçimini koruma içgüdüsünde yatmaktadır.

insanlar değişimden çoğunlukla değişmekten korkarlar.
değişimi bir acziyet olarak olarak görebilirler.
salt kendi doğrularına inanırlar dışarıdan gelecek akımlara karşı da en büyük silahı kendi dünyasında oluşturduğu önyargılardır.

toplumumuzda insanların oluşturduğu bu önyargılar çoğu zaman kamplaşmaları da tetikler.

önyargıları olumlu önyargılar ve olumsuz ön yargılar olarak ikiye ayırmak mümkündür.

kendi düşüncemizde kendi yaşantı tarzımıza yakın ve hayat felsefesi bizimle uyumlu olan kişilere karşı önyargılarımız tamamen olumludur.
bu önyargılarımız sayesinde bu kişilerin davranış şekillerini sorgulama, mantık süzgecinden geçirme gereğini duymadığımız gibi olumsuzlukları da görmeyiz.
çünkü onu eleştirmek insanın kendisini eleştirmesi , onu yargılamak kendisini yargılamak olarak görülür.

çoğu zamanda bu önyargılarımız sayesinde körü körüne olumsuzlukları savunur dururuz.
bu durum ise toplumda sağlıklı ilişki kurmamızı güçleştirir.
aynı şekilde düşünen aynı şekilde yaşayan aynı şekilde hayat felsefesine inan insanlar birbirlerinin söylediğini tekrarlayarak
tatmin olurlar farklı görüş ve düşüncelere kapalıdırlar.

bir de olumsuz önyargılar vardır. bu tür önyargılar çok tehlikelidir.
insan bu önyargıları ile etrafına öyle bir duvar örer ki ne kendisi bu duvarı aşarak önyargılı olduğu kişilere ulaşabilir
ne de o kişilerin kendisine ulaşmasına izin verir.

bu tür olumsuz önyargıların fazla olduğu toplumlarda labirentler arasında dolaşan aynı havayı teneffüs eden
aynı ortamı paylaşan insanlar birbirlerini görmezler birbirlerinin çoğu zaman farkında bile değillerdir.
bu durum ise sağlıklı bir toplum oluşmasını engeller.

kanaatimce olması gereken mümkün olduğu kadar önyargılardan kurtulmak, ördüğümüz duvarları kaldırarak insanların bizi anlamasını
ve bizim onları anlamamıza imkan sağlamak gerekir.

insanları dinlemek insanlığın bir erdemidir.

bir deyiş vardır : “insanlar konuşa konuşa hayvanlar koklaşa koklaşa” .

konuşmaktan korkmamak gerektiği gibi karşıdaki şahısları da dinlemekten kokmamak gerekir.
insanların farklı oldukları yüzde birlik bir farka takılıp sürekli bunu öne çıkararak bunu tartışma konusu yapmaktansa
yüzde doksan dokuz paydada yani ortak paydamızda o yüzde birlik farklılığımıza saygı duyarak bir arada bulunmak daha doğru olacaktır.

insan var oldukça önyargılar olacaktır. ama bunu asgari de tutmak bizim elimizdedir.

hüseyin tuztaş tan alıntıdır...
 
Ynt: önyargı

canım çok güzel konuya değinmişsin bu önyargılardan başımıza gelmiyen kalmıyor. sen kadınsın, sen çocuksun, sen bilmezsin, vs....
ben kendi bir özelliğimi seviyorum(mütevazı olamıyacağım) insanlara ve olaylara bakarken ön yargıyla değilde onları ve olayları ne olduğunu anladıktan sonra
karar veririm. ttli3 bu bana çok şeyler katıyor.

sevgiyle kal kiss3
 
Ynt: önyargı

harika olmuşş..tabi aşağıdaki sorduğun sorulara verdiğim yanıtlarla ne kadar önyargılıyım anladım..beethoven'ı öldürdüm.. agl34
dünya liderliğine de adolf hitler i seçtim... 789569
manzaraya bakar mısın...şimdide gülüyorum kendime..ama iyi oldu bu...teşekkür ederim..bazı şeyleri daha iyi değerlendirmenin zamanı geldi de geçiyor bile...
 
Ynt: önyargı

betoven yasiyor allaha sukurler olsun. ama hitleri sectim vay adama bak ya savas kahramanindanda zaten hitler cikar ehuehuehue
 
Ynt: önyargı

tüm varlıklar sevilmeyi hak ediyor ve çok güzel amaçları var...
hiç bir insana, hayvana, birtiye, hiç bir varlığa karşı önyargılı olmamalıyız... wave
 
Ynt: önyargı

o kadar aanlattım bu jüri benim yazılarımı okumamış arkadaşlar....

adam sahneye çıkıyor ve bir opera söylemek istediğini söylüyor...
benim yazılarımı takip etmeyen jüri adama öyle bir bakıyorki.. benim bile yüreğimi acıttılar...


cep telefonu satıcısı olan yarışmacı adamın hayali opera söylemek...
bozuk dişleri ve telefon satıcısı kimliğine bakan jüri oldukça ön yargılı...

ama adamın dinlediği tutkusunun sesi okuduğu nessun dorma ..
ASKIMTATLI%20(1).gif


ben çok etkilendim umarım sizde beğenirsizniz... hep baraber kaldıysa bile azıcık bir önyargınız bir kenera bırakmanız dileğiyle sevgiler...

http://www.youtube.com/watch?v=1k08yxu57NA
 
Ynt: önyargı

haklısın shamanic bende geçenlerde bir haber programında izlemiştim bunu...
ve inanılmaz etkilenmiştim...ve jüriyede çok kızmıştım.... kizgin1 kizgin1 kizgin1

amaaa ...nasılda dumur oluyorlar sonradan dimi... partysmiley

içime soğuk sular serpildi.... khkh56
 
Ynt: önyargı

shamanic öncelikle paylaşım için teşekkürler.çok güzeldi ve bende anladım ki ön yargı insanlarda mutlaka var ama kişiden kişiye şekli ve dozu değişiyo.beni buraya yönlerdirdiğin topikte ön yargılı olmadığımı yazmıştım ama süper pozitif bir insan olduğumu elbette söyleyemicem sadece ileri düzeyde önyargılara sahip değilim.

balkan ' Alıntı:
canım çok güzel konuya değinmişsin bu önyargılardan başımıza gelmiyen kalmıyor. sen kadınsın, sen çocuksun, sen bilmezsin, vs....
ben kendi bir özelliğimi seviyorum(mütevazı olamıyacağım) insanlara ve olaylara bakarken ön yargıyla değilde onları ve olayları ne olduğunu anladıktan sonra
karar veririm. ttli3 bu bana çok şeyler katıyor.

sevgiyle kal kiss3

arkadaşın söylediği gibi bende bir müddet bekleyip benim için yeterli verileri elde ettikten sonra karar vermeye çalışırım.tabiki içimizde bir takım fikiler önyargılar oluşuyor ama bunları hemen dışa vurmak yerine sakin adımlarla davranmak karşımızdakileride incitmememizi sağlayacaktır.
son olarakta testi değerlendirmek istiyorum.kişi kendisine sunulan bilgilerle değerlendirme yapmak zorunda bırakılıyo ve başka hiçbir veriye sahip değil yani eğer adayları daha çok tanıma olanağı olsaydı başka sonuçlar elde edilebileceğine eminim fakat 2 aday için sadece olmusuz 1 aday için olumlu yönler ortaya sürülmüş buda inanların Hittleri seçmesine sebep oluyo.reklam nasıl yapılırsa değerlenirmede ona göre olur.
 
Ynt: önyargı

bir ogrencimin bana ogrettikleri

yazan: dogan cuceloglu

kaliforniya'' da long beach sehrindeki eyalet universitesi'' nde ogretim uyesi olarak ders verirken,
ayni somestrde benim iki dersimi alan bir kiz ogrencim dikkatimi cekmeye baslamisti.

bu genc bayanin su ozelliklerinin farkina varmistim: her seyden once cok guzel bir kizdi;
gozum gayri ihtiyari ona gidiyordu. ıkinci olarak cok iyi bir ogrenciydi; butun sinav ve odevlerde en yuksek notu o aliyordu.
ayrica, cok hanimefendi, cok nezih bir kisiligi vardi. bolumun bir pikniginde kiz ogrencimin nisanlisiyla tanistim ve itiraf edeyim,
ilk aklimdan gecen, "armudun iyisini ayilar yer" dusuncesi oldu. yukarida ozelliklerini saydigim o guzel kizin bana tanistirdigi erkek,
yirmi yedi-yirmi sekiz yaslarinda, saci biraz dokulmus, sisman denecek kadar toplu, cirkin, kisa boylu biriydi.

bu kisiye parasi icin yuz vermis olabilecegini dusundum. daha sonra ogrendim ki, bu genc adamin parasal gucu yok;
baska bir universitenin psıkolojik danismanlik bolumunde doktora ogrencisi olarak okula devam ediyor ve
ileride akademisyen olarak kariyer yapip profesor olmak istiyor.

acaba benim guzel ogrencim bu adamda ne bulmustu? bir hafta sonra ders cikisi koridorda ogrencimin yanina yaklastim
ve sally adiyla anacagim ogrencimle aramizda soyle bir konusma gecti:

"sally, nisanlinla nasil tanistiginizi merak ediyorum?

"bir kilise faaliyetinde ayni komitede calistik; o zaman tanidim kendisini "

"nesi seni etkiledi; hangi ozelliklerini sevdin?

sally, bir amerikali olarak bu soruyu hic beklemiyordu. amerikan kulturunde,
bu tur sorular kisinin mahremiyetine tecavuz olarak kabul edildiginden pek sorulmaz.
amerikan kulturune gore ben o anda sally''nin mahremiyetine ''burnumu sokuyordum.''

saskinligi gecince cok icten, gozlerinin ici gulerek, "o sahane bir insan; o benim kahramanim!
ben ondan cok seyler ogrendim" dedi.

o anda ilk hissettigim sey kiskanclik duygusu oldu. guzel bir kadinin erkegine, "sen benim kahramanimsin"
duygusu icinde bakmasinin erkege verilmis en buyuk hediye oldugunu hissettim ve anladim.
bu hediyeyi, hayatim boyunca hic almadigimi biliyordum ve o kisiyi kiskandim.

"nasil yani?" dedim.

"frank bir yetimhanede buyumus. yetim olmanin ne demek oldugunu bildigi icin, universite ogrencisi olunca,
yetimhaneden iki cocuga agabeylik yapma karari almis. haftada on saatini onlara ayiriyor; onlarla bulusup oynuyor,
kitap okuyor, onlari muzeye goturuyor. onlarin iyi gelismesi icin elinden geleni yapiyor. biri ameliyat oldu, hastanede yatiyor
ve frank simdi aksamlari hastanede kaliyor, geceleri ona bakiyor."

yuzume tokat yemis gibi oldum. utandim. kendime kizdim. ben guya en yuksek egitim duzeyine gelmis biriydim ve karsimdakini
hala dis gorunuse gore yargiliyor ve onu "ayi" olarak goruyordum. ıcimdeki pislikten utandim. bir sure sonra sally''nin icinde
yetistigi aile ortamini merak etmeye basladim. soyle bir mantik yuruttum: o adama baktigim zaman ben neden, ''armudun
iyisini ayilar yer'' diye dusundum? cunku ben, icinde yetistigim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak buyumustum.
ıcinde yetistigim ortam beni nasil etkilemisse, sally''nin icinde yetistigi ortam da onu oyle etkilemis olmaliydi.

birkac hafta sonra sally''e, ailesinin nerede oturdugunu sordum. los angeles''in uc yuz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmis .
onun ailesiyle tanismak istedigimi, bunu mumkun olup olamayacagini sordum. "kendilerine bir sorayim, eminim sizinle tanismak isteyeceklerdir, "
dedi ve iki gun sonra, "ailemle konustum; sizinle tanismaktan mutlu olacaklarini soylediler," dedi. dort-bes hafta sonra san francisco''ya gidecektim,
sally''nin ailesinin yasadigi kasaba yolumun ustundeydi, onlara ugrayabilir, onlarla tanistiktan sonra yoluma devam edebilirdim.

bu planimi sally''e soyledigimde sally, "o gun ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz, " dedi. ailesine haber verdi.
onlar da sabah kahvaltisina gelmemizi soylemisler. long beach''ten sabahin altisinda yola ciktik ve dokuz bucuk civarinda
sally''nin agabeyi brian''in evine vardik. sally''nin babasi george orada bulusmamizi uygun gormus. cok guleryuzlu bir aileydi.

brian''in, en ufagi dort yas civarinda dort cocugu vardi.

ziyaret ettigim bu guleryuzlu sicak ailede, iki olay gercekten dikkatimi cekti. bunlardan ilki, sally''nin babasi george''un
torunlariyla konusurken onlarin goz hizalarina inmesiydi. bunu o kadar dogal yapiyordu ki, artik farkina varilmadan yapilan bir davranis oldugu belliydi.
sally''ye, babasinin torunlariyla hep boyle mi konustugunu sordum.
"evet" yanitini alinca, kendisi cocukken de babasinin, onunla goz hizasina inerek mi konustugunu sordum.
"evet, biz boyle biliyoruz. agabeyim brian da cocuklariyla boyle konusur; ben de kendi cocuklarimla boyle konusacagim.
biz boyle biliyoruz", dedi. tuylerim diken diken oldu. ben universite ogretim uyesiydim ve insan psıkolojisi benim uzmanlik alanimdi
ama uc cocugumdan hicbiriyle goz hizasina inerek konustugumu hatirlamiyordum. kendime kizdim; sonra kendime kizmaktan da vazgectim,
beni yetistirenlere kizdim. sonra onlara kizmaktan da vazgectim ve butun nesilleri yetistiren kultur ortamina kizdim. daha sonra kimseye
kizmayacagimi anlayarak, oradaki ogrenme firsatindan yararlanmaya karar verdim. torunlarinin onunde diz cokerek konusan dede george''a "beyefendi,
cocuklarin goz hizasina inerek konusuyorsunuz! " dedim. bana biraz saskinlikla gulumseyerek, "tabii, onlar kucuk insanlar!" yanitini verdi.
oyle bir bakisi vardi ki, bu bakis sanki ''bu kadar dogal bir sey ki, herhalde bunu herkes yapiyordur; sen yapmiyor musun?'' diyordu.

o bakisa karsi butun yaptigim, mahcup bir gulumseme oldu.

bu guleryuzlu sicak ailede dikkatimi ceken ikinci olay, sally''nin agabeyi brian''in davranisi oldu. brian, pasifik ulkeleriyle ticaret yapan,
oldukca varlikli biriydi. evlerinin buyuklugunden, yuzme havuzundan, ciftliklerinden, arabalarinin turunden ailenin zenginligi belli oluyordu.
kahvaltidan sonra saat on bir dolaylarinda telefon caldi ve brian bir sure telefonla konustu. ofisten ariyorlarmis, koreli bir isadami los anegeles''ta imis,
kendisiyle gorusmek icin helikopterle saat 14''te gelmek istiyormus. baska bir randevusu oldugunu soyleyerek bu teklifi reddetmis olan brian,
bize durumu soyle acikladi: ''dort cocugum var ve her hafta biriyle dort saat basbasa geciririm. bugun dort yasindaki kizim mary''le randevum var.
cocuklar cok cabuk buyuyorlar, eger dikkat etmezsen, bir bakiyorsun, buyumusler ve onlarla beraber zaman gecirme olanagi kaybolmus.

brian''in yasam vizyonunu sormadim, ama davranisindan nelere oncelik verdigi belli oluyordu. brian icin cocuklari suphesiz en az isi kadar onemliydi.
brian''in yasaminda bununla ilgili bir pismanlik duygusu, bir ''keske'' olmayacak.

sally''e sordum: "baban seninle randevulasir miydi?"

"evet", dedi, "yalniz benimle degil, her cocuguyla sirasiyla basbasa zaman gecirirdi. ve ilave etti, "biz boyle gorduk, boyle biliyoruz.
benim cocugumun da babasi boyle yapacak!". gulumseyerek, "nereden biliyorsun?" diye sordum.

"biz frank''le konustuk" diye cevap verdi. yine icim ciz etti. daha dogmadan cocugun gelisme ortamiyla ilgili bir bilinc olusmustu.

kendi cocuklarima icim yandi. evlenmeden onceki bilincimi, kafamin karmasıkligini, evlendigim kiza ettigim eziyetleri ve ondan da acisi,
kendi yavrularima cektirdigim acilari dusundum. biraz daha dusununce kendimin de aci cektigini anladim ve bu sefer kendi cocukluguma icim yandi.
daha sonra babamin, anamin cocukluguna icim yandi. ve son durak olarak ulkemin tum cocuklarina icim yandi.

yine kimseye kizamayacagimi anlayinca, ''bundan sonra ne yapabilirimle ilgili dusunmeye karar verdim. ıste degerli okurum; yazdigim kitaplar,
verdigim seminerler, hazirladigim televizyon programlari, ''ne yapabilirim? '' sorusuna verdigim yanitlarin ogeleridir. sally''nin icinde yetistigi ortami gormus
ve anlamis biri olarak onun davranislarina simdi daha iyi anlam verebiliyorum. sally, icinde yetistigi ailede, varolusun bes boyutunu da doya doya yasayabilmisti.
cocugun hizasina inerek onunla goz goze konustugunuz zaman cocuk, ''sen varsin, sen dogalsin, sen degerlisin, sen guclusun ve sen sevilmeye layiksin'',
mesaji alir ve cocugun can''i beslenir.

cocuguyla randevusuna sadik kalan baba, ''seninle zaman gecirmek istiyorum, seni ozledim'', mesajini guclu olarak verir.
cocuk bu mesaji zihinsel olarak degil, sezgisel olarak alir ve aldigi bu sezgisel mesajlar sayesinde cocugun hamuru, ''ben sevilmeye layik biriyim!'' diye yogrulur.

bir ana babanin cocuklarina verebilecegi en buyuk miras, varolusun bes boyutunda beslenmis ve buna inanmis guclu bir can''dir...


 
Önyargılımısınız

ÖN YARGI


Toplumumuzda yaşanan sorunların ana nedenlerinden biri, insanların yeterli bilgiye sahip olmadan olayları yorumlamasıdır.

Önyargı, aşağıdaki gibi tarif edilebilir;

Bir kimseyle veya herhangi bir şeyle ilgili olarak, belirli bir olaya, duruma, ya da görmeye dayanan, önceden edinilmiş kanıya varmak, veya bir kişinin herhangi bir konuda yeterli kanıta dayanmayan, olumlu ya da olumsuz yargısı.

Önyargıya görsel olarak bir örnek verelim.

Aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın, ilk baktığınızda ne görüyorsunuz?...
 
ÖNYARGI-KALIPLARI

ÖNYARGI NEDİR ???

Önyargı bir tutumdur.
Bir grup insana ilişkin adil olmayan, hoşgörüsüz ya da aleyhte bir görüştür.
Diğer tutumlar gibi 3 bileşeni vardır.İnançlar duygular ve davranışsal eğilimler.
Önyargıya dayalı tutumlar genellikle hoşnutsuzluk, korku, kin veya nefret gibi katı duygularla yüklüdür.

ÖNYARGININ KAYNAKLARI NELERDİR ???

Bir başka kurama göre ise, önyargının temel kaynağı bazı kişilik özellikleridir.Bağnaz ya da yetkeci yani körü körüne, tartışmadan sorgulamadan gelenek ve kurallara uymayı yeğleyen bunlara uymayanlara da düşmanlık besleyen aşırı tutucu kişiler de önyargı daha baskındır.
Önyargı onların yaşama kuşkucu ve güvensiz yaklaşımlarının bir ifadesidir.

Önyargının içerikleri değişik olabilir.
Örneğin cinsiyete ilişkin önyargılar daha çok iş, güç ve duygusal boyuttaki sözcükleri içerirken Kayserili veya Yahudi önyargısı ticari zekaya ilişkin sözcüklerden , entelektüel önyargısı da bir takım ilgi, merak ve faaliyetleri çağrıştıran sözcüklerden oluşabilir.
�Kadınlar sosyal zekaları yüksek çabuk heyecanlanan, ev işi yapan insanlardır�
�Kayserililer ticari alanda başarılıdırlar�
�Entellektüeller bir çok alana ilgi duyan marjinal tiplerdir.�

Önyargılara ilişkin alt kategoriler de bulunur.
Kadın kategorisinin altında ev kadını �anne-iş kadını-sekreter gibi alt kategoriler söz konusudur.
Şefkatli,zayıf, edilgen özelliklerden oluşan kadın ön yargısına sahip biri, bir grup kadının evini barkını bırakıp başka bir yere savaşmaya gittiğini duyarsa �amazon �alt kategorisini geliştirir.(amazon=savaşçı kadın

ÖNYARGILARI NASIL AZALTABİLİRİZ
İnsanlar kendilerine benzeyen kişilerden hoşlanma eğilimindedirler buna dayanarak kendilerinin reddettikleri gruplara ne kadar benzedikleri hatırlatılarak önyargı azaltılabilir.
Gruplar arası gerilimi azaltmak için gruplar bir araya getirilmelidir.
Bireyler diğer grup üyeleriyle birebir ilişki kurmalıdırlar.
Gruplar yarışmak için değil işbirliği için bir araya gelmelidir.
Sosyal normlar temas kurmayı özendirmelidir
 
PİRE DENEYİ...


Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkansız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar�
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler.Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler.Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar.

Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler.Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar! Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı �hayat dersi�ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar.

Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cm�den fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına �cam tavan sendromu� denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir. İnsan inandığına denktir. Yapabileceği düşündüğü kadardır, yapamıyabileceği ise önyargısı kadardır...
 
Cevap: Önyargılımısınız

Guzel paylasim, ben At kafasi goruyorum.
 
Cevap: Önyargılımısınız

Bende kurbaga
 
Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, yasaya aykırı yada telif hakkı içeren paylaşımlar BURADAN bize ulaşıldığı taktirde, ilgili konu en geç 48 saat içerisinde kaldırılacaktır. Sitemizde Bulunan Videolar YouTube, Facebook, Dailymotion, v.b. video paylaşım sitelerinden alınmaktadır. Telif hakları sorumluluğu bu sitelere aittir. Videoların hiç biri sunucularımızda bulunmamaktadır.
Geri
Üst